7.

3393 Kelimeler
Devrim KARAN Maça odaklanmışken kapı çaldı. Büyük ihtimalle Acar gelmişti. Arkadaşlarım habersiz gelmezlerdi. Maçı kaçırmamak için hızlı adımlarla kapıyı açtım ve hızla. Geriye gidip koltuğa yerleşip izlemeye devam ettim. Acar yanımdaki koltuğa oturdu. "Hoş buldum." "Hı hı." "Devrim seninle konuşmam gereken şeyler var." dediğinde "Dinliyorum." dedim ama hala televizyona odaklıydım. "Devrim önemli." "Tamam dinliyorum." diyerek izlemeye devam ettim. Biramdan yudum aldığım sırada "Safir seni sordu bugün beni çağırıp." püskürtüp Acar'a baktım. "Neden?" "Çünkü seni bir arkadaşına ayarlayacakmış." "Ne!? Saçmalama! Şaka değil mi bu?" "Aslında şaka yapıyorum. Arkadaşıma ayarlayacağım diyerek senin özelliklerini ve sevdiğin şeyleri sordu bana." "Ciddi misin?" "Evet. Şimdi oradan geliyorum. Bana arkadaşıma ayarlayacağım diyerek seni sordu. Ben de her şeyini anlattım." "Ne kadarını?" "Bihter'e kadar her şey." "Oha Acar. Niye anlattın onu?" "Gizleyecek halin yoktu herhalde?" "Yoktu ama bunlar için biraz erken. Aklımın onda kaldığını düşünmesini istemiyorum." "Düşünmez zaten. Her neyse. Asistan buldun mu?" "Evet. Yarın başlayacak. Bir de temizlik için birini bulmam gerekiyor. Yatılı." "Yatılı? Bulmak çok zor olur." "Biliyorum ama evin haline baksana? Daha geçen hafta geldi temizlik için biri." "Sen de dağıtma oğlum." "Evet ya bilerek dağıtıyorum. Manyağım çünkü ben. Dağınık yerde oturmaktan zevk alıyorum." "Her neyse tamam. Hallederiz. Birini buluruz." "Tamam ama unutma yatılı." "Tamamdır." "Şimdi Safir benim hakkımda sana ne sordu onları söyle." "İşte ne sevdiğini, nelerden hoşlandığını sordu. Ben de anlattım. " "Sana neleri sevdiğimi sorduysa sen neden Bihter'i anlattın? Onu sevmediğimi biliyorsun?" "Biliyorum. Konu oraya geldi." "Peki öğrenince tepkisi ne oldu?" "Ilk başta üzüldü ama daha sonra önemli bir şey olmadığını anlayınca eski haline dönüp soru sormaya devam etti." derin bir nefes alıp beni sevmeye başladı düşüncesiyle heyecanlansam da iyice körkütük aşık olana kadar biraz uzak durmalıydım. Beni sevdiğine emin olmam gerekiyordu ve psikoloğunu bulmam. "Devrim ben eve gidiyorum. Sonra haberleşiriz." "Tamam ben seni geçireyim." "Gerek yok. Yolu biliyorum. Yardımcı için birini bulacağım sana. Aklımda." "Teşekkürler. Güle güle." diyerek onun salondan çıkmasını bekledim. Kapı sesinden sonra içimde beni sevmeye başladığına dair düşünceler zihnimi kurcalamaya başladı. Eğer beni sevmeye başladıysa bu çok iyi bir şeydi ama ondan bir süre uzak durmalıydım. Bana olan duyguları sağlamlaşıp beni körkütük sevmeye başlaması lazımdı. Böylece aramızdaki bağ daha güçlü bir hal alacaktı. Peki ben ondan uzak durmayı becerebilecek miydim? İşte bu biraz zor olacaktı. Hem de çok zor. Yani kim sevdiği veya sevmeye başladığı bir insandan uzak durabilirdi ki? Bu esnada bana olan duygularının zayıflaması ihtimali kafamı karıştırıyordu. Uzun bir süreç olacaktı benim için. Belki de psikoloğu bulmalıydım? Ondan yardım alırsam Safir ondan uzak durduğum sırada da beni sevmeye devam edebilirdi. Psikoloğu bulmalıyım. Bulacağım. 5 gün sonra... Safir KATAY Uzun ve dinlendirici bir gece sonunda dinç ve mutlu hissediyordum. Bugün psikolog ile görüşmem vardı. Bunu açıklayacağım için oldukça heyecanlıydım. Aslında onu sevmeye başladığımdan beri hayat çok iyi gidiyordu. Benim için. Oldukça eğleniyordum. Ayrıca onu her gün görmem de cabasıydı. Çarşamba günü işlediğimiz 4 saatlik dersten sonra ona bakmaya doyamamıştım. Tamam kabul ediyorum. Ona bakıyordum aramızdaki 7 yaşlık farkı göz önünde bulundurmamaya çalışıyordum. Benim için yaşın önemi yoktu ama Devrim için olabilirdi. Beni korumaya çalışması belki bir baba, bir abi niyetiyleydi. Bunu düşününce karnıma ağrıların girmesini sağlıyordu. Ya beni sevmezse? Ya yaşımı bahane edip beni uzaklaştırırsa diye içim içimi yiyor. Acaba ondan mı hamle beklemeliyim? Yoksa ben mi ona itiraf etmeliyim? Bunun hakkında da konuşmalıyım psikologla. Dersin bitimini beklerken Devrim'in iri vücuduyla tahtada bir şeyler çizerek dersi anlatmasını izliyordum. Anlatım şekli, anlatırken kullandığı jestler, dudaklarının oynaması, ses tonu veya en küçük farklı davranışı dikkat çeken ve aynı zamanda da insanları kendine çeken bir havası var. Bu havaya ise ben çoktan kapılmıştım. Herkes gibi. Psikolog yolunda hızla ilerlerken arabaları solluyordum. Hız sınırını aşmıştım ama zaten daha sonradan emniyet şeridine girip hızla psikoloğa ilerledim. Caddedeki büronun kapısının önüne park edip direksiyonu kilitledim. Hızla merdivenlerden 3. kata çıkarken ayağımın takılmamamasına özen gösteriyordum. Kapının önüne geldiğimde hızla kapıyı çalıp açılmasını bekledim. Kapı açıldığında büyük bir gülümseme eşliğinde büroya girdim. Deri siyah koltuğa oturdum. "Ne içersin?" "Hiçbir şey." "Pekala." dedi ve koltuğa oturdu. "Karar verdin mi?" "Evet!" "Nedir?" "Ben...Ben ona aşık olmak istiyorum." güldü. "Çok iyi bir karar vermişsin. Peki neden?" "Senin dediklerini düşündüm. Devrim gerçekten benim aklımı başımdan alıyor. Yani Acar'a hissettiklerimi on karşı hissetmiyorum. Yani ona karşı bir şeyler hissediyorum. Acar'dan uzak kalsam pek fazla özlemem veya pek fazla yokluğunu hissetmem ama Devrim'i görmeden uzun süre yaşayacağımı zannetmiyorum. O...O benim için gerçekten özel. Tanışalı veya görüşmeye başlayalı 2-3 hafta olmasına rağmen onu sevmeye başladım. Bana davranışları gerçekten çok güzel. Ona verdiğim nefrete karşı yanımda durup bana yardımcı oldu. Sanırım ona bağlandım." deyip derin nefes aldığımda "Vay canına. Tahmin ettiğimden de özel şeyler hissediyormuşsun... Bu işimizi kolaylaştıracak. Yapman gereken Devrim'e yakın olmak ki sen bunu yapıyorsun. Günde 10 saate yakın bir ders saatiniz var. Bu sırada onunla göz teması kurup kendine bağlamaya çalış." "Pekala. Anlaşıldı. Başka?" "Son olarak Acar'a bunu söylemelisin. Yani önceden olan duygularını ve şimdi Devrim'e karşı olan duygularını." "Böyle bir şeyi asla yapamam." "Neden?" "Acar benim arkadaşım. Onun güvenini sarsamam." "Güvenini sarsmayacaksın. Tek yapacağın şey Acar'a gerçek hislerini anlatman. Bu emin ol daha iyi olacak. Sizin için büyük bir başlangıç. Arkadaşlığınızı daha yeni başlaması gibi düşün. Her şeye sıfırdan başlamayı öner ve onu kaybetme." "B-bu çok zor benim için." "Biliyorum ama yapmalısın. Saklayarak yaşayamazsın. Eninde sonunda bunu öğrenecek. Başkasından öğrenmesi yerine senin ağzından duymaya ihtiyacı olabilir. Hem açıklaman senin için daha kolay olur ama bu konuyu sana bırakıyorum. İstediğini yapabilirsin." "Peki ya Devrim?" "Ne olmuş ona?" "Devrim Acar'ı sevdiğimi biliyor. Belki sırf bu yüzden benden uzak durabilir. Acar'a ihanet etmemek için." "Acar'ı sevdiğini mi?" "Evet. Ilk tanıştığımız zaman boş boğazlık yapıp ağzımdan kaçırmıştım." "Bu... Garip. Her neyse. Her şeye rağmen olacaklara kendini hazırlamalısın. Acar'a bunu söylemelisin. Yani en azından eskiden böyle şeyler hissettiğini söylemelisin." "Deneyeceğim." "Şimdi aklına takılan bir konu var mı?" "Ihmm... Sanırım yok." "Pekala. Bugünü kısa keselim o zaman? Ne dersin?" Saate baktım. Yaklaşık 3 saat olmuştu. "Olur. Eve gidip plan yapmalıyım. Bir daha ne zaman geleyim?" "Dediklerimi yaptığın zaman." "Yani Acar'a açılıp Devrim'e yakın olduğum zaman?" "Şimdilik Acar'a açılsan senin için yeterli. Daha sonra onu da hallederiz?" "Pekala. Yapmaya çalışacağım." "İyi şanslar!" "Teşekkür ederim. İhtiyacım olacak." diyerek kapıdan çıktım. Motorum bıraktığım yerin aksine şu anda çekicinin arkasına yerleşmiş gidiyordu. Sinirle topuğumu yere vurdum. "Lanet olsun." bir taksi çevirip öndeki çekicinin peşinden gitmesini söyledim. Uzun bir yoldan sonra çekici durduğunda bir otoparka girdi. Taksiden inip hızla içeri girdim. Motosikletimi bıraktıklarında hızla polislerin yanına gittim. "Merhaba. Ben çektiğiniz motosikletin sahibiyim. Onu almak istiyorum. İşlemleri nereden yapabilirim?" "Beni takip edin lütfen." dedi ve arkasını dönüp ilerledi. Onu takip edip bir kulübeye girdik. Polisler vardı. Cezamı ödedim ve oradan hızlı adımlarla çıkıp motoruma bindim. Bebeğimden özür dileyip eve doğru sürdüm. Eve doğru giderken telefonum çaldı. Kenara çekip arayan kişiye baktım. "Acar?" "Selam. Ne yapıyorsun?" "Hiç. Eve gidiyordum. Sen neredesin?" "Evdeyim. Çok sıkılıyorum. İşin yoksa bana gelsene?" "İşim yok. Gelirim ama bir şey mi oldu?" "Gelince konuşsak?" "Tamam ben hemen geliyorum. İstediğin bir şey var mı?" "Hayır." "Tamam o zaman gelince görüşürüz." diyerek telefonu kapattım. Yolun tam tersi istikametine dönüp Acar'ın evine gittim. Kapıyı çalacağım sırada yan daireden fırlayan bir adam sayesinde geriye doğru kaçtım. Ama suyun yüzüme gelmesini engelleyemedim. Yüzüme gelen su sayesinde şaşkınlıkla çığlık attım. Yüzüme su atan bizim yaşlarımızdaki çocuk gülmemek için alt dudağını ısırarak yanıma geldi. Elini omzuma koydu. "İyi misin?" sinirle onlara baktığım sırada Acar kapıyı hızla açtı. Beni gördüğünde "Safir! İyi misin ne oldu?" "İyiyim. Sadece yüzüme su geldi." kafasını yanımdaki çocuğa çevirdi. "Mete?" "Selam! Biz çok üzgünüz. Arkadaşıma atıyordum o kapıyı açıp dışarı çıkınca bende görmeden yüzüne attım. Ama gerçekten üzgünüm. Birden öyle çıkınca..." "Her neyse. Önemli değil. Acar bana bir tişört verir misin?" "Tamam içeri geç. Dolabımdan al. Ben birazdan geliyorum." "Tamam." diyerek içeri girdim. Acar'ın dolabını açıp Superman baskılı mavi bir tişört giydim. Banyoya girip akan rimelimi sildim. Salona geçtim. Bana su atan çocuk ve arkadaşı salonda oturmuş Acar ile konuşuyorlardı. Acar