Kaçışa Beş Kala -I

2642 Kelimeler
Ne kadar zamandır buradayım bilmiyorum ama artık daha iyiydim. Tek eğlencem buradan dışarıyı seyretmekti. Bu pencere binanın arka tarafına bakıyordu ve tek manzaram binanın etrafını saran üzeri dikenli tellerle çevrilmiş duvar ve onun arkasından geçen toprak bir yoldu. Bir de günde iki kez geçen bir at arabası. Muhtemelen civarda yaşayan çingene bir aileydi. Gücümü topladıkça ayakta daha uzun kalmaya başlamıştım ve tek başıma da rahatlıkla yürüyebiliyordum. Odanın içinde yürüyebildiğim kadar yürüyüp hem planımı şekillendirmeye çalışıyor hem de vücudumun ihtiyacı olan gücü geri kazanmaya çalışıyordum. Başlarda çok zorlansam da planım şekillendikçe yürümek daha da kolaylaşıyordu. Bazen saatlerce odanın içinde bir o yana bir bu yana planımı düşünerek volta atıyordum ve ne kadar yorulduğumu ancak durunca fark edebiliyordum. Artık hazırdım. Planım iyice şekillenmişti artık sadece hayata geçirmem gerekiyordu. Öncelikle öğrenmem gereken çok fazla bilgi vardı ve beni bu bilgiye sadece Doktor ulaştırabilirdi. Bu geçen sürede aramız artık çok daha iyiydi. Bana karşı o kadar çok utanç duyuyordu ki ne dersem yapardı. Bana verdiği ilaçlar ve ara ara getirdiği yemekler sayesinde kendimi toparlayabilmiştim. Şimdi ise artık bu kafesten çıkmanın vakti gelmişti. Doktora buradaki kameraların nereleri gördüğü ve dışarıda kaç kişi olduğunu, Alçin’in buraya nasıl geldiğini, ne sıklıkla dışarıdan araç geldiğini öğrenmesini söylemiştim. Tabi tüm bunları söyler söylemez doktor korkudan kafayı yemişti ama dedim ya zayıf noktası olan birini yakalamak daha kolaydı. Duvar’ın kızına bir şey yapmasından Duvardan korktuğundan daha fazla korkuyordu. Bir şeyi yapmak zorunda kaldığında korku sadece bir duygudur. Doktor daha fazla böyle yaşayamayacağının farkındaydı. Belki sadece kendisi olsa buna devam edebilirdi ama artık kendinden daha fazla düşündüğü biri vardı ama yine de harekete geçmek için zamana ihtiyacı vardı bu yüzden üç gündür ortalarda yoktu ama bu sayede yeni birini daha görebilmiştim. Adem… Bana kalırsa her insan bir hayvanı temsil eder; Adem şimdilik bir fareydi. Duvar’dan ödü kopan ama dışarıda polis tarafından aranan suçlu bir fare. Buranın temizliğini yapıyordu genç ve birazda saf bir çocuktu ve doktor başka kimseye güvenmediği için yanıma Ademi yollamıştı. 20 yaşlarında anca vardı ve bu dünyaya birilerine hizmet etmek için gelen insanlardan biriydi. Neden Duvardan bu kadar çok korkuyordu bilmiyorum ama ondan nefret edecek kadar çok korkuyordu. Bu nefret işime yarayabilirdi. Eğer ona bu hayatta en çok korktuğu şeyi yok edebileceğinin garantisini verirsem artık bir fare değil bir köpek olurdu. Benim köpeğim. Henüz onu neresinden yakalamam gerektiğini bulamamıştım ama hızlı olmam gerekiyordu çünkü doktor istediğimi yapmaya cesaret edip yanıma gelebildiği an Ademi bir daha göremeyebilirdim. “Şu canım önünde ne var abla ya ne zaman gelsem oradasın?” gelen sesle birlikte irkildim. Bunu kesinlikle çözmem gerekiyordu. Aldığım