Hayvansever

1240 Kelimeler
Engin, nerede sahipsiz kedi, köpek görse hemen işini bırakıp peşine düşerdi. Hayvan sevgisi göstermelik değildi. Çocukluğundan beri bahçede karıncaları , kuşları izler; gördüğü tüm canlıları beslerdi. Yaralanan, yuvasız kalan, yavrusu olan gördüğü hayvanların hepsine yetişmeye çalıştı. Büyüdükçe de değişmedi bu. Arabasının bagajı mama paketleriyle doluydu. Tüm maaşını hayvanlara harcıyordu. Artık bu durum ailesine garip gelmiyordu. Onlar Engin'in değişmeyeceğini biliyorlardı. İş arkadaşları Engin'in bu durumunu aşırılık olarak görüyordu. Kimi gerçekten hayvanlara düşkün diyordu kimi gözlerin gördüğü yerdedir diyordu. Engin polisti. Polis aracına bindi devriye geziyordu mesai arkadaşı Ali'yle. Sokaklar sakindi Ali'yegöre. Engin yolda hiç bir şey olmamasına rağmen aniden firen yapınca Ali şaşırdı. Aracı sağa çekti panikle araçtan indi. Engin'in araçtan indiğini görünce Ali'nin şaşkınlığı korkuya dönüştü. Engin'in sağlık problemi olduğunu, fenalaştığını düşündü. Hemen peşinden Ali de indi. Engin'e bakmak için aracın etrafını telaşla koşarak dolandı. Engin yoldan ayrılmış koşuyordu. Ali de ne olduğunu bilmeden Engin'in peşinden koşmaya başladı. Ali niye koştuklarını anlamadan koşuyordu. Etrafta kaçan kimse de yoktu. Bağırdı " Engin abi; neyi kovalıyoruz, nereye gidiyoruz" Engin, nefes nefese sesiyle cevap verdi " Ali, yetişemezsek öldürecek. Yakalayalım . Sokağın arkasını dolan çabuk." Ali talimatı alır almaz ilk bulduğu aradan arka. Sokağa fırladı. Önüme suçlu kılıklı, kaçan biri çıkacak her halde düşünüyordu. Boş sokakta bir süre koştu . Engin'in " Yakaladım Ali" sesiyle durdu. Sesin geldiği tarafa yöneldi. Engin elinde yavru bir yılan yolun kenarına çömelmiş bekliyordu. Ali, Engin'e yaklaştı. Ali'nin sormasına fırsat vermeden Engin anlattı nereye neden koştuğunu, ne yakaladığını. Devriye için seyir halindeyken bir kedinin yavru yılanı yakaladığını görmüş Engin. Yılan pek çok insana sevimsiz gelse de Engin'e öyle görünmüyordu. Üstelik yavru bir yılan tüm yavru hayvanlar gibi savunmasızdı. Kedi yılanı öldürecek diye paniklemişti. Peşinden koşulunca kedinin ağzındakini bırakıp kaçağını düşünmüştü ama kedi ağzında yılanla kaçmaya başlayınca Engin yavruyu kurtarmak için kovalamaya başlamıştı. Ali de ne olduğunu bilmeden bu kovalamacaya eşlik etti. Engin olayı anlatırken bir taraftan da araca doğru yürüyordu elinde yavru yılanla. Ali hayretten ne diyeceğini bilemedi. İçinden de kızıyordu adam katilin peşinden koşar gibi koştu kedinin peşinden diye. "Abi, hırsızı böyle hırsla kovalamıyorsun. Vallahi doğruymuş ben inandım senin hayvan sevgine. Yalnız şu yılanı uzak tut benden" diyebildi sadece. Engin araca geçti, Ali'ye de direksiyona geç dedi. Ali , olabildiğince cama yaklaştı. Bir gözü yılanda bir gözü yolda ilerlemeye başladı. Engin elinde tuttuğu yılanı diğer eliyle okşuyordu. Ali içinden bir sakatlık çıkmasa diye dua ediyordu. "Abi nereye istersen oraya bırakalım şunu, yola odaklanamıyorum. Her şeyin küçüğü güzel de yılanın değil yani. İçim bir garip oluyor gördükçe. Bak şu yeşillik nasıl, bırakalım oraya" dedi. Engin güldü. "Korkma , yavru bu bak küçücük kafası, dişi filan yoktur bu..." Engin daha cümlesini bitirmeden parmağında acı hissetti. Yılanın başıyla oynarken yavru kendini güvende hissetmemiş olacak ki canını kurtarmak için bulduğu fırsatı kullanıp Engin'in kaynağını ısıtmış. Engin de acı küçük de olsa yılan ısırmış olmasının paniğiyle yavru yılanı arabanın ön camına doğru fırlattı. Yılanı camda gören Ali'nin eli ayağı birbirine karıştı. Yılansa kurtulmanın sevinciyle arabanın içinde ilk bulduğu deliğe girdi. Bu defa da Ali ani bir frenle arabayı durdurdu. Panikle kendini arabanın dışına attı. Bağırmaya başladı '" Engin abi Allah aşkına kuş sev, balık sev, köpek sev ne bileyim at sev abi. Yılan sevmek nedir. Haydi seviyorsun araca sokmak nedir . Nasıl bulacağız şimdi. Kim bilir aracın neresinde" Engin , her zaman ki sakinliğini koruyarak aracın tüm kapılarını açtı. Koltukların altına, arasına, arkasına baktı. Ali de yakın mesafeden Engin'i izliyordu. Yılanı bulamadılar. Kapıları açınca kaçıp gittiğini düşünüp yola devam ettiler. Ali'nin başta gerildiği bu olay şimdi gülerek anlattığı bir anıya dönüşmüştü.Merkeze gittiklerinde Ali herkese anlattı. Tüm ekip güldü ama kimse bunun gerçek olacağını düşünmedi. Herkes Ali'nin Engin'in hayvan sevgisiyle dalga geçtiğini zannediyordu. Sonraki günler araca binenler yılan hikayesinin dalgasını yaparak biniyordu. Aradan on beş gün geçmişti. Yılan olayı da unutulup gitmişti. Engin ve bir arkadaşı yine devriyeye çıktı. Adı Mesut olan bu genç mesleğe yeni başlamış öğrenmeye istekli bir memurdu. Engin'in aksine hayvanlardan çok korkuyordu. Kediye bile yaklaşamıyordu. Arabaya binerken o da diğerleri gibi şakaya vurup "Abi, arabaya yılan filan almak yok" dedi. Engin de ona latifeli "Merak etme, senin yanında kelebek bile kovalamam" dedi. Gülüştüler. Birbirlerine memleketlerinden bahsederek ilerlediler. Her şey yolunda gidiyordu Mesut direksiyonu bırakana kadar. Öndeki araca çarpıp durdular. Ani gelişen kaza arkadaki aracı da kaza zincirine katmıştı. Engin, önüne baksana demeye niyetlendiğinde aynadan sarkan yavru yılanı gördü. Demek on beş gündür akrabadandı. Ne yiyip içti bunca zaman yavrucak diye düşündü, içi sızladı. Yılanla göz göze gelmiş öylece bakışan Mesut'u gördü. El çabukluğuyla yılanı kavrayıp pencereden fırlattı. Donmuş haldeki Mesut'a seslendi. Mesut tepki vermiyordu. Kazaya karışan araçlar durmuştu. İnsanlar dışarı çıkmış iki polis memurunun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Engin, Mesut'u bıraktı sağlık ekibini aradı. Etraftaki insanları sakinleştirdi. Mesut kendine geldiğinde ilk söylediği " Bu nasıl hayvan sevgisi canımdan oluyordum" oldu. Bir daha Engin ve Mesut'a ortak görev yazılmadı. Artık kimse Engin'in hayvan sevgisini sorgulamıyordu. Çılgın bir hayvansever olduğu tüm ekipçe biliniyordu. ... Bir Harf Deyip Geçme İki arkadaş üniversiteden mezun oldular. İkisi de farklı şehirlerde iş buldu. Erkek İstanbul'un bir semtinde yaşamaya başladı, kız pek de büyük sayılmayan başka bir şehirde. Herkes bu iki arkadaşı birbirine yakıştırsa da aralarında gönül ilişkisi yoktu. Çok sık olmasa da görüşüyorlardı hâlâ. Zaten takipleşiyorlardı sosyal medyada. Kim nerede kiminle ne yapmış, herkesin herkesten haberi vardı. Bir vakit sonra kız biriyle görüşmeye başladı. Görüştüğü kişi yabancı sayılmazdı. O da üniversiteden başka bir arkadaşlarıydı. Hikayesinde bir fotoğraf paylaştı. Görenler önce şaştı sonra demek doğru söylüyorlarmış, aralarında bir şey yokmuş deyip yeni çifte tebrik yağdırdı. Aradan çok geçmedi kız nişan fotoğrafı attı. Fotoğraftaki damat aynı adaydı.Yine tebrikler yağdı. Kısa zaman sonra da erkek bir paylaşımla sevgilisini tanıttı. İleri teknoloji çağı bu. Az kişiyle gezip çok kişiyle paylaşıyorlardı. Erkek de tıpkı diğerleri gibi mutlu anlarını buradan paylaştı. Erkek İstanbul'un bütün nimetlerinden faydalanıyordu. Türlü mekan gezileri, tiyatroları, konserler, sporlar, dans, müzik... Kızın yapabileceği şeylerse sınırlıydı. Ya yeşil bir alanda fotoğraf ya bir restoranda. Zaten ne paylaşan ayıp olmasın diye bir kalp atarlardı. Sorun bu değildi. Kızın aklı üniversite yıllarında kaldı. Hep beraber eğlendikleri günleri hatırladı. Amacı daha sosyal bir şehirde yaşamaktır. Nişanlısına daha büyük bir şehirde yaşama fikrini açtı. Nişanlısı bu fikre sıcak baktı. Hemen olmaz ama düğünden sonra yeni düzenimizi yeni şehirde kuralım, dedi. Kız bu fikre pek sevindi. Yeni şehrimiz İstanbul olsun, dedi. Kızın günleri düğün hazırlığı telaşıyla geçti. İşten ayrıldı. Evlendiklerinde yaşayacakları evi seçmek için İstanbul'a gitti. Kız telaştan biraz da gergindi. Bazen surat yaptı nişanlısına bazen trip attı. Bir gün erkek yine bir fotoğraf paylaştı. Gideceği bir yer vardı. Kız fotoğrafı gördü içini hüzün bastı. Hayat bu kadar eğlenceli, zaman bu kadar kısayken bu kadar yorulmaya, gerilmeye ne gerek vardı. Kız erkeğe mesaj attı. "Oraya beni de götür :) " yazdı. Erkek, arkadaşını kırmadı. Onu evinden aldı. Günün sonunda yine eve bıraktı. Bir vakit sonra erkek yine bir fotoğraf paylaştı. Gideceği bir etkinlik vardı. Kız yine mesaj attı. " Oraya da beni götür :)" yazdı. Erkek bu etkinliği sadece kendisi için planlamıştı. Kızı kırmak istemedi , bir bahane yazdı. Üstelik kızın nişanlısından da çekindi. "Sonrasında başka yere gideceğim ama" yazıp yolladı. Kız bu nazik reddedişi anladı. Muziplik olsun diye yine aynı mesajı yazdı. " Olsun, orada da beni götür ;)" Sonra yorgunluktan uyuyakaldı. Erkek bu mesajı görünce öylece kalakaldı. Tekrar tekrar okudu yazışmayı. _ Oraya da beni götür :) _ Sonrasında başka yere gideceğim ama _Olsun, orada da beni götür ;) Aklında olaylar sıralandı. Arkadaşımla nişanladı. Düğünden önce kavga çıkardı. Geldi yanıma taşındı. Şimdi de mesaj attı. Kızı engelledi bir daha mesaj yazmadı. Halbuki kız sadece "oraya" yazdığını sandı. Ne yazdım diye bakmamıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE