2015 Eylül-Foça
~10 Sene Önce~
Dila, okuldan eve geldiği gibi bahçedeki hamağın üzerinde bağdaş kurmuş, elinde gençlik dergilerinden biri, içinde yazan "Zihni Arındıran Meditasyon Teknikleri" bölümünü büyük bir ciddiyetle denemeye çalışıyordu.
"Gözlerini kapa, nefesine odaklan, zihnini boşalt..."
Dergide yazan adımları iç sesiyle tekrar etti.
"Zihnimi boşaltıyorummm."
İyi hoş da Dila'nın zihni, hiçbir zaman boş kalmazdı ki. Hep bir şeyleri düşünür, yazmaya çalışır, hayaller kurardı. Fakat zihnini boşaltmak, özellikle de bugün imkansızdı.
Çünkü içi içini yiyordu.
Elindeki dergiyi hamağın yanına koydu, gözlerini sımsıkı kapadı, "Bunu düşünme Dila, düşünme…" diye içinden tekrarladı.
Ama olmuyordu. Zihni geri sardı, baştan oynattı bütün olanları.
Işıl.
Üniversite hazırlık için gittiği dershanedeki sıra arkadaşı Işıl, birkaç kez çıkışta Dila’yı almaya gelen Doğu’yu uzaktan görmüş ve onu çok beğenmişti. Dila’nın en yakın arkadaşı olduğunu öğrendiğinde gözleri ışıldamış, Doğu’nun Altınordu Futbol Kulübü'nün altyapısında oynadığını öğrenince ise iyiden iyiye etkilenmişti. Sonuçta futbolcu karizması diye bir şey vardı. İleride de çok zengin olurdu kim bilir.
Ve sonra…
Neredeyse derslerinin olduğu her gün Dila’ya Doğu’yu sormaya başlamıştı.
Dila iç çekti. “Düşünme bunları Dila, düşünme… Zihnim şu an boş…”
“Off!” dedi Dila ve o lanet olası konuşmalardan birini yeniden hatırladı.
"Dilaaaa, bak bir şey soracağım ama kızmayacağına söz ver."
Dila, Işıl’ın o sahte masum ses tonunu duyar duymaz sinirleneceğini biliyordu.
“Sor."
"Şimdi, Doğu’nun sevgilisi falan yok demiştin değil mi?"
"Yok da ne alaka?”
Işıl hemen atıldı. "İyi ya işte, yani boşta, değil mi? O çok yakışıklı ya yani belki sen…”
"Ya kızım, Allah Allah! Boşta diyorum boşta yok kız arkadaşı falan. Biz küçüklükten beri arkadaşız, boşuna kafa yoruyorsun!”
Işıl, altın madeni bulmuş gibi sevinçle gülümsemişti.
"Sen hiç hoşlanmıyorsun yani?”
O an Dila’nın suratına kaynar su dökülmüş gibi hissettiğini hatırlıyordu.
İçinde daha önce hiç hissetmediği bir duygu belirmiş, "Saçmalama Işıl!" diye kestirip atmıştı.
Ama Işıl bu işin peşini bırakmamıştı.
"Ya ama Dila yaaa! Bir iyilik yap, bir kez buluşalım hiç değilsee.”
"Işıl, bilmiyorum ya, yani pek şey… emin değilim—"
"Emin değil misin? Bak cidden ondan hoşlanıyorsan aranıza girmem..."
"Yarabbim! Hayır! Kaç kez diyeceğim sana!"
Dila bunu inkar etmek için yemin eder gibi "Hayır" diye bağırmıştı bağırmasına ama sonra da kendini bu batağın içinde bulmuştu.
Sonrası… Sonrası iyice berbattı.
Işıl, pes etmemiş, konuyu Doğu’ya açması için Dila’yı öyle bir sıkıştırmıştı ki, sonunda "Off! Yeter! Tamam! Söyleyeceğim!" diye patlamıştı.
Sonra ne mi olmuştu? Dila gidip olan biteni bir güzel anlattı. Doğu, bir kez bile olsa görüşmeyi kabul etmeyeceğini söyledi. Yeterince sorumluluğu vardı Doğu’nun, haftanın dört günü antrenmanı olduğu için Foça’dan Urla’ya gidip geliyordu zaten! Bir de boş konuşan birinin çenesini hiç çekemezdi.
"Boş işlerle uğraşamam, Dila.” deyip kestirip attı Doğu.
Bunu söylediğinde sesi o kadar net ve kesin çıkmıştı ki, Dila içten içe rahatlamıştı bile.
Ama sonra…
Işıl bu sefer Dila’yı daha çok sıkıştırmaya başlamıştı.
"Doğu ne dedi Dila benim için, hala istemiyor mu?"
“Ya hayır dedi işte devamlı sorup duruyorsun Işıl bıkmadın mı?”
"Ohooo, belli ki kıskandın!"
“Ya ne kıskancam, istemiyor işte!”
"Ya o seni dinlerr, hadi bir kez görüştür diyorum ya... Yaparsın sen, lütfenn."
Dila artık o kadar bunalmıştı ve o kadar sıkılmıştı ki, konuyu tamamen kapatmak için "Bıktım senden! Görüş işte kızla!" diye Doğu’yu adeta zorlamıştı. Doğu, "İstemiyorum diyorum Boncuk, Allah Allah zorlama bak." dediğinde ise Dila oturup hüngür hüngür ağlamıştı. "Senin yüzünden dır dır dır başımın etini yiyor ne olur bir kez buluşsan? Yeter bak burama kadar geldi." demişti hıçkırıklarının arasından. Neden ağladığını kendi de bilmiyordu ya neyse... Doğu ise genç kızın ağlamasına önce şok olmuş sonra da içi acıdığı için ısrarlarına daha fazla dayanamayıp; "Kızım ağlamasana yaaa! Off tamam lanet olsun tamam! Sen istedin diye görüşeceğim. Ama sadece bir kere, sonrası olmaz.” demişti.
O an, Dila’nın içi tuhaf bir şekilde sızladı ve hazır ağlamışken fark edilmez diye daha fazla ağladı. Doğu o gün Dila'yı nasıl susturacağını şaşırmıştı.
Ve sonra?
Bugün ilk kez…
Doğu’yla okuldan birlikte dönmediler. Dila, eve yalnız yürümek zorunda kaldı.
Pişman mıydı? Bilmiyordu, hissettiği bu duygu ona çok yabancıydı. “Onunla sohbet ederek eve geldiğim için içimde böyle bir boşluk var kesin. Hep alışkanlıktan.” diye düşündü kendi kendine. Ama zaten bir gün gelecekti ve bunlar olacaktı. Değil mi? Sonsuza kadar en iyi arkadaşı olup Doğu'nun birinci önceliği olamazdı ki zaten... Kendini bu fikre alıştırması gerektiğini düşünmeye başlamıştı.
O yüzden şimdi zihnini boşaltmaya ihtiyacı vardı
Tek gözü açık, dergide yazan kelimeleri tekrar ediyordu ne dediğini bilmeden.
“Sakinim… Şu anda bütün çakralarım açık…”
Ve sonra…
Nihayet yavaş yavaş odaklanmış içinde hafif bir huzur dalgası hissediyordu ki…
"Boncuk!"
Bir anda irkildi, olduğu yerde hafifçe sıçrayınca hamak sallandı, dengesini kaybedeceğini sanarak panikle ellerini havaya attı.
“Hiiii! Doğuuu! Ödümü kopardın!" diye bağırdı. Başparmağı ile dişinden ittirip başını geriye doğru bıraktı. Güldü Doğu, onun bu saçma sapan hallerini çok komik buluyordu.
Genç çocuk, ikisinin de evlerinin ortak kullandığı bahçeye giriş yaparken; elleri cebinde, hafif eğilmiş bir şekilde gülerek ona bakıyordu. Uzaktan görüp, Dila’nın burada olduğunu fark ettiğinden beri kızın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu aslında. Doğu’nun üstünde hala okul forması vardı, kravata olan nefreti yüzünden gevşetmiş, gömleğinin manşetini de katlamıştı. Klasik Doğu hali.
"Rahatsız etme beni, kaybol hemen!" diye homurdandı Dila, gözlerini tekrar kapatarak.
Ama Doğu’nun onu bırakmaya niyeti yoktu. Tüm gün görmemişti onu. Gün içinde başka insanlarla konuşabilirdi belki ama Dila’yla konuşmadığı bir gün ona hep eksik gelirdi. Üstelik Işıl denen o kızın boş boş konuşmasından öyle sıkılmıştı ki, bir ara kendi kendini boğup öldürebilir mi onu bile düşünmüştü.
Hamakta yanına kuruldu Dila’nın. Genç kız hamakta dengesinin tekrar bozulduğunu görünce açtı hemen gözlerini sinirle. Bir dakika huzur yok muydu bu yerde?! Gözlerini de dikti Doğu’nun gözlerine.
Akşam güneşi yüzüne ve saçlarına vuruyordu genç kızın. Doğu, yer yer sarıların serpiştiği açık kahverengi saçlarına baktı Dila’nın. Sonra da yeşile çalan ela gözlerine. Garip bir güzelliği vardı Dila’nın gözlerinin. Mesela güneş bu açıdan vurduğunda, denize girdiğinde ve ağladığında yeşile çalardı gözleri. Diğer zamanlarda biraz daha koyulaşırdı. Ama her zaman ışıl ışıldı. Güneş Dila’nın yüzünde ne hoş bir parıltı bırakmıştı öyle. Ne güzel bir manzara diye düşündü Doğu. Keşke fotoğraf makinem yanımda olsaydı dedi içinden. Bu düşüncelerle hamakta gözlerini tekrar kapatmış olan kıza çarpık bir gülüş gönderdi, oturduğu yere kurulurken.
"Napıyon ya burada böyle? Dergi falan ne iş?”
Dila tek gözünü aralayıp Doğu'ya tekrardan dik dik baktı.
"Namaste Dodo! Bölme beni, Nirvana'ya doğru yola çıkıyom!”
Doğu, Dila’nın bu lafını duyunca kahkaha attı. Namaste, bir çeşit selamlaşma ritüeli değil miydi?
"Ve aleykümselam Boncuk!" dedi, kahkahasını zar zor durdurarak.
Dila, dudaklarını büzüp tekrar gözlerini kapadı.
"Ayy, bir parça huzur istiyoruz, o da yalan oluyor... Hem sen neden bu kadar erken geldin?”
“Geç mi gelseydim?”
“Bilmem, ben dış kapı nöbetçisi miyim? Işıl’la buluştuğunuz için akşama anca gelirsin diye düşünmüştüm işte.”
Doğu, Dila’nın sesindeki o hafif sertliği hemen fark etti. Kaşları hafifçe çatıldı ama belli etmedi. Hafifçe geriye yaslandı, hamağın iplerini hafifçe çekiştirerek cevap verdi.
“Buluştuk, evet.” dedi umursamaz bir ifadeyle. “Sen ısrar ettin diye.”
Dila gözlerini kapalı tutmaya devam etti. Ama o an, içinden bir şeylerin düğümlendiğini hissediyordu. Boğazı kurumuştu, kalbi istemsizce hızlanmıştı.
“Nasıl geçti?” diye sordu, en normal ses tonuyla.
Doğu iç çekti. “Nasıl geçebilir sence? O kadar sıkıcıydı ki, bir ara kendi kendimi boğmayı düşündüm.”
Dila bu cevaptan memnun olduğunu fark ettiği an kendine sinirlendi. Ne olmuştu yani, sıkıcı bulmuşsa? Umurunda olmamalıydı. Umurunda olmamalıydı ama… İstemsizce güldü tutamadı kendini.
Doğu’nun gözleri anında parladı. İşte bu! Dila’nın o kahkahası, Doğu’nun en sevdiği şeylerden biriydi.
Kahkaha sesi, en huzurlu melodiydi onun için.
Doğu daha fazla dayanamayarak tekrar seslendi: “Boncukk?”
“Hııı?"
Doğu'nun gülüşü hâlâ yüzündeydi ama gözleri parladı. İşte en heyecanlandığı kısma gelmişti.
Elini cebine attı. Okulun duyuru panosundan yürüttüğü broşürü özenle katlanmıştı. Cebinden çıkardı ve Dila'ya doğru sallamaya başladı.
"Bak, ne var benim elimde?"
Dila bir gözünü araladı, kaşlarını çatıp broşüre baktı.
"Ne o?"
Doğu, broşürü açıp ona uzattı.
"Hani şu geçen bahsettiğin yazarlık yarışması vardı ya..."
Dila'nın yüzü biraz daha açıldı, ama şüpheli bakışlarını Doğu'ya dikti.
"Eeee? Nolmuş ona?"
Doğu kendinden emin bir şekilde kaşlarını kaldırıp yüzüne o sinir bozucu ama sevdiği gülümsemeyi yerleştirdi.
"Bugün bu yarışmaya başvuruyoruz!"
Dila’nın gözleri bir anda büyüdü. Sonra kaşlarını çatıp ona şüpheyle baktı.
"Ya Doğu… Kim ne yapsın benim kıytırık yazılarımı?"
Doğu anında ciddileşti. Eğilip onun tam göz hizasına geldi.
"Saçmalama Boncuk! Ne demek kim ne yapsın? Senin yazdıklarını okumak bile yetiyor insana! Senin gibi bir yetenek parlamaz mı sandın?"
Dila, Doğu’nun gözlerindeki kararlılığı gördüğünde istemsizce yutkundu.
Ama kendini kaptırmamaya çalıştı.
"Beni avutmaya çalışma, Dodo."
Doğu başını iki yana salladı.
"Avutmak mı? Kızım, ben duygusuz bir adamım biliyorsun. Beni bile ağlattın sen! 'Kıytırık yazılar' dediğin şey, içimde taş gibi oturdu, o nasıl hikâyeydi öyle be!"
Dila gözlerini devirdi.
Doğu duygusuz biri değildi ki.
Hatta aksine, dram filmlerinde falan gözleri dolardı ama erkeklik gururuna ters düştüğü için kabul etmezdi. Yine de, bunu dile getirmedi.
Dila için başka bir sorun daha vardı onu üzen. İçindeki ağırlığı hafifletmek için derin bir nefes aldı ama boğazındaki düğüm çözülmüyordu. Hamağın iplerini parmaklarıyla çekiştirerek yere bakıyordu.
“Ama Doğu, annemlere yarışmaya katılmak istediğimi söyleyince böyle boş işlerle uğraşmamı istemediklerini söylediler. Üniversiteye hazırlık için derslerime yoğunlaşmam gerekiyormuş.”
Doğu, bu cümleyi duyduğu anda kaşlarını çatıp durduğu yerde dikleşti. Biliyordu olanları Doğu. Nesli teyzesi annesine hararetle anlatırken duymuştu. Ama Boncuk istiyordu işte katılmayı! Hem de çok güzel oynardı kelimelerle, mest ederdi insanı okurken. Ona cesaret vermesi gerekiyordu ve içinden geldiği gibi konuştu.
“Boş iş mi?! Kızım neresi boş bunun? Safi yetenek gerek yazmak için! Sende de o yetenek bolca var! Hem Nesli Teyze ile Altan Amcayı ben ikna ederim. Onu düşünüyorsan, o kısım kolay.”
Dila, dudaklarını büzdü. Bakışlarını yere indirdi, mırıldanarak konuşmaya devam etti:
“Ne bileyim… Hevesim kırıldı biraz.”
Kırılmıştı gerçekten. İçinde kocaman bir coşku varken ailesinin ona "Bırak bu işleri" demesi… O heyecanı bir anda sönümlemişti.
Doğu, onu böyle üzgün ve moralsiz görmeye asla dayanamazdı.
Hamaktan aniden kalktı ve Dila’nın önüne doğru iyice yaklaştı. O’nun hamakta iyice büzüşmüş haline baktı.
Sonra kaşlarını kaldırarak, eli ile 'gel gel' işareti yaparak iki kez parmaklarını avucuna doğru kapattı.
Dila'nın yerinden kımıldamadığını görünce tekrardan seslendi:
"Boncuuuk," dedi, sesinde yumuşak ama kararlı bir ton vardı.
Dila gözlerini ona kaldırdı. Doğu’nun mavi gözleri, sanki orada bir meydan okuma varmış gibi ışıldıyordu.
“Bu hayat senin hayatın. Karar da senin olmalı. Boş iş dedikleri şey ya senin geleceğinse? İnsan sevdiği şeyleri bir ömür yapmalı. Ben seni destekliyorum. Sen de kendini destekle!”
Dila, iç çekti.
Ne kadar kolay söylüyordu…
Ailesinin karşısında kendi yolunu seçmek o kadar basit bir şey değildi.
Ama… Doğu’nun ona böyle bakması…
Sanki her şey mümkünmüş gibi hissettiriyordu.
Bir süre öyle kaldılar.
Dila hamağın iplerini çekiştirmeye devam ederken içindeki korkularla savaştı.
Sonra güçsüzce gülümsedi.
"İyi de," dedi hâlâ kendini geri çekerek, "Ya olmazsa?"
Doğu gözlerini kıstı.
Sanki bunu söylemesini bekliyormuş gibi hafifçe eğildi, ona iyice yaklaştı.
"İyi de," dedi Dila'yı taklit ederek "Ya olursa?"
Dila, o an içinde bir şeylerin kırıldığını hissetti.
Korkularının… çekincelerinin… "Ya olmazsa?" diyen sesinin...
O sırada Doğu’nun gözleri ne kadar emin bakıyorsa, onun içindeki şüpheler de o kadar dağılmaya başlamıştı.
"Doğu…" dedi hafifçe.
Ama Doğu, çoktan arkasını dönmüş, ceketini omzuna atmıştı.
"Seni zorla sırtlayıp götürmeden kalk çabuk Boncuk!" diye seslendi gülerek.
Dila bir anlık düşündü.
Ve sonra iç çekti.
"Son başvuru tarihi ne zaman?"
Doğu, gülümsedi.
“Yarın son gün, ama hadi kalk dedim ama, sizin eve gidiyoruz! Web sitesinden başvuru seçeneği de varmış. Süper değil mi?”
Dila homurdansa da içinde bir heyecan hissetti.
Ve o gün, ikisi birlikte gidip Dila’nın ilk büyük adımını attılar.
O yarışmaya katıldı.
Yıllar sonra, bu karar onun İstanbul’a gidişinin ilk adımı olacaktı.
Ama o an, o hamakta, Doğu ona ısrarla yarışmaya katılması için diretirken, bugün yaşanılan olayların onların hayatına olacak etkisini henüz ikisi de bilmiyordu.