Rüyanın Ötesinde

1027 Kelimeler
Ertesi akşam, Aslı’nın davetiyle katıldığı küçük kitap kulübünde, Elif kendini alışık olmadığı bir sahnede buldu. Yuvarlak masanın etrafında toplanmış okurlar, yeni r******r ve yazarlar hakkında konuşuyordu. Gecenin başında suskun kalan Elif, sayfaların arasında hâlâ o masanın sarı ışığını taşıyordu. Grubun tartışmaya başladığı anda, bir okur yazarın cesur ifadelerini eleştirince Elif söze girdi. > “Ben bu metnin eksik bulduğunuz yerlerinde değil, cesaretinde duruyorum. Eksik hissederseniz, belki de metnin değil; kalbinizin o satırlara hazır olmadığını fark etmelisiniz.” Bu sözler, yalnızca kitabı değil; kendi kırıklarına dahi sahip çıkma kararlılığını gösteriyordu. Gruptan biri, “Kalp kırıklıkları kabullenilmez acıtır” dedi. Elif bir an durdu, derin nefes aldı, sonra: > “Acıtır, doğrudur. Ama bizi biz yapan da bu acının içinden eşit parça cesaret ve direnç toplamaktır.” Konuşmanın ardından Aslı omzuna dokundu. Elif defterinden bir cümle okudu: > “Güçlü kadın, yara izlerine rağmen yeniden gülümseyebilen kadındır.” O sırada, kendi gözlerinde bir parıltı fark etti: Kırılganlığına rağmen sahnede dimdik durabilmek… Günün sonunda kulübün moderatörü, Elif’e mini bir sunum teklifi etti. Korktu ama kabul etti. Önceki gece kütüphanede masada yalnızca “burada” olduğunu söyleyen kadının, şimdi izleyen yüzleri kucaklayacak cümleleri vardı. Söz alıp: > “Bir editör olarak görevim; hikâyeleri hem korumak hem de okutmak. Ama bir kadın olarak görevim, kendi hikâyemi de yazmaya cesaret etmektir.” 5. Başkalarına İlham Verme: Sunum bittiğinde alkış sadece saygı değil, bir ilham ifadesiydi. Bir genç okur yanına gelip fısıldadı: > “Sizin duruşunuz, kendi acımla barışmamda bana güç verdi.” Elif’in kalbinde, gerçek gücün başkalarının yaralarını iyileştirmekten geçtiğini anlamıştı. --- Pazartesi öğleden sonra, Elif toplantılarını bitirip bilgisayarını kapatırken gelen bir davetiye düşündürdü onu: Arda’nın küçük mimarlık stüdyosunun açılış kokteyli. Normalde bu tür sosyal iş ilişkilerine pek gitmezdi, ama Arda’nın “seni de görmek isterim” cümlesi hâlâ aklındaydı. Ertesi gün, ofiste yeni çıkan bir romanı okurken, sayfalar arasındaki mekan betimlemeleri gözüne takıldı: > “Boş bir bina, içinde yaşayan hayallerin şekillendiği bir tuvaldir.” Elif, o cümleye bakarken kendi kalbindeki boş mekanları düşündü. Arda’nın tasarımları gibi, o boşlukların da onarılmaya ihtiyacı vardı. Ama korkusu, o tuvali tekrar boyamaktan geliyordu., Akşam saat yedide, sokakta asılı minimalist siyah-beyaz afişler rehberiydi. Ahşap kapıdan içeri adım attığında, geniş ama sıcak bir alanla karşılaştı. Beton duvarların arasına serpiştirilmiş saksı bitkileri, soğuk malzemeleri yumuşatıyordu. Yüksek tavan, tıpkı kütüphane rafları gibi, içindeki gizli sesleri yankılıyordu. Arda, girişte belirdi: > Arda: “Hoş geldin Elif. Burası… ilk defa projemde bir editörün gözüyle değerlendirildi.” Elif hafifçe gülümsedi: Elif: “Metin değil mekân… ikisi de katman katman okunmayı bekler.” Bir yandan konuklarla ilgileniyor, diğer yandan Elif’le göz göze geliyordu. Arda, sessizliğin içinde konuşmanın en samimi hâlini bulmuştu. Küçük bir çay masasına yöneldi ikisi: > Arda: “Burayı seninle paylaşmak istedim. Çünkü bu duvarlar kadar… bu boşluklar da hikâye anlatır.” Elif (içten bir nefes alarak): “Boşluk, bazen en büyük davettir. Ama ben o davete cevap vermekten korktum.” Arda, başını eğdi. > Arda: “Daveti kabul etmek cesaret ister. Ama orada yalnız hissetmezsin.” Elif, çayını yudumlarken bakışlarını stüdyonun köşesindeki maketlere çevirdi. Hepsi henüz tamamlanmamış projelerdi, tıpkı kalbindeki eksik tasarım gibi. Arda nazikçe Elif’in koluna dokundu, işaret parmağıyla bir makete savunmasızca gösterdi: > Arda: “Burası henüz açık. İstediğin zaman girip kendi dokunuşunu ekleyebilirsin.” Elif irkildi; bu küçük dokunuş, onu koruyan bir eldiven yerine içten açılan bir kapı gibiydi. Gözlerini kaldırıp Arda’ya baktı, içindeki duvarları bir an için unutmuş gibi… ama yine de o mesafeyi korudu: > Elif: “Belki… belki bir gün.” --- Stüdyo ışıkları yavaş yavaş kapanırken, Arda kapıya kadar eşlik etti. > Arda: “İyi ki geldin. Bu mekan… sensiz eksik kalırdı.” Elif kapıyı açıp dışarı adım attı. İstanbul’un gece havası çökmüştü. İç sesini duydu: > “Bu defa, o boşluğa adım atmak istedim.” Ama dudaklarından dökülen tek kelimeydi: > Elif: “Teşekkürler.” --- O gece, yolda yürürken Elif bir kez daha o stüdyonun hayalini kurdu. Kendi içindeki boşlukları keşfetmeye cesareti olmadığını düşündü önce, sonra** “bir gün”* sözünü tekrar etti kendi kendine. O söz, bir cümleyi bitirmeden önce içindeki umudun ilk kıvılcımı olarak kaldı. Ve Elif, o kıvılcımı koruyarak yürümeye devam etti henüz iyileşme yolculuğu bitmemiş olsa da, bir kırık tuvalin üzerine ilk fırça darbesini attığı anın heyecanını taşıyarak. Gece yarısının sessizliğinde uykuya dalan Elif, birdenbire kendini yine o kütüphane rafları arasında buldu. Loş ışığın altında Arda’yı gördü; bu kez yalnız değildi. Elif, kalın kapaklı bir kitabın üzerine oturmuş, dizlerinin üstüne başını koymuştu. Arda, usulca yanına yaklaştı. > Arda (fısıldar gibi): “Burada olmana ihtiyacım vardı.” Elif (titreyen bir sesle): “Burada ne var benim için?” Arda diz çöküp Elif’in elini tuttu. Dokunuşu, rüyada bile gerçekti; içinde yıllardır saklı tuttuğu sıcaklığı uyandırdı. > Arda: “Benim için… tüm eksik satırların tamamlanması var.” Elif: “Eksik satırlarım… korkuyla örülmüş duvarlarım var.” Arda, parmak uçlarını Elif’in duvarlarına değdirircesine nazikçe omzuna dokundu. O an Elif’in yüreği çarptı; rüyada bile dudaklarının kuruduğunu hissetti. Birdenbire raflar arasında ince bir yol belirdi. Arda, Elif’in elini sıkıca tutup yürümeye başladı. İkisi de adımlarını sessizce taşırken, masanın üzerindeki kitaplar hafifçe titreşti. Rüyanın sınırları eriyordu. > Arda: “Burada, tam da bu koridorda, seninle bir gelecek yazmak istiyorum.” Elif: “Gelecek… hep gözümde uzak kalırdı.” Arda durdu, Elif’in yüzüne eğildi ve gözlerine baktı. Ellerini Elif’in yanağına götürdü; sıcaklığı, uyandırılsa bile kalbinde yankılanacak kadar canlıydı. > Arda (sessizce): “Seninle sevmek, sözcüklerden özgürleşmek gibi.” Arda’nın dudakları Elif’in dudaklarına değdiğinde, rüyanın sınırları tamamen kayboldu. Elif, gerçek gibi hissettiği o ilk öpücükte, geçmişin tüm acıları silinircesine eridi. Sanki bir anlığına hayatın ağır yükü omuzlarından kalkmış, yalnızca sevgi kalmıştı. Tam o anda bir çan sesi duyuldu. Rüyada bile yankılanan o dingin müzik, Elif’in gözlerini açmasına neden oldu. Kalın yorganın altında kalbi hâlâ hızla çarpıyordu. Yanındaki boş yastığa baktı; rüyanın gerçeklikten ayrıldığı o ince çizgide kalakaldı. Elif (fısıldadı): “Gerçek mi… yoksa sadece bir düş müydü?” Kalbinin üzerinde titreyen sıcaklıkla yatağında oturdu. Rüyada bile yaşadığı bu dokunuş, ona bir kez daha gösterdi: İçindeki o kırık tuvalin üzerinde, yalnızca düşlerde değil, uyanıkken de yeni renkler yaratmaya cesaret etmesi gerekiyordu. --- Sabahın ilk ışığı perdeden sızarken, Elif derin bir nefes alıp gözlerini kapadı. Rüyasının kokusunu teninde hissettiği o an, gerçeğe dair bir umut tohumu ekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE