Aldığı haberle hastaneye nasıl vardığını bilememişti Fırat. Koşar adımlarla daldı hastanenin soğuk koridorlarına. Bir yandan ciğeri sökülürcesine koşarken, bir yandan da “bu acıyla sınama beni Allahım..” diye yalvarıyordu içten içe . Yoğun bakımın olduğu kata geldiği gibi, camın önünde gözyasları ile bekleyen Azad, Rozâ, Hümâ ve Haleyi görmesiyle kalbi atmayı bırakmış, aldığı nefes boğazına takılı kalmıştı sanki. Elini sıkışan göğsüne koyup , salladı başını acıyla iki yana.. “Mühürlü..” diye zar zor çıkan çatallaşmış sesiyle, sendeleyip dayadı elini soğuk duvara. Ayakları geri geri gitse de olan gücünü toplayıp ilerlemeye başladı sevdasının yattığı odaya doğru. Fırat’tan gelen adım sesleriyle Azad başını çevirip baktı üzgün gözlerle Fırat’a. Ama rengi atmış, suratı buz kesmiş adamın

