1.BÖLÜM
Uzayda filan değiliz cinayet bürodayız sanırım evet yine lanet olası bir sabahtayız diye söyleniyordu Süreyya eline aldığı kahve bardağını dudaklarına doğru götürüp bir yudum aldı sabahın beşinde onları buraya çağıran amirleri Ulaş Akçalı ise henüz kapıdan bile girmemişti. Komiser yardımcısı Cemal Hacıoğlu kapıdan girmişti yine her zamanki parmağında zikirmatik ile dualar ediyordu.
Cemal: ”Günaydın Süreyya bacım yine hangi mendebur olay için toplandık.”
“Bilmiyorum Komiserim vallahi Ulaş amirim acil toplanmamız için aradı ben de daha onu bekliyorum.”
Ulaş Akçalı kapıdan elinde kahvesi ve sigarası ile gözüktü. Arkasından Çömez Berk onu takip ediyordu. Masaya dosyaları resmen fırlattı.
Ulaş: ”Evet arkadaşlar yine 28 Sokak zırvası için toplandık bu sabaha karşı saat 3 de farklı nokta da çöpte kadın cesedi bulmuşlar. “
Herkes birbirine bakarak iç geçirdi yine bu sokak ve yine bitmek bilmeyen cinayetler silsilesi Süreyya hemen kurbanın resimlerini panoya astı. Kadının yüzü tanınmaz halde olduğu için Berk midesi bulanır gibi oldu yanına doğru baktığında Ulaş amirinin ona sert bakışlar attığını gördü resmen katlanamıyorsan çık zibidi diyordu içinden.
Cemal: ”Abi bu ceset oraya nasıl gelmiş hiç gören yok mu bir haftada bir sokakta üçüncü cinayet işleniyor burada yaşayan insanlar hiç mi dikkat etmiyor hiç mi korkmuyorlar mı vallahi bunlar kıyamet alametleri ben size diyorum
insanlar birbirini umursamaz oldu hiç olur mu Müslümanlıkta böyle şey Sen affeyle Yarabbim.”
Ulaş somurtarak:
”Cemal sabah sabah kafa açma zaten kahvaltı yapmadık bir de seni çekemem oğlum.”
Süreyya panonun başına geçerek “Başlıyorum amirim.” Ulaş başıyla onayladı. Panoya birinci cinayetin resmini göstererek 40 yaşlarında erkek önce başına darbe almış daha sonra 2 kez kalbinden bıçaklanmış sonrakine bakıyoruz 60 yaşlarında erkek yine başına sert darbe almış kalbinden 2 kez bıçaklanmış ve sonuncusu bu sabaha karşı bulunan kadın 28 yaşlarında başına sert darbe almış kalbinden 2 kez bıçaklanmış ve bu sefer cesedin elinde bir kağıt parçası bulduk amirim.
“Geceler uzar hazırlık sonbahara O mahur beste çalar müjgan ile ben ağlaşırız.” Kurbanın elindeki notta bu yazıyor amirim. Ulaş sinirli sinirli bakarak: “Ne yani şimdi katilimiz Atilla İlhan seviyor ama insanları öldürüyor bunu mu anlayacağız evet hadi konuşun herkes fikrini söylesin Berk.” Berk kendini toplamaya çalışarak: ”Bence amirim katil bu kızı seviyordu babası ve dedesi kızı vermedi sonunda katil sinirlendi hepsini öldürdü.” diye zekice bir fikir attı ortaya Ulaş ise sertçe masaya elini vurdu.
Ulaş: ”Burası ilkokul değil konuyla ilgili çocukça yorumlar yapın bende öğretmen değilim ama bazen keşke o kafanın içinde gerçekten bir şeyler olsa diyorum protein tozundan yazık beyin gelişimin durmuş.”
Süreyya konuşmak ister gibi hemen araya atılarak “Amirim ilk ikisinin DNA’sına bakarsak akraba olmaları imkansız kadını daha bilmiyoruz lakin katil öyle aşk ya da cinnet cinayetleri değil de sanat yaptığını düşünen bir manyak bence çünkü bütün cesetler beyaz elbise ve cenin pozisyonunda bulduk.” Ulaş Süreyya bakarak elleriyle alkışladı “İşte böyle bu tarz orijinal fikirlerle gelin hadi bakalım başka tahmini olan var mıdır Cemal Hocam sizin kıymetli fikirlerinizden bizi mahrum etmeyin lütfen.”
Cemal zikirlerinden kafasını kaldırarak “Vallahi ben beşeri bir mahlukatım amirim aklım ermez dilim söyleyemez ondan gelin abdest alıp sabah namazımı kılıp Rabbimden yardım isteyelim o da bizi bu mendebur katile götürsün amirim bilirsiniz o ol der olur.”
Ulaş: “Kalk sen iki saat namaz kıl toplantı bitince gelirsin Cemal” diyerek ona izin verdi Cemal odadan çıkıp mescide giderken odaya Haydar müdür girdi. O söze başlamadan Ulaş hemen atılarak “Arkadaşlar yukarıdan sıkıştırıyorlar bu işi hemen çözelim mi diyeceksiniz Müdürüm.” dedi kıkırdayarak. Haydar Müdür asabi şekilde “Zevzeğin ettiği lafa bak sanki keyfime söylüyorum her şey halkımızın huzuru için.”
Ulaş yine araya girerek “Ya da sizin odanızda rahatça kahve içmeniz için demi” dedi. Haydar müdür sinirlenip sabır çekerek odadan ayrıldı. Süreyya da arkasından gitti. Ulaş artık güzel bir menemen vaktinin geldiğini karnındaki sinyallerden anlıyordu.
Ulaş: “Berk kalk Fuat abinin yerine gidiyoruz.” Berk tamam diyerek çıktılar yarım saate gelmişlerdi. Ulaş kurttan da fazla acıktığı için insanlıktan çıkarak menemeni bitirdi. Zavallı Berk ise kıyıda kendine ne zaman yemek için kollarını sıyırmış elinde bir lokma ekmekle bekliyordu. Bunu gören Fuat abileri ikinci menemeni hazırlayıp getirmeye koyulmuştu ki Ulaş’ın telefonu çaldı. “He söyle Süreyya evet evet dinliyorum nerede konum at biz giderik Berk’le.” Tam Fuat abi ikinci menemeni masaya koydu. Ulaş ayağa kalktı ve “Hadi kalk gidiyoruz.”
Fuat abi: ”Bırak çocuk kahvaltısını bitirsin Ulaş.” Ulaş ise sırıtarak Berk’in sırtına vurarak “Bu hayatta fazla kibarlığa yer yoktur Koçero yoksa aç kalırsın böyle hadi yürü gidiyoruz.”
Ulaş amir önden arabaya doğru ilerledi. Berk koşar adımlarla arkasından geldi ve meraklı gözlerle Ulaş amire bakıyordu. Nereye gidiyoruz der gibiydi. Ulaş Berk’e dönerek ”3. Şahsın şiirini bilir misin Berk?”
Berk onaylar gibi kafasını salladı bu arada çoktan arabaya binmişler ve emniyet kemerlerini bağlamışlardı. ”İşte sevgili katilimiz bugün 28. sokakta 3.şahsın şiirini kaleme alarak bir duvara yazmış biz de oraya gidiyoruz.“ 28.sokak ismini duyunca Berk soğuk soğuk terlemeye orada yüzü kesilmiş cesetler sırasıyla gözünün önüne gelmeye başladı. Yol tamı tamına yarım saat sürdü bu süre boyunca kimse sessizliğini bozmadı.
28.sokak tabelasını gördüklerinde direk eski beyaz binanın önüne park edip arabadan indiler. İki metre yürüdükten sonra köşe de eskiye kaçan depremden izler taşıyan binanın altındaki Rüstem Markete doğru yürüdüler. Bakkala girip bugün ki yazıyı sordular. Adam kimin yazdığını görmediği yazının ise üç bina ileride ki sarı apartmanının arkasında kaldığını söyledi. Ulaş ve Berk yazının olduğu yere gittiklerin de sarı binanın arkasında adeta kanla yazılmış olan yazıyla karşılaştılar.
"Kendinize bir bakın ayna sizi gösteriyor. Katil kim diye sormaktan vazgeçin asla bulamayacaksınız çünkü aslında sizlerde katilsiniz. Başkalarını suçlamak yerine kendinize bakın bir insan neden katil olur diye sorun bir kere de . Hayır kayıplarıma asla suç bulmuyorum sizler kazandınız mı sanıyorsunuz asıl kaybeden siz aciz varlıklarsınız."
Bu yazının sonunda bir de Atilla İlhan'ın dörtlükleri vardı.
Katilin anlatmak istediklerini sadece bu yazıdan bile anlayabilirler dedi. Lakin onların kafası o kadar karışmıştı ki bu yazının ne anlama geldiğini bir türlü anlayamamışlardı. Kendilerini dönüp duran ve birbiri arkasından takip eden bir dönme dolaba benzetmişlerdi. Sonucu ne olursa olsun bu yol gidilmeli ve sonunda bu kadar zalimce cinayetler işleyen kansız ruhsuz katil tutuklanmalıydı. Her şeyin bir sonu vardı. Elbette o da bir hata yapacak ve kendi sonunu kendi elleriyle hazırlayacaktı. Bunu en iyi ulaş bilirdi çünkü her zaman tatil kendini gizlemekte usta değildi. Hiçbir cinayetin kusursuz olmadığını artık defalarca gördüğü olaylardan anlamıştı Ulaş Akçalı.
Ulaş duvara baktıkça düşünceden düşünceye giriyor neler olduğunu kafasında anlamlandırmaya çalışıyordu. Berk ise yazıya bomboş gözlerle bakıyordu şimdiye kadar olduğu gibi bundan da hiçbir şey anlamıyordu. Ulaş Berk’e döndü ”Bana Atilla İlhanın hayatını araştır.”
Berk telefonundan hemen yazarak bulduğu ilk bilgileri amirine söylemeye başladı.
“Atilla İlhan 1925 yılında İzmir'in Menemen ilçesinde dünyaya gözlerini açtı. Babası Bedri Bey aruzla şiir yazan bir divan şairiydi. Bu nedenle şiire düşkün ve nahif bir çocuk olarak yetişti Atilla İlhan. ... Bu alanda 15 adet senaryo yazdı ve senaryolarında Ali Kaptanoğlu takma adını kulandı.” diye okudu bütün bulduğu yazıyı. Ulaş ise Berk’e doğru döndü sert gözlerle bakıyordu. ”Sana ilkokul ödevi yap demedim git en küçük ayrıntısına kadar bana araştır gel böyle okuyunca her şey bitmiyor bu adam şiirlerle Atilla İlhan ile nereye varmak istiyor amacı nedir kimse neden katili hiç görmüyor bunlara cevap bulmamız lazım değil mi bay zeki.” diye kızdı.
Ulaş bütün gün mahalleyi soruşturmuş ve kimsenin katile dair en ufak bilgiye sahip olmadığını anlayıp evin yolunu tutmuştur. Yarım saate aşkın sürede eve gelmiş kahve makinesine giderek en sert kahvesini bardağını boşaltıp ikili koltuğuna atlayarak dosyaları ifadeleri kurbanlarının bilgilerini önüne koymuştu.
En başından beri bir detayı kaçırdığını hissediyordu ama ne olduğunu bir türlü bulamıyordu. Bu olayın ona patlaması zaten ablasının suçuydu tam bir hafta önce bir gece yarısı kan ter içinde evine gelmiş ve olayı Ulaş’ın üzerine yıkmıştı.
1 HAFTA ÖNCE OLAY GECESİ
Ulaş işten gelmiş kahvesini almış her zamanki kanepesinde haberleri izliyordu. Elinde kahvesi son dakika haberinde Savcı Türkan Sayer’in son dakika açıklamasını görünce hemen gözleri dört açıldı ve izlemeye başladı.
“Sayın İztepe halkı ve sayın basın mensupları biliyorsunuz ki son günler de ilimizdeki olan ve hepinizin yediden yetmişe konuştuğu 28.sokak cinayeti hakkında sizlerle konuşmak istiyorum. Hiç beklenmedik şekilde kimliği belirsiz bir cesedin 28.sokakta orada spor yapan bir vatandaşımız tarafından fark edilmesiyle olaydan haberdar olduk. Lakin sizler 28.sokak sakinleri hiçbir şey görmüyor ve duymuyorsunuz bizler ise sizlerin güvenliği için elimizi dişimize çalışıp duruyoruz. Sizlerden rica ediyorum artık bu suskunluğa bir son verin ve bildiklerinizi bizlerle paylaşın.”
Sonrasında sorulara cevap verirken kapı çaldı hemen kalkıp bakan Ulaş kapıda ablasını görünce çokta şaşırmamıştı.
“Ooo ünlü ablam da fakirhaneme teşrif etmiş bu gelişinizin sebebi nedir acaba.” diyerek takılmaya başladı. Ablası çok terlemiş yüzü kızarmış ve korkudan gözleri yerinden çıkacak gibiydi temkinlice koltuğa oturdu ve
”Ulaş bu olayı senin almanı istiyorum.”
Ulaş ablasına sorgular gözlerle bakıyordu ve hemen meraklı tavırla sordu: ”Ya sen ülkenin en beceriksiz cinayet büro amirine mi kaldın ablacım kocan senin için daha iyilerini bulur.” diye alttan alttan laf sokarak iğnelemeye devam ediyordu. Ablası ”Hiç şaka çekecek durumda değilim. Ulaş çok sıkışmasam biliyorsun bunu senden istemem lütfen al bu dosyayı ve bir an evvel soruşturmaya başla. Sana ablan olarak değil, Savcı Türkan Sayer olarak rica ediyorum. Çok farklı bir vaka söz konusu yoksa inan senden istemem.”
Nedenini bilmediği şeyleri çok da merak etmeyen yapıya sahip olan Ulaş Akçalı bunun üstünde çok durmayarak mutfağa gidip sevgili ablasına en acı kahvesinden yaptı getirdi.
“Bak bakalım Victor’un kahvesini beğenecek misin?” diye uzattı ablası kahvenin tadına baktık dan sonra döndü.” Ziya’ya ne oldu ?” dedi. Ziya Ulaş’ın Victor’dan önce ki kahve makinesiydi. Çok az çeşit kahve yapan oldukça eski Ziya’ya uygun bir fiyata satıp teknolojinin son harikası ve her kahveyi yapan Victor’u nasıl ucuza aldığını en ince ayrıntılarına kadar anlatarak ablasının bile içini baymayı başarmıştı. Sonunda dayanamayarak Ulaş’tan izin isteyerek ayrıldı, Türkan hanım. Ulaş hemen mutlu oldu çünkü bu gece tek başına oturup Dünya Seri Katiller belgeselinin son bölümünü izleyecekti. Ulaş böyle bir adamdı, yaptığı işi araştıran okuyan oturduğu yerden aldığı maaşla yetinmeyip her lokmayı hak etmeyi kafasına koymuş bir adamdı.
Yaşlı kedisi Alfred horlamasıyla düşüncelerden gerçek dünyaya geçiş yapan Süreyya ise telefonuna bakarak Ulaş amirden haber bekliyordu acilen topla herkesi demiş sonrasını yazmamıştı. Süreyya koltuktan kalkarak Alfred’in mamasını ve suyunu tazeledi. Evde son yapması gerekenleri yapıp eski Nissan Micra marka arabası ile Fuat Abi’nin yerine doğru yola çıkmıştı. Hemen hemen on beş dakikaya geldiğinde saçlarını arkadan toplamış, oldukça eski deri kamyoncu ceketiyle elleri sigarası yakan Ulaş Akçalı’ya bakıyordu.
Bir elini havaya kaldırmış gel gel işareti yapıyordu. Süreyya ise tebessüm ederek ona doğru yaklaştı. Ulaş inceler gibi bakışlar attıktan sonra “Aç mısın?” dedi. Süreyya olumsuz anlam da kafasını salladı ve “Bak açsan atsın ocağa hemen menemen çok güzel yapar barnaklarını yersin.” Süreyya sorgular gibi bakarak “barnak mı?” Ulaş gevşekçe gülerek: “Heee barnak sosyete gülü ne oldu hoşuna mı gitmedi” dedi. Süreyya hemen toparlanarak: ”Yok amirim anlamadım ondan sordum kusura bakmayın diye“ üsteledi.
Hacı Cemal ve ekürisi Berk’te gözükünce bütün ekip toplanmıştı artık.
Ulaş konuya gelebilirdi. ”Vatandaşlar şimdi diyorsunuz ki neden toplandık. Bu itin bile ulumadığı saatte hemen sizin merakınızı gidereyim. Televizyon izlediyseniz ya da iki kapı ötede ki MOBESE Hayriye Teyze’nin sohbetine kulak verdiyseniz konumuz 28.sokak.” 28.sokak lafını duyan herkes çıt kesilmişti, son günlerin vahşetini anlatıyordu amirleri onlara.
Cemal lafa girerek: ”Sayın Ulaş amirim bu olay sakın bizim demeyin töbe billah ben böyle abdest tutmayan şeylere bakamam. Allah günah yazar.” Ulaş amir de Cemal’e öldürmek isteyen bakışlar attı. Sinirli bir şekilde: “Cemal bizde zaten evde otururken bugün hangi manyağa tebelleş olsak diye düşünmüyoruz. Adamın asabını bozma.” diye konuşmaya devam etti. Bu sırada Fuat abi getirdiği çayları herkesin önüne koydu. Berk, Fuat abiye dönerek: “Yiyecek bir şeyler yok mu?” dedi. Ulaş amir ise Berk’e bakarak: “Şuanda aile yemeğinde değiliz.” dedi. Ulaş amir herkese dosyaları dağıtıp konuyla ilgili son bilgileri verip evlere gitmek üzere herkes yoluna ayrıldı. Böylece 28.sokak cinayetleri soruşturması başlamış oldu.