"Öpmedin."

1703 Kelimeler
*** Elimdeki kaşığı yavaşça tezgaha bırakırken içimde kabaran öfkeyi bastırmaya çalışıyordum. Kendimi ne kadar sakin tutmaya çalışsam da yüzümdeki mimikler bunu ele veriyordu. Ona döndüğüm anda hareket etti. Bir anda iki kolunu yanlarıma koyup, elleri tezgaha yaslandığında neye uğradığımı anlayamadan kollarının arasında kalmıştım. Geniş omuzlarıyla önümde bir duvar gibi dururken nefes almak bile zorlaşmıştı. İçimden 'bilseydim dönmezdim' diye geçirirken bakışlarını yüzümde gezdiriyordu. "A-ağam..." diye başladım kendimi toparlamaya çalışırken. Sesimin titremesini engelleyemiyordum ama yine de konuşmaya devam ettim. "Ben bir çalışanım. B-burası da mutfak... üzerime kokunun sinmesi gayet normal." Sözlerim biter bitmez yüzü biraz daha yaklaşıp bakışları sertleşirken dişlerinin arasından tısladı. "Olamaz." dedi. "Çalışan değilsin... benim karım gibisin." Bu sözleri söylerken yüzünde öyle ciddi bir ifade vardı ki bir an ne demek istediğini anlamaya çalışarak ona baktım. Bakışımda 'e yani?' der gibi bir ifade olduğunu fark edince kaşları biraz daha çatıldı. "Bu konakta sadece bana yapılacak hizmetten sorumlusun." dediğinde içimden istemsizce bir düşünce geçti. Yanaşmadan sahte geline terfi etmiştim resmen. "A-ama bu nasıl olur? Kona-" diyecek oldum fakat sözümü bitirmeme izin vermedi. "Oldururum." dedi kestirip atar gibi. Bunu söylerken yanağıma düşmüş olan saç tutamını parmaklarının arasına alıp kulağımın arkasına sıkıştırdı. Hareketi nazik değildi; sertti, sahiplenir gibiydi. Zaten bana dokunduğu hiç bir an nazik değildi. Daha ne olduğunu anlayamadan kolumdan yakalayıp beni mutfaktan çekerek çıkardığında dengemi zor toparladım. Avluya çıktığımızda konak halkı çoktan yemek için masanın etrafında toplanmıştı. Herkesin gözü bir anda üzerimize dönerken Karun beni doğrudan masanın yanına götürdü. Kolumu bırakmadan durdu ve o tartışmaya yer bırakmayan sert sesiyle konuştu. "Bu yanaşma artık benim işlerimle ilgilenecek." Bunu söylerken masadaki herkesin gözlerinin içine tek tek baktığından, bakışlarında açık bir tehdit taşıdığından kimse başını kaldırıp itiraz etmeye cesaret edemedi. Ardından küçümseyen bir ifadeyle, "Elinde sonunda bu sürtüğün de diğerleri gibi foyası ortaya çıkar." dedi. Bu sözleri söyledikten sonra beni Gülşah ile Hicran’ın bulunduğu tarafa doğru ittiğinde dengemi kaybettim. Tam düşecek gibi olduğum sırada, yakınımda ayakta duran Hicran’ın koluna tutundum. Hicran hemen beni destekleyerek düşmemi engellerken Karun sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşmasına devam etti. "Bu üçünden sonra bu eve bir daha yanaşma alınmayacak!" dedi son sözünü söylerken. Onun bu kararıyla avluda kısa bir sessizlik oluşurken herkes başını önüne eğmişti. Çünkü beli ki Karun konuştuğunda bu konakta kimsenin karşı çıkma lüksü yoktu. Karun söylediklerini bitirdikten sonra arkasına bile bakmadan merdivenlere yönelirken ben de olduğum yerde kalmış, gözlerimle onu takip ediyordum. Ağır adımlarla merdivenleri çıkarken, arkasından bakan bakışlarımın içinde açık bir nefret vardı. Tam o sırada masanın başından gelen ağır bir ses dikkatimi çekti. "Bakma sen bu deli oğlanın dediklerine kızım." Fırat Ağa’nın sesini duyar duymaz kendime gelip üzerimi toparladım. Hemen dönüp saygıyla ellerimi önümde kelepçeledim. Başımı hafifçe kaldırdığımda gözlerinin beni süzdüğünü fark ettim. Ama bakışları aslında bana değil, üzerimdeki elbiseye takılmıştı. Bir an yüzümün ısındığını hissettim. Demek konakta herkes tanıyordu bu elbiseyi. Herkes biliyordu bunun Hazal denen kadına ait olduğunu. Koca aşiret ağası bile tek bakışta fark etmişti. Fırat Ağa bıyıklarının altından hafifçe gülerek başını iki yana salladı. "Yine Hazal gelinin hasreti tutmuş onu belli ki." dedi. Sözlerinde sitemden çok alışmışlık vardı. Tam o sırada büyük karısı Safiye hemen söze karıştı. "Ağam." dedi hevesle. "Geçen gün, seninde isteğin üzerine köydeki hamama gittiydik kız bakmaya, beğendik bir kızı. Senin de rızan varsa iki gün sonra görmeye gidelim." Bu sözleri duyunca başımı eğmek zorunda kaldım. Onları dinlediğimi belli etmek istemiyordum ama kulaklarım istemsizce konuşmalarına takılmıştı. Demek köye kız bakmaya gitmişlerdi... Ve söyledikleri köy... bizim köy müydü? Aklım bir an o güne gitti. O gün gerçekten köye Hanoğlu aşiretinden gelenler olmuştu. İlk o gün zaten tanıştım Hanoğlu soyadıyla. Hatta Yeşim teyzem, bana da hamama git demişti. İçimde garip bir his kıpırdadı ama yüzümde hiçbir şey belli etmemeye çalışarak, masadaki boş bardakları suyla doldurmaya koyuldum. Fırat Ağa başını ağır ağır salladı. "Haklısın hanım." dedi. "Herkes farklı bir ağızdan konuşuyor... Hanoğulları'nın gelini kocaya kaçtı diye." Sözleri avluda kısa bir sessizlik bıraktı. "Belliki Hazal’ın döneceği yok. Karun’a helal süt emmiş bir kız alalım da el alem bir sussun." Bunu söylerken ben başımı daha da eğip boş bardaklara su doldurmaya başladım. Onları dinliyormuş gibi görünmek istemiyordum ama söyledikleri kulaklarımda çınlıyordu. Karun bunu duysa… Eminim konağı öfkesiyle yerinden oynatırdı. O adamın karısından başka hiçbir kadına tahammülü yoktu. Şimdi gidip ona yeni bir gelin getirmeye kalkarlarsa ortalık savaş alanına dönerdi. Şimdiden o talihsiz kıza acıdım. Bir süre sonra yemek masası tamamen hazırlanmıştı. Biz de kızlarla birlikte mutfaktaki sofraya geçip oturduk. Gün boyu koşturduğum için karnım açlıktan kazınıyordu. Tam ağzıma attığım lokmayı çiğnerken, Hicran bana bakarak konuştu. "İyi misin Zero?" Başımı kaldırıp ona baktım. Lokmayı yuttuktan sonra omuz silktim. "İyiyim." dedim kısa bir cevapla. Ama Hicran tatmin olmamıştı. "İyi de, neden iyisin?" dedi kaşlarını çatarak. "Adam sana sürtük dedi." Bunu söyler söylemez Gülşah da merakla bana baktı. Ben ise istemsizce sırıttım. "Desin." dedim sakince. "Gerçekte sürtük değilim sonuçta." Bu cevabım ikisini de şaşırtmıştı. Hicran ile Gülşah bir an birbirlerine baktılar, sonra tekrar bana döndüler. Onlar benim ağlamamı bekliyordu... zaten Karun Ağa'nın amacıda buydu ama ağlamayacaktım. Çünkü ben bu konağa bir amaç uğruna gelmiştim. Ve hangi lafı işitirsem işiteyim... o amacıma ulaşmadan bu konaktan gitmeye niyetim yoktu. *** Alarmın o sinir bozucu sesi kulağımın dibinde çalmaya başlayınca gözlerimi aralamadan elimi uzatıp telefonu yokladım. Parmaklarım ekranı bulduğunda alarmı kapattım ama gözlerim yanıyordu. Gece uyuyamadığım için ağırlaşmıştı. Başımı tekrar yastığa bırakırken içimden bir iç çekiş yükseldi. Bu kabuslarım asla bitmeyecek gibiydi. Gözlerimi kapatsam bile gördüklerim hala zihnimin içinde dönüp duruyordu. Annemin o soğuk elleri... ağabeyimin ipte sallanan cansız bedeni... o görüntüler ne zaman aklıma gelse içimde bir şey parçalanıyordu. Neden onlarla güzel anılarımızı gördüğüm bir rüya gelmiyordu? Neden hep o son sahne... o korkunç görüntü? Aslında cevabı belliydi. Ağabeyimin kanı yerde kalmıştı... ruhu hala acı çekiyor hissediyorum. Ve ben Karun denen adamın kanını akıtmadan bu rüyalar asla bitmeyecekti. Birden gözlerimi açtım. Evet... Karun! Onu tamamen unutmuştum. Hızla doğrulup yataktan kalktım. Üzerimi giyinmek için dolaba yöneldiğimde dün geceki olayı hatırlayıp duraksadım. Karun’un emriyle artık karısının kıyafetlerini giymem gerekiyordu. Dolabı açıp gelişi güzel koyduğum karısının elbiselerden birini aldım. Ama kumaşı açtığım anda uykudan yarı kapalı olan gözlerim birden irileşti. Bu... dün giydiğim elbisenin aynısıydı. Sadece rengi farklıydı. Kaşlarımı çatarak hemen diğerini de aldım. Onu da açıp baktım. O da aynı modeldi, sadece rengi değişikti. Birkaç tanesini daha kontrol ettiğimde hepsinin aynı olduğunu fark ettim. Kesimi aynı. Deseni aynı. Sadece renkleri farklıydı. Dün yaşadığım o korku ve stres yüzünden bunu hiç fark etmemiştim. Bir an düşündüm. Bunun sebebi ne olabilirdi? Karun’un o takıntılı hali yüzünden mi kadın hep aynı model giyinmişti... yoksa bu Hazal denen kadının kendi tarzı mıydı? Bunu düşünmeye devam edecek vaktim yoktu. Geç kalırsam Karun’un beni parçalayacağı kesindi. Kırmızı küçük çiçek desenli olan elbiseyi çekip hızlıca üzerime geçirdim. Banyoya girip yüzümü yıkadıktan sonra işlerimi hallettim. Ardından peçemi takıp o lanet parfümü de üzerime boca ettim. Hazal’ın kokusu denen şeyden artık nefret etmeye başlamıştım. Hazırlanır hazırlanmaz odadan çıktım. Merdivenleri hızlı hızlı çıkarken nefesim daralmaya başlamıştı. Teras katına ulaştığımda göğsüm inip kalkıyordu. Kapıya yaklaşırken bir an durup nefesimi toparladım. İnşallah uyanmamıştır... Çünkü beni özellikle tembihlemişti. Kendisi uyanmadan banyosu hazırlanacak, kıyafetleri hazır olacak. Kapıyı yavaşça araladım. Odaya girdiğimde ilk işim yatağa bakmak oldu. Yüzüstü yatıyordu. Kaslı kollarını yastığın etrafına sarmış, başını yastığa gömmüş bir şekilde uyuyordu paşam. Aslında normal bir adam olsa, bu görüntüye ağzımın suları akardı. Ama o kişi Karun olunca... Ağzımdan sadece küfürler dökülmek istiyordu. Kapıyı sessizce kapatıp dolaba yöneldim. Bir havlu alıp banyoya girdim. Havluyu askıya asarken dolaptan şampuanları ve bakım ürünlerini çıkarıp yerlerine bıraktım. Yemin ederim kocama bile bu kadar hizmet etmezdim. Banyodaki işlerimi bitirdikten sonra tekrar odaya çıktım. Adımlarımı olabildiğince sessiz atıyordum çünkü uyanırsa kesin yine bir şey bulup beni azarlardı. Dolabın kapağını yavaşça açtım. Kıyafetlerine göz gezdirdiğimde fark ettiğim ilk şey hepsinin aynı tonlarda olmasıydı. Siyah ve beyaz dışında hiçbir renk yoktu. Beyaz olanlar da birkaç gömlek ve tişörtten ibaretti. Ben nereden bileyim bu adam işe ne giyecek? Omuz silktim. Bence bugün kapkara giydireyim. Kendisi gibi olsun. Dolaptan siyah bir gömlek aldım. Ardından takım elbisesini de çıkarıp kırışmasın diye koltuğun üzerine düzgünce bıraktım. Ütülenecek bir şey yoktu zaten, hepsi jilet gibiydi. İçimden memnun bir nefes çıktı. Ohh... işim bitti. Sessizce odadan çıkmak için kapıya yöneldim. Tam odanın ortasında, başımı çevirip son bir kez ona bakmak istedim. Ama o an içim buz kesti. Karun çoktan uyanmıştı. Gözleri açık, saçları dağınıktı. Yatağın başlığına sırtını dayamış bir şekilde beni izliyordu. Hah... Yine yakalandık iyi mi? Ne zaman uyandı bu zebani?! "Nereye?" dediğini duyduğum anda refleksle sırtımı dikleştirip ona tam döndüm. O bakışların altında insanın duruşunu düzeltmemesi mümkün değildi zaten. "Günaydın Ağam. İşim bitti. Yapmamı istediğin başka bir şey var mıdır?" dedim mümkün olduğunca sakin bir sesle. Karun hiç düşünmeden cevap verdi. "Var." Sesindeki o kesinlik insanın içini sıkıyordu. Bir an bekledim. Ne isteyeceğini anlamaya çalışıyordum ama gözlerindeki ifade hiçbir ipucu vermiyordu. İlla bir şey bulacak! "Öpmedin." Dediği şeyi duyduğum anda olduğum yerde dona kaldım. N-ne diyordu bu adam? Ne öpmesi? "A-anlamadım ağam?" dedim sonunda, sesimi zor bulurken. Karun gözlerini üzerimde gezdirip sanki en doğal şeyi söylüyormuş gibi konuştu. "Karım..." dedi ağır ağır. "Her sabah öperek uyandırırdı." Sonra susup yüzümü izlemeye başladı. Bakışları tavrımı ölçüyordu sanki. İçimde bir şey kaynadı. Bu adam gerçekten sınır tanımıyordu. Beni öyle bir noktaya sürüklüyordu ki biraz daha zorlasın bağırıp çağırıp bu konaktan çıkıp gidecektim. Ama gidemeyeceğimi de biliyordum. "Ama siz kendiniz uyanmışsınız zaten ağam." dedim dişlerimi sıkarak. "Gerek kalmadı. İzninizle." Tam arkamı dönüp gidecekken sesi yeniden duyuldu. "Telafi et." Adımlarım olduğu yerde kesildi. Yavaşça ona döndüm. Kaşlarım istemsizce çatılmıştı. "Ağam ben senin helalin bile değilim." dedim artık sabrımın sonuna gelmişken. "Elin adamını da öpmem ben. Evet bir anlaşma yaptık ama temasa rızam yoktur." Sözlerim biter bitmez Karun’un yüzündeki ifade sertleşti. "O zaman defol konaktan." Sözleri tokat gibi yüzüme çarptı. Yumruklarımı sıktım. Gidemezdim. Ama onu da öpemezdim. Boğazım düğümlendi. Tam o sırada aklıma dün avluda duyduğum konuşma geldi. Yakında yeni bir gelin getireceklerdi bu konağa... yani bu işkencem uzun sürmeyecekti. 'Sık dişini Zerda.' dedim içimden ve Karun’un beklemediği bir anda hızlı adımlarla yatağa yaklaştım. Dizimi yatağın kenarına koyup ona doğru eğildim. Yanağına neredeyse bir tüy kadar hafif bir buse kondurdum. Tam geri çekilecektim ki olan oldu. Bir anda kolumdan yakalayıp beni çektiği gibi dengemi kaybedip yatağa düştüm. Sırtım yumuşak yatağa çarparken Karun çoktan üzerime eğilmişti. Kollarıyla her kaçış alanını kapatmıştı. Nefesi yüzüme değerken, "Hissetmedim." dedi soğuk bir sesle. Altımdaki yorganı avuçlarımın içinde sıkıca tuttum. Çünkü o an aklımdan geçen tek şey... o yakışıklı suratına tokadı yapıştırmaktı..!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE