Rüyalar anlatırmış insana kendimize bile itiraf edemediklerimizi. Rüyalarıma gelişinle sesli söyledim kendime "seviyorum seni". Kalbimin sesini susturdum sanıyordum ta ki uykularım bölünene kadar kadar. Önce hissettiklerimi herkes biliyor gibiydi, korktum. Kalbimin çarpıntısını elimle bastırarak durdurmak istedim. Sakin olmalıyım. Bu yalnızca bir rüya ve aklımdan geçenleri yalnızca ben biliyorum. Tekrar ettim kendime " Kimse bilmiyor, kimse bilmiyor." Ayıp değil, günah değil öyleyse neden bu korku. Sevmek dünyanın en güzel duygusuysa neden acı veriyor bana.
Kabullenmeliyim icimde büyüyen bu duyguyu. Savaştıkça yoruluyorum, yoruldukça korkum büyüyor. Korkumu güvene, acımı sevince dönüştürmeliyim. Seni seviyor olmamdan sana ne, bu bana ait bir duygu. Evet, böyle söylemeliyim.
Gece ne kadar cüretkar oluyor insan. Karanlığın cesaret verici bir etkisi var. Duygularım hep gece coşuyor. Peki, geceye bağırarak söylediklerim neden gündüz dilimden dökülmüyor? Bir örtü gibi saran sessizlik, sırrın gecede güvende diyor.
Pencereme yaklaştım. Şehrin ışıkları renk renk parlıyor. Bu parıltılı sessiz cümbüş cesur ol diyor. Ne çok hane var. Her hane de kim bilir ne hikayeler var. Şimdi tam da bu saatte benim gibi aşkıyla başı dertte olan düşüncelere dalmış binlerce insan. Belki ben de onlar için şehrin ışıkları içinde bir gece vakti merak edilen kimliği belirsiz yüzlerce dert ortağından biriyimdir.
Şimdi birden yanımda duruversen. Elin omuzumda, başımı yaslamışım sana. Birlikte aynı yerden aynı gökyüzüne bakmak seninle. Bu gerçek olsa ölebilirim heyecandan. Şimdi böyle hissettiren bu şey, senin hislerinle birleştiğinde ortaya çıkacak duygu patlamasını hesaplayamıyorum tanrım. Bak nasıl hızlandı yine kalbim. Seni hayal etmek deli ediyor kalbimi. Koşarcasına atıyor.
Ey uyku nerdesin. Her gece erkenden göz kapaklarıma inen sen şimdi neden yoksun. Rüyamı hatırlayıp hatırlayıp kendimi gülümserken bulmak ne garip. Ve yine kendimden utanıp hemen ciddiyet takınmak bir o kadar komik. Ah, sevgili kalbim umarım bu karmaşık duyguyla baş edebilirsin.
Gece yarısı yemek yeme isteği senden nefret ediyorum. Herkes uyurken ve yapacak hiç bir şey yokken ayaklarım beni mutfağa götürmekten vazgeçin. Tatlı bir şeyler olmalı burada. Bir çikolata mesela, ya da şöyle sütlü bir şeyler. Fare düşse başı yarılır dedikleri bu olmalı. Zeytinden başka bir şey yok. Olsun zeytin de gece harika olur ne kadar kahvaltıda lezzetli olmasa da.Gözlerin karaya yakın değil ama bu zeytin yine de senin gözlerin gibi bakıyor bana. Sen sen bakarken nasıl yiyebilirim onu. Hadi ama aşk bırak peşimi kimse aşktan öldü demez açlıktan öldüğümde bu saatte. Nereden bilecekler bana her şeyin seni hatırlattığını.
Belki bir şeyler izlemeliyim. Yormalıyım bu gözleri, yorulmalı ki uyusun. TV her zamanki gibi sıkıcı. Sıkıcı şeyler izlemek iyi fikir ,okulda sıkıcı bir dersi dinler gibi. Bakalım neler varmış bu saatte. İşte bir futbol kanalı. Evet, koşun gençler. Önce renkler birbirine karışsın, sonra görüntü gitgide uzaklaşsın ve uykuya yelken açayım. Ne kadar sana benziyor şu oyuncu. Saçının savruluşundan bahsediyorum. Sen de koşarken başını hep böyle sallarsın. Sen bile bilmezsin saçlarının o esnadaki savruluşunun güzelliğini.
Sana sevgilim diyemem. Daha seni anlatan bizden bir şeyler olmalı seslenişim. İğde çiçeğim benim. Ne güzel korkarsın, içine sokulasım gelir. Baharı koynunda taşıyor gibisin.
İşe yaramıyor bu izleme işi. Şimdi yatağıma uzanacağım, senin yerine yastığıma sarılıp uyuyacağım. Yanağının dudağına yakın yerinden öpeyim mı demiştin rüyamda. Gamzenden öpeyim desen de olurdu. Kızardı mı yanaklarım. Bir sıcaklık hissediyorum yüzümde. Tam uykuya dalacakken aklıma düşüyorsun yeniden. Elmadan kırmızı ateşe yakın yanaklarım . Ya yarında böyle olursa. Sorarsan ne oldu diye nasıl anlatırım rüyamda beni öptüğünü. Of, sadece bir rüya . Hem ne olmuş öpmüşsen beni ya da ben gerçek hayatta öpsem seni. Sedece heyecandan ölebilirim veya senin tepkisiz bakışların altında utancımdan. Her iki durumda da ölmüş olacağım.
Ne ara geldim bu noktaya. Başımın içinde milyonlarca gürültü var. Aynı anda ne çok insan konuşuyor aklımda. Hepsine cevap vermeye çalışmak zor. Bu gürültüde uyumam mümkün değil. Anlatmalıyım seni. Sana anlatmalıyım bendeki seni. Sana anlatamam, bir başkasına hiç anlatamam. Yazmalıyım o halde. Bende kaldıkça bunca düşünce ağırlaşıyor kalbim, taşıyamıyorum. Belki bir gün kalbinin yolu kalbime düşer. O güne kadar yazmalıyım. Yazacağım, yaz..
Günaydın yüzümü yakan güneş. Kalbimdeki sıcaklıktan haberiniz var mı?
Şimdi ayçiçekleri gibi döner dururum etrafında iğde çiçeğim. Peki sen anlayabilecek misin yüzümü sana döndüğümü.
Buğulanır belki kalbim sana yanacak kadar yakınken payıma bir kıvılcım bile düşmezse. Ama ansızın gözlerim gülümseyen yüzüne baksa kalbime bir gökkuşağı uzanır kalbinden, senden habersiz.
Sebepsiz değil seni sevişim.
Hasret'in derdi de aşktı. Her gün karşılaştığı, yan yana durduğu, sohbet ettiği, yemek yediği arkadaşına duyduğu sınırsız sevgiydi düşüncesi. Anlatmak için kendince uğraşmıştı. Ya yeterli değildi anlatmaya çalıştığı yöntem ya da anlamıyordu karşısındaki. Belki de anlamıştı da anlamıyor gibi yapıyordu. Hasret açıkça konuşsa suyun yolu belli olacaktı. Şimdi ne yöne aktığı belli değildi. İlişkisinde ne uzuyor ne kısalıyordu. Anlatamadıkça içinde büyütüyordu. Ulaşılmaz oldukça doğaüstü bir boyuta ulaşıyordu.
Hasret'in sevdiği Murat'tı. Aynı iş yerinde çalışıyorlardı. Birlikte açıköğretim ikinci üniversiteye de başvurmuşlardı. Sınav zamanları birlikte çalışıyorlardı. İş yerinde rutin işlerde yardımlaşıyorlardı. Hasret'in Murat'la yaşlanmaktan başka muradı yoktu.
Hasret korkularının esiri olmaktan kurtulsaydı bir şansı olabilirdi. Hep kaybetmekten korkanlar kaybeder. Aysel'de korktuğu için kaybetti. Siz kaybetmemek için susarken bir başkası gelip sizin hayal ettiğiniz yeri alır.
Murat bir kız arkadaşı olduğunu anlattığında Hasret muradına eremeyeceğini , Murat'a hep yakın ama bir o kadar da hasret kalacağını anladı. İyi bir arkadaş olup tebrik etti . Nasıl, nerede tanıştıklarını da merak ediyordu.
Murat yurt dışı turlarından birine katılmıştı. Orada tanışmıştı Narin'le. Tur dönüşü de konuşup görüşmeye devam ettiler. Murat hislerinden emin olana kadar kimseye bir şey söylemedi. Emin olduğunda Narin'e evlenme teklif etmek için onu karlı bir göl kenarına kış gezisine davet etti. Karda sucuk pişirdi, közde muz yaptı yanına nefis bir şarap açtı. Hava soğuktu ama ikisi de üşümüyordu. Aşkın sıcaklığı en büyük ateşten daha yakıcıydı. Bu romantik ortamda Narin bir teklif geleceğini anladı. Her zamankinden daha çok gözünün içine baktı Murat'ın, daha içten gülümsedi. Avuçları daha sıcaktı. Heyecandan terliyordu. Ateş yavaşça sönüyordu, Narin Murat'ın kollarına sığındı. Şimdi Murat'ın kalbinin sesini dinleyerek izlediği harika bir manzara vardı. Ortamın tüm romantizmine rağmen Narin'in beklediği teklif gelmedi. Murat Narin'in elini tuttup haydi dönelim artık dediğinde Narin sıradan bir gezi olduğunu düşündü. Evet, demek için can atıyordu ama beklediği soru gelmemişti. Karda ağır adımlarla yürümeye başladılar. Narin, Murat baktıkça gülümsüyordu . Birden Murat'ın ayağı takıldı, yerde tökezledi. Narin telaşla neyi var diye bakmak için eğildiğinde Murat'ın diz çökmüş elinde yüzükle kendisine bakan gözlerini gördü. Murat'ın hiç beklemediği anda düşmüş gibi yapıp çıkarttığı bu yüzük saatlerdir beklediği andı ama o kadar şaşırmıştı ki defalarca içinden evet , evet, evet dediği cümle çıkmadı dilinden. Murat " Benimle yaşlanma fikri bu kadar kötü olamaz" diyerek cevap beklediğini latifeli belirtti. Narin güldü. Kabul etmişti teklifi. Sarıldılar, artık mevsim herkese kış olsa da onlara yazdı.
Hasret, dinledi sonuna kadar sabırla. Murat'ın evlilik teklifini orijinal buldu. Kutladı arkadaşını. Murat nikah şahidi olması için Hasret'ten söz aldı. Ne diyebilirdi ki, arkadaşının mutlu gününde yanında olmaktan daha kutsal bir işi olamazdı her ne kadar kalbi acısa da.
Hasret, Narin'le çok iyi anlaşmıştı. Pek çok düğün hazırlığını beraber yaptılar. Yeni ev bulma, eşya seçme, yerleştirme her adımda Hasret'in izi vardı. Hasret, Narin'e karşı içinde kıskançlık hissetmiyordu. Sadece Narin'in yerinde olmayı çok isterdi.
Nikah günü geldiğinde yine gelinin yanındaydı. Bir ara içinden beyaz giymek geçse de bunu yapmadı. Her anlarına şahitlik etti.
Hasret, Murat'ın mutlu olduğunu sanıyordu ama evin içi öyle değildi. Aynı evde yaşamanın getirdiği uyum problemleri, kişisel alan savaşları, evliliğin rehaveti sevgiyi tüketmeye başlamıştı çoktan. Heyecandan titreyen kalplerin yerini öfkeden titreyen eller almıştı. Narin kendini haklı görüyordu, Murat yorum yapmasa da içinde aklamıştı kendini. Sessizce ayırdılar evlerini. İkiside kimseye bir şey demedi. Hasret öğrendiğinde çok zaman geçmişti sessiz ayrılığın üzerinden. Defterine yazdığı günlüğünü açtı. " Onun acısı bizim sevincimize dönüşür mü? Bir umut daha..." yazdı.
Murat'ın kırkıncı yaş günü yaklaşıyordu. Birlikte eskittikleri yılları iki arkadaş beraber anmak istedi. Artık gençliğin toyluğu yoktu. Her şeyi konuşup yine hiç bir şey olmamış gibi devam edecek kadar hatrı sayılır dostlukları vardı. Belki de Hasret konuşacaktı yıllardır kalbinde taşıdığı yükü eğer Narin çıkıp gelmeseydi yahut Murat Narin'e ilk günkü gibi sevinçle bakmasaydı. Üç eski dost gibi oturdular, konuştular. Belli ki eski tohumlar filize durmuştu. Yeniden aşk büyüyordu. İnsan hüzünle sonuçlanan eski tecrübesini yeniden tecrübe etmek istiyorsa o hiç eski olmamış demektir. Murat ve Narin'in birlikteliği böyleydi. Araya zaman ve mekanlar girmişti ama aşk zamansızdı.
Yeniden evlendiler bu defa sade bir nikahla. Yine Hasret nikah şahidi olmuştu. Adının hakkını yaşayarak veriyordu. En yakınındakine hasret kalmanın ne demek olduğunu en iyi Hasret biliyordu.
Narin'in zamansız ölümü Murat'ı yıkmıştı. Yaşından daha yaşlı, yükünden daha yorgun görünüyordu. Hasret yanında olmaya, acısını yaşarken destek olmaya çalışıyordu. Şimdi ikisinin de kalbi yaralı ikiside sevdiğine hasreti. Murat gittikçe ölü toprağı örtünüyordu. Çalışmayı bıraktı. Tüm gün evde ölen eşinin resimlerini çiziyordu. Evin duvarları Narin'in resimleriyle doluydu. Murat hastaydı . Üzüntüden vücudunun içine düştüğü sağlık savaşını göremiyordu ya da önemsemiyordu bu durumu. Belki de Narin'e giden yol olarak görüyordu ölümü.
Hasret'le sahile doğru yürüdüler. Dinlenmek için denizin en güzel manzarasına karşı oturdular. Murat bitkindi. Narin'in ölümünün üzerinden geçen yıllar yasını bitirmeye yetmemişti. Başını hasret'in omzuna koydu. Çok özledim, dedi. Susarak oturdular saatlerce. Murat'ın sıcaklığını yitirmemiş bedeni Hasretin omzundan bir yıldız gibi kaydı. Hasret feryat çığlıkları içinde yardım istedi. Ambulans geldiğinde Murat artık yaşamıyordu. Hasret öğrendi ki saatlerdir omzunda Murat'ı uğurluyormuş.
Murat'ın mezarına onu ziyarete gidince anladı ki gençlik aşkıyla tutuşurken kalbinin derinliklerinde dilediği dileği gerçek olmuş. Murat'la yaşamayı dilemişti. Murat'ın omru6 boyunca onun yanında oldu. Dünyadaki son dakikalarında onu uğurlayan yegâne dostuydu.
Bir dilek hakkım daha olsa, dedi . Hasret'in hayatına Murat'tan sonra kimse girmedi.