beni görünce ayağa kalktı. "Tekrar hoş geldin." diyerek bana sarıldı. "Hoş buldum." ayrılıp koltuğa oturdum. "Acar bizi arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?" diyerek yüzüme su atan çocuk konuştuğunda gözlerimi devirdim. "Aa şey unutmuşum... Çocuklar bu Safir. Safir bunlar da Mete ve Doğu. Ev arkadaşılar. Bizim okula geçiş yaptılar." "Memnun oldum." "Biz de." Mete bana su atan çocuktu. Doğu ise onun yüzünden su yediğim çocuktu. "1. Sınıf mı?" "Hayır!" ikisi de aynı anda söylediğinde kaşlarımı çattım. "Bağırmanıza gerek yoktu." dediğimde Mete "Üzgünüz. Yani o kadar ufak değiliz. Son sınıfız. Hukuk." "Her neyse." diyerek elimi havada salladım. "Acar beni neden çağırdın?" "Arkadaşlarımla tanıştırmak için çağırdım." "Neden?" tek kaşımı kaldırdım. "Aynı okulda okuyacağız sonuçta. Ayrıca benim de arkadaşlarım." sorgularcasına gözlerine baktım. Gözlerini kaçırdı. "Ne içersiniz?" "Ben bir şey almayayım." Mete "Ben de. Hoşlanmıyorum." şaşırdım. Doğu "Sen ne alırsan bana da getir." dediğinde Acar ve Doğu mutfağa girdi. "İçmiyor musun?" dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım. "Sigara?" "Hayır." "Ben içerim." omuz silktim. Bacaklarımı koltukta topladım. Cebimden telefonumu çıkarıp sosyal hesaplarıma girdim. Oradaki mesajları kontrol edip cevapladım. Selin'in attığı mesaja gözlerimi büyüterek baktım. "Ne oldu?" Acar'ın sorusuyla ona baktım. "Selin mesaj atmış." "Hadi ya!?" diyerek yanıma geldi. Kafasını uzatıp ekrana baktı. Şaşkınlıkla gözleri büyürken ona baktım. "Sence nasıl bir oyun bu?" dediğimde "Bence oyun değil. Selin oyundan bile olsa özür dilemez. Ya bunu o atmadı ya da prensiplerini çiğnemeye başladı." tek kaşımı kaldırıp mesajı tekrar okudum. "Selam. Nasılsın? Ben kötüyüm. Sana yaptıklarım için çok üzgünüm. Beni affetmezsin biliyorum. Yani kimse affetmez ama biz seninle yakın iki dostuz. Yani dosttuk. Geçirdiğimiz çocukluk hatırına beni affeder misin? Tamam kabul ediyorum. Sana çok kötü şeyler yaptım ama beni affet. Eskisi gibi olamasak da en azından deneyelim ne dersin? Eğer kabul edersen numaram geçen mesaj attığın numaram. Aramanı bekleyeceğim." Belki arardım belki aramazdım. Emin değilim. Şu an aklımı buna vermek istemiyordum. "Ne yapacaksın?" "Bilmiyorum. Henüz karar vermedim... Konuşmamız gerektiğini söylemiştin?" "Evet ama sonra?" "Pekala. Ne yapıyoruz o zaman?" "Birilerini daha çağırıp küçük bir parti verebiliriz?" "Kimler?" "Doğum gününe gelenler?" "Olur. Onlara kanım ısındı." "Tamam. Ben hemen arıyorum." dedi ve telefonunu alıp salondan çıktı. Devrim gelecekti. Mete "Hangi bölüm?" "Mühendislik." "Çok iyi. Bölümün zor olduğunu duymuştum." "Yani biraz ama öğretmenler çok iyi. Anlayabiliyorum." "Umarım bizimkiler de iyi olur." "Umarım... Avukatlık mı?" "Hayır. Ben savcılık, Doğu da hakimlik." "Vay canına çok iyi. Giydiğiniz kıyafetlere bayılıyorum." "Aslında çok fazla bayılacak tarafı yok. Aksine insan çok terliyor." güldüm. "Ne deniyordu onların adına?" "Cüppe." "İşte onlar. Çok güzeller." Acar içeri girip "Ne güzeller?" "Cüppeler. Bayılıyorum onlara." "Evet küçükken sırf onlardan giymek için avukat olacağım derdin." gülümsedim eğer babamın zoruyla mühendislik okumasaydım avukatlık okuyacaktım. İç çektim. "Yine okuyabilirsin." "Hiç zannetmiyorum. Her neyse geliyorlar mı?" "Evet. Devrim sonradan gelecekmiş." yüzüm düştü "Neden?" "Kardeşi gelmiş Amerika’dan. Belki onu da getirir." "Kardeşi mi var?" "Evet. Adı Kuzey. Bizimle yaşıt. Çok iyi biridir. Aynı zamanda da yakışıklı. Esmer güzeli." "Devrim gibi yani?" "Devrim?" "Şey...Yani...Ihmm... O da esmer ya o yüzden söyledim." "Hı hı anladım." "Yaa Acar öyle demek istemedim. Şu kardeşini anlatsana? Kuzey miydi?" "Evet. Devrim'in erkek kardeşi. Pek fazla anlaşamazlar. Devrim onu sevmez daha doğrusu." "Neden?" "Devrim'den biraz daha yakışıklı. Yani belki kıskanma belki yaşı daha büyük olduğu için ilgiyi üzerine çekmek istiyor. Emin değilim ama bu yüzden olsa gerek." "Yaş?" "Devrim 29 yaşına girdi. Ondan 7 yaş daha büyük. Bu nedenle kendini ona göre yaşlı hissediyor. Çoğu kız da ikisinin olduğu yerde genelde Kuzey'e yönelirler. Bu nedenle de olabilir." "Devrim'den yakışıklı mı? Merak ettim doğrusu şu Kuzey'i. Fotoğrafı var mı?" "Var ama göstermem. Gelince görürsün. Biraz merak et. Hem onu görünce yüzünün şeklini merak ediyorum. O halini görmek istiyorum." "Çok iddialısın?" "Öyleyim." güldüm. Doğu ve Mete aklıma geldiğinde "Aç mısınız?" "Hayır." "Ben açım. Acar yemek ne var? Kurt gibi açım." "Dolapta pizza olması lazım." "Pizza mı? Ciddi misin?" "Ne yapayım? Doğa gelmiyor. Kardeşinin yanında kalıyor. Ben de dışarıdan söylemek zorunda kalıyorum." "Yazık sana." diyerek yanaklarını sıktım. Mutfağa girip pizzayı ısıttım. Yedikten sonra cips ve çerezleri hazırlamaya başladım. Cipsler yukarıdaki dolaptaydı. Sandalyenin üzerine çıktım. Sallanıyordu. Cipslere uzandım. O sırada Doğu aniden "Safir orada ne yapıyorsun?" dediğinde sıçradım ve dengem bozuldu. Yere düşeceğim sırada çığlık attım. Doğu beni yakaladı. Gözlerimiz kesiştiğinde gri gözlerinin olduğunu gördüm. "B-ben teşekkür ederim." dediğimde "Önemli değil. Dikkatli olmalısın." yavaşça beni doğrulttu. Ellerini belimden çektiğinde arkamı döndüm. Cipslere uzandım. Doğu kıkırdadığında ona döndüm. Bana gülüp yavaşça kenara itti. Cipslere uzandı. Tişörtü yukarı kıvrıldı. Sıkı karın kasları vardı. Kafamı oradan çevirip cipsleri aldı ve bana uzattı. "Teşekkür ederim." "Önemli değil." cipsleri açıp kaselere doldurdum. Tezgaha yaşlanmış beni izliyordu. "Neden öyle bakıyorsun?" gözlerini kaçırdı. "Bakmıyorum." "Evet. Bakıyorsun." "Bakmıyorum." "Pekala öyle olsun ama bakıyordun." gülümsedi. Gamzeleri vardı. "Gamzen var." "Evet." dedi ve tekrar güldü. "Aslında çok soğuk biri gibi görünüyorsun?" "Aslında öyleyim. Mete ile birlikte yaşamaya başlayınca birimizin ağır başlı olması gerekiyordu. Bu görevi de ben üstlendim." dediğinde gülümsedim. "Senin de var gamzen." "Evet ama pek belli değildir. Nasıl gördün?" "Dikkatli bakınca belli oluyor...Yardım lazım mı?" "Ihmm...-" kapı çaldı. "Kapıya bakabilirsin?" dediğimde gülerek mutfaktan çıktı. "Şey.. Çöp nerede? Kapıcı gelmiş." çöpü alarak Doğu'ya uzattım. Ellerimi yıkayıp çerez ve cipsleri hazırlamaya devam ettim. Cips ve çerezleri salona taşıdım. Acar ve Mete konuşuyordu. "Ne konuşuyorsunuz?" "PlayStation hakkında. Yani senin ilgi alanın değil." "Oo dostum Safir tam bir PlayStation manyağıdır. Ayrıca güzel oynar. Tabi beni yenemiyor o ayrı konu." bir bilse sadece gururu kırılmasın diye kaybettiğimi. "Evet. Zaten uzun zamandır oynamadım. Hamladım." Kuyruklu yalan. Zaman buldukça oynuyordum. "Bence bugün mutlaka oynamalıyız?" diye Mete araya girdiğinde "Kuzey fena oynar onu size söylemeliyim. Yani o yüzden onunla iddiaya girmeyin." "Bence onu Safir'le oynatmalıyız." "Ha ha ha. çok komik. Hem ben onu yenerim." "Safir... Yapma. Daha beni yenemiyorsun?" "Siz sadece onu benimle oynamaya ikna edin. Sonra hallederim ben." "Safir bizimle dalga mı geçiyorsun?" "Hayır. Lütfen. En azından ikna edin. Beni tutmasanız da olur?" "Pekala. Sen kaşındın ama söyleyeyim öylesine oynamaz. İddiaya girmek isteyecek. Kötü bir şey isteyebilir. Şimdiden uyarayım ben seni." "Mesela?" "Öpmek falan." gözlerimi büyüttüm. "Sapık mı o?" "Evet." tamam açıkçası bu cevabı beklemiyordum. Omuz silkip telefonumu çıkardım. Kapı çaldığında Acar ayağa kalkıp kapıyı açmaya gitti. Telefonumu cebime koydum. İçeriye Kaan, Murat, Seren ve Begüm'ün dışında 2 kız daha geldi. Tanıdıklarımla selamlaştım. Murat "Safir? Acar senin burada olduğunu söylememişti. Nasılsın?" "İyiyim. Sen nasılsın?" "İyiyim. Nasıl gidiyor?" "Fena değil. Okula gidip geliyorum." "Seni akıllı bıdık seni." dediğine herkes güldü. "Sizden sadece 2 yaş küçüğüm." dediğimde daha da güldüler. Acar "Safir bak bu Su ve Sude. Su ve Sude ikiz." anlamayan gözlerle ona bakınca "Çift yumurta." diye açıkladığında elimi uzattım. Elimi tuttular. "Tanıştığıma memnun oldum." "Biz de Acar senden çok bahsetti." Acar'a baktım. Ellerini havaya kaldırdı. Gülümseyerek diğerleri ile de selamlaştım. Koltuklara oturduk. Acar bira getirdi. İçerek konuşmaya başladılar. Ben ise elimde kola ile konuşmayı dinliyordum. Kapı çaldığında Acar ayaklandı. Tabi ben de. "Safir orada dur. Yüzünün şeklini görmeyi istiyorum." gözlerimi devirdim. Herkes ayaklandı. Acar kapıyı açmaya gitti. Birkaç dakika sonra önde Acar arkada Devrim ve Kuzey zannettiğim çocuk içeri girdi. Çocuğun yüzünde sinsi bir gülüşü vardı. Devrim'in ise sıkıntılı bir hali vardı. Acar yüzüme bakarken kaşlarımı iki kez havaya kaldırıp indirdim. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı. Çocuk herkesle selamlaştı. Mete, Doğu ve bana geldiğinde "Siz?" "Mete." "Doğu." "Safir." hepimiz kendimizi tanıttığımızda güldü. Sinsice. "Siz kardeş misiniz?" "Hayır." Mete cevap verdiğinde yine gülümsedi. Bana dönüp "Adın çok güzel. Gözlerin de." "Teşekkür ederim." zorla gülümsedim. O sırada Devrim de arkadaşlarıyla sarılıyordu. Bana geldiğinde elimi uzattım. "Hoş geldiniz hocam." gülümsedi. "Hocam? Okulda değiliz. Ayrıca bundan sonra derse de girmeyeceğim. O yüzden bana Devrim diyebilirsin." gülümsedim. Birbirimize bakarken Mete ve Doğu öksürdü. Gözlerini benden alıp "Ben Devrim." elini uzattı. "Mete." "Doğu." "Tanıştığıma memnun oldum. Acar'ın mı arkadaşısınız?" "Sayılır. Yan komşusuyuz." "Ne güzel. Okuyor musunuz?" "Evet." Acar "Devrim otursana." dediğinde etrafa göz gezdirdi ve boş yer bulamayınca biraz yana kaydım. Doğu da kaydı. Devrim de ortaya sığmaya çalıştı. Çalıştı, çünkü 1,90'dan fazla boyu ve en az 80 kilo olan kaslı iri bedeni vardı. Kollarımız ve bacaklarımız birbirine değiyordu. Konuşulmaya başlandı. Devrim bir bira açtı. Kokusunu sevmiyordum. Parmağımı çaktırmadan burnum ve üst dudağımın arasına koydum. "Rahatsız mı oldun?" "H-hayır. İyiyim. Rahat ol." Birayı masaya bıraktı. "Rahatsız oluyorsan söylemen yeter. Bırakırdım." "Rahatını neden bozayım?" fısıldayarak konuşuyorduk. "Ben senin rahatını bozuyordum." "Önemli değil." birbirimize gülümsedik. Kaan muzurca gülerek "Siz neden gülüyorsunuz?" "H-hiç." "Bana hiç hiç gibi gelmedi?" "Yanlış gelmiş sana." dediğimde herkes güldü. Gözlerimi devirdim. Kızlar Kuzey'e yiyecek gibi bakıyordu. Sude hariç o Devrim'e bakıyordu. Sinirle sehpadaki fındık kasesini aldım. Sinirle fındık yerken Acar bana baktı. Ağzını oynatarak "İyi misin?" aynı şekilde ağzımı oynatarak cevap verdim. "Evet." diyerek gülümsedim. Konuşmaya odaklandı. Devrim konuşmaya dahil olmuyordu. Açıkçası ben de pek konuşmuyordum. Kaan "Kuzey neler yapıyorsun? Kalıcı mı geldin?" "Belki. Emin eğilim. Daha karar vermedim." "Okulun var geri döneceksin." Devrim ona hitaben konuştuğunda "Bilmiyorum. Kaydımı aldırabilirim." "Öyle bir şey olmayacak." onu takmadı ve kafasını çevirdi. Bana baktı. "Sen lise mi?" "Hayır. Üniversite son." Devrim'e bakarak "Oldukça genç görünüyorsun." sinirle iç geçirdi. "Abi unutmadan 29. yaş gününe gelemediğim için üzgünüm." yumruğunu sıktı. "Önemli değil." zoraki bir gülümseme ile cevap verdi. Telefonumu çıkarıp Devrim'i aradım. Telefonunu çıkardı ve bana baktı. Ona kafamla balkonuna gösterdiğimde "Müsaadenizle." diyerek balkona çıktı. Telefonun mesaj kısmını açıp mesaj yazdım. 'Sinirli görünüyordun. Hava al biraz :)' cevap geldi. 'Teşekkür ederim. İhtiyacım vardı.' 'Önemli değil.' sohbete katılmaya çalışmadım. Zaten benim ilgilendiğim bir konu halkında konuşmuyorlardı. Kısa süre sonra Devrim geldi. "İyi misin?" fısıldadım. "Evet." gülümsedi. Acar ayağa kalktı. "Ee kim Pes atmak ister?" erkekler onaylayan homurtular çıkarırken, kızlar 'yaa'lıyordu. "Bizi niye çağırdınız o zaman?" "Bizi izleyin diye." diyerek güldüklerinde kızlar bu defa ofladı. "Kim benimle oynar?" Acar sorduğunda "Ben yenerim seni." diyerek Murat konsolu eline aldığında "Öyle olsun." dedi ve Acar'da konsolu eline aldı. "Ben Acar'ı tutuyorum." deyip yanına gittim. "İşte benim kızım." diyerek tek elini kaldırdı. Eline vurdum. Begüm, Seren, Su ve Sude Murat'ın yanına gittiler. "Biz Murat diyoruz." Kaan "Murat." Kuzey "Murat. Acar senin bu oyunda beceriksiz olduğunu biliyorum." Devrim "Acar." Mete ve Doğu "Acar." diyerek yanımıza geldi. "Hadi oyunu başlat." dediklerinde takımlar ayarlandı ve oyun başlatıldı. Acar'ın yanağını öptüm. "Hadi iyi şanslar." dedim.ve yanında oturmaya başladım. Ilk 10 dakika golsüz geldi. 14.dakikada gol geldi ama golü Murat attı. Onu tutanlar sevinirken biz de Acar'ı cesaretlendiriyorduk... Ilk yarı 3-0 bittiğinde karşı takım gülüyordu. "Acar beni yeniyordun?" dediğimde daha şiddetli gülmeye başladılar. "Tabi ki yener." dediklerinde Acar göz devirdi. "Safir iyi oynar." "Sen onu yendiğine göre kötü oynuyor." Kuzey güldüğünde göz devirdim. "Safir kendinden bu kadar eminsen beraber oynayalım." tek kaşını kaldırarak sorduğunda "Tamam. Acar ve Murat'tan sonra oynayalım." dediğimde herkes gülmeye başladı. "Hadi oynayın." diyerek işaret ettiğimde oyunu başlattılar. Acar'ın kulağına fısıldayıp ne yapması gerektiğini söylüyordum. "Sağa pas ver ve ilerlet topu." dediğimde dediğimi yaptı. Ceza sahasına girip gol attı. "İşte bu!" diyerek gülerken "Hala ben kazanıyorum." "Şimdilik."... 79.dakikada 3-2'ydi. Murat bozulmaya başlamıştı. "Şimdi sola, sağa, sola ve ileriye pas vererek ilerle." dediğimde yine dediğimi yaptı. 3. gol de gecikmeden geldiğinde 3-3 olmuştu. Murat'ın yüz ifadesine hepimiz gülerken Acar şaşkındı. "Safir?" "Hadi oyna gol yiyeceksin." diyerek güldüğümde ekrana odaklandı.... "Son 10 saniye!" dediğimde Murat konsolu yere bıraktı ve kalktı. 6-4 Acar kazanmıştı maçı. Bana baktı. "Safir sen bilerek-" "Evet ama çok mutlu oluyordun." dediğimde güldü ve bana sarıldı. "Hepsi Safir yüzünden şans öpücüğü bana da verseydi ben de kazanırdım." yanaklarım kızardı. Kuzey "Hadi sıra bizde. Kendine şans öpücüğü veremeyeceğine göre bana verebilirsin?" göz devirdim. Murat, Kaan, Seren, Begüm, Su, Sude, Mete, Doğu ve Acar Kuzey’in arkasına geçti. Acar'a baktım. "Sen dünyadaki en iyi arkadaşsın." diyerek göz devirdiğimde güldü. "Yenemezsin Kuzey'i." "Sağ ol ya moral veriyorsun. Hem de çok. yalnız bıraktınız ya beni...Öyle olsun!" "Ben arkandayım." Devrim konuştuğunda arkamı döndüm. "Acar görüyorsun değil mi?" "Hı hı." kafasına yastık attım. Öpücük attı. Kuzey "Ama öylesine oynamam. Madem kendine güveniyorsun, iddiaya girelim." "Tamam. Nesine?" "Bayanlar önden." "Pekala. Ben kazanırsam burayı sen toplayacaksın?" etrafına bakındı. "Pekala. Zaten kazanacağım. Ben kazanırsam... beni öpeceksin?" "Asla!" "Yapacaksın." "Hayır yapmam." "Küçücük ufacık bir öpücük." "Hayır. Olmaz." "Sevgilin mi var? Benden sır çıkmaz?" "Hayır’ın neresini anlamıyorsun?" "Küçük bir öpücükten ne olur?" "Başka bir şey söylesen ne olur?" tek kaşımı kaldırdım. "Kendinden bu kadar eminsen neden kabul etmiyorsun?" "Belki de seni beğenmemişimdir?" "Gözlerinin bozuk olmadığına emin misin?" "Seni yeneceğime emin olduğum kadar." "O zaman iddia kabul edildi. Ben kazanırsam beni öpeceksin, sen kazanırsan, ki bu imkansız, bütün odayı toplayacağım." "Bütün ev. Mutfakla birlikte." "Hay hay." diyerek oyun kolunu eline aldı. "Kuzey bunu yapmayacaksın!" "Neden? O kabul etti." "Öyle bir şey olmayacak dediysem olmayacak." "Olacak." dedi ve önüne döndü. "Safir böyle bir şeyi nasıl kabul edersin?" "Kazanacağımı biliyorum çünkü." "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" "Sadece bekle. Tamam mı?" "Hayır Safir oynamayacaksın!" "Oynayacağım." "Oynamayacaksın!" "Oynadığımda görürsün! Kazanacağım." "Kazanamazsan?" "O zaman bir şeyler bulurum." "Mesela?" kulağına yaklaşıp fısıldadım "Ondan önce seni öperim, böylece ilk öpücüğüm ona gitmez." gözleri açıldı. "Ne?!" "Ne konuşuyorsunuz siz orada fısır fısır?" "H-hiç b-bir şey." diyerek önüme döndüm. Kuzey "Hadi başlatıyorum." diyerek maçı başlattı. Kazanmalıydım!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE