Devrim KARAN
"Bu ona dokunduğun için! Bu ona gereğinden fazla yaklaştığın için! Bu onun için! Bu onu öpmeye çalıştığın için! Bu geçen sefer için! Bu sarhoş olduğun için! Bu şerefsiz olduğun için! Bu adi olduğun için! Bu orospu çocuğu olduğun için! Bu masum birini sıkıştırdığın için! Bu benim için! Bu benim öpmek için can attığım ama öpemediğim dudakları için! Bu onu her gördüğümde içimde tepinen hayvanlar için! Bu... canım istediği için!" deyip son kez yumruk attığımda hala uyanıktı ve sırıtıyordu. "Tadı çok güzel." dediğinde tekme attım. "Senin tat aldığın organını keserim!" "Hadi ama paylaşabiliriz." dediğinde bir tekme daha attım. "Eminim daha fazla kişi bile almıştır. Şu kalçalara baksana." dediğinde kafasını tutup yere çarptım. "Seni sikerim." "Beni değil de bence şu çıtırı bir düşün. Birlikte yapabiliriz. Olmadı işin bitince beni ararsın?" "Biliyor musun? Adi bir orospu çocuğusun!" "Paylaşmayı pek sevmiyorsun anlaşılan?" tekrar kafasını yere çarptım. O sırada polisler gelip beni uzaklaştırdı. Beni uzaklaştırdıklarında direk Safir'in yanına gittim. Elimi saçına uzattığım da kafasını geri çekti ve elimden kaçtı. "Safir iyi misin?" uzaklaştı ve yanındaki kadın polisin koluna tutundu. Başka bir polis ise yanıma gelip kelepçe takmaya çalıştı. "Polis Bey, ben Karan Holding'in sahibi Devrim Karan." "Çok üzgünüz Devrim Bey. Tanıyamadık. Lütfen bizimle merkeze gelir misiniz? İfade vermeniz gerekiyor." "Tamam gidelim. Arabam-" "Arkadaşlar alır siz lütfen araca binin." dediğinde onaylayarak araca bindim. Safir de yanıma. "Safir ağlama." dediğimde daha şiddetli ağlamaya başladı. Yanındaki polise sarıldığında kalbim sızladı. Yanında olduğum halde başkalarının kollarında ağlaması benim acizliğimi belli ediyordu. Sinirle elimi yumruk yaptım ve o piçi neden daha fazla dövmedim diye sinirlendim.
Merkeze geldiğimizde ilk önce Safir'in ifadesini aldılar. O çıktıktan sonra ben girmeden önce "Safir, motosikletin kapının önünde. Eve git. Tamam mı?" cevap vermedi ve sadece yüzüme saf saf baktı. "Devrim Bey lütfen odaya girin." dediklerinde içeri girip ifademi verdim ve çıktım. Kapıdan çıktığımda Safir kapının önünde benim daha demin kalktığım sandalyede oturuyordu. Beni görünce hemen ayağa kalktı. "Safir neden eve gitmedin? Sana gitmeni söylemiştim." "Gidemedim. Sen çıkmadan gidemedim." dedi ve bana sarıldı. "Çok teşekkür ederim. Benim yüzümden başın belaya girdi." kollarımı ben de ona sardım. "Hayır. Öyle bir şey yok. Sakın kendini suçlama tamam mı? Bak o adam da cezasını çekecek. Hapse girecek." uzaklaştı. Uzaklaştığında sanki boşluğa düştüm. "Gerçekten mi?" "Evet. Şimdi korkma tamam mı?" kafa salladı. "Şimdi seni evine bırakayım mı?" "Motosiklet kullanacak durumda değilim." dediğinde gülümsedim. "Hadi gel o zaman." diyerek onu merkezden çıkarıp arabaya bindirdim.
Kısa bir araba yolculuğundan sonra Safir'in evinin önüne geldik. Emniyet kemerini çıkardı ve bana döndü. "Bu akşam parkta ne konuşacaktık?" "Sadece kendimi affettirmem için seni ikna etmeye çalışacaktım. Sen gerçekten beni görmeye mi geldin?" "Aslında pek sayılmaz. Acar'la buluşacaktım o gelmeyince ben de eve gitmek için yola çıktım sonra peşime takıldı ben de korkudan parka girdim o sırada da sen kurtardın zaten beni ama sana büyük bir özür ve teşekkür borçluyum." dediğinde kalbim sızlamaya başladı. Başka bir şey düşünmüştüm. Onun beni görmek için geldiğini düşünmek gibi. Saçma ve imkansız. Zorla gülümseyerek "Önemli değil. Kim olsa öyle yapardı.-" "Yapmazdı. Ben çok teşekkür ederim. Beni affedebilecek misin?" "Bilmiyorum. Kalbimi çok kırdın." dediğimde güldü. Bana yaklaştı ve gözlerini kapattı. Ben de kapattım ve onu bekledim. Dudaklarımı aralamışken o yanağıma küçük, ufacık, minnacık bir öpücük bırakıp geri çekildi. "İyi geceler." diye mırıldandı ve arabadan çıkıp apartmana girdi. Beni düşüncelerimle baş başa bıraktı. Beni neden öptü? Onun güvenini kazanmak için onu kurtarmam mı gerekiyordu? Bilseydim daha önceden yapardım Derin bir nefes alıp arabayı çalıştırdım. Kafamı dinlemeye ihtiyacım vardı.
Safir KATAY
Ben onu yaparken ne düşünüyordum? Neden ona bu denli yaklaştım? Neden bu sabah beni almaya geldi? Neden kapımı açtı? Neden kabul ettim? Neden motosikletim otoparktaydı? Neden? Son zamanlarda neden aklımda bu kadar nedenini bilmediğim soru vardı? Gözlerimi kapatıp dersin bitmesini bekledim.
Sonunda "Bu günlük bu kadar ders yeter. Anlattığım konuları iyi çalışın. İyi dersler." diyerek hoca çıktığında Selen bana döndü. "Bugün çok düşüncelisin?" "Önemli bir şey değil. Sadece uykusuzum." "Bana hiç öyle gelmedi. Daha çok bir şey düşünüyor gibisin." "Hayır. Sadece Acar'ı düşünüyorum." "Safir artık şu Acar konusuna bir açıklık getirmen gerekiyor. Konuşmak ister misin?" "Bu akşam yurttan izin alabilir misin?" "Aldım bile. Gerçekten konuşmak ister misin?" "Evet buna ihtiyacım var." "Tamam o zaman iki ders kaldı sonra gideriz." kafa salladım.
Devrim'in dersi son dersti ve ona girip girmeyeceğimden emin değilim. Eşyalarımı hazırlarken Selen "Daha bir ders var." "Evet ama kalmak istemiyorum." "Son ders biraz daha sabret." "Ah! Pekala." diyerek yerime oturdum. Zaten o sırada da Devrim geldi. "İyi akşamlar arkadaşlar. Bugün nasılsınız?" diyerek neşeli bir biçimde içeri girdiğinde homurtular yükseldi. "Tamam o halde hadi derse başlayalım." dedi ve konuyu anlatmaya başladı.
"Selen motorum burada." "Sabah Devrim'le gelince ben evde zannettim." diyerek bıyık altı güldüğünde dirsek attım. "Al!" diyerek Devrim'in kullandığı kaskı verdim. Yerine oturduğunda ben de oturup kaskı taktım Gaza basarken önüme soldan bir araç çıkmasıyla arabanın ön kaportasına çarptım. Adam indiğinde, yok artık! "Ben çok özür dilerim hocam." dediğimde arabasından kafasını kaldırıp bana baktı. "S-sen?!" "Hocam oradan geliş yok. Sız yanlış yöndeydiniz." diyerek işareti gösterdim. "İleride yoktu öyle bir işaret. Arabam mahvoldu." dedi ve tekrar arabasına döndü. Cüzdanımdan tamirci kartını çıkarıp uzattım. "Buraya gidip adımı verirseniz, arabanızla ilgileneceklerdir. İyi günler " diyerek motoruma bindim ve uzaklaştım. Selen arkamdan "Şansa bak ya o kadar araba içinde git Devrim'in arabasına çarp." "Acemi şoför olmasaydı o da." "Acemi şoför?" deyip güldüğünde ben de gülüp dikkatimi topladım.
Apartmanın önüne geldiğimizde park edip direksiyonu kilitledim. Selen ise çoktan apartman kapısının önüne gitmiş sabırsızca beni bekliyordu. Kapıyı açıp içeri girmesini bekledim asansöre bindik ve en üst kattaki evime çıktık. Anahtarı deliğe sokup çevirdim. Selen sabırsızca içeri girip koltuğa yayıldı. "Oturmaz mısın?" "Oturdum bile." dedi ve kıkırdadı. "Gel bu Gece burada kalacaksan sana gecelik bulalım." "Geldim." dedi ve beni takip ederek siyah odama girdi. Odam simsiyahtı. Yatak, duvar, perde, dolap, yerler, makyaj masam, komodin her yer simsiyahtı. "En son geldiğimde duvarlar beyazdı?" "Bu yaz boyattım. Abes kaçtı ama daha rahat." "İyi olmuş. Sabah hiç kalkasın gelmiyordur?" "Ne yalan söyleyeyim gelmiyor." deyip güldüm ve dolabı açtım. Saten geceliklere uzanıp "Bunları mı giyiniyorsun?" "Evet. Rahat oluyor. Sana onlardan çıkarabilirim?" "Ben almayayım. Rahat edemem." "Bence kendine birkaç takım almalısın. İnanılmaz rahat." deyip kendim için siyah diz kapağıma gelen bir tane çıkarıp yatağa koydum. Pembe olana uzanıp "Emin misin?" "Evet. Bana şort ve atlet verebilirsin." "Pekala. Sen bilirsin." diyerek eline şortlu yeşil takımı verdim. "Misafir odasını biliyorsun?" "Yan oda?" kafa salladım. "Teşekkür ederim." dedi ve odadan çıktı.
"Bu film çok acıklı." diyen Selen'e göz devirdim. "Bence gayet saçma bir film." ağlayarak elindeki yastığı kafama attı. "Hayır. Çok acıklıydı." "Tamam kabul ediyorum ikisinin başına gelenler kötü bir şey ama yani katıla katıla ağlanacak bir şey yok ortada." "Nasıl yok ya buzdağına çarptı." diyerek peçeteye burnunu sildi. Yüzümü buruşturdum. Titanik'e ağlıyordu. Hem de her seferinde. Jack ve Rose'un başına gelenler çok kötü bir şeydi kabul ediyorum biraz duygusaldı. Ama şimdi gerçek hayata bakacak olursak ben ve Acar o durumda olsak ben onu bırakıp kendimi kurtarırım. Yani beni ilgilendirmez. Hem Acar'ın da öyle bir şey yapmayacağına eminim. Göz yaşlarını sildi. "Neden?" "Çünkü öyle bir şey olsa ben kendimi kurtarırım. O umurumda bile olmaz." dediğimde bir yastık daha fırlattı. "Ruhsuz!" "Mutluyum ben." "Hadi konuşalım. Anlat." "Tamam bekle. İçecek bir şeyler getireyim." diyerek ayağa kalkıp mutfağa girdim. Kolaları koyduktan sonra kapı çaldı. "Selen kapıya baksana!" "Tamam!" diye bağırıp kapıya gitti. İçecekleri salona götürüp Selen'i beklemeye başladım. Uzun süre gelmeyince kapıya gittim. Aralık olan kapıyı ardına kadar açıp gelene baktım. Devrim'i görünce ellerimle vücudumu kapatmaya çalıştım. Daha sonra askıdaki ceketi alıp üzerime giyindim. "Neden geldin?" "Ben sadece nasıl olduğunu merak ettim. Onu sormak için geldim." Selen "İçeri gelsene." dediğinde göz devirdim. Benden cevap bekler gibi bana baktığında kapının önünden çekildim. "Geçsene." gülerek içeri girdi ve salona oturdu. Peşinden girip sabahlığı alıp ceketimi çıkardım ve hızla üzerime geçirdim. Devrim beni süzüyordu. Sabahlığımın önünü sıkıca bağladım ve koltuğa oturdum "Kullanılmış mendiller, Titanik, mısır, cips, çerez ve içecek ve pijamalar. Kız gecesi mi yapıyordunuz?" Selen hızla "Evet." dediğinde göz devirdim. "Ağlıyor muydunuz?" "Ben ağladım ama Safir biraz ruhsuzdur. O ağlamadı." "Canım acımadan niye ağlayayım ki?" deyip göz devirdim. "Çünkü arada ağlaman gerek. Rahatlıyorsun." "Evet benim de ne eğlenceli hayatım var ya. Ağlamam gerek. Üzgün insanları anlayamıyorum o kadar mutluyum ki. Her şey yolunda." deyip tekrar göz devirdim. Kafama yastık yediğimde sustum. "Titanik bence de çok saçma bir film. Yani kim başkası için kendini ölüme atar ki?" dediğinde "Hay ağzını öpeyim ya. Beni kimse anlamıyor." dediğimde dediğim şeyi farkına varıp "Yani şey... Öyle demek istemedim. Çok mu sıcak oldu? Ben klimayı açayım." Selen "Ne kliması bu havada. Hava buz gibi." dediğinde "O zaman ben camı açayım?" Selen "Sen kola iç kola. Soğuk soğuk iyi gider." dediğinde sinirden kıpkırmızı kesildim. Masadaki büyük boy bardaktaki kolayı alıp kafama diktim. Tek dikişte bittiğinde Devrim ve Selen büyümüş gözlerle bana bakıyordu. "Ne?" dediğimde düzeldiler. Selen "Hocam ne içersiniz?" "Bir şey içmeyeyim ben. Hatta şey...ben kalkayım." dedi ve ayağa kalktı. "Otursaydınız?" "Yok teşekkür ederim. Ben kalkayım. Evde yapacak işlerim var zaten. İyi günler." dedi ve kapıya yöneldi. Kapıya kadar yolcu ettim. Selen gelmedi. "Şey...Ben çok üzgünüm. Yani öyle birden ağzımdan şey olunca şey oldu." dediğimde gülümsedi. "Önemli değil. Ben de şey yaptım zaten. Ben fazla şey yapmadan gideyim." dediğinde "Tamam. Güle güle." dedim ve kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya yasladım ve derin derin nefes alıp nefesimi kontrol ettim. Selen gülerek kapının arkasından çıktı. "Ben şey yapınca şey oldu şeyi şey yaptım şey oldu. Ne şey dediniz be." deyip kahkaha attığında "Selen sus sana kızgınım hala boğazım ağrıyor." "Ağrır tabi. Bir büyük bardak kolayı kafana diktin." deyip kahkaha attığında sinirle salona girdim. "Hey tamam sinirlenme. Konuşalım mı artık? Acar'a ne zamandır böyle şeyler hissediyorsun?" "3.sınıftan beri." "3.sınıf? Ben o zaman değil aşık olmak anneme yakalanmadan nasıl pastayı yiyebilirim diye düşünüyordum." dediğinde güldüm. "Ben de o güne kadar öyle düşünüyordum ama ona karşı bir şeyler hissediyorum. Yani adını bilmiyorum büyüdükçe aşk zannediyorum." "Hayranlık?" "Daha öte bir şey." "Pekala. Baştan anlat." derin bir nefes alıp anlatmaya başladım. Olayları atlayarak anlatıyordum. Taciz olaylarını anlatmıyordum. Çünkü onlar aklıma geldikçe ağlayasım geliyordu. "Psikolojik olabilir mi bunlar?" "Bilmiyorum. Destek almaya ihtiyacım var mı sence?" "Bence kesinlikle almalısın. Senin için de iyi olur. Belki seninki tamamen psikolojiktir. Yıllardan beri yanında olduğu için ona karşı bir hayranlığı kendince aşka yoruyorsundur?" "Ben...ben bilmiyorum. Ona ben çok alıştım. O benim kahramanım." dediğimde esnedi. "Yatalım artık? Olur mu?" "Olur. Uykum geldi benim. Ama konuşmak istersen dinlerim?" "Hayır istemiyorum. Bir psikolog bulmam gerekiyor." "Kararlı mısın?" "Evet. En azından kafamı boşaltırım." dediğimde kafa sallayıp ayağa kalktı. Elimi tutup beni ayağa kaldırdı. "Kilo mu aldın sen?" "Hayır. Gerçekten mi?" diye sorduğumda güldü "Hayır. Taş gibisin maşallah." dediğinde güldüm. "Sen de fena sayılmazsın." gülüp odaya ilerledi. "İyi geceler." dedi ve odaya girdi. Tam kapımı kapatacakken "Hay ağzını öpeyim!" dediğinde sinirle ona baktım. Kahkaha atarak kapıyı kapattı. Odaya girip yapılacaklar listemi hazırladım. Tek madde: Psikolog bul ve sorununu hallet.
Devrim KARAN
Safir'in evinde olan olaydan sonra yaklaşık 2 hafta olmuştu. İki haftadır bir arpa boyu kadar yol ilerleyemedim. Safir bana biraz daha yumuşak davransa da hala benden nefret ediyordu. Bunu hissedebiliyordum.
Safir uzun zamandır psikoloğa gidiyormuş. O olaydan sonra psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu hissedip psikoloğa gitmeye başlamış. Bunu bana Acar söyledi. Açıkçası onun Safir'e olan yakınlığı beni sinirlendiriyordu. Hem de Safir'in ona olan hisleri varken. Bugün Cuma'ydı ve iki gün boyunca Safir'i göremeyecektim. Belki bundan sonra sık sık göremeyecektim. Dekan yeni bir öğretmen atandığı için istediğim zaman bırakabileceğimi söylemişti. Aslına bakılırsa hiç bırakmak istemiyordum. Safir'e daha yakın olabileceğim her şey benim için mubahtı.
Şimdi Safir'in sınıfına olan dersime gidiyordum. Her zamanki gibi en arka sıraya oturmuş ön sırasında oturan Selen'le konuşuyordu. Gülümsemesi çok hoş ve sevimliydi. Sınıfa girdiğimde Selen Safir'i dürterek beni gösterdi. Bana bakıp gülümsedi. Öğretmen masasına oturup sınıfa göz attım. Bütün sıralar doluydu. "Arkadaşlar haftaya olan sınava umarım çalışmışsınızdır." dediğimde "Hocam siz gidecek misiniz?" "Aslında yeni bir öğretmen atandığı için benim gitmem gerekiyor ama eğer yeni gelen hocanız izin vermezse gideceğim. Yeni gelen hocanız çok tatlı ve hoş bir kadın. Onunla da dersler eğlenceli geçeceğinden eminim." "Hocam gitmeyin lütfen. Biz sizi çok sevdik. Çok iyi anlatıyorsunuz. Yeni gelen hocaya alışamayacağız." "Alışırsınız. Aramızda pek yaş farkı yok. Ayrıca iyi bir öğretmen. Dersini anlayacaksınızdır." "Hocam gitmemeniz için bir şey yapamaz mıyız?" "Sanırım beklemekten başka bir şey yapamazsınız." dediğimde ofladılar. "Bugün dersimizde-" "Hocam bu hafta ders işlemesek? Hem haftanın son günü hem de dersi. İşlemesek?" "Hepiniz aynı kararda mısınız?" deyip sınıfa göz gezdirdim. "Ders işlemek istemeyenler?" tüm sınıf el kaldırdı. "İşlemek isteyenler?" kimse kaldırmadı. "Oy birliğiyle kabul edilmiştir. Bu hafta ders işlenmiyor. Yalnız... bunu birine söylerseniz hepinizi bırakırım." dediğimde gülüşüp homurdanmaya başladılar. "Ve son olarak. Haftaya son ders olduğu bir gün fazladan ders yapacağım." herkes 'aaa'larken güldüm. "Karar sizin." "Tamam hocam haftaya çarşamba olabilir. O gün son dersimiz var size." "Pekala anlaştık." deyip masaya oturdum. Safir el kaldırıp "Hocam!?" dediğinde ona döndüm. "Evet." "Ders işlemeyecekseniz ben erken çıkabilir miyim?" "Neden?" "Psikolog randevum var." "Pekala. Gidebilirsin." dediğimde oldukça ciddiydim. Sınıf içerisinde ciddi olmalıydım. Eşyalarını hazırlayıp dışarı çıkmadan önce "Teşekkürler." diye fısıldadı.
Okuldan çıkıp eve gitmeden önce anneme uğradım. Babam ile balkonda sarılmış hava alıyorlardı. Anneme sıkıca sarılıp babama ilerledim. Ona da sarıldıktan sonra annemin karşısına oturdum. Annemin gözleri görmüyordu. Bu beni çocukluğundan gelen bir şeydi. Ateşli bir hastalık geçirmiş ve gözleri hasar almış. Babamla tanıştıklarında babam onun böyle olduğunu bildiği halde evlenmek istemiş. Bu yüzden ailesi ile aralarında sorunlar çıkmış. Ben hala ne anneannemi ne babaannemi gördüm. Görmek istediğim de şüpheliydi tabi. Anne ve babamı bu denli üzen insanlarla görüşmek pek akıl kârı bir şey değildi. Derin bir nefes alıp annemin karşısına oturup elini elimin arasına aldım. "Annem... Nasılsın?" "İyiyim oğlum sen nasılsın? Bulabildin mi birini?" "Anne!?" "Ne yapayım? Oğlumun evlendiğini görmek istiyorum. Fiil olarak." "Anne ama biliyorsun birini sevemiyorum." elini kalbime koydu. "Burayla hissetmeye çalış." dudaklarıma dokundu. "Burayı bulana değil," kalbime koydu. "Burayı bulana git." dediğinde. Elini tutup öptüm. "Gelin de gelin gelin de gelin. O gelirse beni daha az seversin. Olmaz." dediğimde güldü. "Gelini değil. Torunumu senden daha çok severim." "Oooh siz her şeyi düşünmüşsünüz?" dediğimde yanağımı okşadı. "Devrim bana gelin bul." dediğinde göz devirdim. "Göz mü devirdin sen?" dediğinde "Anne sen görüyorsun değil mi? Bunca yıldır beni kandırıyorsunuz?" "Zafer sen mi söyledin yoksa?!" dediğinde gözlerim açıldı. Ş-Şaka mı?" "Zafer bunu da mi sen söyledin?!" deyip kahkaha attığında babam gülerek annemi göğsüne çekti. "Hadi git. Karımla keyif yapıyoruz biz." dediğinde gülümsedim annemin elini öpüp babamla vedalaştım ve evin yolunu tuttum. Safir'le öyle olsak ne olurdu?