Havin, odadan çıktığında koridorun serin havası yüzüne çarptı sanki geceki ter, şehvet ve korkunun kokusu hâlâ üstündeydi. Merdivenlerden yavaşça inerken, her basamağın gıcırtısı kulaklarında yankılanıyor, kalbinin atışını daha da hızlandırıyordu. Salonun kapısından içeri adım attığında ablası Zehra’yı gördü. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, sırtı pencereye dönük, sabah ışığının altında bir heykel gibi duruyordu. Gözleri, Havin içeri girer girmez üzerine kilitlenmişti keskin, soğuk, bir hançer kadar keskindi o bakışlar. Zehra’nın dudakları ince bir çizgi hâline geldi sonra yavaşça, alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Vay, vay, vay… Bak sen, prensesimiz nihayet gelebildi,” dedi sesi baldan tatlı ama içinde zehir saklı. “Bugün evde misafir var, haberin olsun. Azad’ın teyzesi gelecek, aşir

