Safir KATAY
Misafirler gittiğinde derin bir nefes aldım. Devrim'i öptükten 1 saat sonra zaten Kaan, Murat, Seren, Selen ve Begüm gitmişti. Acar ve Devrim kalmıştı. Devrim'in gözleri kapanıyordu. Acar ile ben de konuşuyorduk. "Ben üzerimi değiştirip geliyorum." "Tamam. Bekliyorum." odama gidip puantiyeli pijamalarımı giyindim. Saçlarımı tepeden topuz yapıp içeri gittim. Acar televizyonu açmış izliyordu. Beni görünce toplandı. "Rahat ol." deyip çaprazına oturduğumda Devrim bu taraftan net bir şekilde görünüyordu. Koltuğun köşesine oturmuş kafasını geriye atmış uyuyordu. Adem elması oldukça belirgindi. Ona bakmayı kesip Acar'a döndüm. "Psikolog işi nereden çıktı?" "İhtiyacım vardı. Her şey aniden oldu. Bu olayın tekrarlanışı 3 oldu ve bunu atlatmak için birine anlatmam gerekiyordu. Ben de gitmeye karar verdim. Benim için çok iyi oluyor. Aklımı dağıtıyorum. Çok iyi bir psikolog." "Güvenilir mi?" "Evet. Arkadaş gibi davranıyor ve seans sürelerini uzun tutup daha ayrıntılı anlatmamı sağlıyor. Bu benim için oldukça iyi bir şey." "Mutlu musun?" "Kesinlikle. Tek o olay değil. Hayatımda olan her şeyi anlatıyorum." "Mesela?" "Özel şeyler. Kusura bakma anlatamam." "Anladım." "Hey. Ama sana söyleyemem." "Tamam önemli değil. Anlıyorum." derin bir nefes alıp Devrim'e baktım. "Uyumuş." dediğinde anlamayan gözlerle ona baktım. "Devrim. Uyumuş." "He. Evet." "Ben onu evine bırakayım." "Burada kal?" "Doğa'nın yanına gideceğim. Beni bekliyor." Doğa onun sevgilisiydi. Açıkçası Acar'a aşık olduğumu zannettiğim zamanlarda onu sevmiyordum. "Doğa'yı kaçırmamalısın. Çok iyi bir kız." dediğimde gözleri şaşkınlıkla açıldı. "S-sen ciddi misin? Onu sevmezdin?" "Evet ama düşündüm de çok iyi bir kız. Yakışıyorsunuz." "Sen Safir değilsin değil mi?" güldüm. "Hayır. Ben gerçeğim." dedim ve güldüm. Acar ayağa kalkıp Devrim'in yanına gidip dürttü. Uyanmadı. "Devrim kalk!" homurdandı. Telefonu çaldığında uzaklaştı ve açtı. "Alo Doğa ne oldu bir tanem?.. Ne?! Hangi hastane? Tamam ben hemen geliyorum. Sen sakin ol. Tamam mı? Hangi oda?.. Tamam, tamam ben hemen geliyorum. Bekle bir tanem bir şey olmayacak bana güven. Bekle beni." dedi ve telefonu kapattı. "Ne oldu" "Doğa'nın kardeşi kanserdi. Lösemi. Fenalaşmış. Benim oraya gitmem gerekiyor." Devrim'e dönüp onu dürttü. "Devrim hadi kalk acelem var daha seni eve bırakacağım." dediğinde "Acar sen git. Burada kalabilir. Bir de bunun için zaman kaybetme. Uyanacağı yok. Sen sevgilinin yanında dur. Destek ol ona." "Çok teşekkür ederim Safir. Sana nasıl öderim bilmiyorum bu fedakarlığını." "Hadi git. Yanında ol." dediğimde bana sarıldı ve koşarak evden çıktı. O evden çıktığında ben de Devrim'in karşısındaki koltuğa oturup onu izlemeye başladım. Onu sevebilecek miydim? Derin bir nefes alıp ayağa kalktım ve misafir odasını hazırladım. Geri döndüğümde hala aynı şekilde uyuyordu. Kafasını düzelttim ve kaldırmaya çalıştım. Başarısızlığım onun kafasını koltuğa gömmesiyle devam etti. Şu an koltuğumda yatıyordu. Uykusu bu kadar derinse onu izleyebilirdim. Yanına oturdum ve izlemeye başladım. Ona aşık olmalı mıydım? Ya da ona aşık olabilecek miydim? Uzun kirpikleri vardı ve onların altında bal rengi gözler. Gözlerinin rengi çok güzeldi. Orta kalınlıkta dudakları onu öpmeye teşvik ediyordu. Onu bugün 60 kez öpmüştüm. Yanaktan. Dudakları nane tadında mıydı? Yoksa o gün naneli bir şeyler mi yemişti? Uyurken gerçekten masum duruyordu. Her zaman bakan delici bakışları şimdi yumuşak bir hal almıştı. Bakışları yumuşamakla birlikte alnındaki kırışıklık da gitmişti.
Benden 7 yaş büyüktü. Yaş farkı önemli değildi. En azından benim için. Ailem benden büyük insanlarla arkadaş olmamam için hep baskı yaparlardı. Bu yüzden Acar'la arkadaşlığımı bile engellemeye çalışmışlardı. Ben onları dinlememiş ve gizli gizli Acar'la arkadaşlık kurmuştum. Hatta bazen benden yaşça büyük arkadaşlarının çocuklarıyla oynamama bile izin vermezlerdi. Bu durum gerçekten çok sıkıcıydı. Başka birinin benim hayatımı şekillendirmesi gerçekten sinir bozucuydu. Bunu sevmezdim ama yıllarca hayatımı Acar'a göre şekillendirmiştim. Bu olmamalıydı ama oldu. Geriye alamam ama ileride yanımda olacak insanları seçebilirim. Derin bir nefes alıp elimi Devrim'in Yunan tanrılarına benzeyen yüzünde gezdirdim. İnanılmazdı. Teni çok yumuşaktı. Kirli sakalları vardı. Bu onun esmer tenini daha da yakışıklı bir hale getiriyordu. Sevgili olsak ve daha sonra evlenmeye karar versek annemler buna kesinlikle karşı çıkarlardı. Devrim benden 7 yaş büyüktü. Bu annemlerin onu sevmemesi için oldukça büyük bir nedendi. Her zaman yaşıtım insanlarla takılmak sıkıcıydı. Değişik insanlar tanımak istiyordum ben. Yüzündeki masum ifadeye gülümseme eklendiğinde ben de gülümsedim. Uykusunda gülüyordu. Neye veya kime güldüğü aklıma takıldığında gülümsemem yüzümde dondu. Hırsla onu sarsarak uyandırdım. "Şişt! Kalk!" "Hı? Ne? Geldik mi?" "Geldik geldik! Hadi kalk!" dediğimde bana baktı. "Ne oldu? Neden sinirlisin?" "Yok bir şey." diyerek geçiştirdim. "Hadi kalk odaya gir. Burada ayı gibi horluyorsun." dediğimde bal rengi gözlerini açarak bana baktı. "Horladım mı?" "Evet. Ayı gibi hem de. Hadi kalk misafir odasını hazırladım. Acar'ın sevgilisinin kardeşi rahatsızlanmış oraya gitti. Ben yatıyorum." dedim ve arkamı dönüp salondan çıkıp odama girdim. O rüyanda güldüğün insanlar siksin seni! Neden sinirlendim ki ben şimdi? Devrim benim için ne ifade ediyordu? Onu kıskandım mı ben? Aklımı kurcalayan soruların cevabını biliyordum. Cuma'ya kadar beklemeliydim.
Devrim KARAN
Safir’in bana neden böyle davrandığını bilmiyorum. Uyurken bir şey mi yaptım yoksa? Ya da söyledim mi? Uyurken yaptıklarımdan neden sorumlu oluyorum ki ben? Safir şansını zorluyor. Bu kadar tolerans yeterliydi. Bundan sonra bana nasıl davranırsa ben de ona öyle davranacağım. O zaman anlar benim ne hissettiklerimi. O bana karşı bir şey hissetmiyordu ki benim ona hissettiklerimi anlasın? Ya iyice uzaklaştırırsam onu? O da o zaman bana düzgün davransın. Dün gördüğüm rüya çok güzeldi. Koltukta uyurken gördüğüm. Safir benim yüzümde ellerini gezdiriyordu. Sonra yaklaşıp beni öpüyordu. Öyle kısa bir öpücük değil. Uzun, derin, tutkulu ve aynı zamanda da masum. Ağzıma doğru inlediğinde güldüm. Daha sonra tam odaya giderken Safir beni dürtüp uyandırmıştı. En güzel yerinde. Uyandığımda Daha demin çilek tadını aldığım dudakları karşımda bulunca onların gerçekten tadına bakmak istedim. Bunu yapamayacağımı biliyorum çünkü bu onun ilk öpücüğüydü. Özel olmasını isterdi. Bunu ben de isterdim.
Uyandığımda burnuma dolan omlet ve menemen kokusuyla mest oldum. Kalkıp banyoya girdim. Ardından mutfağın kapısından kafamı uzattım. Safir etrafta koşturarak masayı hazırlıyordu. "Safir!" diye seslendiğim de sıçradı. "Ah! Ödümü patlattın!" dediğinde "Üzgünüm... Ben gidiyorum." dediğimde yüzü düştü. "Neden? Kahvaltı etmeyecek misin?" "Beraber mi?" "Evet. Menemen veya omlet sevmezsen başka bir şey de yapabilirim?" "Hayır severim ama şaşırdım ben biraz. Dün benden nefret ettiğini söylüyordun?" "Ben dün sana nefret ettiğimi söylemedim. Tamam kabul ediyorum, önceden söylüyordum ama öncedendi Şimdi yetişkin insanlarız. Sen ve ben..." "Sen ve ben?" "Arkadaş olabiliriz. Evet evet. Arkadaş olabiliriz. En yakın iki arkadaş. Ne dersin?" arkadaş? Seninle arkadaş değil sevgili olmak, hatta evlenmek istiyorum desem ne yapar? Beni öldürür mü yoksa işkence mi eder? Peki ben onunla arkadaş olabilecek miyim? Bir insanı severken ona arkadaşım diyebilecek miyim? Tüm soruların cevabı şuydu; Bilmiyorum. "Olabiliriz." dediğimde kalbimde bir şeyler daha kırıldı. "Yaşasın!" diyerek boynuma sarıldı. Zorda olsa gülümsedim. "Hadi geç otur kahvaltı yapalım." dediğinde masaya oturdum. En yakın arkadaşımın yanına.
Kahvaltıdan sonra arkadaşımın evinden çıkıp kendi evime girdim. Kıyafetlerimi çıkarıp kendimi yatağa attım. En yakın arkadaşımı seviyordum. Safir'i şimdi daha iyi anlıyorum. Acar'ı severken neden bu kadar aptallaştığını. Onun yanında düşünemiyordum ben. Üniversitede içime gömdüğüm duygularımı canlandırdılar. Buna belki aşk deyin belki hoşlantı. İyi ki diyorum şimdi. İyi ki beni değiştirmiş. Simay...Hatam... Simay benim şu an düşündüğümde aklıma gelen hatam.
Telefonum çaldığında yatağın ucuna uzandım ve telefonu aldım. Gözümü bile açmadan telefonu açtım. Burada uyuyakalmıştım. Karşıdan gelen tanıdık sese karşı yüzümü buruşturdum. "Ne var?" "Hala bana kırgın mısın?" "Sana kırgın olmam için sana önem vermem gerekir Bihter." "Hadi ama uzun zaman birlikte olduk. Hatırım da mı yok?" "Sen her şeyini sonuna kadar kullandın. Artık daha fazla muhatap olmayı düşünmüyorum seninle. Şimdi söyleyecek önemli bir şeyin yoksa kapatıyorum." "Sana geliyorum. Adresi ver." "Sen ne zamandan beri bana emir verecek kadar yükseldin?" "Tamam. Özür dilerim. Adresi verir misin?" "Hayır." sinirlenmiştim. Bana kimse emir veremezdi. O bunu çok iyi bildiği halde bana emir verdiği için çok sıkıntı çekmiştik nişanlıyken. Ama o her seferinde bana emir vererek ortalığı gererdi. Bazen alttan alsam da bazen patlayabiliyordum. Bunları düşünmeyi bırakıp ayağa kalkıp banyoya girdim. Uzun bir duş sonunda karnımın guruldamasıyla mutfağa girdim. Bir şeyler bakındıktan sonra pizza söyledim ve odaya girip baksırımı giyindim. Evde tek başına olduğum için rahat geziyordum. Rahatlık her zaman önemlidir benim için. Salona geçip televizyonda bir maç buldum. 20 dakika sonra pizzam geldi. İçecekleri de buzdolabından çıkardım ve maç izlerken yemeğimi yedim. Etrafa bakınınca iyi bir temizliğe ihtiyacım olduğunu anladım. Kıyafetlerim, yemek kutuları, şişeler ve çerezler her yerdeydi. Daha temizlik için bir kadının gelmesine 1 ay vardı. Aylık temizlik için bir temizlik şirketiyle anlaşmıştım. Aslında yatılı birini istiyordum. Tonton bir teyze. Hem bana yardımcı olur hem güzel yemek yerim hem de evde rahat dolaşırım düşüncesiyle istiyordum. Ev zaten büyüktü. Sorun olmazdı. Boş odam çok vardı. Aslında bunu şirketteki birine söylemeliyim. Yatılı kalabilecek ev temizliği ve yemek yapabilen birine ihtiyacım var diye. Bunu aklıma yazıp maça odaklandım. 'Ev temizliği için yatılı birini bul.'
Safir KATAY
Devrim'le arkadaş olabilecek miydik? Hem de ben onu sevmeye başlarken? Bu benim için kolay olacaktı. Ne de olsa yıllardır en yakın arkadaşıma aşık olduğum düşüncesiyle yaşamış ve bunu ondan saklamıştım. Bu da zor olmasa gerek?
Psikolog randevum için gün sayıyordum, artık emindim. Devrim'e aşık olmak istiyordum. Ona karşı Acar'a karşı hissetmediğim şeyler hissediyordum. Bu hislerimin kalıcı veya geçici olup olmadığını bilmiyorum ama bildiğim tek şey Devrim'i öpmek istediğimdi. Onun dudaklarını bir kez tatmak için neler yapardım. Ne kalın ne ince dudakları kirli sakalları ve keskin yüz hatları beni ona çekiyordu. Cuma gününe kadar kendimi hazırlamam gerekiyordu. Psikoloğun dediği her şeyi eksiksiz olarak yapacaktım. Ya da kendim yapacaktım. Acar'ı aradım. "Alo Acar nasılsın?" "İyiyim sen nasılsın?" "Ben de iyiyim. Doğa'nın kardeşi nasıl oldu?" "O da çok iyi ufak bir bayılmaymış. Ama Doğa çok kötü oldu." "Olur tabi. O nasıl peki?" "İyi. Şimdi ben eve gidiyorum." "Hı... Bana uğrasana seninle bir konuyu konuşmam gerekiyor." "Tamam. Önemli bir şey mi?" "Hayır. Önemli değil. Sadece küçük bir konu." "Pekala. 20 dakikaya oradayım." "Tamam görüşürüz." telefonu kapatıp derin bir nefes aldım. Kapı çaldığında hızla kapıyı açtım. Acar'ı görünce gülümsemem büyüdü. "İçeri geçsene?" "Tamam." dedi ve içeri girip koltuğa oturdu. "Neymiş bakalım o konuşmamız gereken konu?" "Seni aramadan önce okuldan bir arkadaşım aradı ve Devrim'e aşık olduğunu söyledi." "Ne?! Peki benim bu konu ile alakam ne?" "Şöyle ki; Arkadaşım onun bir sevgilisi olup olmadığını soruyor." kahkaha attı. "Neden güldün?" "Hiç... Devrim'in sevgilisi yok." "Çok iyi." "Ne?" "Yani arkadaşım için çok iyi." "Evet öyle." deyip güldüğünde "Neden gülüyorsun ya?" "Yok bir şey. Aklıma bir şey geldi sadece." "Emin misin?" "Evet... Bu arada arkadaşının adı ne?" "Şey... Zümrüt." "Zümrüt? Nasıl bir kız?" "Ihmm... Çok güzel, mavi gözleri var, uzun boylu, eğlenceli. Normal bir kız." "Normal? Anladım. Zümrüt'ü ara da konuşalım. Ben ona anlatayım Devrim'i. Bu arada kız sarışın mı?" Devrim sarışın mı seviyor? "Hayır. Fark eder mi?" "Evet. Devrim sarışın sevmez. Kumrallar ona göre." "Zümrüt zaten kumral." "Çok iyi hadi ara konuşalım." "O-olmaz!" "Neden?" "Şimdi çok geç oldu. Ben yarın ararım onu. Sen bana anlat." "Ama olmaz ki." "Olur olur." "Arayamam. Ben ararım sonra. Hadi anlat." dediğimde güldü ve anlatmaya başladı. "Devrim esmer bal rengi gözleri var." "Onu biliyorum, başka bir şey anlat... Yani şey... Onu biliyor. Başka özelliklerini anlat." "Pekala... Çok nazik biridir. Ayrıca çok da kaba. Kişiden kişiye davranışları değişir. Kendisine emir verilmesinden hiç hoşlanmaz. Annesine çok bağlı. Annesi görme engelli. Babasının inşaat şirketinde çalışıyor. ODTÜ'yü 1.likle bitirdi. Şu an sizin okulda öğretmenlik yapıyor. Ilk sevgilisi üniversite 3. sınıfta oldu. Bir süre sonra Devrim’in arkadaşı ile ilişkileri olduğunu öğrendi. Bunun nedeni olarak da görüşünü bahane etti." "Görünüş? Gayet yakışıklı?" "Önceden kısa saçları ve kalın çerçeveli gözlükleri vardı. Kızlar bu tiplere önem veriyor." "Beni ayır. Benim öyle bir şey yapmayacağımı biliyorsun." "Tabi ki. Öylesin. Her neyse daha sonra Amerika'ya gidip görünüşünü değiştirdi. Bir sene sonra bu halini aldı. Şu an bazı akşamlar bir spor salonuna gidip spor yapıyor. Tabi şu sıralar yapamıyor. Okul ve iş çok yoğun. Evindeki spor malzemeleriyle yapıyor. 2 yıl önce annesinin zoruyla Bihter diye bir kızla nişanlandı. Çok geçmeden ayrıldılar." "Neden?" "Kız hamile kaldı." "Ne?! Devrim'in çocuğu mu var?" dedim hayal kırıklığı ile. "Tabi ki hayır. Kız başkasından kalmış. Sonra çocuğu Devrim'e kakalamaya çalıştı. Devrim de bunu öğrenince bunu rezil etti." "İyi yapmış." "Ne dedin??" "Hiç ya devam etsene." "Gamzeleri var. Sadece kahkaha attığında çok fazla belli oluyor. Boynundan çok gıdıklanıyor. İş yerinde herkese aynı şekilde davranır. Sert. En son 20. asistanı dayanamadı ve istifa etti. Şu an asistan arıyor. Hiç düzenli değil. Ayda bir evine temizlikçi geliyor. Geldiği hafta ev savaş alanına dönüşüyor. Cadde ki sitede bir evde oturuyor. Evcil bir kaplumbağası var. Mahmut. Onunla yaşıyor. En sevdiği yemek mantı ve yaprak sarma hatta önceden yaprak sarma yapabilen bir kızla evlenirim diyordu. Tatlı olarak elmalı turta ve baklava sever. Baklava hazır değil ama ev yapımı. Tek tek el ile açılandan. 40 katlı. Sonra en sevdiği renk lacivert. Uğurlu sayısı 13. En sevdiği spor basketbol. Lisansları var. Kendine güveni olan kızlar ona daha çekici geliyor. Yerine göre davranan ve şımarık olmayan insanları seviyor. Şımarıklık şöyle ki; Onun değer verdiği kişilerin ona şımarıklık yapmasını seviyor ve sevdiği, değer verdiği insanlara karşı da arada yüzsüz olabiliyor. Şeftaliye tiki var ve üzüme alerjisi var. Bu kadar sormak istediğin bir soru var mı?" "Asistandaki kriterleri neler?" "Sadece işi kavrayabilmesi ve kararlı olması. Başka?" "Ihmm... Yok." "Pekala. Ben o zaman gideyim. Sen de arkadaşını ara haber ver." "Tamam ben seni geçireyim. Teşekkür ederim." "Önemli değil her zaman." dedi ve kapıdan çıktı. Salona gidip Acar'ın dediklerini düşündüm. Onun ile ilgili her şeyi aklıma yazmıştım. Yemek yapmayı açıkçası bilmiyordum. Ancak makarna yapabiliyordum ve kahvaltılık bir şeyler. Acilen yemek yapmayı öğrenmem gerekiyordu. Koltuğa yatıp ellerimi karnımda birleştirdim ve Devrim'i düşündüm. Gözlerini, burnunu, kaşlarını, kulaklarını, dudaklarını... İç çektim. Çok yakışıklıydı. Esmer teni, saçları, kirli sakalı her şeyiyle mükemmeldi. Düşünüyorum da psikolog olmasa Devrim'i düşünecek miydim böyle? Hiç sanmıyorum. Devrim tanıştığımdan beri nefretle baktığım biriydi. Psikolog sayesinde at gözlüklerimi atmış ve daha geniş bir açıdan bakmıştım ona. Gerçekten dikkat çekici bir adamdı. Açık veya kapalı bir alanda olduğumuzda keskin bakışları her zaman kendini gösterip dikkatleri üzerine çekiyordu. Benim de çekmişti ama onları nefret içerikli bakışlar olarak algılamıştım. Aslında nefret içerikli bakıyordum belki o da bana nefret içerikli bakıyordu ama psikologdan sonra her şey değişmişti. O gün psikologla konuştuklarımızdan sonra Devrim'i görmeyi beklemiyordum. Ama beklentilerim karşılanmamış ve onu görmüştüm. Ona gülümsediğimde bakışları o kadar komikti ki. Bir an komik bir şey yaptım mı diye düşündüm. Sadece gülümsemiştim.