Güneş yükseldikçe, şehrin sokakları tamamen uyanmıştı. Sabahın erken saatlerindeki yumuşak turuncu ışık, artık daha net, daha parlak bir sarıya dönüşmüştü; ışınlar, binaların cam cephelerinde kırılıyor, kaldırım taşlarını ısıtıyor, her köşe bucağı nazikçe aydınlatıyordu. Gökyüzü, gri bulutların son kalıntılarını tamamen dağıtmış, açık mavi bir tuval gibiydi; tek tük beyaz pamuk kümeleri, rüzgârla yavaşça sürükleniyordu. Güneşin ışınları, her yere nüfuz ediyor, gölgeleri kısaltıyor, her nesnenin kenarlarını keskinleştiriyordu. Şehrin yüzeyi, gece boyunca yağmurun ıslattığı yerlerde hâlâ hafif nemliydi; ama o nem artık rahatsız etmiyor, aksine güneşin altında minik buhar zerrecikleri oluşturarak havaya yükseliyordu. Her taşın üzerinden hafifçe parlayan toz ve su zerrecikleriyle ışık oyunları

