5.

2189 Kelimeler
Safir KATAY Psikoloğa gittim. Uzun zamandır her akşam okul çıkışı gittiğim için kadın artık beni tanıyor. Uzun seanslar yaptığı için benden başka az hastası var. Gayet tatlı, sevecen, güzel ve ilgili bir psikologdu. Ona ilk gittiğim gün öğlen 14.00'dan 23.00''a kadar seans yapmıştı. O gün başımdan gelip geçen bütün olayları, ailemi, tecavüz olaylarını, hislerimi anlatmıştım. Bazen evde gibi hissediyorum. Evde bile bu kadar rahat hissetmiyordum. Ilk günün sonunda bana 'Bağımlı Kişilik Bozukluğu'* olduğunu söylemişti. Bunu kötü bir çocukluk geçirdiğim için ve ailemden yeteri kadar ilgi hissetmediğim için ve küçük yaşta istismara maruz kaldığım için beni kurtaran kişiye olan aşırı ilgim, bağlılığımı olduğunu ve bunun aşkla hiçbir alakası olmadığını aşkla karışmasının normal olduğunu ama bu durumda olan insanların mutsuz olduğunu söyledi. Haklıydı. Kötü bir çocukluk geçirmiştim. Ailem bana yeterince ilgi göstermez ve her şeyimi kısıtlardı. Hala da devam ediyorlar. Anne ve babam tamamen işkoliktir. Bazen birbirleriyle değil de işleriyle evli olduklarını düşünürdüm. Bana hiç vakit ayırmazlardı. Kapısını çalıp içeri girdim. "Hoş geldin Safir nasılsın?" "İyiyim sen nasılsın?" "Ben de iyiyim. Okul nasıl geçti umarım bu sene derslerini geçersin." "Umarım." "Ne içersin?" "Kahve olabilir." kahve yapıp kupayı uzattı. "Bugün senin Acar'a olan bağlılığını konuşalım mı?" artık Acar'a bağlı olduğumu kabullenmiştim. "Olur. Nereden başlamamı istersin?" "Ona karşı ilk bir şey hissettiğinde verdiğin tepki ne mesela?" "Hatırladığım tek şey bir kahraman olduğu. Beni bütün belalardan koruyacak güçte olduğunu düşünmüştüm." "Bu düşünce de sende ona karşı aşırı ilgi ve başka şeylere odaklanamama durumu meydana getirdi. Öğretmeninden hiç derse odaklan, başka şeylerle uğraşma, diye bir uyarı geldi mi?" "Hem de çok. Her gün birkaç kez uyarırdı." "Daha önceden böyle bor destek alsaydın senin için daha iyi olurdu. Sana buraya gelmeni kim söyledi? Biri mi teşvik etti yoksa kendin mi karar verdin?" "Arkadaşım önerdi. Acar durumunun psikolojik olabileceğini ve bunu tedavi ettirmem gerektiğini söyledi. Çünkü benimle erkek tavlamaya gidemiyordu." "Bunun için arkadaşına teşekkür etmelisin. Onun sayesinde artık erkek tavlamaya gidebileceksin." "Emin ol istemezsin." "Nereye gidiyorsunuz? Ben de geleyim?" "Aslında sana birini ayarlamamı ister misin?" "Ah hayır. Teşekkür ederim benim bir tane var zaten." Devrim'le ne kadar çok yakışırlardı. "Ona hissettiğin bağlılık duygusunu dizginlemek için hayatında başka birileri olması lazım. Uzun veya kısa süreli fark etmez. İnsanlarla iç içe olman yalnız kalmaman gerekiyor. Belki bunu atlatmak için bara gidebilirsin veya spora." "Spor? Ne önerirsiniz?" "Herhangi bir spor. Normal günlük yürüyüş bile olabilir. Spor salonundaki aletlere binip oradan kaslı arkadaşlıklar edinebilirsin." "Spor salonuna kayıt mı olayım?" "Sen bilirsin. Orası da olur dışarısı da. Orası sana kalmış." "Hayatında şu an biri var mı?" "Ne anlamda?" "Kısa bir arkadaşlık?" "Ben bu yaşıma kadar kendimi Acar'a aşık olduğum düşüncesini kafamda taşıdım. Kendimi dünyadan tamamen soyutlayarak onun etrafında pervane oldum. Lise 10. sınıfta Sarp diye biri vardı. Benden hoşlanıyordu ama ben o kadar kendimi kaptırmışım ki gözümün önündekini görmemişim. Aslında şimdi düşünüyorum da fena bir çocuk değildi şimdi." "Peki şu an? Hayatına yeni giren kötü veya iyi bir zamanda giren ve hala hayatında olan bir erkek?" "Devrim var ama o benim hocam." "Yakın olduğunuz?" "Bana yakın davranıyor." "Sen ona?" "Hayır. Hatta nefret ediyorum." "Neden?" "Ilk karşılaştığımızda onun yüzünden okula geç kaldım." "Ve sen de bu yüzden nefret ediyorsun?" "Acar'ın ağzını gözünü patlattı." "Neden?" "Baştan anlatacağım değil mi?" "Zahmet olmasın?" "Devrim benim öğretmenim çıktı. O geç kaldığım ders onunmuş. Her neyse bu ayrıca Acar'ın da arkadaşıymış. Kendisi 29 yaşında. Acar beni bir arkadaşının doğum günü partisine davet etti. Ben de Acar'a yakın olduğum sürece her şey olabilir mantığıyla kabul ettim. Daha sonra buranın bar olduğunu öğrendim o anda ben zaten nasıl kaçabilirim planları yapmaya başladım. Bir şey bulamayınca el mahkum gittim. gider gitmez aksilikler başladı. Kapının önündeki izbandutlar girmeme izin vermedi küçük gösteriyorum diye. Sonra bir türlü içeri girdik. Acar beni kız kardeşi gibi gördüğünü söyledi benim tabi iyice tadım kaçtı. Oraya gider gitmez yaşımla dalga geçilince bir de üstüne doğum günü olan kişi Devrim çıkınca ben topuklamaya başladım. Devrim peşimden geldi. Gelmemi aksi takdirde beni sınıfta bırakacağını söylediğinde ben geri döndüm. Masadakiler aramızda bir şey olduğunu iddia ettiler. Acar da yoksa siz, diye imada bulununca hemen karşı çıktım. Tabi bu durum masadakileri güldürünce bırakırsan bırak umurumda değil, diyerek eve gitmek için yola çıktım. Devrim yine peşimden geldi. Arabasını falan getirdi götürmek istedi ben kabul etmeyince de benimle taksiye binip evime kadar geldi. Yukarı daireme çıktı. İçeri girmek istedi. Tabi ben yine izin vermedim ve kapıyı kapayıp üzerimi falan değiştirdim. Yağmur başlamıştı. Camı açtım. O sırada da sırılsıklam olmuş bir şekilde taksi bekliyordu. İn cin top oynar bizim mahallede. Benim gönlüm razı olmadı, yukarı çağırdım. Acar'ın birkaç kıyafetini verdim. Tabi Acar 1,83 Devrim 1,90'dan fazla. Kısa ve dar geldi kıyafetler ona. Kendime pasta yapmıştım. Onu paylaşmak istedim. Her ne kadar benim suçum olmasa da doğum gününü kutlayamamıştı. Vişne suyu koydum. Kadehe koydum çünkü bardaklarımın hepsi makinedeydi. Neyse pastayı yedik falan o sırada kurutma makinesindeki Devrim'in kıyafetleri kurudu. Hadi git falan dedim, yağmur hala yağıyordu. Şoförü çağıramam evli dediğinde şemsiye teklif ettim. Sonra beni ikna etti ve bende kaldı. Kıyafetlerini çıkarıp yatmak için izin aldı ben de kabul ettim. Yani sonuçta dar geliyor. Nefes alamayıp evimde ölmesini istemezdim. Her neyse yattık falan sabah kapı çaldı. Kapımın önüne gelip kapının çaldığını ve açmamı söyledi. Ben de sen aç dedim tabi sonra pişman oldum. Alt komşum dedikoducu Şükriye abla gelme ihtimaline karşı hızla geceliğimi çıkarıp kapıya gittim. Acar'ı görünce içeri davet ettim. Devrim'i hiç fark etmedim. O sonunda kıyafetlerimi giyineyim deyince arkamı döndüm ve yarı çıplak Devrim'le karşılaştım. O içeri gitti. Acar etrafı kontrol etti. Uzun kontrollerden sonra bana dönüp açıklamamı istedi ben de yağmurda kıyafetlerinin ıslandığını söyledim. Bana inanmadı. Ardından pasta ve kadeh için daha demim söylediklerimi dedim o da bana sonra bir şeyleri içip daha yeni tanıdığın bir adamın altına girdin? dediğinde benim sinirlerim birden bozuldu ve Acara tokat attım. Sonra açtım ağzımı yumdum gözümü ona bayağı saydırdım. Tekrar tokat atacağım sırada elimi yakaladı. Sonra bana dedi ki; Bunu bana sen mi söylüyorsun daha birkaç gün önce tanıdığı bir adamın altına giren biri mi söylüyor? falan diye sordu sonra Devrim buna bir girişti ağzını gözünü patlattı. Tabi arada birkaç yumruk yedi. Sonra döve döve kapı dışarı attı." "Neden böyle bir şey yaptığını sordun mu?" "Hayır." "Neden?" "Cevabı belli ona kızları kullanan biri olduğunu ima etti o da sinirlendi." "Emin misin? Bana hiç öyle gelmedi. Daha çok koruma iç güdüsü ile birleştirmiş bir şey gibi geldi." "Hayır alakası yok." "Peki Devrim üzerinden gidelim. Hiç yakınlaştınız mı?" "Ne anlamda?" "Vücut değmesi, el tutuşma, öpüşme, bir şekilde aynı şeyi kullanma vb. şeyler." "Barda kolumu tutmuştu, elimi tutmadı, bir kez yanağından öptüm ve bir kez de aynı fincanı kullandık o bende kaldığı zaman oldu." "Fincanda aynı yerden mi farklı yerlerden mi içtiniz?" "Aynı yerler sanırım." "Peki ne hissettin?" "Nane." kahkaha attı. "Öyle değil. İçindeki kelebekler ne hissetti?" "Kelebek mi bende hayvanat bahçesi var." "Yani garip şeyler hissettin. Acar'a yaklaşınca böyle mi hissediyordun?" "Ihmm... Hayır." düşündüm. Acar'da neden böyle hissetmiyordum? "Peki... Öptüğünde ne hissettin?" "Hayvanlar doğaya salındı." "O sana yaklaştığında heyecanlanıyor musun?" "Kesinlikle." "Anladım. Şimdi devam edelim. Acar'ı görünce heyecanlanıyor musun?" "Hayır. Ben Acar'a karşı hiç heyecanlanmadım. Aslına bakılırsa ben kimsede heyecanlanmadım." "Devrim hariç." dediğinde ciddi mi diye baktım. Gayet ciddi görünüyordu. "Devrim'e karşı bir şeyler hissetmiyorum." "Evet. Ediyorsun. Hem de çok daha büyük şeyler. Sevgi değil." "Öyle desene. Nefret." "Hayır. Aşk!" "A-aşk mı?" "Evet. Aşk. Ama daha tam aşk değil. Hoşlantı gibi daha çok, ama senin de yardımınla aşk olabilir. Devrim'e aşık olmak ister misin?" "B-bilmiyorum. Hiç düşünmedim. Yani kim düşünür ki öğretmeniyle aşk yaşamayı?" "Ben şahsen düşünmüştüm." "Sen psikolog olduğuna emin misin?" "Diplomam var." dediğinde güldüm. "Şimdi o zaman bu seansı bitirelim. Devrim dediğine göre sana yakın davranıyor. O yakın davrandıkça sen de ona yakın davran ve ne hissettiğini haftaya cuma geldiğinde bana söyle. Kararını ver ve bir şeyler yapmaya çalışalım." "Çöpçatanlık mı yapacaksın?" "Biz psikologlar çok fedakar insanlarızdır." "Pekala. O zaman Devrim'e yakın davranıp ona aşık olup olmadığımı anlayacağım ve haftaya sadece cuma günü geleceğim." "Aynen öyle." "Sen de çıkacak mısın? Bırakabilirim?" "Hiç zahmet etme. Ben taksiyle giderim." "Benim için sorun yok. İstersen bırakabilirim." "Başka zaman olabilir ama zaten şu an saat çok geç oldu. Daha fazla geç kalma evine." "Pekala. Görüşürüz." dedim ve psikologdan çıkıp eve gittim. Yolda psikoloğun dediklerini düşündüm. Devrim'e aşık olabilir miydim? Peki Devrim beni seviyor muydu? Beni seviyorsa neden bana gelip söylemiyordu? Direksiyonu kilitleyip eve girdim. Işıklara uzandım ve açtım. Karşımda birçok kişi elinde balon ve içeceklerle şarkı söylemeye başladı. "İyi ki doğdun Safir. İyi ki doğdun Safir iyi ki doğdun iyi ki doğdun. İyi ki doğdun Safir!" diyerek şarkıyı bitirdiğinde şaşkınlıkla gözlerimi büyüttüm. "Bugün benim doğum günüm mü?" Acar elinde balon ile "Evet. Doğum günün kutlu olsun çirkin şey." dediğinde yüzümü buruşturup ona baktım. "Sensin o geri zekâlı." deyip misafirlere göz attım. Çoğunu tanımıyordum. Devrim ile göz göze gelince şaşırdım. Gülümseyerek bana baktığında ben de ona gülümsedim. Şaşırma sırası ondaydı. Acar kolumu tutup "Hadi pasta keselim." diyerek beni sehpanın önüne getirdi. Mumları üfleyeceğim sırada kızlar "Dilek tut!" dediğinde gözlerimi kapatıp dilek tuttum. 'Aşık olmak istiyorum.' Devrim KARAN Bana gülümsediğinde öleceğimi zannettim. Şaşkınlıkla ona bakarken Acar onu pastanın önüne getirdi ve mumları üfletti. Sıra ile herkes onu tebrik ederken o gülümseyerek teşekkür ediyordu. "Neden geç kaldın?" Acar kolunu omzuna atarak sorduğunda "Psikolog randevum vardı." "Dersten çıktıktan sonra psikoloğa gitmemiş miydin?" "Gittim. Oradan yeni çıktım zaten. Seanslar uzun sürüyor." diye bana bakarak açıklama yaptığında sanki daha fazla şaşırabilirmişim gibi biraz daha şaşırdım. Pastayı yerken bir yandan da konuşuyorduk. "Safir kaç yaşına girdin?" "22." "Daha çok gençsin." "Hayır. Hiç de değil." diyerek koltuğa sindi. Doğum günlerimiz birbirine yakındı. Benden üç hafta sonra doğmuştu. Tabi 7 yıl farkı saymazsak. Kendimi onun yanında yaşlı hissediyordum. Aslında ona yaklaşmamalıydım. Pişman olan ben olacağım. 22 yaşında genç bir kızın yanında 29 yaşında bir adam. Aslında yaş farkı benim için önemli değildi ama aynı şey Safir için geçerli miydi, işte o konu tartışmaya açık bir konuydu. "Devrim ne dersin? Oynayalım mı?" diyerek beni dürten Acar'a baktım. "Ne oldu?" "Oho sen dalmışsın. Dinlemedin mi?" "Hayır. Başka bir şey düşünüyordum." "Pekala. Doğruluk cesaretlilik oynayalım mı diye soruyor kızlar." "Sız oynayın ben oynamam." "Neden?" "İstemiyorum. Çok saçma bir oyun o." dediğimde "Safir de öyle diyor ama onu ikna ettik. Hadi otur." dediğinde yere oturan 7 kişilik grubun arasına 8. olarak oturdum. Seren şişeyi çevirdi ve Safir'e geldi. "Doğruluk mu cesaret mi?" "Cesaret." "Nefret ettiğin birine mesaj at." dediğinde telefonunu çıkardı "Selin diye bir arkadaşım vardı lisede. Onu hiç sevmezdim." dedi ve bir şeyler yazıp telefonu Seren'e gösterdi. Murat çevirdi ve Acar çıktı. "Doğruluk mu cesaretlilik mi?" "Doğruluk." "Hayatında en çok utandığın olayı anlat." "Sanırım ilk çıkma teklifi ettiğim kızın bana vurmasıydı. Hem de bütün okulun önünde. O gün o kızı dövmek istemiştim." dediğinde Safir kahkaha attı. "O kızı hatırlatıyorum. O kız boksördü." dediğinde tekrar kahkaha attı. Biz de ona eşlik ettik. "Her neyse çeviriyorum." diyerek şişeyi aldı ve çevirdi. Kaan çıktığında "Cesaret." dedi hemen. "Mutfağa git ve acı biber ye. Safir sen ona yardım et." dediğinde "Acar çok kötüsün. O biberler çok acı." "Biliyorum. Hadi git ye." dedi ve Kaan ayağa kalktı. "Hadi acı bana işlemez." "Emin misin?" "Evet." "Tamam o zaman bekle ben gidip alayım." dedi ve mutfağa girdi. Kısa bir zaman sonra elindeki acı biber kavanozunu Kaan'a uzattı. Kaan gülerek kavanozdan bir biber aldı ve ağzına attı. Aynı anda bir de çığlık attığında kahkahalar eşliğinde Kaan ağzına kolayı boşalttı. "Ben oynamıyorum." dedi ve ağzına hava yaparak koltuğa oturdu. Murat "Hadi ama ne kadar acı olabilir ki?" dediğinde Seren "O zaman sen de ye." dedi Murat "Sıram gelirse yerim." dedi. Begüm "O zaman kızlar erkeklere biber yedireceğiz. Madem kendilerine güveniyorlar. El mi yaman biber mi yaman görelim." dediğinde kızlar onayladı ve Selen şişeyi çevirdi. Murat çıktığında gülerken Murat "Cesaret." dedi ve biber kavanozunu eline alıp ağzına bir tane koydu. Yüzü kırmızıya dönerken kızlar kahkaha atıyordu. Kaan "Ne oldu Murat Bey? Gidin birkaç tur atın isterseniz." dediğinde kızlar kahkaha atmaya devam etti. Murat hızla banyoya girdiğinde sinsi bir şekilde Acar şişeyi çevirdi. Ben ve Begüm geldiğinde bu sefer Begüm sinsice gülüp "Doğruluk mu cesaretlilik mi?" "Cesaret." dediğimde Acar "Kızlar Devrim'e boşuna yedirmeyin. O acı sever. Ayrıca o biberden çok yedi." "Bırak söylesinler." "Biber ye." dediğinde kavanozu alıp içinden biberi alıp ağzıma attım. Acıydı ama yiyemeyeceğim kadar değildi. "7 tane." dediğinde gözlerimi büyüttüm. "Ye." dediklerinde biberleri birer birer yedim. Yüzüm biraz buruşsa da bitirdiğimde kızlar yüzlerini buruşturdu. "Kim çeviriyor?" dediğimde Safir çevirdi. Acar ve Seren'e geldiğinde Acar Seren'e soruyordu. "Doğruluk mu cesaret mi?" "Biber olmasaydı cesaret derdim." "Tamam biber yedirmek yok." "Hayır." dediğinde Acar Seren'e "Giydiğin en seksi kıyafet neydi ve neden giydin?" "Ihmm... Doğum günümde giydiğim kırmızı elbise. Arkadaşlarım zorlamışlardı." dedi ve şişeyi çevirdi. Acar ve ben geldiğimizde Acar "Cesaret." dediğinde "Bir dakika boyunca inek taklidi yap." dediğimde kızlar kahkaha attı. Acar möölemeye başladığında herkes kahkaha atmaya dev etti. Süresi dolduğunda şişeyi çevirdim. Selen ve Safir'e geldiğinde Selen "Doğruluk mu cesaret mi?" "Ihmm... Cesaret." "1 dakika boyunca burada olan birini öp." "Bunu yapamayacağımı biliyorsun." "Yanaktan zaten. Bir sağ yanak bir sol yanak 1 dakika boyunca öpeceksin. Bunda bir şey yok." dediğinde ofladı. Ben Acar'ı öpmesini beklerken yanıma geldi. "Zaman başladı." dediğinde bana yaklaşıp yüzümü ellerimin arasına alıp bir sağ yanağımı bir sol yanağımı öptü. Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemezken "Süre bitti." sesiyle benden uzaklaşıp yerine geçti. Kızarmasını engellemek için yüzünü yere eğdi. Benim aklımda şu an tek soru vardı. Neden beni öptü?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE