Çıplaksın

1831 Kelimeler
Elif Masayı topladım. Kirli bulaşıkları yıkarken eski günlerim gözümün önüne geldi, boğazım düğümlendi. Hizmetçilerle, dadılarla büyüyen ben… şimdi kirli tabakları yıkıyorum. Annem görse, yeminle kahrından inme inerdi kadına. İyi ki görmüyor. Canım annem. Sanki hissedecekmiş gibi, evlendiğim gün karşıma geçmişti. “Emin misin kızım? Evlilik çocuk oyuncağı değil. Mutlu olacağına inanıyor musun?” Ben de saf saf, anneme. “Eminim anne. Hakan beni çok seviyor, Saçımın teline kıymaz o..” Fiziksel şiddet uygulamadı, doğru. Onun yöntemleri farklı, ruhumu hiç acımadan avuçlarının arasına alıp acımadan paramparça etti, ben eskiden böyle değildim, daha çok konuşur, her şeye gülerdim. Dünya gözümde toz pembeydi, ne zaman Hakanla tanıştım, hayatım tepe takla oldu. Hakan tanıdığım diğer erkeklerden farklı, onun ceza yöntemi fiziksel olmaz, duygusal yönden vurur insana. Küçük düşürür aşağılar, yaptıklarını beğenmez, sürekli eleştirir. Ona haber vermeden evden çıktım diye beni iki gün iki gece bodruma kilitledi. Gündüzleri idare ediliyordu belki ama geceleri… karanlıkta kalmak insanın aklını söküyor. Her yaptığımı eleştiriyor. Hiçbir şeyden memnun değil. Böyle birini mutlu etmek zaten imkânsız. Küçük şeylerle mutlu olmayı bilmezler çünkü. İnsanların içinde beni küçük düşürüyor. Hep onun dediği olacak, onun saçma sapan oyunları, kuralları. Hep onun istekleri, peki ya ben? Ben bu hikâyenin neresindeyim, bu evde benim yerim ne?? Karısı mıyım, hizmetçisi mi? Benim bu evde sıfatım ne? Belki de oynamayı sevdiği bir kukla? Bu evde bir çöp kadar değerim, yok. Evde herhangi bir eşyanın yerini değiştirsem kıyametleri koparıyor. Nerede ne duracak, eve ne alınacak ne gidecek her şeye o karar veriyor. Bende kuru kuru baş sallayarak onaylıyorum. Mecbur kalmadığım sürece konuşmuyorum onunla, içimden gelmiyor. Mutfakta vakit geçiren benim ama bir çöpün yerini bile değiştiremiyorum. İçimin soğuyacağını bilsem, yıkadığım tabağı Hakan’ın kafasında tek tek patlatırım. Ama işe yaramayacağını biliyorum. Bok mu vardı da âşık oldum ona? Tüm yaptıklarına rağmen hâlâ vazgeçemiyorum. Bir umut… belki düzelir. Nasıl düzelecekse. Onca yemek yaptım, adam bir kez olsun “eline sağlık” demedi ya. “Güzel olmuş hayatım” dese sanki incileri dökülür. “Hayatım, canım” onun ağzından hiç duymadığım tatlı sözle. İnsanların içinde beni aşağılayan birini neden seviyorum, ben de bilmiyorum. Tabakları yıkadım, yerleri sildim. Mutfağı pırıl pırıl yaptım. Eve parayla hizmetçi tutsam bu kadar temiz olmazdı. Sabah kalktığında bahane bulamasın diye her şeyi düzenledim. Bardakları bile istediği sıraya göre dizdim. Kontrol manyağı işte. İlla her şey onun istediği gibi olacak. Bir gün, bahçeden beğendiğim çiçekleri kökleriyle vazoya koymuştum. Koparmaya da kıyamıyorum öyle güzeller ki, bir birinden renkli, benim karanlık dünyama hiç uymuyorlar, Hakan’ın adım sesleri, bana yaklaşan ayak sesler, kalbim ritmiyle aynı anda hareket ediyor. Daha masaya oturmadan vazoyu görmüştü, sinirli kalın gür kaşlarını öne doğru çattı. Huysuz aksi bir sesle “Bu ne?” demişti, o an çiçekleri masaya koyduğumu pişman olmuştum. Ben de saf saf.. “Çiçek… olmamış mı?” dedim Kızgın bir sesle “Olmamış..’’ Vazoyu aldı, mutfak camını açtı, bahçeye fırlattı. Olduğum yerde donup kaldım. Camı gürültüyle kapattı, öfkeli adımlarla üzerime geldi, kolumu yakaladı. “Bir daha benim haberim olmadan bu eve bir çöp bile sokmayacaksın. Anladın mı?” Korkudan ağzım açık bakınca bağırarak tekrar etti. “Anladın mı dedim?” Gözlerim doldu. Başımı hızla salladım. “Anladım… anladım.” O gün bana bir ders oldu. Sevdiğimi sandığım adam incelikle işi yok, çiçekmiş böcekmiş, böyle şeyler ona yavan geliyor. Hayatı kalbi gibi karanlık, o karanlığa beni de sürüklüyor. Kontrol etmeyi seven o manyak tarafını ilk kez net gördüm. Bir süre salonda oyalandım. Yukarı çıkmak istemiyorum, nursuz yüzünü şeytan görsün. Böyle bir adamı sevdiğime göre bende normal değilim. İnşallah uyumuştur, saat geç oldu, sabaha kadar burada oyalanamam, uyanıksa bir de bunun kavgasıyla uğraşacak enerjim kalmadı. Ev işleri yoruyor insanı, resmen pilim bitti. Huzurlu bir gece uykusu için neler vermezdim. Kaç kaç, nereye kadar? Ayaklarımı sürüyerek mutfaktan çıktım, taş merdivenlere yöneldim. Canım ayaklarım, geri geri gidiyor, derin bir nefes aldım, koridora girdim. “Hadi Elif, yaparsın,” dedim kendi kendime. Kapının koluna uzanan elim havada asılı kaldı. Boğazım düğümlendi. Ya yine ters bir şey yaparsam? Korkunun ecele faydası yoktu ama geri çekilmek de yoktu. Varlığımı hissetmediği bir evlilik zaten bitmiş demekti. Tokmağı tuttum. Kapıyı olabildiğince yavaş açtım. Oda ışığı önce gözümü aldı. Sonra Hakan’ı gördüm. Yarı çıplak, Yunan heykeli gibi duruyor karşımda. Teninden yükseliyor buharları kapı eşiğinden rahatlıkla görebiliyorum. Ya ıslak saçlara ne demeli, saçların ucundan yüzüne damlıyor, oradan daha aşağılara süzülüyordu. Etkilenmemek elimde değil, kötü yanlarını düşünüp çekiminden kurtulmak istiyorum, işe yaramıyor. Bakışlarımız buluştu, bir an durdu, sonra tekrar dönmeye başladı. Göğsüm kabardı, ciğerlerime dolan nefesle, zaman tekrar akıp gitmeye başladı. Bakışları üzerim de özellikle göğüslerim de uzun süre oyalandı, sanki elleriyle dokunmuş gibi, göğüs uçlarım hassaslaştı. Pislik üzerimde bıraktığı etkiyi biliyor, düz çizgi hâlinde duran dudakları hafifçe, küstahça yukarı doğru kıvrıldı. Bu görüntüsü yıllar önce, onu ilk gördüğüm ki hâlini andırıyor. Ama saniyesi dolmadan yüzü, hülyalı bakan bakışları değişti. Gülüşü soldu, bakışları sertleşti. Oda buz gibi oldu. Komutan edasıyla konuştu: “İçeri girmek için davetiye mi bekliyorsun, Eda?” Ses tonun da boyun eğmemi bekleyen bir sertlik vardı, bedenim anın da tepki verdi, gergin donuk hareketlerle aldığım emri uyguladım. Tek kelime etmeden, yalnız kaldığım da mabedim olan yere, onunla cehenneme dönen odama ilk ayağımı basarak içeri girdim, kapıyı yavaşça arkamdan kapattım. Odanın havası birden değişti sanki, daha bir ağır kasvetli oldu. insanın nefesini daraltıyor. “Dilini mi yuttun? Konuşsana.” Kaşları çatık, sesi sinirliydi. Gözlerimi kaçırmadım. Korkmuyordum. Sadece çok yorulmuştum. “Ne konuşmamı istiyorsun?” dedim sakin ama içim titreyerek. “Aşağıyı topladım, işim bitti. İzin verirsen şimdi bir duş alıp geleceğim, terliyim, kokuyorum.” Terden kötü kokudan bahsedince, yüzünü buruşturdu. Temizlik onun hassas noktası, bazen bilerek bu durumu kendi çıkarlarım için kullanıyorum. Hiç de suçluluk duymuyorum. Onun yaptıkları yanın da benim ki ne ki. Soğuk soğuk bir bakış atıp arkasına döndü. ‘’Git yıkan’’ Azat edilmiş bir köle gibi hemen banyoya koşarak gittim. Daha kapıya varamadan bileklerimi tuttu. Sıkmıyordu belki ama canımı acıtıyordu. Bağırmamak için dudaklarımı ısırdım. Zamanın da hızlı davranıp giremediğim için, içimden kendime sağlam bir küfür saydırdım. Beni kendine çekti. Tenine çarptım. Düşmemek için omzuna tutundum. Sanki ateşe değmişim gibi irkilip elimi çektim. Bir an nefesimi tuttum. Gözlerine baktım. Alev gibi yanıyor, dokunduğu yeri yakıyor. Ne garip bir eskiden dokunuşları naif, sanki incitmekten korkarmış gibi yumuşaktı. Şimdiyse avını parçalamaya hazır aslan gibi hoyrat, sert. Beni seviyor mu… yoksa sadece sahipleniyor mu? Sevgisi buysa istemiyorum. O da bilmiyor aslında. Güzel şeyleri erken tükettik, evliliğimiz içi boş bir kabuk. Baştan aşağı süzdü beni. Yavaş, emin, sahip olur gibi. Gözlerinde kibir ve arzu vardı. Onun için yakınlık tutku demekti. Benim içinse sevgi. İkisi aynı şey değildi. Ben evlilikte güven arıyordum. Oysa o tutkuyu, bedeni istiyordu. Önceliklerimiz geceyle gündüz kadar farklıydı. “Hakan…kokuyorum ya hani… bıraksan mı beni, hemen geleceğim ya, oyalanmam söz” dedim. Gözlerinde bir anlık tereddüt gördüm sandım. Kalbimde minicik bir umut kıpırdadı. Belki de bana öyle geldi. Soğuk bakışları sağ olsun, o umudu acımadan söndürdü. Hakan ‘’Boş ver banyoyu, seni dilimle temizlerim.’’ Eliyle beni itekleyip aramızda mesafe koymaya çalışması beni güldürdü. Tiksinir gibi yüzünü buruşturup, gözlerini kaçırdı. Nihayet donuk yüzünde bir ifade görebildim. Elini tutup avuç içine sıcak bir öpücük kondurdum. Dudaklarımı hemen çekmedim, başım aşağıda gözlerimi olduğum yerden ona doğru başımı hafifçe kaldırıp pembeleşen yanaklarını izledim. Bu görüntüyü zihnimin en derin köşelerine kazıdım. Benden etkileniyor, buz prensesin buzları nihayet kırılmaya başladı. Kollarımın arasında çırpınmasına aldırmadan dudaklarına eğilip, öptüm onu. Bir öpücük… bir öpücük daha. Öpücüğü derinleştirip aldığım tatla inledim, karşılık vermiyor bana, bende daha da hırslandım, bense yavaş yavaş tadını çıkararak öpücüğü derinleştirdim. Bir yerde direnmeyi bırakıp karşılık verecek biliyorum. Yemek boyunca gözüme takılan iğrenç hırkayı üstünden yırtarcasına çıkarıp yere attım. ‘’Bu iğrenç şeyi de üstünde görmeyeceğim.’’ Aynı hızla onu soymaya devam ederken o put gibi kollarım da durmaya devam ediyor… Kayıtsızlığı sinirimi bozuyor, gururuma yediremiyorum, neden karşılık vermiyor bana? Dudaklarımı isteksizce kopardım, yüzlerimiz birbirine yakın, burnumu burnuna dokunarak ‘’Pud gibi duracağını karşılık ver..’’ Cılız bir ses, döküldü öpülmekten hırpalanmış yumuşak kıvrımlı dudaklarından cılız bir ses duydum. ‘’İstemiyorum, Hakan dur. Lütfen zorlama beni’’ Sesinde beni durduran bir şey oldu, ne olduğunu çözemedim. Geri çekilip yüzüne baktım, gerçekten istemediğini anladım. Ellerimi çekip havaya da tuttum. Koklar gibi yapıp, ürkmüş kızı, benden uzaklaşması için fırsat verdim. ‘’Onu anladık, burnumun direği kırıldı, soğan kokuyorsun, Git yıkan, yanıma bir daha da böyle gelme?’’ ‘’Ama sen durdurdun beni’’ ‘’Sen hâlâ burada mısın?’’ Kızgınım, çünkü beni red etti. İnanılır gidi değil, benim gibi bir adam olacak iş değil, lan yoksa… aklıma gelen başıma gelmesin. Başkası mı var lan, imkânsız. Olsa bilirdim, evin her yerinde kamera var, işe gittiğim de açıp telefonda nerede ne yapıyor biliyorum. Dışarı çıksa adamlarım anında haber verir, ya onlardan biriyse, korumalardan biri kesin. Siktiğimin piçini ellerimle bulup kafasına sıkacağım. Bedenini dört bir parçaya ayırıp aç köpeklerime yedirmez miyim? Kıskançlık öyle bir duygu ki, insanı içten içe yiyip bitiriyor, bu düşünceyle uzaklaştım ondan. Ona zarar vermekten korktum, ilk defa kendimden yapacaklarımdan korktum. Yine sessizliğe büründü, bağırıp çağırsa bu kadar sinirlenmem. Yüzüme aval aval bakınca, gözlerimle banyoyu gösterdim. ‘Bir şeyi iki kere mi söyleyeceğim sana.10 dakikan var, zaman tutuyorum 10 dakika 1 saniyen bile yok…’’ Kolumdaki saate bakarak sabırsız bir sesle duyacağı şekilde mırıldandım. ‘’Süren başladı, dört, beş, altı…’’ Panikle kıyafet dolabına gidip temiz pijama almasını izlerken, saymaya devam ettim. Etrafta panik hâlde koşuştuğunu görmek nedense haz veriyor bana. Ben galiba, sanırım hastalıklı bir piçim. ‘’10…11.. hızlan süre geçiyor.’’ Elinde kıyafetlerle odada koşuşurken ayaklarında terlik olmadığını görünce, kan beynime sıçradı. Çıplak ayakla yere basıp dünyanın mikrobunu taşıyor bir de o ayakla yatağa girecek. Banyoya koşan kızın arkasından bağırdım. ‘’Lan sana kaç kere dedim, siktiğimin evin de terliksiz dolaşma diye, niye dediklerimi dinlemiyorsun Eda... bir daha görürsem, yeminle… seni yatağa bağlarım, iki gün götünün üstüne oturamazsın’’ Banyoya girdiği gibi kapıyı suratıma kapattı. Söylenerek öfkeli adımlarla, yatağa doğru yürüdüm. ‘’Bu kız benim ayarlarımı iyice bozdu, sonun da ikimizi yan yana yataklar da tımarhaneye yatıracaklalar o olacak, al sana romantik son.’’ Yatak örtüsünü açıp çıplak bedenimi soğuk çarşaflara bıraktım. Yattığım yerden ışığı kapatıp ince pikeyi üstüme örttüm. Gözümü kapattım, uyku tutmuyor, o suyun içinde yıkanırken benim gözüme uyku girmesini beklemek mucize olur, yatak da hafif kalkındım, sırtımı yatak başlığıma yasladım, küçük sehpanın üstünde duran sigara çakmağıma uzandım. İçinden bir dal çıkarıp, ağzıma götürüp ucunu yaktım. Derin bir nefes alıp başımı arkaya duvara dayadım. O sırada banyonun kapısı açıldı, karanlıktı. Bahçeden içeri sızan soluk sarı ışığın izin verdiği ölçüde görebiliyorum. ‘’Uyudun sandım’’ Sesi güçlü kendinden emin çıkınca kaşlarımı istemsizce çattım, karanlıkta onun bunu görmesi imkânsız. İçeri kuyruğunu kıstırıp giden bendim sanki. ‘’Uyumadım, saçlarını kurut, ıslak yatma. Bir de senin hastalanmanla uğraşamam.’’ Banyoya geri dönüp kapıyı kapattı, bir süre sonra saç kurutmanın o bilindik rahatsız edici sesi evi inletti. Tekrar odaya döndüğün bende sigaramı bitirmiştim, ucundaki ateşi kül tabağına bastırıp söndürdüm. O da pikeyi aralayıp içine girdi, yatak hafif bir sallandı. Onu tutup kendime yaklaştırdım, anında kasıldı. ‘’Korkma uykuluyum, seni sikmeyeceğim rahatla…’’ ‘’Ama sen…çıplaksın..’’ Ürkek ceylanın geri geldi, sessi titret cılızdı. Ona sıkıca sarılıp kaşık pozisyonunda yatıyorduk. Saçlarının arasına yüzümü gömüm, çiçek kokusunu içime çektim. Çok gergin, görende benimle ilk kez yatağa giriyor sanır. ‘’Sen giyiniksin, ben bir şey diyor muyum? Uzatma Eda, uyu...''
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE