bc

NAZLI CİNAYETLER

book_age18+
44
TAKİP ET
1K
OKU
dark
family
mafia
drama
tragedy
kicking
mystery
cheating
friends with benefits
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Ben Nera.

İtalyanca kökenli olan ismim, duyulduğunda karanlık ve tehlikeli bir his vermiyor ama anlamı aslında ‘siyah’ demenin ta kendisi. İnsanlar ismimi öğrendiğinde genelde gülümser; çünkü kimse karanlığın her zaman bağırarak gelmediğini bilmez. Bazıları sessizdir, bazıları zarif, bazılarıysa sevilmeye çok müsaittir.

Hayatım boyunca doğru ile yanlış arasında ince bir çizgide yürüdüm. O çizgiye bazen bilerek bastım, bazen de altımdan kendiliğinden kayıp gitti. Kimse ne zaman başladığını sormasın; bazı hikâyeler bir anda değil, yavaş yavaş karanlık olur. Benimkisi de öyleydi.

Ve sonra aşk çıktı karşıma.

Her şeyi durduracağını sandığım o duygu, aslında beni daha ileri itti. Çünkü insan sevdiği şeyi kaybetmemek için, kendinden bile vazgeçebiliyor. Bazıları aşık olduğunda çiçek sular, bazılarıysa eline bulaşan kanı temizler.

Bu bir itiraf değil.

Bu bir savunma hiç değil.

Bu sadece, beni tanımadan yargılamamanız için anlatılmış bir başlangıç.

Çünkü herkesin bir karanlığı vardır.

Benimkisi sadece adını taşıyor.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. BÖLÜM: NERA’YI TANIRKEN
Nera Koral anlatıyor… 🔅 Evimde hiçbir şey yerli yerinde durmazdı. Ama bu dağınıklık bir ihmalkârlık değil; bilinçli bir kararsızlıktı. Bir şeyleri düzenlemek, kalmaya niyetlenmek gibiydi. Ben kalmayı hiç beceremedim. Ne bir şehirde ne bir duyguda ne de kendi bedenimde. O yüzden her güne farklı biri olarak uyanır, bazen sarışın bazen esmer bazen de erkek olurdum. O günkü iş neyi nasıl gerektiriyorsa öyle. Kalıbına göre şekil alanlardanım. Sabahları uyanmak zor gelirdi. Çünkü geceleri uyumazdım. Uyumak, düşünmemek demekti. Düşünmemek ise kontrolü kaybetmek. Kontrol kaybolduğunda neler olabileceğini çok iyi biliyordum. Aynada kendime bakmaktan hoşlanmazdım. Yüzümde belirgin bir kötülük yoktu; bu daha da rahatsız ediciydi. İnsanlar kötülüğün izlerini görmek ister. Çökük gözler, sert çizgiler, karanlık bir ifade… Oysa benim yüzüm sıradan sayılırdı. Yanımdan geçip gidebileceğiniz, hatta güvenebileceğiniz bir yüz. Ellerim hep temizdi. Bu da bir alışkanlıktı. Sabunları çabuk bitirirdim. Tırnaklarımı kısa keserdim. Detaylara takıntılıydım; çünkü detaylar insanı ele verir. Büyük hatalar değil. Hayatım boyunca “normal” olmaya çalıştım. Normal bir iş, normal bir ev, normal sohbetler. İnsanlar bana kendilerini anlattığında, ben dikkatle dinlerdim. Çünkü insanlar konuşurken farkında olmadan itiraf eder. Ne yaptıklarını değil; neyi hak ettiklerini düşündüklerini. Çocukluğumu hatırlamak istemem. Zaten hatırladıklarım da net değil. Bazı anılar sisli, bazıları fazla keskin. Evimizin sessizliğini hatırlıyorum. Bağırıştan değil; konuşulmamasından doğan o ağır sessizliği. Kimsenin kimseye dokunmadığı, bakmadığı, fark etmediği bir ev. O evde öğrendiğim ilk şey şuydu: İnsan acıyı bağırarak değil, susarak biriktirir. İlk kez ne zaman sınırı geçtiğimi hatırlamıyorum. Ama şunu biliyorum: Kimse masumiyetini bir anda kaybetmez. Küçük vazgeçişler olur önce. Görmezden gelmeler. “Beni ilgilendirmez”ler. Sonra bir gün, ilgilendirmemesi gereken bir şeyle baş başa kalırsın. Ben o gün kaçmadım. Sonrasında her şey daha kolay oldu demek isterdim, ama yalan olurdu. Kolay olmadı; sadece netleşti. Bazı insanların dünyada fazla yer kapladığını fark ettim. Bazı hayatların başkalarının nefesini kestiğini. Ve bazen bir şeyleri sonlandırmanın, sürmesine izin vermekten daha az acı verdiğini. Bunu kendime böyle açıkladım. Başka türlü yaşayamazdım. Akşamları ışıkları kapatır, pencereden dışarı bakardım. Şehir hiç susmazdı. Her dairenin içinde ayrı bir hikâye, ayrı bir çürüme. İnsanların çoğu karanlıktan korktuğunu söyler ama asıl korktukları şey, karanlıkta neye dönüşeceklerini bilmeleridir. Ben biliyordum. Ve yine de mutsuzdum. Çünkü insan ne kadar kontrol ederse etsin, içindeki boşluğu düzenleyemez. Çünkü bazı geceler, yaptıkların değil; yapmadıkların ağır gelir. Çünkü her şeyden önce, ben yalnızdım. Ben Nera… İstanbul’un en azılı seri katillerinden sadece biriyim. Çocukken, geceleri kasabayı çok net ve yukarıdan gören sevimli penceremin önünde oturur, yıldızların arasında kaybolan ışıkları sayardım. Annem, “Her kayan yıldız bir dilektir,” derdi. O zamanlar ne dilemiştim, hatırlamıyorum. Ama dileklerimi emanet ettiğim yıldızlar çoktan düşmüş olmalı ki, dileklerim yerini suskunluğa, suskunluksa kurşun gibi ağır bir sessizliğe bırakmıştı. İnsan ne zaman büyür biliyor musunuz? Annesinin sesini son kez duyduğu gün. Ben o sesi duyduğumda sadece yedi yaşındaydım. Ve o gün içimdeki çocuk, elleri kanla karışmış bir gecede uyuyakaldı. O çocuk bir daha hiç uyanmadı. Ben o çok sevdiğim kız çocuğunu bir daha annemsiz hiç uyandıramadım. Bulgaristan’da yaşayan Türklerdeniz. O zamanlar Bulgaristan’ın Plovdid yakınlarındaki küçük ve şirin bir kasabada yaşıyorduk. Annemin sesi 15 yıldır hâlâ kulağımda. Silinmez mi, unutulmaz mı demeyin. Unutulmuyor. Bugün seslense bana, bugün annem der tanırım sesini. Ah benim günahsız masum annem Süheyla… Benim için o ismin içi hep sevgiyle doluydu. Babam… Babam demeye utanıyorum. Baba demeye utanıyorum. Çünkü benim baba mahlasını bile yakıştıramadığım o adam ben tam yedi yaşındayken annemin son nefesi oldu. Sonra mı?

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Kod adı :Buz

read
6.3K
bc

Sessiz Sınır

read
10.4K
bc

KARANLIK ATEŞ

read
25.2K
bc

MİLYONER BEBEK

read
44.3K
bc

DERİN ACI (+18)

read
29.4K
bc

ARAF ~ KAYBOLUŞ

read
1.8K
bc

BULMACA +18

read
19.5K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook