"Sen şefsin!"
"Eğer babamın bir pastanesi olmasaydı ne bu kadar bilgim olurdu ne de gastronomi okurdum. Ben insanlarla iletişim kurmayı seviyorum."
Hatta onlardan ilham alıp resim çizmeyi, mutluluklarını görüp ona göre yemek yapmayı ve karamsar insanların yanına gidip onları birazda olsa mutlu edecek konulardan konuşmayı. Ben bunları yapmayı seviyorum.
Bakışlarına çöken kararsızlıkla gözlerini yumup tekrar açtı.
"Bu gerçekten bir şaka olmalı. Şura bak... Sen garson olamayacak kadar niteliklisin."
"Daha önce hiç bilgisayar mühendisi olan bir garson gördün mü?"
Başını olumsuz anlamda salladı.
"Ben gördüm. Bak buralarda işler nasıl yürüyor bilmiyorum. Belki senin bilmediğin çok nitelikli garson vardır. Bunu da bilmiyorum. Tek bildiğim eğer muhtaçsam çalışmak zorundayım."
"O zaman ben de ders çıkışları senin yanına gelip sana destek olurum. Hem okulum buraya yakın."
Ellerimi yanaklarına yerleştirip gözyaşlarını temizledim. Böylesi ikimiz içinde güzel olacaktı.
Eva bileklerimin üstüne ellerini yerleştirip sevgiye muhtaçmış gibi bakmıştı. Elleriyle ellerimi aşağıya indirip kollarını boynuma sardığında yalancı öksürük sesi kulağıma geldi.
"Aşka bak. Biz seninle asla böyle olamayacağız David."
Ses bir yerden tanıdık geldiği için afallamıştım.
Eva'nın sesli bir şekilde kulağıma doğru güldüğünü duyunca kollarının arasından çıkıp arkama baktım.
Edward ve cümle içinde hitap ettiği kişi yani David. Yan yana durmuş bize doğru bakıyorlardı.
Edward'ın gözleri Eva'dan bana kaydığında sanki öylesine biriymişim gibi tekrar Eva'ya bakıp ardından aniden bir daha bana bakmıştı.