ilaçlardan mı bilmiyorum ama dikkatim eskisi kadar kuvvetli değildi. Eskiden bir sineğin sesini bile duyabilirdim ama şimdi kapının sesini bile duyamıyordum. Düşünmekten ve güneşe doğru durmaktan iyice çatılmış kaşlarımı düzeltip ifademi yumuşattım ve hafif bir tebessüm koydum dudaklarıma. Bir abla gibi görünmeliydim. İplerini verebileceği sahibi olmalıydım. Yavaşça arkamı döndüm. “Sende her seferinde böyle sessiz gelmekten ne anlıyorsun bende onu anlamıyorum. Korkuttun beni.” Dedim. Adem çok uzun boylu bir çocuk değildi. Dikkat çekmeyen ve zararsız görünen bir tipi vardı. Sokakta görseniz hüküm giymiş bir kaçak olduğuna inanmazdınız. Dikkatinizi çekmezdi bile. Görünmez olan insanlardandı. Peki soru; görünmek istiyor muydu? “Pardon abla korkutmak istememiştim ama çok dalgındın kapıyı çaldığımı bile duymadın.” dedi. Dikkatimi toplamayı öğrenmem gerekiyordu. Bu kadar derinlere dalacak lüksüm yoktu. “Dalmışım işte öyle, sen niye geldin?” dedim. Heh dedi ve arka cebimden bir hap kutusu çıkardı. Bu haplar her gün içtiğim vitaminlerdi. Ya da belki de vitaminden farklı ilaçlardır ne oldukları hakkında hiçbir fikrim yoktu ama işe yarıyorlardı. Gücümü toplamama yardım ediyorlardı. Bunları Adem getirdiğine göre doktor yine dediklerimi yapamamıştı. “Bunları Aslı abla yolladı şimdi bir tane, akşama da bir tane içecekmişsin abla.” Dedi. Yanına gidip ilaçları elinden aldım. “Bunları sen getirdiğine göre doktor bugün de gelmeyecek sanırım.” Dedim. Adem ile muhabbet etmenin bir yolunu bulmalıydım. “Doktor gitti abla senin haberin yok mu?” dedi. Bunu kesinlikle beklemediğim için şok oldum resmen. Doktor planımın mihenk taşıydı ve eğer gittiyse en başa dönmek zorunda kalırdım. Onun olmadığı alternatif bir plan yapmak çok zordu. “Nasıl gitti? Ne zaman gitti?” dedim telaşımı gizleyemeyerek. Eğer kendi gitmediyse Duvar onu yollamıştı ki bu benden şüphelendiği anlamına geliyordu. Eğer şüphelenirse saldırırdı ve benim elimde hiçbir şey yoktu. Bir saldırıya karşı hiç hazır değildim. Adem de bu telaşıma şaşırdı ellerini kaldırıp “Sakin ol abla kızını görmeye gitti Cuma gününden, pazartesi gelir o korkma ilk gidişi değil.” Dedi ve ben derin bir oh çektim içimden. Çok üstüne gittiğim için kaçtı sanmıştım. Doktoru fazla mı hafife alıyordum acaba? Ya da fazla büyütüyordum. Belki de sandığım kadar cesur olamayacaktı. “Haa öyle desene oğlum sende, yüreğime iniyordu.” Dedim. Bir an korkudan elim ayağım titremişti ve ayakta kalmak istemedim daha fazla. Geriye dönüp yatağa oturdum. Adem de beni korkuttuğu için baya üzülmüştü yanıma gelip oda yatağa oturdu. “Abla valla ben bu kadar korkacağını bilemedim. Haberin vardır sanıyorum. Kusura bakma.” Dedi. Size demiştim ya Adem şuan bir fare olsa bile aslında bir köpekti. Sahibinin onu affetmesi için her şeyi yapabilecek potansiyele sahipti ve bende iyi bir insandım bana tutunmasını sağlamalıydım. “Önemli değil Adem tamam.” Dedim ve elimi omzuna koydum. Biraz şefkat kendini daha mahcup hissetmesini sağlardı. Yüzünde hala mahcup bir ifade varken harekete geçmenin tam zamanıydı. Elimi omzundan çektim ve “Adem sana bir şey soracağım.” Dedim. Adem oturduğu yerde dikleşti. “Sor abla buyur.” dedi. “Benim hakkımda ne biliyorsun?” dedim. Önce önümü görmeliydim. Ben onun gözünde kimdim bunu bilmem gerekiyordu. Sorumla birlikte Adem ne diyeceğini bilemiyor gibi yere bakmaya başladı. Benim hakkımda her ne biliyorsa bu onu ya korkutmuştu ya da… ya da utandırıyordu. Benden neden utanıyordu? “Yani abla ben pek bir şey bilmiyorum. Zaten ben çok bir şey bilmem söyleneni yaparım.” Dedi. Utanıyordu. Ama neden utanıyordu? Burada tutulduğum için mi? Bir temizlikçiydi alt tarafı doktordan farklıydı durumu niye utansın ki? Kim olduğumu bile bilmiyor olabilirdi. Başka bir şey olmalıydı. Eğer burada tutulduğum için değilse bu utancı o zaman neden… Buraya hapsolmama yardım ettiği için olabilir miydi? Adem görünmezdi ve saklanmak zorunda olan bir fareydi. Üstelik aranan bir fare. Çok fazla zayıf noktası vardı ve buralardan onu tutabilen herkes istediğini yaptırabilirdi. Beni buraya getiren Ademdi. O halde kim olduğumu da biliyordu. Fark ettiğim gerçekler içimde bir ateş yaktı bu öfkeyi tanıyordum. Beni buraya tıkanları yakmak istediğim ateş şimdi Adem için yanıyor onu da kül etmek istiyordu ama belli edemezdim. Anlamamış gibi yapmam gerekiyordu. “Ne yaptın ki Adem?” dedim. Nasıl yaptığını öğrenmem gerekiyordu. Yüzünü yerden kaldırmadı. “Abla ben o şerefsizle tanışmadan önce sokaklarda kağıt topluyordum. Gece gündüz demeden sokaklardaydım. Sonra bir gün gece vakti Kadıköy taraflarında işe çıkmıştım yine. Oralarda sarhoşu, pisliği çok olur bende 15 yaşlarında falanım küçüğüm yani ama ekmek parası işte korksam da giderdim mecbur. Sokaktayken korktuğunu bir hissetsinler hemen tepene çökerler ondan cebimde hep bir bıçak olurdu. Korktuğumdan ama valla bak kimseye bulaşmazdım. Neyse bir akşam gece iki belki üç hatırlamıyorum ama geç yani. Ara sokakta bir çöpü karıştırırken bir ses duydum. Öyle üç beş sarhoş kavga ediyor sandım ciddiye almadım baktım bir kadın sesi geldi yardım istiyordu. Koştum bende bir kadını sıkıştırmışlar. Oralarda o saatte böyle şeyler çok olur. Herkesin kafa güzel tabi bende birkaç tartışmaya denk geldim ama böyle sevgililer kavga ederler sonra da giderlerdi. Öyle bir şey sandım başta ama gidince bir baktım üç tane tinerci kadının birini sıkıştırmışlar ablanın da kafası güzel belli zor ayakta duruyor. Çocukların da çapı benim gibi, dedim oğlum Adem sen bu gece bu kadını bırakırsan öbür tarafta bunun hesabını veremezsin. Daldım çocuklara. Daldım ama onlar üç kişi ben tek abla zaten kavgayı görür görmez topukladı. Korktu tabi oda ne yapsın? Neyse biraz direndim ama üçe tek nasıl direnirsin? Aldılar beni aralarına o ara cebimdeki bıçak geldi aklıma bende çocuktum abla korktum dedim şimdi burada öleceğim. Böyle ölmeyeyim dedim. Böyle çöplerin içinde bari cesedim rezil olmasın dedim. Bıçağı çıkardım sapladım bir tanesine. Yere yığılıverdi. Diğerleri de onu öyle