Figen o sene liseye geçmişti. Bu yaşına kadar hayatın türlü türlü zorluğuna göğüs germişti. Daha birinci sınıftayken öğrenmişti babasının gerçek babası olmadığını. Ne zaman konu babadan açılsa sanki bilerek canı acısın diye "Senin baban yok, o senin baban değil." derdi arkadaşları. Bu yüzden sürekli kavga ederdi onlarla. Nasıl oluyorsa öğretmenleri sorduğunda da hep Figen suçlu bulunurdu. Çünkü bütün arkadaşları birlik olup aynı şeyleri söylerlerdi. Birbirlerini korur Figeni dışlarlardı. Figen kendini anlatacak vakit bile bulamadan azar yerdi öğretmeninden. "Artık anneni arayacağım. Yeter! Bu ne böyle? Hergün kavga ediyorsun. Hergün senden şikayet almaktan bıktım. Bir de saçını çekmiş, elbisesini yırtmışsın arkadaşının." diye azar işittikçe öğretmenine kendini anlatmaya çalışmayı da bırakmıştı. Artık her kavgadan sonra ne olacağını biliyordu. Arkadaşları birlik olup Figen'i suçluyor, Figen susuyor, öğretmen Figen'i azarlıyor bazen ceza alıyordu. Ne de olsa konuşsa da dinlemiyorlardı. Ne de olsa hep haksız çıkıyordu ve hep azar işiten kendisi oluyordu.
Kabul görmemek, kendini o ortama ait hissedememek basarısını da etkiliyordu. Çünkü okula zorla geliyordu. Ayakları geri geri gidiyordu okula girerken. Arkadaşlarının sürekli kendisiyle alay etmelerinden yorulmuştu. Saçları kıvırcık olduğu için onunla alay ederlerdi. Aldığı cezalardan, sürekli alay konusu olmaktan, kendini anlatamamaktan kendine olan güvenini de kaybetmişti, gittikçe sessizleşiyordu. Sanki o sessizleşip tepki vermedikçe arkadaşlarının kötü davranışları da azalmıştı. Artık onunla eskisi kadar ugraşmıyorlardı. Bu iyi bir şeydi. Demek ki susmak gerekiyormuş diye düşünmüştü. Ne yaparlarsa yapsınlar cevap bile vermiyordu. Arkadaşı yoktu ama kavga da etmiyordu yavaş yavaş bu şekilde okula gelmeye alışmaya başlamıştı.
Birgün tenefüste masasında oturmuş, resim çizerken bir arkadaşı Figen'in saçını çekmiş " Kıvırcık marul." Diyip gülmüştü. Figen buna da cevap vermedi. Ama o susunca diğer arkadaşları da aynısını yapmaya başladı. Figen dayanamayıp birini tuttu ve yere yatırıp dövmeye başladı. Diğerleri kızı Figen'in elinden zor aldılar. Bu kez de ağız kavgası başlamıştı. Kız:
"Seni babama söyleyeceğim! Yakalığımı daha yeni almıştı. Sen görürsün." dedi.
Figen de:
"dersen de ben de babama söylerim. Benim babam senin babanı döver hem.", deyince diğerleri karıştı söze.
"Senin baban başkası, Hırpalı Kara Memet senin baban değil."
Babasının lakabıydı Hırpalı Kara. Figen daha bir sinirlenmiş o da onlara:
"Seni de çöplükte bulmuşlar, cinganlar getirmiş atmışlar çöplüğe." dedi.
Bunu söylediği kız ağlamaya başladı. Oh çekti Figen içinden. İyi olmuştu ona . Arkasına arkadaşlarını alınca kendini güçlü zanneden şımarığın biriydi bu kız. Yanında kimse olmasa süt dökmüş kediye dönerdi. Gücünü kalabalıktan alıyordu. Başkalarına istediğini söylerdi sanki söylediklerinin kalbi taştandı. Üzülür mü diye düşünmeden kalp kırardı. Onu öyle görünce daha da üstüne gitti Figen:
"Hem senin annen de baban da seni hiç sevmiyor. Annen anneme anlatırken duydum sen üzülme diye yüzüne gülüyorlar. Sen anlama diye sana güzel şeyler alıyorlar. Sen kendine bak bundan sonra benimle uğraşacağına."
Kızcaz daha bir ağlarken bazıları: "İnanma yalan söylüyor o. Seni çöpte bulsalar bunu biz de bilirdik, annemler anlatırdı. Bak Onunkini biliyoruz." derken bazıları da Figen'in söylediklerine inanmıştı. Kendi aralarında "Çöpte mi bulmuşlar gerçekten?" diye şaşıranlar da vardı.
Figen okulda ettiği kavgaları annesi üzülmesin diye annesine de anlatmazdı. Annesinin bir sürü derdi vardı zaten. Ahıra gider ineklere ot verir, sular, ahırı temizler, tavukları yemler, evi temizler, yemek yapar, iki küçük kardeşine bakar, üstüne bir de babasının hakaretlerine, dayaklarına katlanırdı. Sonralarda ise anlatsam annemde bana kızar öğretmenim gibi, o da beni azalarlar, beni dinlemez diye düşündüğü için anlatmamıştı. Birgün öğretmeni dediğini yaptı ve annesini okula çağırdı. Eve gittiğinde dayak yiyeceğini düşündü " O kadar işin gücün arasında bir de senle mi uğraşcam." diyecekti annesi, emindi. Eve gittiklerinde annesi Figeni karşısına alıp:
"Öğretmenin okula çağırdı beni biliyorsun. Sürekli kavga ediyormuşsun arkadaşlarınla. Ben senin annenim. Her derdini dinlerim. Hiçbir şey bilmediğimden seni savunamadım bile, sadece dinledim. Senin tırnağın kırılsa benim canım acır. Anneden hiçbir şey saklanmaz yavrum. Her şeyini anlatmalısın bana." demişti.
Bunun üzerine:
"Ama ben suçlu değilim ki." demişti Figen. "Onlar çok kötüler. Kavgayı onlar başlatıyorlar. Öğretmenime de hepsi aynı şeyi söyleyince beni dinlemiyor hep haksız çıkıyorum. O senin baban değil, senin baban yok diyorlar bana hep o yüzden kavga ediyorum." demişti.
Annesinin gözleri dolmuştu. Figene sarılmış, birgün elbette anlatacaktı ama o günün bugün olduğunu kendisi de bilmiyordu. Annesi anlatırken çok zorlanmıştı ama anlatmıştı işte Figen'in duymak istemediği her ne varsa:
"Ben daha çocuktum beni koca bir adama verdiler. Rahmetli eşim de anlayışlı bir insan değildi, hiç yardımcı olmazdı. Birgün kaza yapmış eve gelirken Vefat etmiş. Babamın evine döndüm. Sonra evlilik nedir bilmezken ben anne olacağımı öğrendim. Babamın evinde doğurdum seni. Evlenmiş boşanmış kadınlar bizim oralarda hor görülürdü ki benim bir de çocuğum vardı. Ancak yaşlılar alırdı beni. Anama babama yük olmaktan ancak başkasıyla evlenerek kurtulurdum. Gara Mehmet'i bulmuşlar işte. Verdiler beni. Sen istiyon mu diye sormadılar. O zamanlar nerde böyle kıza sormak. Davul bile çalmadı. Basmış başlık parasını aldı getirdi beni buraya." diye anlatmıştı.
Duydukları ağır gelmişti gelmesine ama daha çok annesine üzülmüştü. Anlatırken nasıl zorlandığını görmüştü. Gözlerinin nasıl dolduğunu da. Sanki tekrar tekrar yaşıyordu o günleri.
Her çocuk kötü de olsa bir babası olsun isterdi. Fakat Figen'in gerçekten de bir babası yoktu. Arkadaşlarının dediklerinin doğru olduğunu öğrendikten sonra Figen daha bir sessizleşmişti. Ertesi gün rehber öğretmeni Figen'i odasına çağırmış uzun uzun konuşmuşlardı. O gün ve o günden sonra da sık sık sohbet eder olmuşlardı. Aradan yıllar geçtikçe Figen daha olgun bir hal almaya başlamıştı. Derslerine sıkı sıkıya sarılmıştı.
Turan öğretmeni evdeki babasından daha ilgiliydi. Bazen annesinin onunla evlenmiş olmasını dilediğini bile olurdu sonra içinden tövbe çekerek susturdu kendisini.
Üvey evlat olduğunu öğrendiği günden beri babasının kendisine karşı yaptığı her davranışta daha bir hisseder olmuştu üveyliğini. Kardeşlerine karşı ve kendisine karşı davranışlardaki farklılığı apaçık görebiliyordu. Artık Figen baba demek istemiyordu ama annesinin "O senin baban, ne olursa olsun bu yasa seni ingetirdi." diye azarlamasından dolayı mecburen baba diyordu. Zaman sonra üvey olduğunu bilerek dışlanmışlık hissiyle yaşayıp, babası olmayan birine baba diyerek büyümeye de alışmıştı.
Çok zeki değildi ama çok çalışkandı Figen. Bu azmi gören ve ailesinin durumunu bilen Turan öğretmen her daim destek oluyordu Figen'e. Figen de bunun farkındaydı ve bu desteği boşa çıkarmamak için var gücüyle çalışıyordu. Sekizinci sınıfta ergenliğin ilk aşamalarındaydı. Ama arkadaşları kadar abartılı yaşamıyordu bu dönemi. Aşık olmuştu Hasan'a adlı üst dönemden bir çocuğa. Sonra sevgili olmuşlardı ama asla derslerini boşlamadı. Hasan Figen'den çok düşünüyordu Figen'i. En azından Figen böyle hissediyordu. Lise sınavına girmiş ve ilde bir okul kazanmıştı. Uzak kalacaklardı. "Hafta sonraları ben gelirim seni görürüm."demişti Hasan.
Liseyi ildeki en güzel okullardan birinde okuyacaktı. İlkokul ve ortaokulda kendisine her daim destek olan Turan öğretmenine çok şey borçlu olduğunu biliyordu. Hayattaki sayılı şanslarından biriydi Turan öğretmen. Bir şeyleri başarmayı en çok annesi için isterken öğretmeninin eklerini boşa çıkarmamak içinde çok çalışmıştı ve sonunda başarının ilk adımını atmıştı. Yurtta kalacaktı. Annesinden ve kardeşlerinden ayrılacaktı. Bu ilk ayrılığıydı.
Liseye başladığı ilk gün oradaki öğrencilerin tavırlarının, gülmelerinin bile ilçedeki arkadaşlarından çok daha farklı olduğunu görmüştü. İlçede kız erkek yanyana görülmekten korkardı çünkü bunu ayıp olarak nitelendirmişti toplum. Burda ise kolkola girio serbestçe geziniyorlardı. Liseye alışmakta çok zorlandı. Aynı odada kaldığı Nermin adlı bir kızla arkadaş oldu. Nermin de kendisinin geldiği ilçedendi. Hayata bakış açıları benziyordu. İyi anlaşmışlardı. Her şeyini rahatlıkla anlatıyordu. Hasan hafta sonları geldiğinde Nermin de yanlarında geliyordu artık. Ama Nermin'in içine sönmeyen bir şey vardı bu çocukta. Sürekli Figen'i uyarıyordu. Sevgililik işleri için çok erken olduğunu söylüyordu. Zaman sonra Figen Nermin'den çekinir olmuştu. Ayrıldık demiş ama gizli gizli girmusye devam etmişti. Birgün tatilde eve gitmişti Figen. Telefonunu ortada unuttuğu bir vakit Hasan mesaj atmış annesi görmüştü. Mesajları okuyunca bu Hasan'ın kasapta çalışan, işe yaramaz serseri çocuk olduğunu anlamıştı. Kızını kendisine umut ışığı bolarak gören kadın adeta yıkılmıştı. O üzüntüyle kızına vermiş veriştirmişti. Sonra da Nermin'i aramış yalvarırcasına kızına sahip çıkmasını söylemişti. Mermin'in ne kadar akıllı bir kız olduğunu biliyordu.
Figen annesinin nasıl bir hayal kırıklığı yaşadığını görünce ancak kendisine gelebilmişti. Suçluluk duygusu yaşıyordu. Annesine karşı sonsuz bir itaat duygusu vardı. Şu hayatta sözünden çıkmayacağı iki insandan biriydi annesi. Hasan'ı arayıp ayrıldığını söyledi. Hasan ise bu durumu kolay kabullenmemişti. Eline silah alıp gelmiş ve Figen'i arayıp "Yurdun önündeyim gel konuşalım, gelmezsen kendimi vururum." demişti. Figen camdan baktığında karşı kaldırımda gözgöze geldiler Hasan'la. Hasan ne kadar ciddi olduğunu belli etmek istercesine belindeki silahı gösterdi. Figen telaşlanmıştı kendisine bir şey yaparsa ömür boyu vicdan azabı çekerdi. "Tamam geliyorum." dedi telaşla. Tam arkasını dönüp hızla odadan çıkacaktı ki Nerminle burun buruna geldi. Nermin gözlerini kocaman açmış "Gerçekten buna inanmadın değil m?"diye sormuştu. Gözlerinin ta içine bakıyordu. Figen çok utanmıştı Nermin'den gizli gidecekti ama yakalanmıştı. Yalvararak anlattı. "Gitmezsen kendini vuracak." dedi. Nermin ılımlı onu anlayan, onun ve ailesinin iyiliğini istediğini apaçık belli eden bir konuşma yaptı. Bu çocuk okumuyordu, kasapta çalışıyordu. Figen ise okuyacak meslek sahibi olacaktı. Annesinin, öğretmenlerinin kendisinden beklentisi büyüktü ve Figen'in de hayatını eline almaya ihtiyacı vardı. Hatta mecburdu. Bu çocukla bir gelecekleri olamazdı. Ayrıca bu çocuk bu hareketiyle bile ne kadar tehlikeli biri olduğunu belli etmişti. Şimdi arkadaşının oraya gitmesine izin verse bu düpedüz düşmanlık olurdu. Böylesine aciz, işlerini tehdit yoluyla halletmeye çalışan bir sürüngen kendini vurursa da hak ederdi. İzin vermedi, göndermedi Figen'i.
Hasan'ın bu davranışı Figen'in aklını karıştırmıştı. Bir yanda annesi ve kendi geleceği, bir yanda kendisini öldürecek kadar çok seven biri diye düşünüyordu. Ayrıca Hasan'ı Nermin'in dedigi gibi aciz olarak da görmüyordu. Üstelik sırf Figen için dışardan lise okumaya bile razı olmuştu Hasan. Kendisini bu kadar çok seven başka bir adam bulamayacağını düşünüyordu. Nermin'e tamam asla konuşmayacağım haklısın demiş, hemen ardından barıştıklarını belirten bir mesaj atmıştı Hasan'a. Yine gizli gizli görüşmeler başlamıştı.
Birgün yine evine gidip geldiğinde hüngür hüngür ağlarken buldu Nermin Figen'i. Nedenini sordu:
"Çok utanıyorum senden."dedi Figen Nermin'e.
Arkadaşı ne olduğunu ogrenme konusunda ısrarcıydı. Figen'in de anlatmaya çok ihtiyacı vardı. Tek güvendiği dostu Nermin'di. Ne yaparsa yapsın daima arkasında dururdu.
"Ben o silah mevzusundan sonra Hasan'la barışmıştım. İyi de gidiyorduk. Beni çok seviyordu. Sevilmeye ihtiyacım vardı ve o beni fazlasıyla seviyordu. Üç hafta önce İstanbul'a gitmişti bir iş için. Aradığımda aramalarına geç cevap vermeye başladı. Hep bir bahane buluyordu.Üç gündür de bana yazmıyordu. i********:ında bunu paylaşmış dün gece bak." Diyerek fotoğrafı gösterdi Nermin'e. Bir kızla yanyana durmuş ellerinde yüzükler çok mutlu görünüyorlardı. Nermin arkadaşına sevkatle baktı sarıldı. "Ah ne Figen hiç dinlemedin beni. Sana her zaman anlatmaya çalıştığım buydu işte."dedi.
Figen ağladı Nermin sarıldı. İçini dikene kadar tek kelime ile etmeden sadece dinledi ve sarıldı.
Aradan günler geçmişti. Hasan yine yazdı Figen'e. O kişinin kuzeni olduğunu, kızın başkasından hamile olduğunu ve ailelerinin de adı çıkmasın diye uyduruk bir yüzük taktıklarını, düğünden sonra hemen boşanacaklarını, Figen'i ne kadar çok sevdiğini ama buna da mecbur olduğunu, kendisini anlamasını söylüyordu. Ağlamıştı üstelik bir de. Figen erkekler ağlamaz sözü ile büyütülmüş bir toplumun ferdiydi. Hasan'ın ağladığını görünce yine kıyamamış, inanmıştı ona ve tabi yine Nermin'den gizlemişti bu durumu. Çünkü biliyordu arkadaşının karşı çıkacağını.
Hasan eskisi kadar Figen'le ilgilenmiyordu. Figense kendisini Hasan'ın sevgisine muhtaçmış gibi hissediyordu. Hasan'ın daha da üstüne düşüyor, her şeyi alttan alıp göz yumuyordu. Aradan bir yıl geçmesine rağmen ne düğün yapılmış ne de kuzenim dediği kız doğum yapmıştı. Hasan buna da bir bahane bulmuştu "Kız düşük yaptı evlenmemize gerek kalmadı. Ben de yüzüğü attım."demişti ve Figen yine inanmıştı. Lise son sınıfa geldiğinde üniversite sınavına hazırlanıyordu. Okulun son bir ayı izin alıp evine gitti. Orada çalışacaktı derslerine. Böylece daha iyi hazırlanacağını düşünmüştü. Birgün eve bir kadın geldi bir davetiye verdi annene ver diye. Düğün davetiyeleri her zaman dikkatini çekerdi Figen'in. İçini açtı baktı. Gördüğü isim karşısında şok geçirmişti. Çünkü düğün Hasan ile kuzenim dediği kızın düğünüydü. Figen yerinde duramıyordu inanamadı. Akşam annesi geldiğinde sakin kalmaya çalışarak davetiyeyi verdi. Annesi isimleri görünce "Çok uğraştılar kızı almak için demek sonunda ikna etmişler."dedi. Figen'in gözlerinin dolduğunu görünce kızını karşısına almış Hasan'ın ve ailesinin kız ile evlenmek için neler yaptığını bir bir anlatmıştı. Figen daha fazla duramadı odasına geçti sabaha kadar ağladı. Sabah uyandığında davul sesleri geliyordu. Birilerinin sevinci olan davul tokmağı davula vurdukça Figen'in kalbinde yankılandı acısı. Hasan'ı arayıp son kez inanmak istemişti ona. Ama Hasan açmış:
"Zamanında senin peşinden çok koştum annen yüzünden beni terk ettin. Öç aldım senden." demişti.
Midesi bulanıyordu Figen'in. Burada daha fazla duramadı Nermin'e ihtiyacı vardı. Ertesi gün atladı okula gitti. Yine utanarak arkadasina anlattı durumu. Nermin'i dinlemediği için çokok pişman olduğunu, nasıl bir oislik olduğunu goremediğini anlatıyordu. Ama bu kez arkadaşının tepsiki o kadar yumuşak değildi. Aşırı kırgın bakıyordu. Hatta belki de küçümseyerek... Sarılması sessizce dinledi sadece Nermin tek kelime bile etmeden kalktı en sonunda da. Figen yaptığı yanlışı ancak anlıyordu. Kendisinin iyiliğini isteyen herkesi bir hiç uğruna kırmış, üzmüştü ama bunların hepsini istemeyerek yapmıştı.
Ne kadar çalışmaya çalışsa da bir türlü kendini derse veremiyordu. Birgün Nermin'le ayrı ayrı masalarda küs bir şekilde oturmuş ders çalışırlarken bir numara aradı Figen'i. Karşıdaki kişi babasının öldüğünü söylüyordu. Figen "Benim babam ben daha doğmadan ölmüş ne saçmalıyorsunuz?" diye bağırdı. Nermin kafasını kaldırıp baktı arkadaşına. Figene çok kırgındı ama şu halini goruote küş kalamazdı. Kalktı yanına gitti.
"Ne oldu? Kimdi o arayan? Ne babası?" diye soruları sıraladı.
Figen Nermin'e cevap verecek durumda değildi. Kafasındaki soruya yanıt bulmalıydı. Hemen annesini aradı.
"Anne beni bir kadın aradı. Ben senin babaannenim diyor. Numaramı zor zoruna bulmuş. Ne zamandır bana ulaşmaya çalışıyormuş. Baban çok hastaydı öldü cenazesine gel diyor.Bu ne diyor anne?" diye sordu.
Annesi:
"Doğru diyor kızım. Bunu sana söylemeye gerek bile yok. Hamile olduğunu söylediğimde kabul etmedi beni o...kukla suçladı. Böyle bir adamı bilip ne yapacaktın. Oldu bilmen en iyisiydi." diye yanıtladı.
Her şey berbat gidiyordu sanki Dünya Figen'i üzmek için özellikle kurulmuş gibiydi. Nermin olanları duyduğunda arkadaşına tam destek oldu. Mantıklı cümleler kurarak annesinin hakli olduğunu dile getiriyordu. İki dost birbirine sarıldı. Figen'in Neriman'ın sıcak kucağına ne kadar da ihtiyacı vardı. Ne kadar da özlemişti arkadaşının desteğini. Bir yandan üzülüyordu duyduklarına bir yandan da arkadaşı ile barışmasına vesile olduğu için seviniyordu. Ne hissedeceğini bilemez halde karışık duygular içinde kalmıştı.
Üvey babası çok yaşlanmıştı. Alzheimer teşhisi konulmuştu. Maddi durumları zaten iyi değildi bir de üstüne bu eklenince yol, hastane masrafları baya bir zorluyordu Figen'leri. Babalık davası açmaya karar verdi böylece zamanında babalık yapmayan adamdan hakkı olanı alacaktı. Davayı açtığında babasının mezarı açılıp DNA testi yapılması istendi. Amcaları şiddetle karşı çıkmışlardı. Mirastan pay almasını istemediklerinden sürekli önüne taş koyuyorlardı. En son işi tehdit boyutuna taşıdıklarında Figen her şeyi Annesine anlattı. Annesi telaşlanmıştı. Davayı kapatmasını istedi.Figen şaşırdı. Neden böyle bir şey yapmasını istediğini anlayamadı annesinin. Hakkı olanı alacak ve maddi olarak rahatlayacaklardı. Mantıklı bir sebep söylemesini istediğinde annesi onların belalı insanlar olduğunu tehditlerinden korktuğunu söyledi. Ama Figen'in ne kaybedecek bir şeyi vardı ne de kimseden korkusu. Bunu sebep olarak kabul etmedi. Davayı çekmeyince annesi neredeyse yalvarıyordu. Eve çağırdı Figen'i
"Gel konuşalım anlatacaklarım var." dedi
Figen evden döndüğünde hayatla bağı kopmuş gibiydi Neriman daha sormadan anlatmaya başladı. Artık olanları kaldıramıyordu. Gün geçmiyordu ki yeni bir şey öğreniyordu.
"Annem DNA testine neden karşı çıkıyormuş bu kadar biliyor musun? diye sordu. Aslında neden diye sormasını bile beklemiyordu çünkü sorsa da sormasa da anlatacaktı Nermin'e.
"Neden?"
"Çünkü öldüğünü zannederken gerçekten öldüğünü öğrendiğim babam, babam değilmiş." dedi Figen.
"Kafam karıştı be ne be böyle tekerleme gibi konuşma doğru düzgün anlat." dedi Neriman büyük bir ilgiyle dinliyordu
"Annem çok güzel kadın biliyorsun. Gençken daha da güzelmiş. Amcam sandığım adamın da karısı çirkinmiş. Annemi gelin aldıklarında hep 'bana aldıkları karıya bak bir de İsmail'e aldıkları karıya bak' diye söylenip duruyormuş.Babam sandığım adam yurt dışında çalışıyormuş o zamanlar. Kocasının gelmesine iki gün kala annem hazırlıklar yapıyormuş. O gün evde kimse yokken anneme tecavüz etmiş bu adi pislik. Annem kocasına anlatmak istemiş durumu ama annemden önce uyduruk bir şeyler anlatıp anneme iftira atmış bile o adam. O yüzden boşanmışlar. O yüzden annem DNA testi istemiyormuş. Çünkü benim babamın kim olduğunu onda bilmiyormuş. 'Yaşadıklarım zaten çok ağır bir de mezar açtırıp tekrar yaşatma bana bunları' dedi. Ben ne yapacağımı bilmiyorum bak bunları senden başka kimseye anlayamazsın. Sen de kimseye anlatma." dedi.
Nermin duydukları karşısında donmuştu. Bu kadar adilik olmazdı. Yine de sakın kalması gerekiyordu.
Figen davayı geri çekti. Üvey babasının hastalığı iyice artmıştı. Kimseyi tanımıyordu. Üstelik gece uyanıp evin farklı yerlerine tuvaleti yapıyordu. Hastane işleri çoğalmıştı ve artık dayanacak güçleri kalmamıştı derken bir gün üvey babası vefat etti. Şimdiye kadar iyi veya kötü kendisine babalık yapmıştı her ne kadar zaman zaman kızsa da aslında babası başlarında bir devlet gibiydi. Hepsi çok üzülmüştü bir yandan da hastalığının ileri derecede olmasından kaynaklı kurtuldu diye seviniyorlardı. Hayat böyle garip bir çelişki barındırıyordu içinde. Öyle bir olay sunuyordu ki insanın önüne içinde hem sevinç hemen üzüntü barındırabiliyordu işte.
Babası annesinin üstüne hiçbir şeyin tapusunu yapmamıştı çünkü kendisi yaşlı karısı ise gençti. Kendisinin bırakıp gitmesinden korkuyordu. Bu düşünceyle de vefat etti. İlçedeki babasının kardeşleri ile bir çok problem yaşadılar miras konusunda. Hepsi gariban görüyor ve ellerinde ne varsa almaya çalışıyorlardı. Annesi kimseyle uğraşmak istemiyordu. Genelde susmayı tercih ediyordu. Ama Figen öyle yapmadı. Tüm yaşadıkları çok olgunlaştırmıştı onu. Dimdik durdu karşılarında. Mahkemelik oldular ama hakları olanları aldılar. Artık onları o ilçeye bağlayan bir şey kalmamıştı. Üniversite sınavından sonra göçmeye anneannesinin yanına taşınmaya karar verdiler. Babaları öldüğü için artık kardeşlerine ve kendisine devlet tarafından bir miktar para da veriliyordu. Hayata karşı umutlandı Figen yeni bir şansları olabilirdi bu göç.
Figen ne kadar kötü günler yaşasa da bunların geleceğini etkilemesine izin vermedi. Artık Nermin de Figen de başka bir üniversitelere gidecek ayrılacaklardı. Ama aralarında bu bağ asla kopmayacaktı. Çünkü onlar dosttan öte farklı bir bağ ile bağlanmış karşı birbirlerine. Figen sınavda güzel bir başarı elde etti. Anneannesinin memleketindeki üniversiteyi tercih etti ve ilk tercihi olarak orayı kazandı.. Hep beraber yeni hayatlarını yaşamak üzere göçtüler.