Boncuk mu?

3435 Kelimeler
2015 Eylül-Foça ~10 sene önce~ Güneş öğleden sonra biraz daha yumuşamış, Foça’nın rüzgarı tatlı tatlı esmeye başlamıştı. Hava ne bunaltıcı ne de serindi; tam kararında, insanın içini açan bir havası vardı. Son derse girmeyen Dila; okulun geniş ve kocaman bahçesinde, deniz manzarasına dönük olan banklardan birine oturup biraz gerçek dünyadan uzaklaşıp kendiyle kalmak istemişti. Çünkü Dila’nın içi çok sıkılıyordu. Derslerin ağırlığı, ailesinin okumasını istediği bölümle ilgili baskılar arttıkça kendini içinden çıkılmaz bir çemberin içerisinde hissediyordu adeta. Kendisi için düşündüğü gelecek bambaşkaydı halbuki. Sabah 9 akşam 5 çalışma mantığına uyacak klasik işler ona göre değildi ki. Hayalperest ruhunu otomatize ederek soldurmayı hiç ama hiç istemiyordu. Ama lanet olası dersleri de iyiydi işte! O nedenle ailesi, sanki hayatının geri kalanını onlar yaşayacakmış gibi kendi kafalarındaki bölümü dayatıp duruyorlardı. Ne var ki Dila tüm bu realiteden çok uzaktı. O daha çok gezmek, daha çok yazmak stiyordu. Tüm bu düşüncelerle mücadele ederken bir de aklına dün, üniversite hazırlık için gittiği etüt merkezinden içeriye girdiğinde Işıl ile karşılaştığı an geldi. Işıl hayat dolu, eğlenceli bir tipti. Aslında ‘Doğu’ meselesi gündem olmadan önce onunla vakit geçirmeye bayılıyordu. Ama artık bu konu can sıkıcı olmaya başlamıştı. Doğu’nun artık en yakın arkadaşı olarak, onunla vakit geçireceği vakitlerin azalacağı korkusu içini sarmıştı. Canını en çok sıkan da buydu ya zaten… Yoksa Işıl ile görüşmesinde bir sakınca olmazdı elbette. Yani, sanırım olmazdı… Işıl’ın dün iki ders arasında heyecanla anlattığı şeyler hâlâ kulağında çınlıyordu. “Biliyor musun Dila? Doğu’yla çok iyi anlaştık! Valla var ya, çok tatlı çocuk, sohbeti de aşırı iyi!" Buluşma sonrasında Doğu’nun gelip, “O kadar sıkıldım ki, bir an kendimi öldürmeyi bile düşündüm.” dediği an gelmişti aklına Dila’nın ve gülüp geçmek istemişti bu söylediklerine. Bir yorumda bulunmadı, notlarını defterine geçirmeye devam ediyordu. “Bak, yarın için bir daha buluşmak için anlaştık. Bence çok güzel bir şeyler olabilir, hissediyorum!” Bu cümleyi duyunca not almayı bırakıp yavaşça başını çevirmişti Dila, Işıl’a. Ciddi olup olmadığını kontrol eder gibi, ifadesini hiç değişmeden ona baktı. Işıl ise bu işin peşini bırakmaya pek niyetli olmadığını belli eder gibi devam etti konuşmasına. "Ya ama cidden çok tatlıydık yaa! Bak, mesajlarımızı göstereyim mi?" Ve Dila’nın önüne uzattığı telefonda Doğu’nun gerçekten Işıl’la mesajlaştığını görmek, içindeki rahatsız edici duygunun artmasına neden olmuştu. Halbuki Doğu’nun, Işıl ile mesajlaştığı falan yoktu. Işıl’ın küçük bir oyunuydu sadece. Doğu’yu istiyordu ve onu almak için elinden gelen her şeyi yapmaya karar vermişti. Bunun için ilk adımın Dila’yı ekarte etmekten geçtiğini anlamıştı. Doğu onunla buluştuğunda, Dila’dan başka bir şeyden bahsetmemişti çünkü. Bütün bunlar olurken Dila tek bir şeyi düşünüyordu. Ne yani, Doğu ona yalan mı söylemişti? İyi de Doğu hiçbir zaman yalan söylemezdi ki? Belli ki o da hoşlanmıştı Işıl’dan ve belli ki işler ciddileşecekti. Dila, “İlişkisine yorum yapmayayım diye saklamak istedi belki de.” diye düşündü. Ama içinde hissettiği bu duyguya ne ad koyabilirdi ki şimdi? Kıskançlık mıydı bu? Hayır. Değildi. Saçmalık. Kandırılmış hissediyordu. Kesinlikle, kendini kandırılmış hissediyordu. Doğu’ya tüm bu olanları sorup hesap sormak da istemiyordu. Ne diyecekti ki? Bana neden yalan söyledin diye sormak da saçma geldi bir an. Çünkü belli ki gizlemek istemişti işte. Çok müdahil oluyordu belki de hayatına. Madem öyle bundan sonra daha uzak dururdu Doğu’dan. İşte içindeki rahatsız edici bu hislerle gün boyu mücadele etmişti. Ama en sonunda, okul çıkışı bugün Doğu’yla Işıl’ın görüşeceklerini ve onunla dönmeyeceğini düşünüp erken çıkmaya karar verdi. "Nasıl olsa Doğu, Işıl’la buluşacak. Zaten bundan sonra onunla birlikte döner eve.” Kendi kendine böyle deyip çantasını omuzuna astı, kulaklığının tekini taktı ve okuldan ayrıldı. Ama o da ne? Dila’nın okuldan erken çıkması, başka biri için bir fırsatı da beraberinde getirmişti. Uzun zamandır Dila’dan hoşlanan ve bunu belli etmek için fırsat kollayan Emir, onu sonunda yalnız yakalamıştı. “Oh be!” dedi Emir, “Sonunda Doğu kazması yok yanında. Yürü oğlum, gün bu gündür!” diye konuştu kendi kendine ve Dila’nın peşinden hızlı adımlarla ilerledi. “Dila! Naberr?” Dila hayretle döndü arkasına, seslenen çocuğu tanıyordu. Hatırladığı kadarıyla Emir, onlara yakınlarda bir yerlede oturuyordu. “Emir? İyiyim, sen nasılsın?” dedi şaşkınlıkla. “Yalnız gördüm seni, bugün birlikte yürüyelim mi diyecektim. Zaten aynı tarafta oturuyoruz.” Dila, bu teklifi biraz ilginç bulsa da Emir’i reddetmek istemedi. Kırıcı olmak onun tarzı değildi. “Olur." dedi hafifçe gülümseyerek. Ve birlikte yürümeye başladılar. Emir konuşkan biriydi, Dila da ona eşlik etti. Havadan sudan, okuldan, sınavlardan bahsettiler. Emir’in onunla samimi bir muhabbet kurmak istediği belliydi. Ama Dila, ne kadar çabalarsa çabalasın, aklını tamamen buraya veremedi. Bir şey eksikti. Yol boyunca birkaç kere telefonuna baktı. Doğu neden mesaj atmamıştı? Ama sonra hatırladı. Ne mesajı atacak Dila? Ne bekliyorsun? Dudaklarını sıktı. Telefona başını eğdiği sırada Emir, Dila’nın saçına uzandı ve saç dibinde duran beyaz silgi tozunu çekip çıkardı. Dila ne olduğunu anlamazken, Emir hemen elindeki tozu gösterdi. “Canla başla sınava hazırlanıyorsun demek Dila?” diyerek gülümsedi. Dila da bir an afallayıp ne diyeceğini bilemedi Emir’e gülümseyerek teşekkür etti ve yürümeye devam ettiler. O sırada Doğu ise tam arkasından Dila’yı yakalamaya