Sırf sessizlikten rahatsız olmasın diye ona arada sorular soruyor ya da konuşmaya çalışıyordum ama o beni geçiştirip yemek yemeye devam ediyordu.
En son beni susturup yemek yemenin yüce bir iş olduğundan bahsedip ona saygı duymamız gerektiğini söylemişti. Saygı duymak anlayışıysa susmak ve onu hissederek yemekti.
Tavırlarına sinirden sesli bir şekilde gülüp susarak yemeğe devam etmiştim.
Kendimi bildim bileli mutfakta babamla vakit geçiren biriydim. Hayatımda ilk defa yemek yerken, yemeği yapandan çok yemeğe saygısı olan birini görüyordum.
Biz karşılıklı mümkün olduğu kadar sessiz bir ortamda yemek yerken kapının zili çaldığında bütün büyü bozulmuştu.
En azından onun için. Benim adıma ortada bir büyü yoktu. Hatta bir ara sırf benim önümde limon var ve sarmaya sıktım diye kendi önüne limonu alıp tek tek sarmalara sıkarak yemeye başladığında bütün ciddiyetim gitmiş kendimi gülmemek için kasmıştım.
Zil sesi bir kez daha evimin içinde yankılandığında bu sesin beni ne derece rahatsız edebileceğine ilk gün şahit olduğum için Edward'ı mutfakta bırakıp kapının önüne kadar ilerlemiş, direkt kapı kolunu aşağıya indirip kapıyı açıp kendime çekmiştim.
Karşımda çok sevgi değer karşı komşum vardı.
Ve elinde kalpli bir kutu.
Ona bakıp elindekini işaret edip kaşlarımı çattığımda bir an için acaba dün yaşananlar adına pişman olup özür dilemeye geldiğini bunu da eli boş yapmamak için hediye aldığını filan sanmıştım.