Hakan’ın gülüşü kulaklarımın içinde yankılandı; ama bu, bildiğim türden bir yankı değildi. Duvarlara çarpıp geri dönen bir ses gibi değil, içime sızan, yavaş yavaş yayılan, damarlarımda dolaşan bir his gibiydi. Direnmek istedikçe daha çok kök salıyor, fark ettirmeden beni sarıyordu. Titrek ama güçlüydü, başımı döndüren, karşı koyamayacağım kadar çekici bir şeydi. Gözlerinin içi parlıyordu; o parıltının ardında sakladığı bir şey mi vardı, yoksa her şeyi biliyor muydu, çözemedim. Sanki fark etmeden kalbimi eline almış da ağırlığını tartıyordu. Ne kadar dayanabileceğimi ölçüyordu. Bunu bilerek mi yapıyordu, yoksa onun doğasın da mı vardı ayırt edemiyordum. Bildiğim tek şey, içimde büyüyen o tuhaf his, boşluk gibi ama kalbimi ruhu dolduruyor. kaçmak istemediğim bir his. Geri çekilmem gerek