çalışıyordu. Sabah antrenman olduğu için okula biraz geç gelmiş, çıkışta Dila’yı beklemek için her zamanki yerinde durmuştu. Ama beklediği gibi olmamıştı. Dila yoktu. Arayıp da bulamadığında, içi huzursuz olmuştu. Ve okuldan ayrılıp yürüyüş yoluna geçtiğinde onu sonunda gördü. Ama yalnız değildi. Yanında Emir vardı. Bir anda durdular. Emir uzandı ve Dila’nın saçlarına dokundu. Dila başını kaldırıp Emir’e baktı. Dila gülümsedi. Dila Emir’e gülümsedi... Doğu bir an duraksadı. Ayakları olduğu yere mıhlanmıştı. O an kalbinde istemsiz bir sıkışma hissetti. Bu, sinir miydi? Hayal kırıklığı mı? Bilmiyordu. Ama hoşuna gitmediği kesindi. Gözleri tekrar Dila’nın yüzüne takıldı. Gülümsüyordu. Ama nasıl bir gülümseme olduğunu bile bilmiyordu. Peşinden koşup, “Boncuk!” diye seslenmek istedi. Ama bir süre öylece bakakaldı. Sonra cebinde titreyen telefonu çıkardı. Bilmediği bir numaradan art arda gelen mesajları gördü. Bu mesajları gönderen Işıl’dı. Numarasını nereden bulduysa bir türlü rahat vermiyordu bir haftadır. "Doğu, ne olur bir kahve içelim!” “Lütfen bana bir cevap ver…” "Seninle sohbet etmek çok hoşuma gidiyor." "İstediğin yere gelirim, yeter ki buluşalım.” “Son bir şans gibi düşün.” “Söz bir daha rahatsız etmeyeceğim.” Doğu’nun gözleri tekrar Dila’ya kaydı. Ve o an, düşünmeden mesajı yazdı. “Tamam." Mesajı gönderirken bile aklında başka biri vardı. Ama ne fark ederdi ki? ~G ü n ü m ü z~ Doğu Alpkutlu Doğu, elinin tersiyle kaşındaki küçük kesikten akan kanı silmeye çalıştı. Parmağını hafifçe bastırdı, ama daha da açıldığını hissederek iç geçirdi. “Yara bandı falan var mı?” diye sordu. Dila, Doğu’nun kaşının hemen üzerindeki yaraya bakıp dudak büktü. “Yara bandıyla kapanır mı ki o?” Doğu, hafifçe güldü. “Şimdilik geçici olarak kapatayım da sonra bakarım çaresine.” Dila omuz silkti. “Bizim evde minik bir ilk yardım çantası vardı. Babamı biliyorsun, çok pimpiriklidir.” Doğu başını salladı, hafif bir tebessümle. “Bilirim.” Daha sonra hiç diyalog kurmadan eve doğru yürümeye başladılar. Dila, eve girdiğinde, Doğu kapıda bekledi. Ama onun içeri girip kapıyı kapatmadığını görünce tereddüt etti. “Gelebilirsin.” dedi Dila, başıyla içeri doğru işaret ederek. Doğu, hâlâ emin değilmiş gibi etrafa bakıyordu. “Evde kimse yok mu?” “Yok. Babaannemlere gittiler. Remiye Sultan’la ben kalmıştım ama gördüğün gibi seni haşat ettikten sonra uykuya devam ediyor.” Doğu, kapıdaki sandalyede hafifçe yana kaykılmış uyuyan babaannesine baktı ve kıkırdadı. Gözlerini kapamış, başı hafif öne düşmüştü. İçinde bir huzur vardı ama az önce elindeki bastonla kendisine girişirken hiç de huzurlu görünmüyordu. “Ah babaanne ah!” diye geçirdi içinden Doğu. Dila, elinde ilk yardım çantasıyla salona geri döndü. Doğu’nun ayakta beklediğini görünce kaşlarını kaldırdı. “Otursana, böyle boyuna nasıl erişeyim?” Doğu kaşlarını hayretle kaldırdı. “Sen mi yapacaksın?” Dila gözlerini devirdi. “E beni indirmeye çalışırken gazabına uğradın babaannenin.” Doğu elini ensesine götürüp kaşıdı. “Yok ya, ben kendim hallederim.” “Tamam, sen bilirsin.” Doğu, ilk yardım çantasından tentürdiyot şişesini çıkardı, pamuğu ıslattı ve yarasına bastırmaya çalıştı. Ama elindeki aynasız refleksle yapmak sandığı kadar kolay değildi. Yüzünü buruşturdu, bir iki hamle daha yaptı ama başarılı olamadı. Dila, kollarını kavuşturdu ve başını hafif yana eğerek onu izledi. Sonunda iç çekerek elindeki malzemeleri aldı. “Üf, ver şunu.” Doğu gözlerini ona kaldırdı. “Ne yapıyorsun?” Dila, gözlerini devirdi. “Koltuğa otur, laf etme.” Doğu hafif tereddütle koltuğa oturdu. Dila tam önüne geçti, iki yana açtığı bacaklarının ortasına girdi ve eğildi. Bir eliyle Doğu’nun çenesinden tuttu, başını yukarı kaldırdı. Doğu’nun nefesi kısa bir anlığına durdu. Ama Dila’nın gözleri işine odaklanmıştı. Tentürdiyotlu pamuğu yarasına bastırdı. “Ahh!” Dila kaşlarını çattı. “Geçen maçını izledik, adamlar sana kafa göz daldılar, sen kalktın topun peşinde koştun. Şimdi buna canının yandığına inanmamı mı bekliyorsun?” Bunu derken tentürdiyotlu pamuğu daha da bastırdı. “Ahh! Bu sefer cidden acıdı ama!” “Acısın, akıllanırsın belki…” diye mırıldandı Dila kendi kendine ağzının içinde ama Doğu onu duydu. Doğu, bir şey yakalamış gibi başını biraz daha geri çekerek ona baktı. “Maç izledik dedin, hangi maçı izlediniz?” diye sordu alttan alttan. Aslında cevabı biliyordu. Çünkü Ozan, izleyecekleri haberini uçurmuştu Doğu’ya. O gün Dila’nın izleyeceğini bildiği için o kadar hırslı oynamıştı gol atmak için. Dila gözlerini devirdi. “Son hafta maçını izlemedim ben. Ankaragücü ile olanı izlemiştik.” “He, gördün yani?” Dila omuz silkti. “Evet. Bütün detaylara hâkimim.” Doğu gözlerini kıstı. “Hangi detaylar?” Dila, gözlerini Doğu’nun gözlerinden ayırmadan hafifçe eğildi ve çantasından yara bandını aldı. Bunu yaparken alaycı bir şekilde konuştu. “Sağ olsun Mete, X’de dönen muhabbetlere kadar her şeyi gösterdi.” Doğu bir an duraksadı. Ama Dila cümlesini bitirmemişti. “Biliyorum senin 7 numaralı hatunu, detaylara oldukça hâkimim yani.” Doğu, tam ağzını açacakken Dila yara bandını sertçe yarasının üzerine yapıştırdı. “Ahh!” Dila gülümsedi. “Amma sızlandın ha…” Doğu tam durumu açıklamak için yeniden konuşacakken yine lafı ağzına tıktı Dila, eğilip ilk yardım çantasını toparlarken. “Hayydi geçmiş olsun Doğu Bey.” dedi sonra da sertçe çantasının fermuarını çekti. Sonra da Doğu'nun cevabını beklemeden merdivenlerden yukarıya doğru çıktı. Doğu da isteksizce ayağa kalktı ve söylene söylene bahçeye çıktı. Tam kapıdan çıkarken, avludan gelen sesleri duydu. Gelenler vardı. Doğu’nun annesi, Nesli teyse, yengesi Yıldız eve dönmüştü. Kısa bir sarılıp selamlaşma faslından sonra, uyuklayan babaannelerini de alıp evlerine geçtiler. Aslında herkes bilirdi. Birbirlerinden hiç ayrılmayan Dila ve Doğu’nun neredeyse son beş senedir görüşmediklerini. Görüşmedikleri ilk zamanlarda herkes nedenini fazlaca sorgulamış ama kimse gerçek nedenden haberdar olamamıştı. Bu Doğu ve Dila arasında bir sır gibiydi. İkisi de bu konuşmayı yapmaktan kaçınır, hemen konuyu kapatırlardı. Bu kadar iletişimde olmalarına rağmen aileleri fikirlerine saygı duymuş, konuşmaları için de zorlamamışlardı çocuklarını. O nedenle Nesli ile Handan; Doğu’nun, Öztunaların evinden çıkmasına bir parça şaşırmışlardı. Kendi aralarında bir süre bakışsalar da Doğu’ya bir şey belli etmemişlerdi. Bu konuyu yalnız kaldıklarında masaya yatıracaklardı belli ki. Doğu, eve geçip ailesi ile hoşbeşi bitirdikten sonra merdivenleri çıkıp odasına girdiğinde geçmişe ışınlanmış gibi hissetti. Dila’nın odasına bakan penceresine yaklaştı ve bir süre perdenin arkasından uzun uzun orayı seyretti ve geçmişten; 2015 Mayıs'ından bir anı zihninin bulutlarında birden belirdi. Bu anı Doğu’yu 10 sene geçmişe gönderdi. Foça’nın rüzgarı, her zamanki gibi esip içini serinletiyordu insanın. Doğu, alt katın bahçeye açılan penceresinin önünde, başını havaya kaldırmış Dila’nın odasındaki ışığa bakıyordu. Odanın sarı ışığı camın arkasında hafifçe titreşiyordu. Dila’nın gölgesi perdeye vuruyordu. Bir sağa bir sola hareket ediyor, bazen masaya oturuyor, bazen de pencereye yaklaşıyordu. Merak etti. Ne yapıyordu acaba? Bir an durup düşündü, sonra ani bir kararla pencerenin altındaki küçük taşları avucuna aldı ve birini cama attı. Tak. Işık bir anda durdu. Gölge sabitlendi. Doğu sırıttı. Tam ikinci taşı atacakken perde hızla aralandı ve Dila’nın başı camdan dışarı uzandı. “DOĞU! N’apıyorsun sen?!” Doğu, omuz silkti. “Baktım ışık açık, seni rahatsız edeyim dedim.” Dila gözlerini devirdi. “Rahatsız ettin, git.” Doğu gözlerini kısıp güldü. “Ne yapıyorsun?” Dila bir şey söylemeden gözlerini kaçırdı. Sonra bir iç çekti ve pencereye yaslandı. “Yazıyorum.” Doğu kaşlarını kaldırdı. “Ne yazıyorsun?” Dila, gözlerini ona dikti. “Bir hikaye.” Doğu, onun yüzüne bakıp gülümsedi. “Bana okutsana.” Dila kaşlarını çattı. “Hayır.” “Yine mi?” diye iç geçirdi Doğu. “Ne zaman yazsan bana okutmazsın ama sonra biri beğendiğinde sevinçten kapımda bitersin.” Dila dudaklarını büzüp başını çevirdi. “Çünkü beğenmezsin diye korkuyorum.” Doğu, kaşlarını kaldırıp şaşkınlıkla baktı ona. “Dila…” dedi usulca, sonra hafifçe gülümsedi. “Ben yazdıklarını ne zaman beğenmedim Allah aşkına?” Dila cevap vermedi. Doğu biraz daha yaklaştı, penceredeki kızın tereddütle kıvrılan dudaklarına baktı. Birkaç saniye ikisi de sustu. Rüzgar, gecenin sessizliği içinde hafifçe esti. Sonra Doğu başını yana eğip hafifçe sırıttı. “Peki, bari bana bir şey söyle. Hikaye ne hakkında?” Dila, bir süre düşündü. Sonra hafifçe başını kaldırıp gözlerinin içini gördüğü mavi bakışlara baktı. “Buzdan izler…” diye fısıldadı. Doğu gülümsedi. “Soğuk bir hikaye mi?” Dila, hafifçe başını salladı. “Buz gibi.” Doğu gülerek ellerini cebine soktu. “Bence sen ne yazsan güzel olur.” Dila bir an sustu. Sonra içini çekip gülümsedi. “O zaman belki bitince sana okurum.” Doğu göz kırptı. “Söz mü?” Dila gözlerini devirdi. “Söz.” Doğu, pencerenin önünde bir süre daha bekledi. Dila, son bir bakış atıp perdeyi kapattığında bile bir süre ayrılmadı oradan. Belki de içinde bir his vardı. Bir gün bu pencerenin artık açılmayacağını, seslenişlerinin cevapsız kalacağını, yıllar sonra bile burada durup o ışığı özleyeceğini bilmiyordu belki de. Ama o gece, o camın önünde, Dila’nın yazdığı her kelimenin, onun için en az bir futbol maçı kadar heyecan verici olduğunu biliyordu. “Doğuuu?” diye seslenen annesi Doğu’yu gerçek zamana adeta ışınlamıştı. Perdenin önünden çekilerek odasının kapısına doğru yürüdü. “Efendim anne?” diye seslendi kapıyı açıp merdivenlerden aşağıya doğru. Ama her zamanki gibi annesi ismiyle seslenmiş, daha sonra ise yanıtsız bırakmıştı. Bu Handan’ın çocuklarını yanına çağırma taktiğiydi. Yıllar geçse de asla değişmeyenlerden bir tanesi… Usulca indi merdivenlerden Doğu, koltukta uyuklayan babaannesini görünce şaşırdı. Bu kadın eskiden de böyle çok uyur muydu? Sonra annesi girdi görüş açısına. Taze bezelyeleri ayıklıyorlardı Yıldız yengesi ile birlikte. “Oğlum, fazla almışız be bir el at da bitirelim hızlıca.” “Futbolcu da olsan, milyon liralarda kazansan bezelyeden kaçamıyorsun…” diyerek kendi kendine söylendi Doğu. “Ee yengem bezelye ayıklamak böyle bir cenderedir. Öyle top kovalamaya benzemez ev işleri he!” dedi. Güldü Doğu. Özlemişti bu muhabbetleri. Özüne dönmüş gibi hissetti. Koca kabın etrafında bir araya gelen ikiliye üçüncü olarak eklendi. “Anne, bu kadar bezelyeyi kim yiyecek Allah aşkına bu nedir ya?” Dedi. “Buzluğa atacağım yahu! Elin çalışsın haydi haydiii.” O sırada mete elinde video kayıt cihazıyla kendini çekerek içeriye girdi: “Evvet arkadaşlar kanalıma hoş geldiniz! Ben Mete Alpkutlu. Bugün sizlere doğal yaşam alanında Doğu Alpkutlu’nun nasıl nefes aldığını göstereceğim!” “METEE!” dedi Doğu sinirle elindeki boş bezelye posalarını Mete’nin kafasına fırlatırken. “Ne var abi? Onla bunla ekranlara düşmektense böyle ponçik durumlarla gündeme gel işte! Değil mi annee?” dedi hemen Mete annesine sığınarak. Çünkü biliyordu ki anneleri Handan, Doğu’ya çok kızıyordu magazinlere haberi düştükçe. “Haklı çocuğum! Çek yavrum. Görsünler, evlenilecek adam desinler Doğu’m için.” “Annee!” dedi Doğu’da. “Abi, emir büyük yerden. Üzgünüm…” dedi kahkahalara boğulurken. “Hele o videoyu bir yerde yayınla sen ben sana ne yapıyorum gör! Eşek herif!” diyerek aniden ayağa kalktı. Mete kaçacak delik ararken gürültüye uyanan Remiye babaanne, “Ulaaa, noliyii daaa?” diye bağırdı ve “Bi uyutmayisunuz, kökunuz çikmasun sizun!” diye kızmaya devam etti. Sonra gözleri ayakta duran Doğu’ya takıldı. “Uyyy habu deli uşak celdi da haburaya haçan bunun karisi nerdedurrr?” Donup kaldı Doğu. E geldiğini zaten bilmiyor muydu babaannesi? Sonra annesinin, babannnesinin sağlığı ile alakalı anlattığı mevzular aklına geldi. Geldi de, Doğu ne ara evlenmişti? Hemen bu hatayı düzeltmek istedi. “Ne ‘karisi’ babaanne, bekarım ya ben!” dedi Doğu… İşte bu, yapmaması gereken bir hataydı… “Vuuuu haçan boşandun mi daaa? Kizuuum Handann! Ne diyi habu uşak??” Annesi Handan hemen lafa atıldı, “Oğlum, yapma suyuna git babaannenin. Sonra tetikleniyor tüm hafta boşandığın karını sorup duracak. He de geç.” Doğu elini ensesine götürdü ve kafasını kaşıdı. “Benim karım kim ki anne?” “Karim kim deyiiii, ula! Oyle cüzel kari bulmiş da bi da laf edeyiiii. Soytariiii!” diye bağırdı babaanne. O sırada kurtarıcı misali kapı çaldı. Oh be dedi Doğu, bu saçma konu biraz olsun dağılır. Mete kamerayı kapatmadan kapıya kadar gitti. Kapıyı açtığında karşısında Dila’yı gördü. Dila’nın elinde koca bir cam kase vardı üstü kapalı. Dila, “Oo yönetmenim, naber?” dedi gülerek. “Abla bomba var içerde yetiş yetişş!” diye kolundan tutarak içeriye soktu Dila’yı. “Yok yok ben hiç girmeyeyim...” derken Dila, Mete zorla salona kadar getirmişti bile. Dila, ayakta duran Doğu ile göz göze gelerek hemen kaçırdı bakışlarını ve Handan teyzeyi buldu: “Handan teyzem, kolay gelsin. Annem kömbe yapmış da siz seviyorsunuz diye gönderdi.” “Ay benim kızımm, ellerinize sağlık. Mete, al oğlum ablanın elinden tabağı bakim!” der demez, Remiye babaanne hemen söze atladı. “Ahaa daaa! Bizum gelin geldi daaa.” dedi Doğu’ya, Dila’yı göstererek. “Boncuk mu?” dedi Doğu şok olmuş bir vaziyette. Dila yine Aylin’le karıştırıldığını zannederek, “Babaanne yine indirmiş şalteri galiba…” dedi Handan teyzeye bakarak. Handan teyze de evet anlamında ağzını birbirine bastırıp gözlerini kapattı. “Geldim ya babaanne, nasılsın?” dedi Dila olağan bir şekilde. Doğu şok içerisinde bir babaanneye, bir Dila’ya bakıyordu. Sesli bir şekilde yutkundu. “Gel yanuma celinum, ha bu deli uşak ne deyi?” “Kim babaanne?” Bezgin bir bakış attı Remiye babaanne. “Kocan daaa kim olacağidi.” İşte şimdi şok olma sırası Dila'daydı. Çünkü Ozan piyasada yoktu ki... “Kocam burada mı benim??” “La ilahe illalaahhh! Handan ne deyi habu ikisi da bügun! Aha da kocan!” dedi ve Doğu’yu gösterdi. Sonra Doğu’ya da Dila’yı gösterdi. “Aha bu da karindur da!” Dila ve Doğu şoklardan şoklara koşarken, ikisi de aynı anda cevabı aynı olan o soruyu sordu: “Boncuk mu???” “Ben mi??” “Hee da hee, oy nenem nailahe illellah şu guzelluğe bakun, bakun da doymayun. Olan sipaa! Soninde doğri bi iş yaptun ha aferun aferun!” Dila şok içinde bir ev ahalisine bir Doğu’ya bakarken, bu sırada Mete ve Yıldız teyze pis pis gülüyorlardı. Handan ise kayınvalidesinin bu hareketlerinden dolayı artık utanmaya başlamıştı. Doğu yarım bir gülüşle olaya hemen el attı. Dila’ya dönüp, “Sakin ol, ben şimdi halledeceğim.” dediğinde Dila, gerçekten bir çözüm bulacağına o kadar inanmıştı ki… Ama Doğu, Dila’ya yaklaşıp elini omzuna attı. “He da babaanne. Çok güzeldur daa.” diyerek şive taklidi yapmaya çalıştı ancak pek de başarılı olamadı. Dila ise babaanneye gülümseyerek bakarken, gözlerinden ateş fışkırıyordu. “Naaapıyosun Allah’ın manyağı???” dedi dişlerinin arasından. Dirseğini karnına geçirse de Doğu'nun, adam yerinden milim oynamadı bile. “Şş, karıma sarılıyorum ne var?” dedi yüzünde çapraz bir gülümsemeyle. Dila olduğu yerde şok geçiriyordu. Yine de kollarından kurtulmak istese de, bu koca cüsseye nasıl engel olsundu. Olamadı! Babaanne de o sıra konuşmaya devam etti: “Uyyy oturun yamacuma hele da, size bi nazar duasi okiyayim. Hoy maşalla supanallaa” Doğu, sürükleyerek de olsa Dila’yı koltuğa kadar götürdü ve zorla oturttu. Dila ise olayın şokuyla napacağını şaşırmıştı artık. Babaanne duaları bir bir okumaya devam etti. Okudu, üfledi, esnedi. Okudu, esnedi. Evdekiler bu sahneleri bir piyesi izler gibi izliyordu. Sonra da babaanne, “Ha bu cüzel karinun çok nazari vardur haa. Sen da arada okiyasun dualaruni! İhmal etma nazara gelusunuzz!” Dila oturduğu yerden Doğu’ya sinirlenerek döndü ve ölümcül bakışlarını fırlattı. Doğu ise bu benzetmeden de durumdan da öyle hoşlanmıştı ki role kendini kaptırdı. “Okurum babaannem okurumm. Hiç ihmal etmem karımı.” Dila döndü, dişlerinin arasından “Oha artık, ne karısı!” dedi babaanneye duyurmamaya çalışarak. Ama şahin kulaklı babaanne duydu ve garip garip bakarken Doğu lafa atladı. Tekrardan elini omzuna attı Dila’nın, Dila kolunun altında çırpınırken, “Böyle de asi işte babaannem, napcan ama ‘evlenduk’ bir kere.” dedi. Dila’nın kat sayısı daha da artarken Remiye babaanne bir diğer bombayı da patlatınca artık bu son nokta olmuştu: “Şimdiçi gençluk çocuği hep erteleyi, siz oyle etmayun. Çocuk deduğun bi ailenun temelidur haa. Hemen yapun bi dene. Bak bi dahaki gelişunuze haburasi doli olsun doliiiii.” dedi bastonuyla Dila’nın karnını işaret ederken. Handan teyze: “Annee! Öyle şeyler söylenir mi hiç?” diye uyardı ama nafile. Babaanne laf dinler mi? Dila da daha fazla dayanamayıp, “Babaanne aşk olsun sana ya! Allah aşkına nasıl yapalım, neler diyorsun sen?” dedi artık utançtan yerin dibine girecekti. Babaannenin cevabı artık olaya son noktasını koymuştu. Evdeki herkes bir anda sessizleşti. Ama içten içe babaannenin gidik hafızası en çok da Doğu’nun hoşuna gitmişti… “Nasi yapilacağuni ben mi anlatacağum, siz bendan iyi bilusunuzz…”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE