6. Bölüm

1743 Kelimeler
Gevşemiş bedenine bakarak yutkunmamı engelleyemedim. Asıl yerim burasıydı ve benim artık iyice kafam karışmaya başlamıştı.  Duş kapıyı yavaşça açarken Owen'ın odasına bakıyordum. Önüme bakmadan hızlı bir adım atmıştım ama sert bir bedene çarptım. "Nereye gidiyorsunuz?" Şaşkınlıkla adama bakarken onun Lara'nın koruması olduğunu idrak etmem 5 saniyemi almıştı.  "Eve gidiyorum." Kapı hala açıktı ve ben içeride sayılırdım. Sessiz konuşmamın aksine koruma yüksek sek sesle konuşuyordu. Böyle giderse herkesi uyandıracaktı.  "Kusura bakmayın ama önce içeridekileri kontrol etmemiz gerekiyor." Belindeki silahı çıkartırken kulaklığına dokunarak destek istedi. Bu saatte kaçar gibi gitmemi normal şartlarda anlarlardı ama onlar için normal şartları yaşamıyorduk. "Uyuyorlar. Lütfen biraz sessiz olun." Adam bu cümlemle beraber bileğimden sertçe tutarak beni içeriye çekmişti. Narin kimliğimi açığa çıkartmamam gerektiği için sessizce inledim. Aşağıdan gelen arkadaşı önce Lara'nın kapısına vurdu. Kız hemen uyanıp kapıyı açmıştı. Demek ki annesi gibi ağır bir uykusu yoktu. Hafif kanlanan gözleriyle hem bana hem de yanımdaki adama baktı. Bu eve geldiğimi görmemişti ve şuanda şaşkınlık yaşıyordu.  "Misafiriniz gizli bir şekilde evden çıkmak istiyordu." Adam daha cümlesini tamamlamadan Owen çıktı odadan.  "Bırak kolunu." Elinde ona yazdığım notta vardı. Bir gecede daha ne kadar küçülebilirdim. Kolumu tutan koruma ateşe değmiş gibi hemen benden uzaklaştı. "Sorun yok. Gidebilirsiniz." Onlar çıkarken ortamda kalan üç kişi birbirimize bakıyorduk. Ben oradayım diye Lara İtalyanca konuşmaya başladı.  "Çok fena elime düştün Owen. Eve kız getiriyorsun ve kız seni sabahın bu saatinde terk ediyor." Gülmekten konuşamıyordu.  "Bundan kimseye bahsetmeyeceksin." Tavrı sertti ama Lara'nın onu taktığını düşünmüyordum. "Kaçar gibi nereye gidiyorsun sen de? Gel." Arkasını dönerek odaya girdiğinde ben de peşi sıra takip edecektim ki Lara önüme geçti.  "Ben Lara. Seninle tanışmak büyük bir zevk." Türkçesi gayet akıcıydı. Bu kadar güzel konuşması annem ve annesi sayesinde olmalıydı. Uzattığı eli sıktım.  "Merhaba ben de Nadia. Kusura bakmayın bu saatte rahatsızlık verdim." Mahcup olmaktan ziyade resmen rezil olmuştum. Bana ulu bir varlıkmışım gibi bakan Lara'yı Owen böldü. Onu arkamda bırakarak odaya girdim ve kapıyı kapattım.  Camın önüne giden adam bana dönerek notu parmaklarının ucunda salladı.  "Ben seni rahatsız etmek istemedim." Sadece bunu söyleyebilirdim. Onun kültüründe bu durumlar bizimkiler gibi değildi. Gerçi benim hiçbir mahremim yoktu. Bizden ne istenirse yapmak zorundaydık. Görev kişisel tercihlerimizden önce olmalıydı.  "Bu yüzden mi kaçarak gitmeye kalktın?" Başımı salladım. Ona yalan söylemekten nefret ediyordum. Elini uzatınca yakınına girdim. Yatağın ucuna oturarak beni de kendisine çekmişti. "Sana musallat olurum diye korktuysan sakın öyle düşünme. Tamam bir gecelikti ama böyle bir gidişi kimse hak etmiyor." Kibar ve ince düşünceli olması beynimde farklı sinyaller verse bile biliyordum ki Owen'ın kalbini gümbürdeten ben değildim. Alessia olabilirdi ama Nadia kesinlikle değildi. “Asıl beni yanlış anlamandan korktum.” Derin bir nefes aldım. Yatağına aldığı herkese böyle nazik miydi? Konu Owen olunca bu düşünceler midemi bulandırıyordu. Açıkta kalan kolumu öperek dokunuşlarını yavaşça aşağılara kaydırmıştı. Bir gecede kaç kere beraber olabilirdi acaba? Daha önceden kimseyle beraber olmamama rağmen bu konuları Yıldızda ayrıntısıyla işlemiştik.  “Değişik bir gücün var ve ben bunu sevdim.” Dudaklarımın etrafında dolaşmaya başlamıştı. Gülümsedim. “Kimsin sen?” bu soruyu öylesine sormuştu evet ama ben gerilmiştim. Cevap veremediğim sorusunu üstelemedi. Aklı çoktan başka şeylere kaymıştı bile. Beni yatağa yatırıp üzerime ağırlığını verdi. Ondan kopamayacaktım. Böyle iyi davranırken… Sevgimi aktaracağım adam şiir gibiydi. Bedenime bıraktığı hatıralarla uzaklara İtalya’ya gitmiştim. Düş gibi olan beraberliğimizin sonunda sıkı kollarının kıskacına aldı. Nefeslerimiz toparlanmaya başlamıştı. Uyanık olduğumu biliyordu. “Gitme. Sabah bırakırım seni.” Yine konuşmadım. Gözlerimi kapattım. Hayatımın en güzel gecesini geçiriyordum. Sabah olduğunda nasıl kendime gelecektim. Kanayan yaralarımla baş başa kalacağım yakındı.  Gözlerimi odadaki seslerle araladım. Owen sanırım duşunu almıştı ve üzerini giyinmek üzereydi. Bedenini süzerken bir anda arkasını döndü. Gözlerimi anında sıkıca kapatarak yana döndüm.  “Yakalandın ragazza zingara.” Güldü. Ben de… Ne kadar güzel bir gündü böyle.  “Özür dilerim. Seni dikizlemek istememiştim.” Yataktan doğrularak çarşafa sarıldım. Etraftan eşyalarımı toparlayarak banyoya girdim. Onun gözünün önünde giyinemeyecek kadar bitkin hissediyordum kendimi. Bedenen yarı dinlenmiştim ama beynimde cümbüş vardı. Aynada biraz toparladığım simama içimden kahkahalar atarak gülümsedim. Dün gece değişmiştim. İçimdeki bazı şeyleri öldürmüştüm. İstesem de bundan sonra eskisi gibi olamayacaktım. Tanrım… Ne olur o an geldiğinde bana çok kızmasın.  Banyodan çıktığımda odada yoktu. Çantamı alarak kapıyı araladım. Benim gibi erken kalkmıştı Owen. Saat henüz altıydı. İçeri geçince elimde iki kahve bana bakıyordu. Yanına giderek hazırlanmış filtre kahveyi aldım. Duşa girmeden önce hazırlamış olmalıydı. Sessizce kahvelerimizi içerken mırıldandım.  “Hep böyle misin?” Çocukluğumdan beri yalnız kalmıştım. Anne ve babamın yerini kimse tutamamıştı. Onlara kızamıyordum ama bana şans vermemişlerdi. Owen’ın yanındayken bunları sorgulamam normaldi. Üç ay nasıl geçecekti?  “Nasılım?”  omuz silktim.  “Böyle işte. Tek gecelik ilişkilerinde… Kibarsın.” Yüzü ciddi duruşundaydı. Bunu sorduğuma pişman olmak istemiyordum.  “Çok fazla tek gecelik ilişkim olmadı Nadia ama evet kadınlara kibar davranırım.” Başımı sallarken başımı elimdeki kahveye indirdim. “Yine de beraber olduktan sonra kimseyle dün geceki gibi uyumadım. Yalan söylemeyeceğim.” Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilmiyordum. Onun karşısında aptalca sırıtmak istemiyordum. “Teşekkür ederim. Sende bende baya ilkleri yaşadık.” Son yudumlarımı aldığım kahveyi tezgaha bırakarak ona döndüm.  “Ben gideyim artık. Okula yetişmem gerekiyor.”  “Beraber çıkalım. Seni eve bırakırım.” Aşağıya indiğimizde yürüyeceğimizi düşünürken aracın kapısını açık tutan adama baktım. “Arabayla geçelim. Okula yetiştirelim seni.” “Yok ben giderim.” “Benim yüzümden geç kalmanı istemem ragazza zingara. İtiraz etme.” Şoför koltuğuna o geçerken ben de yanındaki koltuğa oturdum. Yolu tarif etme dışında bir sohbetimiz olmamıştı. Bu sessiz oluşlar son görüşmemizin sinyalleriydi. Sokağa girdiğimizde evi gösterdim. Araç durduğunda birbirimize baktık. “Hadi hazırlan geç kalmayalım.” Ayrılmak istemiyordum. Onun bu kadar yakınında olup hayatından bir geceliğine uçup gitmek istemiyordum. Bunun bilincine vararak girmiştim bu yola ama söz geçiremiyordum kendime.  “Hemen gelirim.” Gözlerim dolu dolu kapıyı kapatırken yüzümü görmemişti. Anahtarla açacak kadar gücüm yoktu. Zile bastım. Samir kapıyı açtı. Önce bana sonra da yana kayarak lüks araca baktı. “Arkadaşım bekliyor. Hazırlanıp çıkmam lazım.” İçeri geçtik. Yanından geçip gidecekken kolumda güçlü ellerini hissettim.  “Ne zamandan beri özel hayatın var senin? Birim bu tarz ilişkileri kesinlikle kabul etmiyor bilmiyor musun sen?” biliyordum. Hatta sırt bu sebepten dolayı ajanlar ajanlarla ilişki içerisine giriyorlardı. Aldığım nefeslere doyamaz haldeyken dağılmış halimle babama döndüm.  “Agah abinin haberi var ve evet biliyorum. Her şeyi size anlatamam. Bu konuda esnek olmanız önemli.” Agah’ın adını duyan adam kolumdan elini hemen çekti. Ne diyebilirdi ki? Agah hepimizin üstüydü. Odama çıkarak kısa bir duş aldım. Duş almama rağmen on beş dakikada hazırlanmıştım. Etek ve badi giyinmiştim. Badinin dekoltesi yine fazlaydı. Bıkkınlıkla hareket ediyordum. Kaybediyordum işte. Annem gibi değildim ben. Owen benim görevim değildi.  Okul çantamın içini boşaltmadığım için Cuma günü koyduğum yerden aldım. Annem protein içeceğimi vermişti. Hepsi bana karşı durgundu. Bir şeyler olduğunun farkındaydılar. Çok şükür ki üzerime gelmiyorlardı. Dış kapıyı açarak merdivenlere bir adım attığımda tüm mahallenin kapıya döküldüğünü görmek beni şaşırtmamıştı.  Çoluk çocuk herkes arabanın etrafındaydılar. Aslında arabanın güzel olmasından ziyade bizim kapıda yabancı bir arabanın olması dikkatlerini çekmişti. Owen’da arabadan inmiş Jiletle konuşuyordu. Jilet ne dediyse güldü ve o sırada göz göze geldik. Hepimiz gibi yabancı dili vardı ama en çokta o gizlerdi bildiğini. Şu an ikisi İngilizce konuşmuyorlarsa Owen Türkçe konuşmaya başlamıştı. Birkaç adımda yanlarına gittiğimde evet düşündüğüm şeyin gerçek olduğunu gördüm. Owen Türkçe konuşmasına şaşırdığımı sanmıştı.  “Nasıl biliyorsun?” Onun düşüncesini desteklemem gerekiyordu.  “Sormadın.” Sorum o olmasına rağmen Hare’yi geçiştirmişti. “Seni beklerken biraz sohbet ettik ve çocuklarla da.” O an çocuklar dikkatimi çekmişti. Hepsi Owen’a hayranlıkla bakıyordu. Ahh bir mahalleye bir hayran yeter! “Mahalleni çok sevdim.” Başımı sallayarak çantamın kulpunu sıktım. Burada işinin olmaması gereken adam mahallenin evlerini, insanlarını, atmosferini sevişti. Araca bindikten sonrada sessizliğimizi bozan konu sadece yaşadığım yer olmuştu. Tutuk bir şekilde cevap verince daha fazla üzerime gitmemişti. Kadıköy’e gelince ona döndüm.  “Sanırım bu birbirimizi son görüşümüz.” Hala bir atak beklemem acınası bir durum muydu? Gülümsedi.  “Bilme. Tesadüflerine inanmak istiyorum.” Kaşlarımı çattım. Ne demek istemişti. “Şimdilik buralardayım. Bakarsın yine karşılaşırız.” Bakışlarındaki anlamı çözememiştim. Tanıdığımı sandığım adamı tanımıyordum. Mimiklerini bilmiyordum. Öğrenecektim ama. İşte şimdi şu an söz vermiştim kendime. Benden gitmesine izin vermeyecektim. Bahsettiği tesadüflerin peşini kovalayacaktım. Vedalaşarak arabadan indim. Nereye gideceği hakkında en ufak bilgim yoktu. Telefonumu açarak adımlarımı okulumun girişine yönlendirdim. Hava durumu gibi değişen ruh halimi toparlamıştım. Ben Hare’nin kızıydım. İsteyip elde edemeyeceğim bir şey yoktu. Eğitimler falan hikayeydi. Bence bir kadın istediği her şeyi elde edebilirdi.  “Neşen yerinde bakıyorum.” Mayomu giyinerek saçlarımı topuz yapmıştım. Işıl’ın gözünden kaçmamıştı bu halim.  “Yeni kararlar aldım diyelim. Nasılsın?” İçindeki kimliğim cana yakın olsa bile okul arkadaşlarımla samimi olamıyordum.  “İyi. Biraz yorgun. Hafta sonu sürekli çalıştım.” Anlattıklarını dinliyormuş gibi gözüksem bile duyamıyordum. Owen’la giden beynim kafatasımı boş bir çuvala çevirmişti. Antrenman boyunca da bu durum devam edince Engin hoca beni kenara çekti. Tatlı fırçanın arkasından gelecek olan zorlayıcı çalışmaları bilirdim. Onun beni zorlamasına ihtiyacım vardı. Evet. Kesinlikle kilometrelerce koşmalıydım. Nefes alamayacak konuma gelene kadar kum torbasını yumruklamalıydım. Yorulunca her şeyi silecektim kafamdan.  Ders bittikten sonra Taksim’deki kursa gitmiştim. Engin hoca dediğim gibi canıma okumuştu. Bu antrenman ile kendime gelmiştim. Yarın annem Nita için Seth ile görüşecektim. Bu yüzden ona bir mesaj attım. --Bekliyorum bebeğim.  Bebeğim derdi ama tercihleri kadınlardan yana değildi. Aşırı iyi anlaştığım biri olan Seth’in belli başlı kuralları vardı. Bu kurallar dahilinde güzel arkadaşlık kurmuştuk.  “Yarın seni yeni kayıt olan bir öğrencimle tanıştıracağım. Yurt dışından geldi. Yeteneği bariz ortada. Ona yol göstereceğine eminim.” Biran önce Yuvaya gitmek istediğim için o öğrencinin kim olduğunu sormamıştım. Aklıma da Lara gelmemişti. Engin hocanın bahsettiği öğrencinin Lara olduğunu Agah abinin odasına gittiğimde öğrenmiş ve ciddi anlamda gerilmiştim. Onunla yakın olmak istemiyordum. “Bana sadece ayak bağı olacak abi.” Homurdanmalarımı hiçe saydı Agah abi.  “Güzel tarafından düşünürsen Owen’a yakın olabilirsin. Lara sayesinde evine girip çıkarsın. Aynı annesi gibi Lara. Sevgi dolu ve samimi.” Benim sevdiğim insanlar belliydi ve kesinlikle ne Lara ne de annesi listemde yoktu. Sebepsizce uzaktım onlara.  “Amaç ne peki?” bana cevabı vermeyen adamı içeriden Mirza çağırınca onların yanına gitti. Lara ile yakın olacağımı düşünürken sinirlerim alt üst olmuştu. Agah abinin çağrı cihazı çalmaya başlayınca yerimden kalktım. Masanın arkasına geçerek cihazı elime aldım ama susmuştum. Tam o sırada Agah’a seslenecekken masanın üzerindeki dosyada yazan ufak yazı dikkatimi çekti.  **ÇOK GİZLİ Bu tarz dosyalar her zaman gelirdi ve ben nadirde olsa ucundan ne olduğuna bakardım. Çoğu zaman kendi yeteneklerimi ölçmek için yapardım. Lara olayına sinirlendiğim için dosyanın kapağını küçük parmağımla kaldırdım.  **Pellegrini İkizler İlk sayfada sadece bu satırlar vardı. Öylesine açtığım dosyanın içinde bu yazıyı görünce kanım donmuştu. Ne demek ikizler? Benim bir ikizim olmadığına göre… “NADİA!!!”   
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE