KAÇAMAK ❤️🔥
Ben unutamamıştım ve yıllarca yaşadığım yeri terk ederek bilmediğim bir yere gitmiştim. Oradan da kaçmak isteyip bu sefer tekrar çocukluğumun büyüdüğü sokaklara gelmiştim.
"Sude! Hadi gel dans et." Düşüncelerimin arasından sıyrılarak dans eden Elif'e baktım. "Geliyorum." Oturduğum sandalyeden kalkarak dans pistine gittim. Kim derdi ki hikayem böyle başlayacak diye?
Azıcık dans iyi gelebilirdi belki düşüncelerime. Dans eden insanların arasından geçerek Elif'in yanına geçtim. "Çok güzel!" Elif sarhoş bir halde dans ederken gülümseyerek kıvırtmaya başladı. Edepli biriydim ama sanırım düşüncelerim edebi yok ediyordu.
Veya yaşadıklarım...
Ellerimi açık, dalgalı saçlarımın arasına daldırarak gözlerimi kapattım. Belim yavaş yavaş kıvrak hareketlerle bir sağa bir sola kayarken yüzümde küçük bir tebessüm oluştu.
En son okuduğum kitapta bir kız dans ederken adam arkadan sarılmıştı. Bu çok terbiyesizce bir hareketti ama hoşuma gitmişti. İçimde yatan o kızı çok merak etsem bile yapabilir miydim bilmiyordum.
"Sude, ben bir yakışıklı buldum, hemen yanına gidiyorum!" Dediği şeye gülerek kahkaha attım. "Koş." diye karşılık verince kendimi bozmadan dans etmeye devam ediyordum.
Elif nişanlıydı ve yanına gelen nişanlısının yanına koşarak gitmişti, bundan emindim. Deli kız nişanlısına yakışıklı derdi...
Benim sevgilim var mıydı? Evet, oldukça şerefsiz birisiydi ama mecbur onunla birlikteydim.
Saniyeler sonra şarkı yavaşlarken gözlerimi açtım. İnsanlar yavaşça dağılırken gözlerim özel locada oturan siyah takım elbiseli adama kaydı. Adam da bana bakarken merakla dikkat kesildim. Acaba ne zamandan beri beni izliyordu?
Yüzünü tam göremesem de adam geriye yaslanarak bana odaklanınca utanarak bedenimi diğer insanların arasına sakladım. Bu kadarı fazlaydı.
Adam inat yana kayınca tekrar beni görür pozisyona geldi. Vücudum adamın bakışlarından tahrik olunca kendime kızarak dansıma odaklanmaya çalıştım. Keşke bu kadar içmeseydim!
Şarkının ritmine göre kıvırtırken yavaş yavaş şarkının sonuna doğru geliyorduk. İnsanlar yavaş yavaş dağılmaya başlarken benimle beraber üç, beş kişi kalmıştı.
Cesaretim giderek yok olurken kendime cesaret vermek adına elimi saçlarımdan indirerek belime sardım ve uzun saten elbisemi avuçlarımın içinde buruşturarak yukarı çektim. Belimi iyice kıvırarak boynumu açığa çıkartınca şarkı yavaş yavaş durdu. Hareketlerim de şarkıyla yavaşlayarak son buldu.
Yüzümdeki ufak tebessümle, "Sanırım bu günlük bu kadardı." Adım atarak öne çıkınca bar kısmında masaya bıraktığım çantamı almaya gittim. Gözlerim Can'a kayınca gözleri açık giyinen kızların bacaklarını seyrediyordu.
Masaya uzanarak çantamı aldım. "Ben gidiyorum, sana kolay gelsin." Can yüzüme bakınca ona aldırmadan çıkışa doğru yürümeye başladım. "Sevgilim beni bekle." Ardımdan seslenerek gelirken yüzümde ufak bir tebessüm oluştu.
Daha fazla bacak izlemene dayanamam.
Kendimi dışarı atınca o da peşimden çıktı. "Hayatım dur bi'." Can kolumdan tutarak beni kendisine çevirdi. "Efendim?" Zorla konuşarak cevap verdim. "Hadi gel bana geçelim?" Teklifiyle gözlerim büyüdü.
Bir de sık istersen?
Gerçi amacı o şerefsizin.
Ona doğru yaklaşarak elimi beline doladım. Narin ve yavaş dokunuşuma karşılık öylece beklerken yavaşça kulağına doğru yaklaştım. "İnan bana seni çok istiyorum ama..." Bu sırada elim arka cebine giderek cüzdanını yavaşça çıkardı. Cüzdanı kendi cebime atınca yanağına yumuşak bir öpücük bıraktım.
"Ama yakışıklı olduğun kadar sapıksın da bu yüzden bir kadının sana bunu yapması lazım." Bacaklarının arasına sert bir tekme atınca Can iki büklüm oldu. "S**tir!" Çığlık atarak yere yığılınca gülümsedim. "Özür dilerim yanlışlıkla oldu."
Gülerek etrafta kimse var mı diye bakınca gözlerim karanlığın arasında duran bir bedene kaydı.
Bu içeride gördüğüm o adamdı. Bakışları benim üzerimdeydi; vücudumdaki tüyler yavaş yavaş kalkmaya başladı. Bakışlarım onda takılı kalınca...
Adam bana göz kırptı. Olan biten her şeyi görmüş olmalıydı.
Acaba yanına gidip ona kimseye söylememesi gerektiğini tatlı bir dille uyarır mıydım yoksa onu da dövüp kaçmalı mıydım?
Kaçmazsan adam seni polisle beraber... Sude!
İç sesime hak vererek hızlıca arkamı döndüm ve ilerlemeye başladım, umrumda değildi. Caddeye çıkınca çantamdan telefonumu çıkarttım ve Elif'i aradım. Saniyeler sonra telefonu açtı. "Efendim gülüm?" Adrenalin dolu vücudumu sakinleştirerek nefes verdim.
"Anahtarı vermedin?" Elif, nişanlısıyla aynı eve taşınıyordu ve bana ufak bir kıyak yapıp erken gitmişti; bu sayede de kendi kaldığı evini bana teslim etmişti. "Tatlım çantana bıraktım, konumunu da biliyorsun zaten." Derince nefes verdim. "İyi sevişmeler." Elif kısaca güldü. "Sağ ol tatlım."
Telefonu kapatarak taksi tuttum ve ardından doğruca eve gittim. Eve girince mutfağa girerek en kolay yemeği yapmaya başladım.
Makarna!
Makarnayı pişirdikten sonra sosunu da dökünce derince içime çektim.
Misss...
Ev arkadaşıma da bir tabak bırakınca tabağın üstünü peçeteyle kapatarak tezgaha bıraktım. Bu makarna bir buluştu.
Makarnamı alarak sandalyeme oturdum ve yemeye başladım. Ev arkadaşım gece çalıştığından dolayı hâlâ eve gelmemişti ama bu benim için sorun değildi.
Kız kıza anlaşırdık değil mi?
Makarnamı bitirerek odama geçince yatağıma uzandım. "Bu günlük bu kadar yeter. Sabah ev arkadaşımla tanışacağım.
Güneş ışığı gözlerime vurunca esneyerek gözlerimi açtım, ardından bacaklarımı yataktan aşağı sarkıttım. "Ne ara sabah oldu ya?" Hızlıca yataktan kalkarak salona geçince gözlerim koltuğa kaydı. "İnsan bu kadar da dağınık olmaz ki?"
Her şey bir yere uçmuştu sanki.
Ayağımla önümde duran geniş t-shirt'ü köşeye ittirdim. Kız vücut çalışıyordu heralde. Bu kadar geniş t-shirt'ün içine ya vücut çalışan biri girerdi ya da kilolu biri.
Esneyerek elimi ağzıma kapatınca bayık gözlerle lavaboya gitmeye karar verdim. Banyoya varınca kapıyı açarak içeri girdim. Musluğu açarak yüzümü yıkamaya başlayınca arkadan değişik sesler geliyordu. "Sakin ol Sude, ev perili falan değil."
"Perili evde mi varmış?" Duyduğum sesle başımı yukarı kaldırarak aynadan arkama baktım. "Aaa Damon?" Gülümseyerek gördüğüm halüsinasyona aldırmadan tekrar eğildim ve yüzüme su çarptım. Küçük bir kahkaha atarak mırıldandım: "Bari Stefan'ı da getir de üçlü yapalım." Kendi kendime dalga geçerken musluğu kapatarak tekrar doğruldum.
Tekrar aynaya bakınca duşakabinin içinde orada hâlâ biri vardı. Yavaştan bacaklarımın titrediğini hissederken gözlerim büyüdü, yutkunarak kendime bakınca çığlığı bastım.
"Aaağ, imdat! Evimde hırsız var ve sen kesinlikle Damon değilsin!!" Çığlıkla banyodan koşarak doğruca dış kapıya doğru yöneldim.
Sanırım ölecektim?
Tazı gibi dış kapıya doğru koşarken kolumdan tutulmamla kendimi duvarda yaslanmış halde buldum.
Kocaman gözlerle karşımda duran iri adama bakmaya başladım. Yüzüme bir damla su düşünce gözlerim saçlarına kaydı. Islak saçlarından damlayan suların bazıları yüzüme bazıları ise yere düşüyordu.
Şaşkınlıkla ona bakarken o öylece bana bakıyordu. "Ben hırsız falan değilim. Hırsız olsam senin banyona girip de, aa ne güzel banyoymuş bir duş alıp çıkayım demem." Yutkunarak ona bakarken kendime gelerek beni sıkıştırdığı yerden çıkmak istedim ama eliyle kapattı.
Kaşlarımı çatarak tekrar ona baktım. "Belki hırsızın banyosu yoktu da benimkini görünce beğendi, yani beğendin?" Gülümseyerek başını göğe kaldırdı, birkaç saniye bekleyerek yutkununca gözlerim adem elmasındaydı.
Bakışlarım çıplak vücuduna kayınca gözler önüne serdiği kasları yutkunmama sebep oldu. Biraz daha aşağı bakınca kaslarının etrafını saran beyaz havluyla karşılaştım. Adam tekrar bana bakınca direkt gözlerine baktım.
"Hırsız o kadar kötüyse bence ölsün." Zifiri karanlık gözleriyle beni baştan aşağı süzünce ürperdim.
Adamın gözleri üzerimdeki geceliğe kayınca beni baştan aşağı süzdü. Gözleri bana tanıdık gelirken bakışlarının vücudumda takip ettiği yerler ürperiyordu sanki.
"Neden ölsün canım, hırsız da insan?" Tepkimi ortaya koyunca kaşları çatıldı. Başını hafifçe yana yatırınca gözlerim dudaklarına kaydı. Alt dudağı normal kalınlıktayken, üst dudağı hafif inceydi. Karşımdaki adamın dudakları yavaşça gerilince gülümsediğini anlayarak gözlerine baktım.
Bana doğru biraz daha eğilince ellerimi kaldırarak çıplak göğsüne yerleştirdim. "Korkma, ısırmam." Dediği şeyle gülümsedim. "Seni tanımıyorum bile?" Başını dikleştirince gözlerime sertçe baktı. "Yabancının yanında kalacak kadar cesaretin var ama?" Göğsünden hafifçe ittirince dik dik ona bakmaya başladım. "Cesaretim yok demedim."