görünce korktular kaçtılar. Bende korktum. Elimde bıçak, yerde kanlar içinde bir çocuk. Dedim şimdi bittin Adem. Kaçsam ayaklarım tutmuyor kaçamıyorum da. Sonra o geldi. Ben dedi her şeyi gördüm ama polis anlamaz dinlemezler seni hayatın biter dedi. Öyle korkmuştum ki sadece başımı salladım. Aldı beni bir eve götürdü burada saklan bir süre ortalık durulsun benden sana zarar gelmez dedi. İnandım zaten başka çarem de yoktu. Bir süre kaldım orada sonra bir gün geldi Adem dedi senin bıçakladığın çocuk ölmüş her yerde seni arıyorlar. Katil oldum ben. Sadece korkmadım abla vicdanım o sapladığım bıçak oldu kalbime saplandı. Allahtan korktum, kendimden utandım.” Adem ağlamaktan daha fazla devam edemedi. Her zaman bir yolunu buluyordu işte. Herkesi bir yerinden yakalıyordu. Doktorun söylediği doğruydu insanların zayıf noktalarını bir köpek gibi kokusundan tanıyordu. Adem iyi bir çocuktu sokakta olmasına rağmen sokağın kurallarını bilmesine rağmen yine de o kadına yardım etmişti. Oysa sokağın ilk kuralını herkes bilirdi. Gözlerini hep açık tut ama hiçbir şeyi görme. “Peki hiç demedin mi kimsin sen, bana niye yardım ediyorsun diye” dedim. Şoku atlattıktan sonra mutlaka sormuş olması gerekiyordu. Adem gözlerini sildi derin bir nefes aldı. “Sordum tabi sormam mı? Benim dedi bir mücevher markam var. Şaşırdım tabi. O kadar zengin adam o gece orada ne işi vardı acaba dedim. O gece bir arkadaşımla eğlenmeye çıkmıştım dedi ama yalan çok sonra öğrendim. Neyse günler geçti ben tabi adamı kahramanım görüyorum. Abi gibiydi yani çok ilgiliydi. Abla ben hayatımda ilk kez akşam ne yiyeceğim diye düşünmedim, nerede yatacağım diye düşünmedim. Ben bir yemek, bir yatak istedim sadece. Bir de biri beni karşılıksız sevsin istedim herhalde. Öyle değilmiş meğer karşılıksız sevgi diye bir şey de yokmuş. Birkaç ay sonra değişmeye başladı. Hani sanki yükmüşüm gibi. Seni saklayarak bende suç işliyorum ama olsun sen sakın kendini kötü hissetme derdi. Manipülatif pislik. Arada sinirlenirdi o zamanlarda böyle ağzından kaçırır gibi başıma kaldın, nankör derdi. Abla ben nankör değildim ama öyle hissettim. Borcumu ödemem gerekiyormuş gibi hissettim. Hani öl dese ağzımı açmaya hakkım yok gibi. “Dedi. Şerefsiz piç. Hep aynı yolu izliyormuş. Önce dünyanın en iyi insanı olup hiçbir karşılık beklemediğine inandırıyor sonra yavaş yavaş seni kendisine borçlu hissettiriyordu. Onun hakkında kötü düşünmek bile günah gibi geliyordu. Herkesin her seferinde bu tuzağa düşmesi… komik mi desem trajikomik mi? “İnanmış olman senin suçun değil Adem. Hepimiz bir yerinden bu hayata tutunmaya çalışıyoruz. Ne yazık ki tutunmak için berbat bir dal seçtik ama yine de bu bizim suçumuz değil.” Dedim. Tamam tamamen dürüst değildim çünkü bu herifin tüm manipülasyonlarını görmüştüm. Yani görmemek kesinlikle onların suçuydu ama ben iyi kalpli ve kandırılmış bir kızdım. Rolüme sağdık kalacaktım. “Haklısın abla ama o zamanlar göremiyorsun işte. Neyse bir süre böyle geçti. Sığındığım o ev kafes oldu sanki. Gitsem gidemem her yerde beni arıyor polisler kalmam gerek istenmediğimi bildiğim yerde kalmak zorundayım. Eve çok uğramazdı ama ben o evde yokken bile bir şeye dokunmazdım böyle bitki gibi olduğum yerde duruyordum. Etrafı temizliyordum. Görünmez olmak için elimden geleni yapıyorum. Belki varlığımı fark etmezse git demez diye. Bir gün geldi ama nasıl korkmuş artık ne olduysa titriyor. Peşimde biri var Adem dedi. Sana yardım ettiğimi öğrenmişler videomuzu çekmişler tehdit ediyor beni biri dedi. Açtı telefonunu videoyu gösterdi benim çocuğu bıçakladığım anı çekmiş diğer videoda da onunla ben adamın yaralı bedeninin yanında. Kafamdan aşağı kaynar su döküldü sanki. Öyle çok korktum ki ama bu sefer kendim için değil onun için. Bana giydirdiği minnet hırkası boğazıma sarıldı. Ne yapsam bilemedim. Biraz sakinleşti ne yapacağız abi dedim. Ondan kurtulmalıyız Adem dedi. Ben kimseyi öldüremem abi polise teslim olayım senin bir suçun yok zaten anlatırım her şeyi dedim. Senin gibi sokak çocuğunu dinlerler mi sanıyorsun dedi, kendinle beraber beni de mi yakacaksın sana yaptığım bunca iyilikten sonra. Öyle deyince bir şey diyemedim. Haklı dedim. Ben bir şey düşüneceğim korkma dedi beni orada bıraktı gitti. Abla bir hafta her sese korkar oldum. Çıt çıksa kalp krizi geçirecek gibi oluyordum. O korkuyla zaten insan aklını tamamen kaybediyor. Bir haftanın sonunda senin fotoğrafınla geldi. Bu kadın beni tehdit ediyor bana takıntılı aşık dedi. Bir süre bu kadını kimsenin bulamayacağı bir yere götüreceğiz dedi. Bende inandım.” Yine ağlamaya başladı. Elimi omzuna koydum ve cevabını bildiğim soruyu sordum. “Adem” dedim. O anlar gözümde canlanırken bir an duraksadım. “O gün bana o mesajı atan, arabamın frenlerini kesen, beni sıkıştıran arabadaki de sen miydin?” dedim. Ağlaması şiddetlendi. Oturduğu yerden dizlerimin önüne çöktü. Ellerime sarıldı. “Abla affet! Ben nasıl yaptım bilmiyorum. Bana bir planım var dedi ama Allah belamı versin kimse zarar görmeyecek dedi. Ben böyle biri değilim abla hipnoz olmuş gibiydim sadece bana söyleneni yaptım.” Dizlerimin önünde diz çökmüş bu çocuk sandığım gibi sadece bir kurban değildi. Beni buraya iten ellerden biriydi. İçimdeki o ateşi tekrar hissettim. Ademi şu an burada o ateşle yakabilirdim ve her hücremle bunu yapmak istiyordum ama bekledim. O yüzünü dizlerime kapatmış ağlarken bende onu izledim, onunla ne yapacağımı düşündüm. Birini ısır dediğimde bir an bile düşünmeyecek bir köpeğe dönüşebilirdi Adem. Onu burada öldürürsem bir silahımı kaybetmiş olurdum. Uzun süre kullanabileceğim bu silahı ne kadar zorlanırsam zorlanayım yanımda tutmam gerekirdi. Ademin zayıf noktası bir yere ait olmamasıydı. Bir evi yoktu ve bir eve sahip olmak için her şeyi yapardı. Bana tutunmasını sağlarsam onun sahibi olurdum. Üstelik bana karşı büyük bir vicdan azabı çekiyordu. Elim ona karşı çok kuvvetliydi. Yine de onu boğsa mıydım? Boğmak işime gelmezdi. Ellerimi yatağa yasladım. Dizlerimi Ademden uzaklaştırdım ve “Git Adem.” Dedim. Birincisi eğer gitmezse onu gerçekten boğabilirdim. İkincisi beni biraz dağılmış görmesi gerekiyordu. Ona kızgın olduğumu görmeliydi ki daha çok vicdan azabı duysun. Şu an Ademin vicdanı en çok işime yarayacak şeydi. Adem ondan uzaklaştığımı görünce daha da panik oldu. “Abla ne olur affet. Beni de kandırdı.” Son bir çabayla ona inanmamı bekliyordu. Çaresiz ve kimsesiz biriydi ve bana tutunmaya dünden razıydı ama onu kendime bağlayacak ipleri güçlendirmeliydim. Bunun için de önce onu biraz itmeliydim. “Adem beni biraz yalnız bırak. Lütfen.” Dedim. Gözlerim iyice dolmuştu. Ona sırtımı döndüm ve yatağa uzandım. İşte şimdi ona gerçekten sırtımı dönmüştüm. İyi anlaştığı, onu sevme ihtimali olan biri daha kaybetmek üzereydi ve bu korku ona her şeyi yaptırabilirdi. Ayağa kalktı bana zaman verecek ve sonra bana geri gelecekti. Bu sefer tasmasıyla birlikte. Odanın kapısı kapandığında yerimden doğrulmadım. Camdan dışarıyı izledim bir süre. Yaprakların rüzgarda sallanışını seyrettim. Çok vaktim olmadığını biliyordum. Bir an önce planımı hayata geçirmem gerekiyordu. Doktor geldiğinde artık harekete geçmeliydim. İçimden bir ses doktorun eli boş gelmeyeceğini söylüyordu. Duvar hedefine hep iyi insanları koymuştu. Aslında bu çok mantıklıydı çünkü iyi insanlar sevmeyi ve sevilmeyi bilirlerdi. Bu yüzden buna ihtiyaç duyarlardı ama benim ya da Duvar gibi kötüler biz sevmeyi de sevilmeyi de bilmezdik. Bu yüzden buna ihtiyaç duymazdık. Biz nefreti bilirdik ve buna ihtiyaç duyardık. Bir sevgiye sahip olmaya yaklaştığımızda bu yüzden bunu mahvetmek için elimizden geleni yapardık. Adem de doktorda sevilmek istemişler ama bunun için çok yanlış adamı seçmişlerdi. Duvar oyuncaklı değil onlarla oynamayı seven bir adamdı. Oyunun şiddeti ya da en sevdiği oyuncağının zarar görmesi umurunda değildi. Umurunda olan tek şey ne kadar eğlendiğiydi. Mihriyle birlikteyken mutsuz olmadığına emindim çünkü her şeye sahipti. Mihri sayesinde parası da vardı. Zeki, zengin, yakışıklı ve güzeller güzeli bir karısı adam neden bunu mahvetmek istesin ki. Aslında cevap basitti. Duvar bu her şeyin yolunda olduğu hayatından çok sıkılmıştı. Kaosa ihtiyacı vardı. Tıpkı bir bağımlı gibi yoksunluk çekiyordu. Mihri iyi olan taraftı ama çok zekiydi. Bir tersaneyi yöneten kadın zaten nasıl aptal olabilirdi ki? Erkeklerin dünyasında var olmayı başarmıştı. Tabi bazen ben gözünü açıyordum ama benim işim entrikaydı. Mihri kadar tek düzeliği sevemiyordum. Kabul etmek istemesem de ben de Duvar gibi kaosu özlüyordum. Duvar belki de Mihri’yi buraya bu yüzden tıktı. Ona karşı koysun ve savaşsın diye. Sonunu bildiğini sandığı bir savaş onun için risk değil sadece yeni bir oyun olacaktı ama hayır, bilmediği çok büyük bir şey vardı. Ben. Benimle savaşacağını bilmiyordu ama anlaması uzun sürmezdi. İspatlayamazdı ama anlardı. Anlamasıyla bir sorunum yoktu ama bunu asla itiraf edecekte değildim. Varlığını kimseye kanıtlayamadığı biriyle savaşacaktı. Onu delirtecektim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE