Veli

3084 Kelimeler
On bir kardeşin en küçüğüydü Veli. Nüfus memuru nasıl yapmışsa nüfus cüzdanını çıkartırken Veli'nin kimliğini iki tane çıkarmıştı. Yani bir ailede iki tane aynı anda doğan ve aynı isim verilmiş ikizler varmış gibi görünüyordu. Veli okula başladığı günden itibaren bunun ceremesini çekiyordu. Sürekli bir sorun oluşturuyordu bu durum. Ablaları ve abilerinin çoğu çoktan evlenmişti. Evliliklerini görmediği gibi kimleri yurtdışına gittiği için tanımıyordu bile. Dördüncü sınıfa geçtiğinde babası vefat etmişti. Evde bir yaşlı annesi bir ablası ve iki abisi kalmıştı. Kendisinden bir büyüğü ile arasında 10 yaş fark vardı. Babasından kalan bir kaç mal mülkle abilerini de evlendirdiler. Ablasının sevdiği vardı fakat annesine söyleyememişti. Gizli gizli görüşüyorlardı. Birgün akrabalardan biri talip oldu bu genç kıza. Kız sevdiğine haber göndermek için kardeşine anlatmaktan başka çare bulamadı. Veli duyduğunda küplere binmişti çünkü bu tür görüşmeler ayıp günah diye yetiştirilmişti. Ablası Veliyi sakinleştirip ikna etmeye çalışırken annesi sesleri duymuş, odaya gelmiş ve durumu öğrenmişti. Zavallı kadının en uzak gittiği yer ilçedeki nüfus müdürlüğü, en çok gördüğü görgü ailen kimi derse onunla evlenmek her zorluğa göğüs germek olduğu için o da aynısını kızı için uygulamış ve bir an evvel kızını baş göz etmek için hazırlıklara başlamıştı. Başında kocası bile yoktu. Laf söz çıkarsa köy yerinde bunu kaldıramazdı. Veli ablasının yemeden içmeden kesildiğini görünce yardım etmeye karar vermişti ama daha 10 yaşındaydı bunu nasıl yapacağını bilmiyordu dolayısıyla elinden bir şey gelmedi. Ablası akrabalarıyla evlendirildi. Tek tesellisi yakınında olacaktı. Fakat bu evlilik hayırlı olmadı. Eşine karşı her görevini yerine getirmesine rağmen eşiyle bir türlü anlaşamıyorlardı. Üstelik kayınvalidesi de eşi ile arasını bozuyordu sürekli. Kadın sadece Veliye anlatabiliyordu derdini ama Veli'nin de elinden bir şey gelmiyordu. Veli altıncı sınıfa geçtiğinde mahkemeye başvurdu. Artık iki tane olan kimliğini teke düşürme vaktiydi. Bu arada hazıra dağ dayanmazdı babasından kalanlar da artık geçim için yetmiyordu. Ailenin diğer üyeleri çoluk çocuğa karışmış kendi geçimlerini zor sağlıyordu. İş başa düşmüştü. Veli çalışmaya mecbur kaldı. Önce sebze hallerinde kasaları taşımakla başladı işe. Nerede bir iş bulsa kosarak gider oldu. Tabi okulunu da aksaymıyordu. Çok yoruluyordu. Bazen hayat bazılarını çabuk büyütürdü. Veli de hayatın çabuk büyüttüklerindendi. Uzun tatillerde kamyon kamyon taşınan sebzelerle beraber farklı illere gider oralarda ise devam eder tekrar dönerdi. Başlarda çok zor gelmişti. Dışarıya karşı dik dursa da kendiyle başbaşa kaldığı zamanlarda veya yaşıtlarının ne kadar iyi durumda olduğu zamanları gördükçe hayatı sorguları. Babasını zaten çok özlüyordu ama böyle zamanlarda daha bir ağır geliyordu yokluğu. Yıllar iş çalışan insan için çabuk geçerdi. Sıkılmaya vakit bulamadığından mı yoksa çalışırken zamanın farkına varamayacak kadar çok yorulduğundan mıdır bilinmez. Belki de hergün çalışan insanların bir günü diğerinden farklı olmadığından, yıllar geçse bile ruhu işe ilk başladığı yılda kalıyordu. Her neyse Veli içinde yıllar çabuk geçmişti. Sekizinci sınıfın sonunda mahkemeye çıkabildi. Hakim bey sert bakışlı fakat babacan biriydi. Veli yaşadığı problemi, bu problemin kaynağının o zamanki nüfus memuru olduğunu, bu yanlışlığın düzeltilmesini talep ettiğini söyledi. Gerçekten feleğin çemberinde dönenlerin garibanlığı duruşu bırak bakışlarından bile belli olurdu. Hakim beyde zamanında gün görmüş kültürlü vicdanlı bir insan. Gözünden tanır ihtiyaç sahibini. Hakim Bey: "Kimin kimsen yok mu neden tek geldin buraya?" Veli: "Babam ben daha ilkokuldayken vefat etti. Bir yaşlı annem var başka da kimsem yok." Hakim Bey: "Kaçıncı sınıfa gidiyorsun sen evlat?" Veli: "Sekizinci sınıfın bitirdim efendim." Hakim Bey: " Ne olmak istiyorsun büyüyünce?" Veli: "Öğretmen olmak isterdim fakat artık okulu bırakacağım. Çalışmam gerek anneme bakmam lazım." Hakim Bey gözlüklerinin üstünden Veli'ye bakarak: "Tamam, mahkemeden sonra beni dışarda bekle." Tamda dediği gibi yaptı Veli. Salondan çıkınca hakim beyi bekledi. Kendisinin unutulduğunu sandığı bir zamanda bir sesle irkildi: "Gel bakalım evlat." Bu Hakim bey'di. Hakim Bey önde Veli arkada uzun ince bir koridordan geçtiler. Asansöre binip iki kat çıktılar. Karşılarında genişçe bir yer vardı ve bu geniş yerde tam sekiz kapı vardı. Üzerinde "Ahmet Yurdakul" yazan kapıdan içeri girdiler. Koltukları dekoruyla çok zevkli döşenmiş bir yerdi. Hakim bey koltuğuna oturmak yerine Veliye gösterdiği sandalyenin karşısındaki sandalyeye oturmuştu. Hangi şartlarda olursak olalım hepimiz eşitsiz mesajını veriyordu. Veli güven duyduğu bu adama hayran olmuştu. Köyde büyümüştü fakat gözü açıktı. İlden ile gidip insan içine karıştığı konuşmasından belli oluyordu Veli'nin. Hakim Bey sordu Veli cevapladı derken uzun bir sohbet sonunda: "Seni sevdim evlat. Temiz bir gençsin. Akıllısın da. Ziyan olup gitmeni istemem. Madem öğretmen olmak isterdin ben de seni mesleğinin başında, vatana hayırlı nesiller yetiştirirken görmek isterim. Veli başta anlayamadı kim kime karşılıksız yardım ederdi ki bu devirde. Abilerinin bile kendisine faydası olmamışken şurada bir iki saat sohbet ettiği adam mı yardım edecekti. Ama bu babacan adam çok da kararlıydı. "Notların da baya yüksekmiş sınava çalış kalacak yeri hiç dert etme. Ben sana burada kalacak yer ayarlarım. Şuraya adresini, sana ulaşabileceğim bir numarayı yaz. Bu da benim numaram bir derdin olursa bana ulaş." dedi. Veli hayatının birçok anında kendisine zorluk çıkardığı için nüfus memuruna kızardı. Her serde bir hayır var sözü demek bunun için söylenmişti. Bu hatayı nüfus memuru yapmamış olsaydı Veli bu babacan adamla tanışamayacaktı. İçinden binlerce şükretti ve nüfus memuruna saydıkları için gıyaben özür diledi Hakim Beye sarılmak istedi fakat sadece elini öpmekle yetinebildi. Eksikliğini hissettiği baba şefkatini yıllar sonra bir yabancıda bulmuştu. Eve gider gitmez olanları annesine anlattı. Annesinin havalara uçacağını zannediyordu çünkü annesi Veli'nin okumasını çok istiyordu. "Koluna altın bileziğin bir taksan da benim de içim rahatlasa."derdi hep. Oğlunun Mürüvvetini görmeyecek olmaktan yakınırdı. Veli'nin anlattıklarını sakin karşıladı . "Dünya'da iyi insanlar da var oğul. Rabb hep iyi insanlarla karşılaştırsın seni."dedi. Ağzı dualıydı annesinin. Veli'den de razıydı sürekli hayır duasını alırdı Veli annesinin. Anne baba duası işlerinin yolunda gitmesini sağlar demişti köydeki yaşlı muhtar. Şimdi o duaların ise yaradığını görüyordu. Hakim Bey'le iletişimlerini koparmadı. Dediği gibi çalıştı ve ildeki sayılı güzel okuldan birini kazandı. Fakat bu okulun erkek yurdu yoktu. Hakim Bey söz verdiği gibi Veli için okuluna en yakın olan yurtlardan başka okulun yurdunu ayarladı. Normalde farklı okulun öğrencileri yurda alınmamasına rağmen böyle vasıflı bir kişinin aracılığıyla ancak alınabilmişti. Veli var gücüyle derslerine çalışıyordu. Verdiği sözü unutmuyor, yapılan iyiliğin boşa olmadığını göstermek istiyordu. Hakim bey Veli'nin maddi manevi her ihtiyacını karşılıyordu. Hoş Veli de çok çok gerekli olmadıkça ihtiyacım var demezdi ki zaten Hakim bey Veli'nin demesine fırsatta bırakmazdı. Aralarında baba-oğul bağı kurulmuştu. Ahmet amca diyordu Veli ona okula görüşmeye geldiğinde Veli'nin amcası olarak tanıyordu kendisini. Veli'nin başarısını duydukça da gururlanırdı. Veli lise üçüncü sınıfa geçtiğinde Hakim Bey'in başka bir ile tayini çıktı. Bu ayrılık Veli'nin zoruna gitse de artık iyiden iyiye büyümüştü. Veli için zor olduğu kadar Hakim Bey için de zordu. Manevi oğluydu Veli onun. Araya mesafeler girse de uzaktan uzağa yardım etmeye dev etti. Elini çekmedi Veli'nin üzerinden. Veli universite sınavından çıktığında aradığı ilk kişi Hakim bey olmuştu. Sınavının ne kadar güzel geçtiğini anlatıyor sevincini paylaşıyordu. Sınav sonuçları açıklandığında hatta tercih sonuçları açıklanıp kazandığı yer belli olduğunda da yine ilk önce Hakim Bey'i aradı. Üniversiteyi hakim Bey'in tayin olduğu yerde okumayı çok istemişti. O yüzden de tercihlerini yaparken önceliği o şehre yakın şehirleri yazarak başlamıştı. Fakat kadar yine bildiğini okuyordu. İstediği gibi olmadı. Üniversiteye başladığında gördükleri Veli'nin aklının alamayacağı türdendi. Kültürü farklı insanları farklıydı. Etrafındaki herkesin sevgilisi vardı. Dünya umurlarında değilmiş gibi yaşıyorlardı. Veli bu durumu garipsese de zamanla buna da alıştı. Arkadaş edindi. İnsanlar tarafından çabuk seviliyordu. Genelde derslerine çalışmayı tercih ediyordu. Ama ara ara arkadaşlarını kıramadığı zamanlar oluyordu. Okuldaki kütüphanede yarı zamanlı çalışacak öğrenci aranıyordu. Veli oraya başvurmuştu. Aynı zamanda başka yerlerden de iş bakıyordu. Artık büyüdüğünü hissediyordu ve Hakim Bey'e daha fazla yük olmak istemiyordu. Ağır geliyordu bu yaşta hala başkasından para alıyor olmak. Bu yüzden vakit buldukça iş görüşmeleri yapıyordu. En sonunda bir kafede iş buldu kendisine. Okul çıkışlarında hemen kafeye gidiyor saat on ikiye kadar çalışıyordu. İşten çıkınca muhakkak o günkü işlenen konular bir göz atıyordu. Veli snıfından bir kıza aşık oldu. Adı Ebru'ydu. Ebru arkadaş çevresi geniş okulda popüler bir kızdı. Dışardan bakınca pek bir havalı görünüyordu. Hislerini nasıl söyleyeceğini bilmediği için uzaktan izlemekle yetiniyordu. Hoş söylemek istese kabul etmeyeceğini de biliyordu. Burs sonuçları açıklandığında Veli'ye burs çıkmıştı. Bunun sevincini yaşarken kütüphanedeki başvurusunun da onaylandığı haberini aldı. İki güzel mutluluk bir aradaydı. Kafedeki işinden ayrıldı. Artık kütüphanede çalışıyordu. Burada kendisini geliştireceği çok vakti vardı. Artık günleri okul, kütüphane ve yurt arasında geçiyordu. İstediği sona çok yaklaştığını her şeyin güzel olacağına olan inancı artmıştı. Birgün ablası aradı Veli'yi. Ağlıyordu, hıçkırıklarından ne dediği anlaşılmıyordu. Sakinleyene kadar bekledi. Eşi ablasına altın bir kolye almış. Dokuz yıldır ilk kez araları bu kadar iyiymiş. Ama kolyeyi gören kaynanası kıskançlıktan çatlamış. Gelininin yaptığı her işe bir kusur bulmaya başlamış. Oğluyla gelininin arasını açmış. Sanıyormuş ki oğlu gelini ile iyi olursa gelin oğlunun aklına girer evden giderler. Evden giderse kendine hizmet edecek kimse kalmaz. Bu yüzden de yapmadığını bırakmamış. Hâlbuki Veli'nin ablası da tıpkı Veli gibi sevecen, insancanlısı, merhamet sahibiydi. Fakat niyeti kötü insanlar herkesi kendileri gibi bildiği için başkalarındaki güzelliği de kalplerinin karası ile ortuyorlardı. Kayınvalide böyle yapınca eşi ablasını çok kötü dövmüş. Kadın bir hafta yerinden kalkmamış. Bugün biraz daha iyiymiş ama hala heryerinde morluklar varmış. Hastaneye gidip darp raporu almak istiyormuş ama evden çıkmasına izin vermiyorlarmış. Ablası Veli'den ikinci kez yardım istiyordu. Veli bu olayda kendisinin de suçu oldugunu düşünüyordu zamanında keşke annesine karşı gelebilseydi belki o zaman her şey daha farklı olabilirdi. Duydukları karşısında öfkesine sahip olamayan Veli kütüphanedekibisinden izin alıp memlekete gitti. Hiçbir yere uğramadan eniştesine gitti. Artık o küçük cılız Veli yoktu karşılarında. Büyümüş güçlü kuvvetli yağış bir delikanlı olmuştu. Haksızlık karşında asla susan bir yapısı yoktu. Hele bu haksızlık sevdiklerinden birine yapılmışsa Dünya'yı başlarına yıkardı. Ablasının halini görünce kendisini tutamadı araya birileri girmese oracıkta katil oluverirdi. Ne esniştesi ne de eniştesinin annesi karşısında konuşabildi.Ablasını ve iki yeğenini çekip aldı ellerinden. İlk iş hastaneye gidip darp raporu almak oldu. Tüm haklarını almak, bu yapılanın hesabını sormak istiyordu. Aklına Hakim Bey'i aramak geldi fakat bir türlü ulaşamadı. Kendi imkanlarıyla Baroya gitti. Başvuruda bulundu. Bir avukat yönlendirildi. Artık boşanma süreci tren başlamıştı. Karşı taraf kendilerini hakkı cikarmak için başvurmadıkları pislik kalmamıştı. Çocuklarının annesine, senelerce aynı yastığa baş koydukları eşine iftira atmaktan bile geri kalmamıştı. Bu kadar alçak bir adamdan boşanmış olduğu için ablasına şükretmesi gerektiğini söylüyordu. Neyse ki attıkları iftirayı destekleyici bir şey bulunmayınca dava ablasının lehime sonuçlandı. Olaylar her ne kadar kötü gelişse de en azından artık annesi yalnız değildi ve ablası bir pislikten kurtulmuştu. Tekrar okula döndüğünde Hakim Bey'in eşi aramış ve Ahmet beyi kaybettiklerini söylemişti. Bu ikinci darbe her şeyden daha ağır gelmişti. Sanki ikinci kez babasını kaybetmenin acısını yaşıyordu. Hatta bu kez öz babasına duyduğu acıdan daha ağır bir his duyuyordu. Toprağa verilirken son görevini yerine getirmeyi çok isterdi fakat ablasının işleri ile uğraşırken vefat etmiş ve çoktan toprağa vermişlerdi. Cenazesinde bulunamamış olmanın üzüntüsü yüreğini burkmuştu. O gece bol bol dualar gönderdi Hakim Bey için. Çok dalgındı son zamanlar üst üste gelen olaylar sırtında kambur gibi ağırlaşıyordu. Sessizleşmişti. Arkadaşları Veli'yi yalnız bırakmamak, destek olmak için bir sürü teklifte bulunuyorlardı fakat Veli hiçbirini kabul etmiyordu. Birgün sınavda Ebruyla arka arkaya oturuyorlardı. Kalemini getirmeyi unutmuştu. Bunu fark ettiğinde çevresine baktı. Sınıflar karma yapılıp sınava girildiği için tanıdık sadece iki kişi vardı. Biri Ebru'ydu diğeri Ömer. Ebru'yla konuşmaya bile çekiyordu hislerini anlarsa diye. Gözlerine bir kez bakmışlığı yoktu. Ömer'e fazla kalemi olup olmadığını sordu. Olumsuz yanıt aldı. Sıkıntıyla nefes alıp veriyordu. O sırada Ebru arkasına döndü "Bana neden sormuyorun? Belki bende vardır." diyerek gülümsedi. İlk kez bu kadar yakından bakıyordu. Güzelliği gülüşüyle daha bir bekirginleşmişti. Veli'nin kalbi beyninde bağımsız hareket ediyordu. "Bilmem masanda da yok ya yoktur diye düşündüm." dedi gözlerini kaçırarak. Ebru o çelimsiz kollarıyla elindeki kalemi kırdı, ikiye böldü. Bir parçasını açacak ile beraber Veli'ye uzattı. "Yanlış bakmışsın demek ki. Nasıl baktığın çok önemli. Bazen gerçekler ile görünenler farklı olabiliyor veya dışardan bakıldığında göründüğü gibi olmuyor her şey." dedi. Bu sözlerin altında büyük manalar olduğunu anlatabiliyordu Veli ama yanlış anlamış olmal ihtimalinin üzerinde durdu. Yaz tatilinde bir boyacı da çırak olarak işe başladı. Bir yandan faklı işler öğreniyor bir yandan ailesine destek oluyordu. Ustası hatır gönül bilen bir adamdı. Hakkını tam teslim ediyordu. Veli'den de çok memnundu. Nasıl memnun olmasındı ki. Veli var gücüyle çalışıyor asla işten kaytarmıyordu. Ustası ne zaman isterse gelip çalışabileceğini söyledi. Artık yaz tatillerinde işi hazırdı. Tekrar okula döndüğümde gözleri sürekli Ebru'yu aramıştı. Tüm yaz sınavdaki bakışları gözünün önündeydi. Bir hafta gelmedi Ebru okula. Veli çok merak etmişti. Artık konuşmaya karar verdi Ebru'yla. Kendini daha fazla durduramayacaktı. Ebru geldiğinde yine eski haline döndü kararlılığının yerini cesaretsizlik almıştı. Birgün Ebru resim dersinde ayağa kalkıp sınıfa yönelik olarak yanında yapıştırıcısı olan olup olmadığını sordu. Veli'nin aklına sınav anı geldi. Daha sonra düşünmeden ayağa kalkıp Ebru'nun yanına gitti. Elindeki yapıştırıcıyı Ebru'ya uzatıp "İyi bir yapıştırıcıdır. İkiye bölünmüş kalemleri bile sımsıkı tutar."dedi. Ebru yine o sıcak gülümsemesiyle karşılık verdi. O günden sonra ara ara yanyana gelip konuşmaya başladılar. Bu konuşmalar zamanal okul dışında da olmaya başladı. Ebru da en başından beri Veli'den hoşlanıyordu fakat Veli'den adım bekliyordu. Veli'nin kendisinden gelindiğini biliyordu bunun için de adım atması için hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını söyleyerek kendisine atıfta bulunmuştu. Veli bunu da anlamamıştı. O seneyi bir umut bekleyerek geçirmişti. Şimdi ise hoşlandığı kişiye karşı hisleri daha üst sevileredeydi. Veliyle vakit geçirmeye bayılıyordu hatta daha fazla zaman geçirmek için kütüphaneden çıkmaz olmuştu. Birgün Veli tüm cesaretini toplayıp hislerini açıkladı. Ebru da karşılıklı olduğunu dile getirdi. Artık sevgililerdi. Birbirlerine çok yakışıyorlardı. Okulun en iyi çifti diye anılır olmuşlardı. Ebru Veli'in sayesinde kötü arkadaş grubundan ayrılmış kendisine yepyeni arkadaşlar edinmişti. Son sene sınava hazırlanıyorlardı. Veli'nin annesinin kanser olduğu ortaya çıktı. Tedavi için para gerekiyordu. Abileri bir miktar yardımda bulundular ama hala açık vardı. Veli şimdi iki kat çalışmak zorundaydı. Derslere girmez oldu. Arkadaşları yerine imza atıyor, Ebru sınav zamanlarında çıkardığı notları veriyordu çalışması için. O sene berbat geçmişti Veli için. Sanki on yaş yaslanmış gibi yıpranmıştı. Kamu personeli seçme sınavına hazirlanamamıştı. Bildikleriyle girdi sınava. Sonuçlar açıklandığında istediği sonucu alamamıştı. Atanma için yetersizdi. Verdiği sözü tutamamış olmanın ağırlığı altında eziliyordu.Hakim Bey'in bu günü girdiğine şükretti. Ebru Türkiye'de dördüncü olmuştu. Tek tesellisi sevgilisinin derece yapmış olmasıydı. Memlekete gitti var gücüyle çalışmaya başladı. Gündüzleri boyacılık yapıyor akşam eve geldiğinde KPSS'ye çalışıyordu. Yeğenleri çok ses yapsa da bir şekilde idare etmeye çalışıyordu. Annesinin tedavisi de olumlu yanıt vermişti. Her şey yeniden yoluna girmeye başlıyordu. Tercih zamanı Ebru puanının çok yüksek olduğunu, nereyi yazarsa yazsın geleceğini, Veli'ye yakın olmak istediğini söyledi. Veli her ne kadar kendisine bağlı kalmamasını kendi memleketini yazarsa da mutlu olacağını ve anlayışla karşılayacağını söylese de Ebru kabul etmedi. Fikrinde kararlı olduğu için Veli'nin memleketini yazdı. Ata sonuçları açıklandığında zaten belliydi Veli'nin yanına geleceği. Veli Ebru için ev ayarladı. İçini döşedi. Kazandığı paranın büyük bir kısmını sevdiği kız için harcadı. Ebru atandığı yere geldiğinde her şeyini hazır buldu. Sık sık buluşur olmuşlardı. Artık aralarındaki bu sevgililik bağını resmiyete dökmek istiyorlardı. Veli henüz atanamamış olduğu için çok fazla lafını etmese de Ebru bu durumun umrumda olmadığını söylüyordu. O kadar ısrar etti ki Veli daha fazla diretse Ebru'nun yanlış anlamasından korktu ve kabul etti. Ara tatilde Ebru babasıyla konuşacak ve Veli annesini alıp istemeye gidecekti. Ebru'nun babası ırk ayrımcılığı yapmış ve duyduklarına şiddetle karşı çıkmıştı. Hatta bu kadarla da kalmayıp Veli'yi aramış bir ton laf saymıştı. Kızı atanmış kendisinin ne olacağı belli bile değilken nasıl böyle cesaret ettiğini sormuştu. Haksız da sayılmazdı. Bu cümleyi duyacağını bilincindeydi ama bu kadar sert bir şekilde duyacağını tahmin etmemişti. Bunun yanında kime söylense onarılmaz yaralar açacak sözler sarf etmişti. Söyledikleri Veli'nin hak edeceği şeyler değildi asla. Gururu incitmişti Veli'nin. Baba tarafından onay görmeyen bu ilişkinin sonunda olduklarının farkındaydı. Ebru'nun ısrarlı aramalarının hiçbirine cevap vermedi. Birbirlerini yıpratmak tam başka bir şey olmayacak bu ilişkiye nokta koymaya niyetliydi. Öfkeyle aldığı bu karardan ancak Ebru'yu tesadüfen gördüğünde pişman oldu. Kırgın bakıyordu Ebru. Veli çekinerek yanına gitti selam verdi. Biraz konuşmak istedi. İkisinin de gözleri doluydu. Ebru parmağını göstererek "Konuşacak bir şey kalmadı. Nişanlandım ben." dedi. Veli yüzüğü görünce kalbine bıçak yemiş gibi hissetti. Suçluluk duyuyordu ilk kendisi vazgeçmişti ama bu kadar da çabuk başka biriyle nişanlanmış olması ağır gelmişti. Tek bir söz bile etmeden gitti. Ebru arkasından acıyla bakıyordu. Bağırsa çağırsa, saysa, kızsa bu sesszilik kadar acıtmazdı içini. Veli başlarda kendisine kızdı fakat sağlıklı düşünmeye başladığında kızdığı tek kişi Ebru'nun babası oluştu. Ebru tarafından kimseyi görmek istemiyordu. Tüm sosyal medyadan Ebru'nun çevresinde tanıdığı kim var kim yoksa engelledi. Bu yıkılmışlıkla ne kadar ders çalışmaya çalışmada saatlerce tek bir cümlede takılı kaldığını kitabın üstünde uyanınca fark ediyordu. O sene de sınavdan başarı elde edemedi. Yaz tatilinde bir şifre için gmailine bakıyordu. Bir Ebru'nun ablasından gelen bir mail dikkatini çekti. İçini açtığında " Heryerden engel koymuşsun aklıma burası geldi inşallah mesajımı görürsün. Ebru çok mutsuz bir iki hafta sonra düğünü var. İstemediği bir evlilik yapıyor sırf sana kızgınlığından. Birbirinizi ne kadar çok sevdiğinizi biliyorum. Bir kez gel desen koşa koşa gelecek Ebru sana. Yazık etmeyin birbirinize." yazıyordu. Aceleyle gönderilen tarihe baktı bir ay önceydi. Bu durumda yaklaşık iki hafta önce düğünü yapılmış demekti. Kalbi sızladı, gözlerinden yaşlar aktı. Sahte bir hesap açıp Ebruya Instagramdan istek gönderdi. Kabul ettiğinde beklediği gibi onlarca söz, nişan, düğün fotoğrafı yoktu. Öğrencileriyle çekilmiş fotoğraflar vardı. Aralarından sadece bir tanesi tekli fotoğraftı. O da Ebru'nun elinde kırık bir kalem vardı. Fotoğrafın altına "bazı kırıkları en iyi yapıştırıcı bile tutmuyormuş." yazıyordu. Bu fotoğraf Veli'nin belleğinden asla silinmeyecekti, altta yazılan söz ise aklıma her geldiğinde kalbini parçalayacaktı. Veli düşünemez olmuştu. Mailde yazanlar doğru muydu öğrenmeliydi. Eğer doğru değilse gerekirse ağzında kuş tutacak kendini affettirecekti. Doğru olmaması için dualar ederek Ebru'nun ablasına istek attı. Ebruyu helinlikler içinde başka bir adamın yanında görünce nasıl büyük bir hata yaptığını anladı. Öfkeyle kalkmış zararla oturmuştu. Annesi artık Mürüvvetini görmek istediğini söylüyordu. Veli'nin gözü hiç kimseyi görmüyordu. İl merkezine de çok çok gerekmedikçe gitmiyordu. Olur da Ebru'yla karşılaşırsa buna dayanamazdı. Ücretli öğretmenliğe başladı. Kendini mesleğine kaptırmıştı. Çocuklarla olmak ,o masum küçük çocukların kalbine dokunmak ve oardan karşılıksız sevgi görmek yaralı kalbini iyileştiriyordu. Yuva kurmanın geçmişi gerçekten geçmişte bırakmanın zamanı geldiğini biliyordu ama eğer evlenirse aklındaki kişi yüzünden başka bir kadını üzerim diye korkuyordu. Kendinden emin olmalıydı. Birgün il merkezde öğretmenler toplantısı vardı. Ebru ile eşini orada gördü. Kolkola girmiş gülüşüyorlardı. Hep bu anı düşlemişti. Onları öyle görse oracıkta can vereceğini sanmıştı ama hiçte düşündüğü gibi olmamıştı. Aksine hiçbir şey hissetmemişti. Kalbi zamanla bu durumu kabullenmişti o defteri çoktan kapatmıştı belli ki. Gönül rahatlığıyla yoluna bakabileceğini gördü. Veli bir süre sonra aile yapıları denk, kültürleri uyumlu olan ücretli ogreenlik yaptığı okulundan bir öğretmenle sözlendi. Kıymet vermek ne demekti iyi bilirdi. Yaşayamadığı ne varsa ailesine fazlasıyla yaşatacaktı. Gerekirse taşı sıkacak suyunu çıkaracaktı. Kiz tarafı çok anlayışlıydı. Maddi durumları da iyiydi. Veli'yi çok sıkıntıya sokmamışlardı. Felek her zaman kötü değildi. Bazen gulen yüzünü de gösteriyordu. O sene bir kez daha Veli'ye gülmüştü ve Veli atanmıştı. Düğününü yaptı. Bundan sonra hüznünü, kederini, sevincini her şeyini paylaşacağı bir eşi vardı. Veli'nin annesi oğlunu damatlık içinde görmüştü ya artık ölse de gam yemezdi. Son nefesini huzur içinde vereceği için mutluydu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE