Işık, konağın geniş pencerelerinden içeri sızıyor, eşyaları silüetler halinde ortaya çıkarıyordu. Zehra, yatağında doğruldu. Başı ağrıyor, zihni hâlâ geceye ait bulanık parçalarla doluydu. İlacın etkisi tam geçmemişti, üzerinde ağır, huzursuz bir his bırakmıştı. Sonra aklına geldi. Havin. O küçük, her şeye muktedir üvey kız kardeşi, her sabah kahvaltıyı hazırlamak için kalkar, onun kocası Azad’a evin hanımı edasıyla hizmet ederdi. Bir gülümseme, ince ve zehirli, Zehra’nın dudaklarında belirdi. Gece duyduğu -ya da duyduğunu sandığı- o sesler ve kendi bedeninin buna verdiği utanç verici tepki aklına geldikçe içi giderek daha fazla kıpraşmaya başladı. Belki de Havin gerçekten kötü bir gece geçirmişti. Bunu görmek, onun o mükemmel, sakin halinin çatladığını izlemek iyi gelirdi. Pencerenin

