Ertesi gün her şey biraz daha sakin, biraz daha yumuşaktı. Sanki dünkü o büyülü atmosferin ardından kampüs de dinlenmeye geçmişti. Sabah güneşi perde arasından süzülürken gözlerimi açtım, Zeynep hala uykudaydı. Sessizce kalktım, yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdim. Bugün yalnız kalmak istiyordum biraz. Kafamda hâlâ dünün görüntüleri vardı. Can’ın bakışları, arkadaşların alkışları, müzik, renkli balonlar... Hepsi film sahnesi gibiydi. Kampüsün içindeki küçük kafelerden birine gittim. Pencereden dışarıyı izleyebileceğim bir masa seçtim. Kahvemi söyledim. Yanımda defterim vardı, sayfalarını karıştırdım. İçimdekileri yazmaya başladım—mutluluk, endişe, umut, her şey iç içeydi. Yazmak hep iyi gelmişti bana. Bir süre sonra ayak sesleri duydum. Başımı kaldırınca Can’ı gördüm. Üzerinde gri bir tiş

