Elimdeki kupaya bakarken, gördüğüm kahve değildi. Gözlerimin önünden geçmeyen onun yüzüydü. Tam bir haftadır ona dair en ufak bir gelişme yoktu. Aynı hareketsizlik duygularımda da kendi gösterseydi keşke. Geçen günler duygularımı daha da yoğunlaştırmış, ona olan özlemim artmıştı. Bugün yine Lapsekiye gidecektim. Son zamanlarda heyecansız, örselenmiş kalbim onu görme ihtimaliyle çarpmaya başladı. Parmaklarımla oynadığım elimdeki kupadan bir yudum alıp, önümdeki sehpada ışığı yanıp sönen telefonuma baktım. O kadar umutsuz bir hale dönmüştüm ki Tuna polisin araması bile beni deli heyecana sürüklüyordu. "Alo, Beril hanım nasılsınız?" "İyiyim teşekkür ederim. Siz nasılsınız Tuna bey?" "Ben de iyiyim sağolun. Sizinle konuşmak istediğim bir konu vardı da. Bunun için rahatsız ettim."

