En Baştan
Bölüm Adı: En Baştan
Genç kadın, toprağı ne zamandır sıktığının farkında değildi. Avuçlarını açtığında parmak aralarına dolan kızıllıkla irkildi; kan değildi bu, ama kan kadar yakıcıydı. Mezarın üzerine dökülen toprak, gözlerinden süzülen yaşlarla birbirine karışıyordu. Hangisi daha hızlıydı, bilmiyordu. Kalbi zaten paramparçaydı; zihni de ondan geri kalmıyordu.
Bakışları yeniden mezar taşına kaydı. Ailesi oradaydı. Varlıklarını biliyor ama onları göremiyordu. Bir isme, bir soğuk taşa bakarak özlem gidermek… Bu, onun için mümkün değildi. Çünkü ailesi, küçük bir kızın gözleri önünde yok edilmişti. O gün yüzünü kapatmaya çalışan o minicik eller, gerçeği örtememişti. Gerçek, eller çekildiğinde bütün çıplaklığıyla karşısına dikilmişti.
“Size söz veriyorum,” dedi fısıltıyla.
“Anneciğim, babacığım… Bunu yapanları mahvedeceğim. Yemin ederim. İntikamımızı alacağım.”
Mezarın başından ağır ağır doğruldu. Elbisesi toprağa bulanmıştı. Üzerini silkeledi, ama kir gidenlerden değildi. Saraya giden yola koyuldu. Tümsekli taş yollardan geçerken hayatı bir kez daha gözlerinin önünden aktı; kaçışlar, fısıltılar, korkular… Araba durduğunda zihnini zorla susturdu ve indi.
Karşısında yükselen yapı, anılarının katledildiği yerdi. Saray.
Buradan atıldıkları günü hatırladı. Anne ve babasının, gözleri önünde can verişini… Gözleri doldu, yaşlar boşandı. Elinin tersiyle sildi. Teyzesi hep uyarmıştı: “Yapma, etme.” Korkuyordu elbette; ama korkusunu belli edemezdi. Yıllarca sessizce ağladığı yer tam karşısındaydı artık. Hayatı, geçmişi ve geleceği aynı taş duvarların içindeydi.
Hür bir kadın olmasına rağmen, korkusunu bastırarak intikam oyununu oynamaya gelmişti. Planı tutmazsa köle olacaktı. Ama zihnindeki plana göre kaybetmek yoktu.
Az ileride, saraya yeni alınacak köleler vardı. Aralarına karışmayı düşündü. Yavaşça yaklaştı. Adamlar onu fark etmedi. Sadece biri, uzun uzun baktı; ama bir şey demedi. Genç kız fazlasıyla güzeldi, bu da işine gelmişti.
İçeri tek tek alındılar. Kızlar yan yana dizildi. Kimileri saraya, kimileriyse köle pazarına gidecekti. Muhafızlardan biri ötekine bir şeyler fısıldadı, sonra gelip ona sordu:
“Sen köle olduğuna emin misin? Diğerlerine göre fazlasıyla temiz ve güzelsin.”
“Evet.”
Şüphe büyüktü ama sorgulamadılar. Kızları odalara götürdüler; yıkandılar, giydirildiler.
“Bu akşam prens için bir eğlence var,” dedi biri. “İçinizden bazıları seçilecek.”
İçinde bir kıpırtı oldu. O eğlencede olmalıydı. Dizildiler. Seçilen kölelerin hepsi güzeldi; işi zordu.
“İsmini söylediklerim bir adım öne çıksın. Nadia, Beatriz, Nasa, Diana ve Kate…”
Kate.
Lektonyas Krallığı’nın ikinci kralı Drely ile Kraliçe Alisha’nın kızıydı. Bir zamanlar güçlü bir ülkenin varisiydi. Babası, herkesin yapmadığını yapmış; amcasını öldürmemişti. Hata buydu. Tahta kız geçemez diyen amca, hain planlarını adım adım uygulamıştı. Anne ve babası gözleri önünde katledilmiş, Kate ise teyzesiyle kaçmıştı.
Planının ilk aşaması gerçekleşmişti: Prensin eğlencesine katılacaktı.
Kıyafetler, prensin zevkine göre seçilmişti. Kimsenin hesaba katmadığı bir şey vardı: Prensin ona âşık olma ihtimali. Kate, elinden geleni yapacaktı.
Büyük kapıdan geçtiler. İçeride içkiler, kahkahalar vardı. Prensin bu eğlenceden haberi yoktu; vezirin düzenlediğini kızlar fısıltıyla konuşuyordu.
Kapı açıldı. Prens içeri girdi. Etrafındaki kızları görünce yüzü karardı.
“Derhal çıkın!”
Morali bozuktu, öfkeliydi. Kızlar fısıldaşarak dağıldı. Kate yerinden kıpırdamadı. Prens çıkması için işaret etti. Kate hâlâ duruyordu. Yanına yaklaştı, kolunu sıktı.
“Senin derdin ne? Çıksana!”
Onu kapının önüne fırlattı. Kate yere düştü. Planı çökmüştü. Ama vazgeçmedi. Kapının önünde kaldı. Prens elbet çıkacaktı.
Gece sayımında eksik fark edildi.
“Bir kişi eksik.”
“Katedir,” dedi kısa boylu kumral bir kız. “Bizimle gelmedi.”
Ortaya karışıklık düştü. Muhafızlar en son görüldüğü yere gitti: Prensin odası.
Kate, soğuk taşların üzerinde uyuyakalmıştı. Bir el saçlarından çekti.
“Seni pis ucube! Ne yapıyorsun burada?”
“Bırak beni! Prensle görüşeceğim!”
“Zindana götürün.”
Tam o sırada kapı açıldı. Prens dışarı baktı.
“Ne oluyor burada?”
“Prensim, bu kız sizinle görüşmek istiyor.”
“Durun,” dedi sertçe. “Bırakın kızı. Bir daha benim haberim olmadan kimseye dokunmayacaksınız.”
Kate’e döndü.
“İçeri gel. Konuşacağız.”
İçeride yüz yüze geldiler.
“Amacın ne?” dedi prens. “Saçmalamadan söyle.”
Kate gözlerini kaldırdı. Titremiyordu artık.
“Buraya bir planla geldim,” dedi.
“Sizi ve ailenizi katletmek… Ailemin öcünü almak için.”
Sessizlik çöktü.
İntikam, artık fısıltı değildi. Başlamıştı.