"Ali mi?" dedim. Sesim kısık çıkmıştı. Silahı doğrulttuğum adam uyanmış, gözlerimin içine bakıyordu. Tabii ki benim Alim değildi ama olmasını her şeyden çok isterdim. "Adın Ali mi?" dedim.
Adam kaşları çatılmış bir şekilde bana baktı ve sadece "Evet," dedi. Silah tutan elim titremesin diye kabzaya parmaklarımı daha güçlü geçirdim.
"İmdat! Bizi kurtarın!"
Tiz çığlık sesi kulaklarıma dolduğunda yüzümü buruşturdum; kız da sonunda uyanmıştı. Bu sefer silahın namlusunu kıza çevirdim. "Sesini kes!" dedim. Kız korkuyla yutkundu. Bir daha bağırmayacağına emin olsam da yine de başımla Murat’a işaret verdim. Hızlıca gelip kızın ağzına bir bez parçası bağladı.
Silahımı indirip birkaç adım geri attım. Bu gece Asır’ın arkadaşını öldüreceğimi ve bunu Asır’a izleterek intikamımı alacağımı düşünüyordum ama ismi Ali olan birine nasıl kıyacaktım? Aklım ve duygularım darmadağın olmuştu.
"Mühre, bizi bırak. Bak, bu girdiğin geri dönüşü olmayan bir yol. Karşına Asır Mortem’i almaya cesaret edebilecek misin?"
Bakışlarım Asır’a döndüğünde içten bir kahkaha attım. "Sen ne halde olduğunun farkında mısın?" dedim. "Şu an istesem Asır Mortem ismini bu dünyadan silebilirim."
Asır öfkeyle ağzının içinden birkaç küfür savurdu.
"Korkma Asır," dedim, yüzümde hâlâ alaylı bir gülümseme vardı. "Bugün sen ölmeyeceksin." Silahımın ucuyla Ali’yi gösterdim. "O ölecek, sen izleyeceksin."
Ali korkuyla yutkundu.
Asır’ın gözlerinin içine baktım. "Arkadaşın yavaş yavaş kan kaybedecek. Teni buz gibi olacak, dudakları moraracak ama sen sadece izleyeceksin. Elinden hiçbir şey gelmeyecek, onu kurtaramayacaksın. Ve arkadaşın, sırdaşın, 'kardeşim' dediğin adam gözlerinin önünde senin yüzünden ölecek." Her kelimenin üstüne bastıra bastıra söylemiştim.
Asır gözlerimin içinde en ufak bir vazgeçiş, bir merhamet arıyordu ama yoktu. Bakışlarım duygusuz ve buz gibiydi.
"Bedirhan’ı öldüren kurşunu ben sıkmadım!" dedi. Öfkelenmeye başlamıştı.
"Ha sen, ha senin adamın; fark eder mi?" dedim. "Zaten arkadaşının bedenini parçalayıp geçen kurşunu da ben sıkmayacağım."
Asır sertçe yutkundu. "O ne demek?"
Gülümsedim. "Korkma, sana arkadaşını öldürtecek kadar karaktersiz bir düşman değilim. Ona kurşunu ben sıkacağım ama o kurşunu sıkmamın asıl nedeni sensin. Silah tutan el senin elin değil, tetiğe basan parmak senin parmağın değil ama arkadaşının katili sensin."
Ortamda buz gibi bir sessizlik vardı.
"Anlatılanlar kadar varmışsın." Bakışlarım Ali’ye döndü. "Ne anlatıldı?" dedim.
"Senin cesur bir kadın olduğun, intikam için geleceğin ve aklına koyduğunu yaptığın... Seninle tanıştığıma memnun oldum Mühre."
Ali’nin yüzüne bir gülümseme yerleştiğinde benim de yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştu.
"Senin katilin olacak birine söylemek için fazla duygusal sözler," dedim.
Hâlâ gülümsüyordu. "Zaten bir gün hepimiz öleceğiz. Kardeşim için ölmek benim için bir onurdur," dediğinde gözlerim yaşardı.
"İntikam almak istememin asıl nedeni ne biliyor musun Ali?" Derin bir nefes aldım. "Kardeşim dediğim adam beni korumak için hayatını feda etti, tıpkı senin yapmak istediğin gibi. Kardeşimin kanına karşılık Asır’ın kardeşinin kanı..."
Sonra bakışlarım Asır’a döndü. Bu işin burada bitmeyeceğini biliyordum. Belki sonra ölen ben olacaktım ama kardeşimin intikamını da almış olacaktım.
Ali anlayışla başını salladı. "Sen iyi bir dostsun," dedi ve omuzlarını dikleştirdi. "Beni vur, şikâyetim yok ve senden razıyım."
Silahımı kaldırıp namluyu Ali’nin alnına dayadım. Belli etmemeye çalışsam da ellerim titriyordu; yapamayacaktım. Karşımda hiçbir suçu olmayan ve masumca gözlerimin içine bakan, en önemlisi de adı Ali olan bir adam vardı. Silahın namlusunu Asır’ın nişanlısına çevirdim. Kadının korkuyla gözleri büyüdü. Dudaklarının arasındaki sıkı bez parçasından konuşamıyordu ama tüm gücüyle haykırıyordu.
Bakışlarım Asır’a döndü. "Seç," dedim. "Arkadaşın mı, nişanlın mı?"
Asır hiç düşünmeden, "Ali’yi seçiyorum, kızı öldür," dediğinde içim ürperdi. İnsan sevdiği kadından bu kadar kolay vazgeçebilir miydi?
Yüzümü buruşturdum. "Sen nasıl bir adamsın böyle?" dedim. "Senin dünyanda sevda namus değil mi? Nasıl bir çırpıda sevdiğin kadından vazgeçebiliyorsun?"
Asır söylediğim hiçbir lafa alınmıyor gibiydi; aksine tüm kararlılıkla gözlerimin içine bakıp kadını öldürmemi bekliyordu. Ama yapmayacaktım. Asır’ın yaptığının bedelini bu kadına ödetmek hiçbir işime yaramazdı. Asır ondan bir çırpıda vazgeçtiğine göre, ölümü de acı verici olmazdı.
"Vazgeçtim, seçimi ben yapacağım," dedim ve silahın namlusunu tekrar Ali’nin alnına dayadım. "Seni seçtim," dedim. Sesim güçlü çıktığı için Allah’a şükrediyordum.
Derin bir nefes aldım, silahın emniyetini yeniden açtım. Elimdeki silah artık patlamak zorundaydı; buradan kan dökmeden gitmeyecektim.
Asır öfkeyle yerinde kıpırdandı, iplerini koparmaya çalışıyordu. "Sakın Ali’ye bir şey yapma! Beni vur!" diye haykırıyordu. "Benden kardeşimi alma, Ali’yi bırak!"
Her "Ali" diye haykırdığında aklıma kendi Alim geliyordu. Benim Ali için yalvaran sesim zihnimde yankılanıyordu. Ali’nin gözlerinin içine baktım ve yanağımdan birkaç damla gözyaşı süzüldü. Bu, Ali’nin konuşmaları yüzünden yaşadığım bir duygusallık değildi; karşımda oturan adamın karakter olarak benim Alime benzemesiydi. Cesur, korkusuz ve sevdikleri için her şeyi göze alıyordu.
Ali’nin kaşları çatıldı; neden ağladığıma anlam veremiyordu. Asır hâlâ "Ali’yi bırak!" diye haykırıyordu ve ben o karanlık günlere tekrar dönüyordum. Cesetlerin arasında Ali’nin bedenini aradığım, "Ali" diye sayıkladığım günlere gidiyordum. Benim Alimin masum sesi, "evim" deyişi kulaklarımda uğulduyordu. Dudaklarımdan bir hıçkırık kopup feryat ettiğinde Asır’ın haykırışları sustu.
Duyulan tek ses benim hıçkırıklarımdı. Herkes şaşkınca bana bakıyordu. Ellerim titrediğinde silahımı indirdim ve Ali’nin gözlerinin içine bakarak, "Bugün hayatını bağışlayan ben değilim; hayatıma giren başka bir Ali’nin masumiyeti," dedim. Namluyu Asır’a çevirip karnına iki el ateş ettim. Bedirhan’ın kanına karşılık onun kanını akıtmıştım.
Ali şok olmuş bir şekilde sadece bana bakıyordu. Asır’ın nişanlısı ise ağzı bağlı olmasına rağmen çığlık atıp yardım istemeye çalışıyordu. Asır onun ölmesini istese de kızın sevdası büyük ve affedici olmalıydı; her ne olursa olsun sevdiği adamı vurmuştum ve gözyaşlarını akıtmakta haklıydı.
Murat’a dönüp "Gidelim," dedim. Asır’ın yanından geçerken dudaklarından sadece "Teşekkür ederim," sözcükleri döküldü.
---
Asır’ın Ağzından
Kurşun Ali yerine benim bedenime saplandığı için mutluydum çünkü hak eden bendim. Mühre yanımdan geçerken ona teşekkür etmiştim; duymuş muydu bilmiyorum ama bizi burada bırakıp gittiğini çok iyi biliyordum. Arabasının tekerleklerinin acı çığlığı benim haykırışlarıma karışmıştı. İki kurşun sıkmıştı; üzerimdeki tişörtüm bu sefer benim kanımla ıslanmıştı.
Ali "Yardım edin!" diye bağırsa da boşa çabalıyordu; bizi burada birinin bulması imkansızdı. Öleceğimi kabullenmiştim. Mühre’nin anlattığı her şeyi tek tek yaşıyordum. Kanım yavaş yavaş akıyordu. Ali, "Dudakların morardı," diye de bağırmıştı. Üşüyordum da... Mühre bunu söylememişti; üşümem normal miydi? Belki de kendisi yaşamadığı için bunu söylemeyi atlamıştı. Eğer yaşarsam ona üşüdüğümü de söyleyecektim. Sanırım ölüme yaklaştıkça saçmalıyordum. Yediğim ilk kurşun değildi, eğer ölmezsem son da olmayacaktı biliyordum ama ilk defa bu kadar çaresizdik. Buraya geldiğimizi kimse bilmiyordu. Beni bulacağına güvendiğim adam yanımda, elleri ve ayakları bağlı oturduğu sandalyede çırpınıyordu. Funda ise sevdiği adamın öleceği düşüncesiyle ağlıyordu. Gerçekten bu kadar seviyor muydu beni yoksa sadece korkudan mı ağlıyordu? Babasının güçlü ortağı öleceği için de ağlıyor olabilirdi. Kadınları anlamak zordu zaten, anlamak istediğim de yoktu.
Hissettiğim acı bütün bedenimi ele geçirmişti. O kadar güçsüz kalmıştım ki çektiğim acıyı haykıramıyordum bile; sadece dudaklarımdan iniltiler dökülüyordu. Ben ki iki metrelik koskocaman adamken, şu an iki büklüm olmuş, çektiği acıdan küçülmüş bir adam olmuştum. Gözlerim yavaş yavaş kapanıyor, annem karanlığın içinden bana "Oğlum," diye sesleniyordu. Annem cennetteydi, ben ise cehenneme gideceğime neredeyse emindim. Şu an annemini sesini duyuyor olmak, belki de onu son kez görme şansım demekti. Göz kapaklarım yavaşça birbirine mühürlendi. Karanlığın içinde annemin silüeti belirdi; bembeyaz elbisesi, upuzun saçlarıyla melek gibiydi. Kollarını açıp beni beklediğinde ben de kollarımı açıp ona koşmaya başladım. Sıkıca anneme sarıldım... Ya da öyle sandım. Bedenim büyük bir gürültüyle yere devrildiğinde annemin görüntüsü de kayboldu ve sonsuz bir karanlıkla baş başa kaldım. Ölüyordum.
---
Mühre’nin Ağzından
Eve geldiğimizde zihnim hâlâ çok karışıktı. İyi mi yapmıştım yoksa yaptığım yanlış mıydı? Bedirhan’ın intikamını almış sayılır mıydım yoksa Ali’yi gerçekten öldürmem mi gerekiyordu? Asır ölürse ne olacaktı? Onu gerçekten öldürmüş müydüm? Ali de beni öldürmeye çalışır mıydı yoksa benim canımı bağışlar mıydı? Ama onun hayatında hiç Mühre olmamıştı ki, hayatımı neden bağışlasın? Ölmekten deli gibi korkuyordum ama Ali karşıma geçip "Asır’ın intikamını almak için seni öldüreceğim," derse ona karşılık veremezdim ve ölmeye razı olurdum. Bütün hayatım bir Ali’yi aramakla geçmişken, yine bir Ali tarafından mı son bulacaktı?
"Hayırdır, nereye daldın gittin öyle?"
Murat’ın sesiyle kendime geldim. "Hiiiç," dedim.
"Kızım sen resmen Asır Mortem’i vurdun! Eğer ölürse artık insanlar sana tapar. Kapında senin için çalışmak isteyen adamlar sıra olur. Sen ne yaptığının farkında mısın?"
Murat’ın heyecanla söylediği hiçbir şey beni heyecanlandırmıyordu. Celal Bey bütün neşesiyle karşıma geçti. "Kardeşinin intikamını aldın mı? Öldürdün mü Asır’ın adamını?" dedi. Bedirhan’ın intikamı Celal Bey'in umurunda bile değildi, biliyordum; sadece Asır’ın canını yakıp yakmadığımı merak ediyordu.
Dudaklarımı zorlukla oynatarak, "Asır Mortem’i vurdum," dedim. Celal Bey şaşkınlık ve sevinçle bana bakıyordu. Duyduklarının doğruluğuna inanmak için Murat’a döndü. Murat başını sallayarak beni onayladığında Celal Bey gür bir kahkaha patlattı. "Demek Asır Mortem’in sonunu getirecek kişi bizim Mühre'ymiş!"
Celal Bey keyifle yanımızdan ayrıldı. Murat da kendi köşesine çekilmişti. Gecenin karanlığında yine yalnız kaldım. Zihnimdeki tehlike çanları deli gibi çalıyordu. Henüz yaptığım hareketi ve doğuracağı sonuçları yeni yeni idrak ediyordum. Ben Asır Mortem’i vurmuştum; belki de öldürmüştüm.