bc

KIZIL GONCA

book_age18+
0
TAKİP ET
1K
OKU
revenge
dark
love-triangle
one-night stand
family
HE
escape while being pregnant
teacherxstudent
love after marriage
system
age gap
fated
opposites attract
second chance
pregnant
arranged marriage
arrogant
heir/heiress
drama
tragedy
bxg
lighthearted
serious
kicking
scary
bold
campus
city
mythology
office/work place
cheating
childhood crush
enimies to lovers
rejected
soul-swap
poor to rich
love at the first sight
teacher
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

KIRILGAN BİR MÜHÜR: GÜNAHIN NABZI"Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide, tek bir vuruşluk canı olan bir kalbin hırçın şehveti..."Dışarıda uğuldayan rüzgâr, bağ evinin kalın taş duvarlarını döverken, içeride ise iki beden yanmaya yemin etmişti. Loş odada sadece şöminenin titrek alevi ve düzensiz soluklar vardı.Ömer Mehmet, o mağrur, ulaşılmaz hoca kimliğini kapıda bırakmıştı. Gömleğinin düğmeleri Aleyna’nın titreyen parmakları arasında birer birer açılırken, adamın geniş göğsü ortaya çıkıyordu. Kaslı, hafif kıllı göğsünde eski bir ameliyat izi, sol meme ucunun hemen altında soluk bir yara olarak duruyordu. Aleyna, nefret ettiği bu adamın tenine ilk mührünü vuruyordu; hem de en vahşi, en ıslak şekilde.Aleyna’nın küçük elleri adamın gömleğini omuzlarından sıyırıp yere attı. Parmak uçları Ömer Mehmet’in sıcak, nemli teninde geziniyordu. Genç kadının tırnakları hafifçe göğsünü çizerken, adamın kalbi deli gibi çarpıyordu — o kırılgan, ameliyatlı kalp, tam şu anda en yasak ritmine ulaşmıştı.Yasak, Sıcak ve TehlikeliAleyna dizlerinin üzerine çöktü. Dudakları adamın karnına, oradan da aşağıya doğru inerken, Ömer Mehmet’in pantolonunun önü çoktan kabarmış, kalın ve ağır bir şekilde gerilmişti. Kız fermuarı yavaşça açtı. İç çamaşırının üzerinden bile belli olan o kalın erkekliği avucunun içine aldı. Sıcak, damarlı, nabız gibi atan bir et parçasıydı bu. Aleyna parmaklarını etrafına doladı, başparmağıyla ucundaki ıslaklığı yayarak okşadı.Ömer Mehmet boğuk bir iniltiyle başını geriye attı. Elleri kızın saçlarına gömüldü."Öldür beni Aleyna..." diye inledi adam, sesi hem acı hem zevkle yırtılıyordu. "Bırak bu gece senin teninde yok olayım... Yeter ki son hissettiğim senin sıcaklığın olsun."Aleyna cevap vermedi. Dudaklarını açtı ve adamın kalın başını ağzının içine aldı. Dili etrafında dönüyor, emiyor, yalıyor, derinlere doğru çekiyordu. Ömer Mehmet’in bacakları titriyordu. Genç kadının ağzı ıslak, sıcak ve oburca emerken, adamın kalbi göğsünde öyle sert vuruyordu ki, her an durabilirdi. Ama durmuyordu. Aksine, her yalayışta daha hızlı, daha vahşi atıyordu.Adam kızın saçlarını sıkıca kavrayıp kalçalarını ileri itti. Kalın erkekliği Aleyna’nın boğazına kadar girip çıkıyordu. Kızın gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama bırakmıyordu. Tükürüğü çenesinden aşağı akarken, boğuk sesler çıkarıyordu.Tenin Ruha İhanetiÖmer Mehmet dayanamadı. Kızı sertçe kaldırdı, dudaklarını boynuna yapıştırdı. Dişleri tenine gömülürken, elleri Aleyna’nın bluzunu parçalarcasına çıkardı. Genç kadının dolgun, sert meme uçları havayla buluşunca dikleşmişti. Adam birini ağzına aldı, emdi, ısırdı, diliyle döndürdü. Diğerini parmaklarıyla sıkıyor, çekiyordu.Aleyna’nın eteği beline sıyrıldı. Adamın eli kızın bacaklarının arasına daldı. Külodu çoktan sırılsıklamdı. Parmakları kumaşı kenara çekti ve Aleyna’nın ıslak, şişmiş dudaklarını buldu. Orta parmağı kolayca içine kaydı. Kız inledi, kalçalarını adamın eline bastırdı."Islanmışsın... Benim için sırılsıklam olmuşsun," diye fısıldadı Ömer Mehmet, sesi kalın ve tehlikeliydi.Aleyna’yı yatağa itti. Külodunu yırtarcasına çıkardı. Bacaklarını genişçe açtı ve dizlerinin arasına yerleşti. Kalın, damarlı erkekliği kızın ıslak girişinde geziniyordu. Bir an durdu, gözleri Aleyna’nın gözlerine kilitlendi. Sonra tek bir hamleyle, derinlere kadar gömüldü.Aleyna’nın çığlığı odayı doldurdu. Adamın kalınlığı onu tamamen doldurmuştu. Ömer Mehmet yavaş yavaş çekiliyor, sonra tekrar köküne kadar vuruyordu. Her seferinde daha sert, daha derin. Kızın iç duvarları onu sıkıca sarıyor, ıslak sesler çıkarıyordu.Aleyna ellerini adamın sırtına geçirdi, tırnaklarını etine batırdı. Ömer Mehmet’in göğsündeki ameliyat izini öpüyor, yalıyor, ısırıyordu. Her vuruşta adamın kalbi kızın memelerinin arasında deli gibi çarpıyordu.Adam hızlandı. Kalçaları kızın kalçalarına çarpıyor, ten tene ıslak ve sert sesler çıkarıyordu. Aleyna’nın bacakları adamın beline dolanmıştı. Her girişte daha fazla ıslanıyor, daha fazla inliyordu.Ömer Mehmet kızın kulağına eğildi, nefesi sıcak ve düzensizdi:"Hisset beni... Tamamen içindeyim. Bu kalp senin yüzünden durursa, son istediğim şey senin daracık sıcaklığın olsun..."Aleyna cevap olarak kalçalarını yukarı kaldırdı, adamı daha derin alabilmek için. Vücutları ter içinde, kaygan ve vahşi bir ritim tutturmuştu. Odada sadece etin ete çarpması, iniltiler ve o kırılgan kalbin deli gibi atışı vardı.Adıyaman’ın katı kuralları, yatağın çarşafları arasında eriyip giderken; her darbe bir öncekinden daha derin, her inilti daha yasak, her ıslaklık daha günahkârdı.KIRILGAN BİR MÜHÜR, arzunun sınırlarını zorlayan, nabzın her atışında şehveti ve ölümü iliklerinize kadar hissettirecek bir başkaldırıydı.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.BÖLÜM : MÜHÜRLÜ KORİDORLAR
Diyarbakır’ın temmuz sıcağı, sadece bir hava durumu değil; şehrin üzerine çöken, nefesi kesen ve zamanı yavaşlatan bir varlıktı. Dicle Üniversitesi’nin uçsuz bucaksız kampüsünde, güneşin gazabı asfaltı bir serap gibi titretiyor, uzaktan bakıldığında binalar sanki yerinden oynuyormuş gibi görünüyordu. Aleyna, elindeki buzlu latte bardağının dış yüzeyinde biriken yoğunlaşma damlalarının parmaklarından süzülüşünü hissetti. Fen-Edebiyat Fakültesi’nin o nispeten modern ve gürültülü atmosferinden çıkmış, kampüsün en sessiz, en "ağır" ve sanki görünmez duvarlarla örülmüş binasına doğru yürüyordu. Üzerindeki açık renkli jean’i, ince belini açıkta bırakan beyaz crop top’ı ve güneşin her dik vuruşunda platin parıltılar saçan sarı ombreli saçlarıyla Aleyna, bu bozkırın ortasındaki gri binaların arasına yanlışlıkla düşmüş bir ışık hüzmesi gibiydi. Başka bir şehirden Diyarbakır’a gelirken, sadece bavulunu değil; özgürlüğüne düşkün ruhunu ve modern yaşantısını da yanında getirmişti. Ancak o, sadece "batılı" bir genç kız değildi. Bir büyüğün yanında nasıl oturulacağını, bir sofranın kadim adabını ve bu toprakların kültürünü de damarlarında hissederdi. Babasından öğrendiği hürmet ile kendi inşa ettiği modern kimlik arasında kusursuz bir denge kurmuştu. Yine de, Psikoloji 2. sınıfın getirdiği o amansız analizci bakış açısıyla, insanların dış görünüşlerine, giydikleri kumaşın boyuna veya tarzına göre yargılanmasından nefret ediyordu. Onun için insan, bir deri ve kemik yığınından ziyade, çözülmesi gereken karmaşık bir zihin haritasıydı. Özel yurdun ferah, iki kişilik odasında başlayan dostlukları, onu bugün buraya getirmişti. Oda arkadaşı Sümeyye, onun tam zıttıydı. İlahiyat öğrencisi olan Sümeyye, dünyalar tatlısı, hoşgörülü ve Aleyna’nın bu şehirdeki en güvenli limanıydı. Aleyna, akşamki planları için Sümeyye’ye aceleyle bir not ulaştırmak zorundaydı. İlahiyat Fakültesi’nin o devasa, vakur kapısından içeri adımını attığında, sadece mekanın değil, havadaki moleküllerin bile değiştiğini hissetti. Burası; ağır tespih kokusu, yüzyıllık kitapların üzerine sinmiş toz zerrecikleri ve adeta üzerine mühür vurulmuş bir sessizlikle kuşatılmıştı. Dışarıdaki o neşeli kampüs hayatı, bu kapının eşiğinde son buluyordu. Koridordaki yüksek tavanlar, her adımı yankılatıyor; sanki duvarlar buraya "ait olmayan" bu genç kızı izliyordu. O Karşılaşma ve Koridordaki Fırtına Aleyna, elindeki kahve bardağıyla uzun koridorda ilerlerken, bakışların bir ok gibi üzerinde toplandığını hissediyordu. Kütüphane kapılarından kafasını uzatan öğrenciler, koridorda yürüyen genç erkekler, onun cesur kıyafeti ve özgüvenli yürüşü karşısında duraksıyordu. Kiminin gözünde saf bir şaşkınlık, kimininkinde ise derin bir kınama vardı. Aleyna bu bakışlara alışıktı; onları birer veri olarak zihnine kaydedip yürümeye devam etti. Tam o sırada, koridorun uzak ucunda bir hareketlilik oldu. Sanki görünmez bir el, koridordaki tüm sesi ve hareketi bir anda dondurmuştu. Öğrenciler, sanki bir hükümdar geçiyormuşçasına duvar diplerine çekiliyor, omuzlarını dikleştirip başlarını hafifçe öne eğiyorlardı. Ortamda, modern bir eğitim kurumundan ziyade, bir dergahın ya da bir krallığın ağır protokolü hakim olmuştu. Gelen kişi, Türkiye’nin dört bir yanında müridleri bulunan, Adıyaman’ın en köklü, en zengin ve muhafazakar ailelerinden birinin tek veliahtıydı. Aynı zamanda İlahiyat Bölüm Başkanı ve Dekan Yardımcısı olan Doç. Dr. Ömer Mehmet Haznedaroğlu. Ömer Mehmet, jilet gibi ütülü lacivert takım elbisesi, kar beyazı gömleği ve her zaman kusursuz duran kravatıyla koridorda ilerliyordu. Kemikli yüz hatları, mermerden yontulmuş bir heykel kadar sert ve kusursuzdu. Ancak asıl çarpıcı olan, o buz mavisi gözleriydi. O gözler, bakmıyor; sanki karşısındakinin ruhunu soyuyor, en gizli saklı günahlarını bir çırpıda okuyordu. Dışarıdan bakıldığında o bir "kanaat önderi", bir "bilge", bir "istikrar abidesi" gibi duruyordu. Ancak Aleyna’nın psikoloji eğitimiyle harmanlanmış sezgileri, o parlak vitrinin ardındaki karanlığı hemen sezmişti. O maskenin altında, narsisizmin zirvelerinde dolaşan, kontrol manyağı ve kendi iç dünyasındaki iblislerle savaşan, travmalarla yoğrulmuş karanlık bir adam gizliydi. Ömer Mehmet, yanındaki asistanlarına bir şeyler fısıldayarak ilerlerken, tam karşısında belini açıkta bırakan kıyafeti, parlayan saçları ve "buradayım" diyen duruşuyla Aleyna’yı gördü. Adımları yavaşladı. Sonra tamamen durdu. Koridorda o an, ölümcül ve boğucu bir sessizlik hakim oldu. Kimse nefes almaya cesaret edemiyordu. Ömer Mehmet, Aleyna’nın tam önünde, kişisel alanını ihlal edecek kadar yakın bir mesafede durdu. Aralarındaki belirgin boy farkı nedeniyle Aleyna, başını hafifçe kaldırmak zorunda kaldı. Bu, fiziksel bir üstünlük kurma çabasıydı ve Ömer Mehmet bunu bir silah gibi kullanıyordu. Adam, Aleyna’yı tiksinir gibi değil de, sanki haddini bildirmesi, terbiye etmesi ve ehlileştirmesi gereken bir "nesneye" bakıyormuş gibi soğukça süzdü. Bakışları, bir tarayıcı gibi genç kızın üzerinde gezindi ve Aleyna’nın açıkta kalan belinde, ahlaki bir yargıdan ziyade, derin bir öfke ve tuhaf bir takıntıyla bir saniye fazla oyalandı. "Yanlış fakülteye geldin galiba küçük hanım," dedi sesi koridorda yankılanarak. Ses tonu, kadifemsi bir yumuşaklığa sahipti ama aynı zamanda bir cerrahın neşteri kadar keskin ve soğuktu. "Burası Güzel Sanatlar ya da Moda Tasarım fakültesi değil. Burası İlahiyat. Burada sadece zihinlerin terbiyesi değil, edep ve ruhun örtüsü de önceliklidir." Maskelerin Ardındaki Savaş Aleyna, bu beklenmedik ve sert çıkış karşısında bir anlık irkildi. Vücudundaki tüm savunma mekanizmaları devreye girmişti. Ancak geri adım atmadı. Aksine, o buz mavisi gözlerin tam içine baktı. Psikoloji derslerinde okuduğu narsist kişilik bozukluklarının tüm emareleri bu adamın bakışlarında mevcuttu: Hükmetme arzusu, aşağılayarak yücelme çabası ve sarsılmaz bir ego. "Yolumu kaybetmedim hocam," dedi Aleyna, sesini titretmeden ve tam bir özgüvenle. "Bir arkadaşıma not ulaştırmak için buradayım. Ayrıca edebin, üzerimizdeki kumaşın kaç santim olduğuyla değil, karakterin derinliği ve insanlara gösterilen saygıyla ilgili olduğunu sanıyordum. Sanırım yanılmışım, zira burada kıyafetten önce nezaket beklerdim." Koridordaki öğrenciler, duydukları karşısında dehşete düşmüştü. Kimse, bölgenin en güçlü adamlarından biri olan, arkasında binlerce kişilik bir cemaat ve siyasi güç bulunan Ömer Mehmet Haznedaroğlu’na böyle bir cevap veremezdi. Bu, bir intihar girişimi gibiydi. Adamın dudak kenarı hafifçe seğirdi. Bu, kontrolünü kaybetmek üzere olan birinin öfkesi miydi, yoksa karşısında ilk kez dişli bir rakip bulmuş bir avcının gizli ve hastalıklı tebessümü mü, anlamak imkansızdı. Ömer Mehmet, Aleyna’ya bir adım daha yaklaştı. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, Aleyna adamın o ağır, baskın, odunsu parfüm kokusunu hissetti. Bu koku, sanki toprağın altındaki rutubeti ve gücü simgeliyordu. "Karakter, vitrinine ne koyduğunla başlar," dedi Ömer Mehmet, sesini biraz daha alçaltarak. Sesi şimdi daha tehditkar, daha boğucuydu. "Bu kapıdan içeri girdiğin andan itibaren benim kurallarıma, benim otoriteme tabisin. Buranın ruhu, senin sığ modernlik anlayışına kurban edilemez. Şimdi o 'vitrinini' topla, bu binayı ve buranın temsil ettiği değerleri daha fazla kirletme. Bir daha buraya bu şekilde girersen, sonuçları senin o analiz etmeye çalıştığın zihninin ötesine geçer." Ömer Mehmet, Aleyna’nın bir şey söylemesine, o keskin zekasıyla yeni bir cevap vermesine fırsat bile tanımadan, rüzgarını arkasında bırakarak yanından geçip gitti. Topuk sesleri koridorda uzaklaşırken, arkasında bıraktığı tek şey Aleyna’nın adrenalinle hızlanan kalp atışları, koridorun duvarlarına sinmiş ağır baskı ve yüzlerce suçlayıcı bakıştı. Karanlığın Peşinde Aleyna, olduğu yerde çakılı kalmıştı. Sırtından aşağı bir soğukluğun indiğini hissetti. Bu adamın yaydığı enerji, sadece bir hoca otoritesi değildi; bu, yüzyılların getirdiği bir baskının, mutlak itaatin ve bastırılmış bir karanlığın yansımasıydı. O an anlamıştı; Ömer Mehmet Haznedaroğlu sadece yıkılması imkansız bir kale değildi, o kale aynı zamanda çok büyük günahların üzerine inşa edilmişti. Aleyna, titreyen elleriyle saçlarını geriye attı ve derin bir nefes aldı. Psikoloji öğrencisi kimliği, bu adamın gözlerindeki o boşluğu ve karanlığı analiz etmek için yanıp tutuşuyordu. O sarsılmaz duruşun, o "kutsal" maskenin altında neyin yattığını merak ediyordu. Adıyaman’daki uçsuz bucaksız topraklardan, o görkemli konaklardan ve mühürlü kapıların ardındaki aile sırlarından gelen bir şeyler vardı. Aleyna, koridorun çıkışına doğru yürürken içinden tek bir şey geçirdi: "Bu adamın ruhu, dışarıdan göründüğü kadar berrak ve kutsal değil. O buz mavisi gözlerin arkasında bir yangın var. Ve ben o karanlığı çözeceğim. Bu kale sandığın kadar sağlam değil, Ömer Mehmet Haznedaroğlu. Çünkü her narsistin bir zayıf noktası vardır ve ben onu bulana kadar durmayacağım." Dışarı çıktığında Diyarbakır’ın yakıcı güneşi yüzüne vurdu ama Aleyna artık üşüyordu. Çünkü o mühürlü koridorlarda sadece bir adamla değil, bir zihniyetle ve kendi kaderini değiştirecek o karanlık çekimle karşılaşmıştı. Savaş yeni başlıyordu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Unscentable

read
1.7M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
621.7K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.2M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
862.4K
bc

A Warrior's Second Chance

read
299.0K
bc

Not just, the Beta

read
308.1K
bc

The Broken Wolf

read
1.0M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook