Safir KATAY
Devrim beni öptü. Bu inanılmazdı. Uzun zamandır istediğim şey daha demin gerçekleşti ama ben olmamış gibi davranmaya çalışıyordum. Beni sevdiğini söylemişti. Ben ona dönüp ben de seni seviyorum diyemedim. Demedim de zaten.
Acar'ın evinin önüne geldiğimizde içeri girmeden önce arkamda yürüyen Devrim'e döndüm. Biraz ani döndüğüm için ona çarptım. Bir adım geri gelip gözlerine baktım. "Ben de." "Ne? Ne sen de?" "Ben de işte. Ben de seni seviyorum." gözleri büyüdü ve yüzünü büyük bir gülüş kapladı çok uzun sürmeden o gülüşü kayboldu. "Ama sen Acar'a-" "Hayır. Yani öyle zannediyordum. Psikoloğa gitmeye başladığımdan beri öyle bir düşüncem yok. Uzun hikaye." diyerek geçiştirdiğimde "Anlat lütfen." "Psikolog bağımlı kişilik bozukluğum olduğunu söyledi. Daha sonra sana olan duygularımı ortaya çıkardı. Ben de seni seviyorum." gülümsemesi yeniden büyüdü. "O zaman biz şimdi neyiz?" dediğinde "Bilmem." gülümsedi. "Eğer istersen yani kabul edersen... Sevgili olabiliriz." "Bu bir teklif mi?" tek kaşımı kaldırdım. "Öyle olmasını mı isterdin?" "Kesinlikle." "O zaman öyle." gülümsedim. Gülümsedi. Uzun süre öyle durduktan sonra "Çıkalım mı?" "Cevap?" "Evet. Yani kabul ediyorum." kahkaha attı. Her şey aniden oldu. Böyle hayal etmemiştim. "Hadi çıkalım." dedi ve benim yürümemi bekledi. Yine peşimden geldi. Yüzümde aptal bir sırıtış vardı. Asansöre bindik. Yalnız olmaktan biraz stres olacağımı düşünsem de asansöre son anda binen kadın yüzünden yalnız olmamıştık... Kısa asansör yolculuğu kadının Devrim'e olan bakışları dışında iyi geçmişti. Kadın yiyecek gibi bakmış ve Devrim'i kesip gülmüştü. Devrim ona ara sıra baksa da genelde yüzündeki aptal sırıtış ile bana bakıyordu. Asansörden indiğimizde kadın üst kata çıkıyordu. İnmeden önce Devrim'e göz kırptı. Sinirle Acar'ın kapısını çaldım. Daha doğrusu yumrukladım. Bana ne oluyorsa artık? Kapıyı Kaan açtı. "Hoş geldiniz. Safir iyi misin sinirli ve ıslak görünüyorsun?" "Hayır. İyiyim. Dışarıda yağmur yağıyor." dediğimde içeriden Kaan'ı çağırdılar. O içeri giderken ben de ceketi çıkardım. Devrim içeri girdi. Ben de peşinden. Salondan içeri girmeden önce aniden durdu. Sırtına çarptım. Alnımı ovarken "İyi misin?" "Aniden neden duruyorsun!?" "Üzgünüm o kadar yakından geleceğini tahmin etmemiştim." "Neden durdun?" elimi tuttu ve beni salondan içeri soktu. Elimi çekmeye çalıştıkça daha sıkı tutuyordu. Parmaklarımı birbirine kenetlemişti. Bizi ilk gören Murat olmuştu. "Oha! Nasıl gönderdik nasıl geldiler!?" herkes bize döndüğünde başımı devekuşu gibi kuma gömmek istedim. Kaan içkisini püskürtürken, Acar şaşkınlıkla bizi izliyordu, Mert, Doğu, Seren, Begüm ve Su gülümserken Kuzey ve Sude sinirle bakıyordu. Acar bize bakıp "S-siz?" "Evet." diyerek elimi sıktı. Gülümseyerek bize bakarlarken "Nasıl oldu bu?" "Uzun hikaye." Devrim konuşuyordu. "Dinleriz zamanımız var." dediklerinde "Ayrıca sız neden ıslaksınız?" "Yağmur yağıyor." oradan uzaklaşmak için "Biz kıyafetlerimizi değiştirelim." diyerek arkamı dönüp Devrim'i çekiştirdim. Acar'ın odasına girip elini bıraktım. "Bunu neden yaptın?" "Bir şey yapmadım. Sadece birlikte olduğumuzu söyledim." "İşte ondan bahsediyorum." "Gizlemeyi mi düşünüyordun?" "Hayır ama birkaç saat önce normal bir şekilde gidip el ele gelmemiz biraz garip kaçtı. İçeridekilerin yüzlerini görmedin mi?" "Onları ilgilendirmez. Biz birbirimizi seviyoruz." dedi ve elimi tuttu. "Şimdi hasta olmadan bir şeyler giyinelim." dedi ve dolabın önüne geldi. Ben de sabah çıkardığım tişörtü bulup banyoya girdim. Saçlarımı kurutup çıktığımda Devrim yataktaydı. "Neden gitmedin?" "Seni bekledim." dedi ve ayağa kalktı. "Neden?" "Çünkü seni bekledim." deyip yanıma yaklaştı. "Saçlarını kurut." "Sen kurut." dedi ve kafasını eğdi. Elimdeki havluyu kafasına bıraktım. "Hadi kurut." dediğinde gülüp ellerimi havlunun üzerine koyup oynattım. Yeterince kuruttuğumda havluyu kaldırıp banyoda kirli sepetine attım. Devrim kapıda beni bekliyordu. Yanına gittiğimde ellerimizi kenetledi ve yürüttü. Elimi çekmeye çalıştım ama başarısız oldum. Beni salona soktu ve yanına oturttu. "Siz nasıl? Yani demek istediğim ne zaman? Benim niye haberim yok? Nasıl?" Acar soruları hala tutulu olan ellerimize bakarak sıraladığında elimi çekmeye çalıştım. "Aniden oldu. Birbirimize söyledik ve şu an böyleyiz." dedi ve elimizi kaldırdı. Kızlar "Ay çok tatlı ya!" derken alnımı geniş omzuna koydum ve Devrim'in duyabileceği seste "Seni öldüreceğim." "Ben de seni seviyorum." diye herkesin duyabileceği şekilde söylediğinde elini sıktım. "Allah'ım çok sevimliler ya!" Begüm konuştuğunda kafamı kaldırdım. Gülümsemeye çalıştım. Sude ters bir şekilde "Taksi bulamadınız mı?" "Safir yürümek istedi." Acar "Safir yağmurda yürümeyi çok sever." diye açıkladığında "Zaten yağmur yağarken oldu her şey." "Ne oldu?" Acar tek kaşını kaldırarak sorduğunda "H-hiçbir şey. Bana beni sevdiğini söyledi. O kadar. Başka bir şey yok." "Yani bir şey yok?" yine tek kaşını kaldırarak sorduğunda gözlerimi kaçırarak "E-evet. Ben içecek bir şeyler alayım. Bir şey isteyen var mı?" Devrim "Su getirir misin?" "Tabi ki." deyip hızla mutfağa koştum. Derin nefesler alıyordum. Kendime bir kola Devrim'e de bir su alıp mutfaktan çıktım. Salona girdiğimde Devrim bana göz kırptı. Kafamı eğerek yanına gidip suyu uzattım. "Teşekkür ederim." utangaçça gülümsedim. Yanına oturdum. Aramızda bir insan sığacak kadar yer vardı. Mete ve Doğu "Biz artık kalkalım. Çok geç oldu. Yarın okul var zaten. İyi geceler." vedalaştıktan sonra gittiler. Devrim yanıma kaydı. Elini belime koydu. "Benden kaçma." kulağıma fısıldadı "Senden kaçmıyorum." "Evet kaçıyorsun." çenesini omzuma koydu. Çok mu sıcak oldu burası ne? "Hayır. Kaçmıyorum. Sadece gerginim." "Neden?" "Burası kalabalık ve herkes bize bakıyor gibi hissediyorum." omzumu öptü. Yanıyorum! "Baksınlar. Bir şey yapmıyoruz ki." "Çok yakın olunca geriliyorum. Ilk defa böyle bir şey oluyor." çenesini omzumdan kaldırdı. "Utanıyorsun?" "Belki biraz." gülümsedi. "Sadece derin nefes alıp yanında olduğumu hisset." dediğinde derin nefesler alıp yanımda olduğunu hissetmeye çalıştım. "İyi geliyor." dediğimde gülümseyip ellerimizi kenetledi. "Vay be. Sen bizim Devrim'e bak! Nasıl tavladın Safir'i?" "Hiç kolay olmadı." ona baktım. O ise kenetli olan elime baş parmağıyla daireler çiziyordu. Kuzey ayağa kalkıp "Hadi gidelim." dediğinde Devrim "Araba aşağıda ben taksiyle gelirim." "İçki içtim. Polis yakalarsa bağlarlar arabayı. Hem ayrıca ben bu arabalara alışkın değilim. Direksiyon solda." "Sen de taksiyle git o zaman?" "Devrim?" diye fısıldadığımda bana baktı. "Gidin geç oldu. Benim de uykum geldi zaten." dediğimde "Pekala." ayağa kalktı. Ben de kalktım. Salondakilerle vedalaştıktan sonra kapıya doğru ilerledik. Kuzey asansöre bindi ve Devrim'i beklemeye başladı. Devrim ise kapıdan çıkmadan önce bana döndü. "Yarın okul çıkışı bir şeyler yapalım mı?" "Olabilir." "Tamam o zaman okul çıkışı alırım seni?" "Senin almana gerek yok. Motosikletim var. Adresi mesaj atarsın?" "Tamam. Görüşürüz o zaman?" "Tamam." birbirimize baktık. Kuzey "Hadi!" "Tamam." dedi ve bana sarıldı. Ne yapacağımı bilemez halde öyle dururken ben de kollarımı ona sardım. Biraz uzaklaştı alnımdan öpüp asansöre bindi. El salladı. Kapıyı kapatıp içeri girdim ve içimde tepinen hayvanları susturmaya çalıştım...
Oldukça geç bir saatte uyumanın karşılığı olarak okula geç kaldım. Telefonu alıp beni uyandıran kişiye baktım. Devrim. Hızla ayağa kalkmaya çalışırken çarşafa dolanıp yere düştüm. "Ah!" "Safir! İyi misin?! Ne oldu?! Safir!?" "Bağırma! İyiyim. Yataktan düştüm." "Ödümü kopardın!" "Korktun mu?" yüzümde aptal bir sırıtış belirdi. "Korktum tabi. İyi misin?" "Evet. Biraz." "Okula neden gitmedin?" "Uyuyakalmışım. Yeni uyandım. sen nasıl erken uyandın?" "Ben alışkınım erken kalkmaya 6 yıldır her gün erkenden ayaktayım." "Çok kötü bir şey bu." "Aslında değil. Yürüyüş için vaktim oluyor." "Bir de sabahları yürüyüşe mi çıkıyorsun? Vay canına! Ben o saatlerde uyuyor oluyorum." "Her gün değil. Bazı sabahlar. Yapacak daha iyi bir işim yoksa. Ki genelde toplantım oluyor." "Şimdi neredesin?" "Seni almaya geliyorum." "Acar'a gelme. Kıyafetlerimi değiştirip duş almam gerekiyor. Bana gel. Ben şimdi kalkıp eve gidiyorum." "Tamam o zaman. Evde görüşürüz?" "Hı hı. Görüşürüz. Bay bay." diyerek telefonu kapatıp hızla banyoya girip elimi yüzümü yıkadım ve Acar'a küçük bir not yazıp yola çıktım.
Evimin kapısının önüne geldiğimde Devrim çoktan gelmişti. Hızlı adımlarla asansöre bindim ve daireme çıktım. Devrim kapının önünde yoktu. Kapıyı açıp içeriye girdim. Salonda oturuyordu. Beni gördüğünde büyük bir gülümseme belirdi. Aynı şekilde ona gülümseyip sarıldım. "Ne zaman geldin?" "5-6 dakika bir şey oluyor. Çok değil." "İyi o zaman. Nasıl girdin?" diyerek koltuğa oturdum. "Otursana?" koltuğa oturduğunda "Tekrar hoş geldin." "Hoş buldum. Anahtar?" "Tahmin etmesi o kadar zor değil ama anahtarı nereden buldun?" "Paspasın altından daha güvenli yerler bulmalısın." dedi ve cebinden anahtarı çıkardı. "Nasıl tahmin ettin?" "Çok zor olmadı. Biraz mantık yürüttüm... Ayrıca anahtar bundan sonra bende kalıyor." "Neden?" "Sevgilim değil misin?" gülümsedim. "Yine de olmaz. Evde garip bir şekilde dolaşırken gelebilirsin?" "Ne kadar garip?" "Oldukça garip." "O zaman kesinlikle kalıyor." "Hayır. Kalmıyor. Anahtar." diyerek elimi uzattım. "Hayır kalıyor." "Kalmıyor." "Kalıyor." "Kalmıyor." "Kalıyor." "Kalmıyor." "Ka-lı-yor." "Kal-mı-yor." diyerek cebine uzandığımda "Hayır!" "Evet!" "Hayır." "Evet." "Hayır." "Evet." "Sen de bana ver o zaman." diyerek uzaklaştığımda "Tamam." dedi ve elini diğer cebine atıp anahtar çıkardı. "Al!" "Gerçekten mi?" "Evet! Hadi al." dediğinde "Alamam. Daha yeni-" "Al!" anahtarı aldım. "Vay canına." "Ne oldu?" "Ben sadece şaşırdım." gülümsedi. "Hadi duş al. Sonra çıkalım." dediğinde ayağa kalktım. "Şey... O zaman ben duşa gireyim. Sen rahat ol. Kendi evin gibi. Ben 10-15 dakikaya gelirim." "Tamam." salondan çıkarken "Anahtarlar sende kalabilir." dediğimde gülümsedi. Banyoya girip duşa girdim. Bana güveniyordu. Bu özel bir şeydi. Sadece artık evde dolaşırken daha dikkatli olacaktım.
Duştan çıkıp dolabımın önüne geldim. Ne giysem? Elbise? Çok rahatsız. Etek? Hava çok rüzgârlı. Şort? Hava oldukça yağmurlu. Pantolon? Olabilir. Üzerime tişört? Fazla spor. Gömlek? Fazla resmi. Atlet? Soğuk. Sweatshirt? Olabilir. Sweatshirt ve kot pantolon çıkarıp yatağa koydum. Devrim. Kot pantolon ve lacivert çizgili tişört giymişti. Kıyafetlerimi giyinip saçlarımı kuruttum. Örüp ucunu lastik tokayla tutturdum ve rimel sürüp salona girdim. Salonda yoktu. "Devrim?!" "Mutfaktayım." mutfağa yöneldim. Kahvaltı hazırlamıştı bana. "Devrim bunları sen mi hazırladın?" "Evet. Nasıl olmuş?" "Çok güzel. Teşekkür ederim. Kaç yıl uğraşsam bu masayı hazırlayamazdım." "Yemek yapmayı bilmiyor musun?" kaşlarımı aşağı yukarı oynattım. "Neyse ben yaparım ama evlenince senin elinden yemek yemek isterim. O zamana kadar öğrenmelisin." öksürmeye başladım. Hafifçe sırtıma vurdu. "İyi misin?" kafa salladım. "Su?" "Hı hı." elime su verdi. Kafama diktim. Bir nefeste bitirdiğimde şaşkınca bana bakıyordu. "Daha iyi misin?" "Evet. Teşekkür ederim." "Önemli değil. Ne oldu sana? Birden öksürmeye başladın?" "Bir şey yok. İyiyim ya. Biraz açım. Yiyelim mi?" gözlerine bakamıyordum. Sandalyemi çekti. Yaptığı omleti yerken dediklerini düşünüyordum. 'Evlenince senin elinden yemek yemek isterim. O zamana kadar öğrenmelisin.' bu ne demek şimdi? Bu bir teklif mi? Teklifse nasıl bir teklif? "İyi misin?" "Evet. Neden olmayayım ki?" "Bilmiyorum. Birden yüzün soldu." "Tansiyonum düştü galiba." "Doktor çağırmamı ister misin?" "Hayır. Gerek yok. Teşekkürler. Yemek yersem geçer." "Pekala ama bir şey olursa bana haber ver olur mu?" "Tamam. Merak etme." elini tuttum.
Kahvaltıdan sonra birlikte masayı toplamıştık. Devrim'e bol köpüklü bir Türk kahvesi yapıp salona girdim. Devrim oturmuş beni bekliyordu. Kahveyi ona uzattım. "Teşekkür ederim." "Afiyet olsun." kahveden birkaç yudum aldı. "Ihmm. Çok güzel olmuş." "Beğendiğine sevindim." kahvesini bitirdikten sonra "Kendini nasıl hissediyorsun? İstersen dışarıda değil evde de kalabiliriz? Hatta bana da gidebiliriz?" "Fark etmez. Bana her yer uyar. Hava kötü görünüyor, evde kalabiliriz." "Tamam ne yapalım?" "Bilmem." "Sana yemek yapmayı öğretmemi ister misin?" "Gerçekten mi? Çok sevinirim." "Pekala. Hadi kalk o zaman." dedi ve ellerimi tutup ayağa kaldırdı. Mutfağa girip önlükleri taktık. "Ne yapacağız?" heyecanla sorduğumda "En sevdiğin yemek?" "Ihmm... Ispanak ama senin en sevdiğin yemeği yapalım." "Tamam benim en sevdiğim yemek-" "Mantı ve yaprak sarma." şaşkınlıkla gözleri açıldı. "Hadi yapalım." dedim ve mantı için gerekli malzemeleri çıkardım. Yaprak sarması için yaprak yoktu. O yüzden onu pas geçip mantı malzemeleri çıkardım. Mantı hamuru için büyük bir cam tas çıkardım. Devrim ona malzemeleri koydu. "Yoğur." dediğinde "Ben mi?" "Evet. Hadi." "Pekala." dedim ve elime eldiven takıp yoğurmaya başladım... "Devrim bu çok cıvık." diyerek hamuru havaya kaldırdığımda güldü ve biraz daha un attı. Yoğurmaya devam ederken önüme gelen saçlarımı kolumla geriye ittiriyordum. Devrim bu halime gülüp mutfaktan çıktı. Birkaç dakika sonra elinde kırmızı bir bandana ile geldi ve arkama geçip bandanayı başıma bağladı. "İşte şimdi oldu." etkileyici ses tonuyla kulağıma fısıldadığında titredim. Arkamdan yavaşça tepkimi ölçerek ellerini doladığında çenesi tam kafamın üzerine geliyordu. Ondan yaklaşık 12-13 santim kısaydım. O yüzden yüzüme yaklaşırken eğiliyordu. Başıma bir öpücük bıraktı. Sonra kulağıma yaklaştı. "Biraz daha yoğurmalısın." yoğurmaya devam ettim. Omzumu öptü. "Bu kadar yetmez mi?" diye inleyerek sorduğumda "Yeterli." elimi hemen çekip "Oh! Elimi hissetmiyorum zannetmiştim bir ara." dediğimde güldü. "Oklava var mı?" "Olması lazım bir saniye." diyerek kollarından çıkıp dolapları karıştırdım. Sonunda bulduğumda elime alıp kaldırdım. "Buldum." güldü. Tezgahı gösterdi. "Un koy ve hamuru aç." dediğinde "Ben mi yapacağım?" "Evet. Hadi başla." sandalyeye oturdu. Un koydum ve hamuru açtım. Güzel açtığım söylenemez. "Bu olmuyor." "Düzgün yap." "Ya of olmuyor. Yırtıldı." diyerek dudaklarımı büzdüm. "Oluyor, oluyor. Hadi devam et." "Olmuyor. Ya. Of!" gülerek yanıma geldi. Eldivenlerimi çıkardı ve kendisi taktı. "Şimdi beni izle." "Sen yapabilecek misin?" "Yaparım galiba. Eğer doğru izlediysem." "Kimi?" "Yardımcımızı. O yaparken gördüm. Uygulamaya geçirebilirsem olur." dediğinde kahkaha attım. Eldivenleri takıp oklavayı eline aldı ve hamuru açmaya başladı. "Devrim bu olmadı." dediğimde unu burnuma sürdü. "Bekle daha değil." dedi ve açmaya devam etti. Alnı terlemişti. Peçete aldım ve yüzünü sildim. "Şu an kendimi Rocky gibi hissediyorum." gülerek dirsek attım. "Abartma." diyerek göz devirdim. Hamuru açtı ve içine kıyma koyup kapattık. Kaynayan suya attığımızda derin bir nefes aldık. "Çak!" dedi ve elini havaya kaldırdı. Eline çaktım. Ellerimizi birbirine kenetledi ve öpücük bıraktı. "Ne zaman hazır olur?" "10-15 dakika içinde olur herhâlde." Diğer elimizi de kenetledim. Beni kendine çekti. Kollarımı beline doladım. "Hala inanamıyorum." gülümsedi. "Neye?" "Birlikte olduğumuza." alnını alnıma yasladı. "Bir de bana sor. Yaş farkını bahane etmenden o kadar çok korktum ki." "Yaş takıntın mı var?" "Aslında yoktu. Tabi önceden. Seninle tanıştığımdan beri var. Beni reddetmenden dolayı oldu. Ama birlikte olduğumuza göre kalmadı." gülümsedik. "Aynısı bende de vardı. Beni kardeşin gibi görmenden çok korktum." burnumdan öptü. Dudaklarının tadını almak istiyordum. Kendimi öpücüğe hazırlarken ocaktan gelen sesleri duyar duymaz ayrıldık ve ocağın altını kapattım. Tencereyi tezgaha koydu. Süzgeçten geçirdik ve tabaklara koyduk. Üzerine yoğurt ve yağ da koyduktan sonra hazırdı. Servisleri hazırladık ve yemeye başladık. "Güzel olmuş sanki? Ne dersin?" "Eh işte fena değil." dediğinde güldüm. "O kadar da kötü değil yani." "Şaka yapıyorum. Çok güzel olmuş. Ellerine sağlık." gülümsedim. Telefonu çaldığında "Özür dilerim." diyerek açtı. "Alo?.. İyidir. Senden?.. Yemek yiyoruz... Safir'le... Evet... Onun da sana selamı var. Ne oldu?.. Gerçekten mi? İyi o zaman. Sen görüş. Anlaşırsanız eve götürür yerleştirirsin?.. Çok teşekkür ederim... Tamam. Görüşürüz." diyerek telefonu kapattı. "Kim?" "Acar." "Ne diyor?" hayır şu an onu sorguya çekmiyordum. "Sen beni sorguya mı çekiyorsun?" şaşkındı "H-hayır. Nereden çıkardın? Ben sadece merak ettim." elimi tuttu. "Öyle mi?" tek kaşını kaldırdı. "E-evet. Devrim üstüme gelme." kahkaha attı. "Tanrım. Yüzünün şeklini görmen gerekiyordu." sinirle ona baktım. "Hey! Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" "Hayır. Sadece şaka yaptım." gözlerimi kısıp ona baktım. Güldü. "Çok kötüsün!" elimi çektim. "Safir şaka yaptım ama." omuz silkip "Bana ne bana ne." dedim. Gülüp ayağa kalkıp yanıma geldi. Yanağıma büyük bir öpücük bıraktı. "Barıştık mı?" "Evet." dedim ve güldüm. "Şimdi bana ne konuştuğunuzu anlat. Derhal!" tek kaşımı kaldırdım. "Bana hep böyle hesap sor." güldüm. "İstemeseniz de soracağım zaten beyefendi. Ama ilk önce masayı toplayacağız." Ayağa kalktım. O da benimle kalktı. Masayı toplayıp salona girdik. Her şey çok iyi geçiyordu. Ya bir aksilik çıkarsa? Onunla kavuşmuşken kaybetmek istemiyorum. Onu sık boğaz da etmek istemiyordum ama kiminle konuştuğunu öğrenmek benim hakkımdı. Sonuçta ben onun sevgilisiydim. Ben kendi içimde konuşurken Devrim elini gözümün önünde salladı ve kendime gelmemi sağladı. "Daldın bir şey mi oldu?" "Hayır. İyiyim. Ne yapalım?" "Ne istersen onu yapalım. Ne istersin?" "Devrim seni sık boğaz mı ediyorum?" "Hayır. Bunu da nereden çıkardın?" "Ben sadece... Bilmiyorum. Özür dilerim. Telefon ile ilgili daha demin çok soru sordum. Sormamam gerekirdi. Üzgünüm." "Soru sorman benim için sorun değil. Her şeyi sorabilirsin bana. Ben asla ters cevaplar vermem. Ayrıca birinin beni önemseyip hesap sormasına ihtiyacım var. Bana istediğini sorabilirsin. Hatta bana kızabilirsin de." "Sen ciddi misin?" "Evet. Hadi bana merak ettiklerini sor." "Acar arayıp ne söyledi?" "Acar beni arayıp ev temizliği için yatılı bir kadın bulduğunu söyledi ben de onunla görüşüp eve yerleştirmesini söyledim." "Yatılı kadın?" "Ev temizliği ve yemek için. Fast food yemek zor oluyor her gün." "Sen de haklısın. Şey...Ihmm...Nasıl söylesem?.." "Ne oldu?" "Şey...Kadın nasıl biri?" kahkaha attı. "1,80 boyu, dolgun göğüsleri, uzun ince vücudu ve uzun kahverengi saçları var." dediğinde gözlerimi büyüterek ona baktım. Yüzü gayet ciddi duruyordu. "Devrim o kadınla aynı evde yaşayamazsın!" "Neden?" "Devrim o kadın değil, herhangi bir kadınla bile yaşayamazsın!" "Ama neden? Ev temizliği ve yemek yemeğe ihtiyacım var." "Ben yaparım sana!" "Sen yorulma, boşuna mı yatılı bir kadın tuttum?" "Devrim o kadın gidecek! Ben kıskanç bir kadınım." "Safir Acar'a bulmasını istediğim kadın 50-60 yaşında." işte bunu beklemiyordum. "Ayrıca kıskanç bayan kıskanınca daha güzel oluyorsun." yanaklarım kızardı. "Yaa Devrim ya!" diyerek ellerimle yüzümü kapattım. Beni kollarının arasına aldı ve saçlarımın arasına küçük bir öpücük bıraktı. Kollarımı ben de ona sardım. "Ne yapmak istersin?" diye sorduğumda "Bu şekilde kalmak istiyorum." dediğinde güldüm. Oturuşumu düzeltip Kafamı boynunun girintisine yasladım. Parfümü güzel kokuyordu. Biraz daha kokusunu içime çektim. "Seni seviyorum bunu biliyorsun değil mi?" "Biliyorum ama bir daha söylesen bir şey olmaz." dediğinde "Seni seviyorum." "Ben de seni seviyorum." "Film izleyelim mi?" "Film? Olabilir." "Tamam o zaman sen seç ben mısır patlatayım." ayağa kalkıp mutfağa girdim. Mısırları patlatıp içeriye girdim ve ışığı kapattım. Devrim'in yanına oturup filmi başlatması bekledim. Şu an Devrim'in kollarının arasında film izliyordum. Başka ne isteyebilirdim ki?