Bölüm 8
“O benim sevdiğim kızla çıkıyor.”
Bu cümle kafamda saniyeler içinde o kadar fazla yankılandı ki idrak etmekte güçlük çekiyordum.
Bunu demesiyle yüzüm ciddi bir hal almıştı ve az önceki gülüşümden eser yoktu, her ne kadar Mete’ye belli etmek istemesem de elimde değildi. Şu an bir vampir olsam kalbime kazık yemiş gibi hissederdim. O derece bir duygu karmaşası! Alex’in gerçekten bir kız arkadaşının olduğu düşüncesi kafamı karıştırmıştı, berbat hissettirmişti ve duygularım garip bir karmaşaya doğru yol almıştı. Ben daha fazla cevap vermeyince Mete devam etti.
"Paul’un kız kardeşiyle çıkıyor. Adı Hannah. Ben Hannah’ya nasıl aşık olduğumu, ne ara öyle yoğunlaştığımı anlayamadım. Zaten hoşlanıyordum ve cesaretimi toplayıp kapısına gittim. Ama o terasta Alex ile öpüşüyordu. Şimdi ilişkileri çok karmaşık, bir ayrı bir barışık arada başkalarıyla takılıp yine birbirlerini buluyorlar."
Gözleri dolmaya başlayınca hiç düşünmeden ona sarıldım. Anlaşılan Alex ve Hannah arasında her nasıl bir ilişki varsa bu toksik bir şeydi. Mete için çok üzgündüm. Neler çekmiş yavrucak.
Her ne kadar ona ayak uydursam da hala şaşkınlığımı üzerimden atamamıştı. Bu durumu sesime de yansıtarak konuştum. "Hannah; Paul’un kardeşi, Alex ile çıkıyor ve Paul buna bir şey demiyor doğru anlamış mıyım?”
"Paul’un umurunda değil ki bu durum, kız kardeşine karışan bir tip değil." Bu durumda onu üzüyormuş gibi konuşmuştu.
Ona baktıkça üzüntüm daha da artıyordu. Kendi kalbimdeki sızıyı bastırmaya çalışarak konuştum. "Of Mete, neler çekiyormuşsun sen böyle.”
Yüzünü acı bir ifade aldı. "En kötüsü de her yerde birbirlerine çok yakın olmaları, onları hep görüyor olmam. Onlar gülüşürken ben onları acı çekerek izliyorum."
Ona bir daha sarıldım. “Ya kendin de söyledin düzenli bir ilişkileri yokmuş ki zaten. Ayrılarmış.” Aslında onu değil, kendimi teselli ediyordum.
Cevap vermeyince güldüm. “Söyle bakalım o da Paul gibi gıcık mı?”
Güldü. "Paul tam bir piç. Hannah onun gibi değil ama kötü kız gibi davranmaya çalışıyor. İçindeki iyiyi ben görebiliyorum çünkü ona bakıyorum, onu anlamaya çalışıyorum, ona değer veriyorum.”
"Demek kötü kız,” derken sadece buna takılmıştım.
Mete benden ayrılıp dikkatlice gözlerime baktı. Gülümsüyor olsa da mutsuz olduğu belliydi.
"Peri,” dedi ve dedikten hemen sonra duraksayıp derin bir nefes aldı. Lafa nasıl gireceğini bilemiyor gibiydi. “Seni ve Alex’i dün ringte izledim. Tuhaf olan bir çekim vardı aranızda… O kadar çok belliydi ki bu. Alex ilk defa bir kıza bu kadar ilgiliydi. Senden etkilendiğine eminim.” Bunları bir çırpıda söylediğinde kalp atışlarımı duymamaya çalışıyordum. Mete o geceyi anlattıkça gözümde canlanıyordu ve daha çok heyecanlanıyordum. Yine de bozuntuya vermemeye çalıştım.
"Saçmalama Mete, sevgilisi olduğunu sen söyledin."
Kıkırdadı. "Tam sevgili sayılmaz, senin dediğin gibi olsun ama bil ki öyle değil.”
Omzuna vurdum. "Kes sesini Mete, zaten kafam bir milyon." Aynen öyleydi. Kafamın içinde bir fil ordusu vardı ve sürekli düğün yapıyorlardı.
"Sakin ol bebek, eee artık benim kankam olduğuna göre söyle bakalım bu kızı nasıl tavlayacağım." Ruh hali çabuk değişiyordu.
Sırıttım. "Vay be, kader de seninle kanka olmakta varmış."
"Var var hadi bakalım bundan sonra sana karışan karşısında beni bulur kızım.”
Keyifli bir kahkaha attım, onunlayken inanılmaz derecede mutlu hissediyordum ve onun gibi birine gülmemek elde değildi.
"Anlaştık Metecim, bundan sonra bir numaralı kankam sensin."
Gülmeye başladığında merakla devam ettim. "Ayrıca nasıl bir akılla Paul ile arkadaş oldun, merak ediyorum doğrusu.”
"Of of oralara girme Peri, uzun mesele. Sen onu takma sana zarar vermesine izin vermem"
Ayağa kalkarak dış kapıya yöneldim ve diğer yandan konuştum. “Hadi bakalım ben gidiyorum. Sonra görüşürüz.” Konuşurken fark etmemiştik ama epey geç olmuştu.
"Görüşürüz kanka,” dedi ve beni kapıya kadar yolcu etti. Ash ile vedalaşmıştım zaten tekrar veda etmeme gerek yoktu.
Hafif damlalar halinde yağan yağmurun altında yavaşça yürümeye başladım ve uzun süre yavaş süren tempomu bozmadım. Seviyordum yağmuru, huzur doluydu ama bu defa huzur bulmak için uzatmıyordum adımlarımı. Düşünmek, öğrendiklerimi tartmak ve mantıklı kararlar verebilmek için uzattıkça uzatıyordum. Kalbimin sesi eve koş diyordu ve ben kalbimi inatla dinlememeye çalışıyordum. Eve doğru yaklaştığımda mideme gereksiz bir sızı indi. Bir şey sizi heyecanlandırır ve yaklaştıkça midenizde tuhaf bir his oluşur ya, böyle bir şeydi. En son Alex ile tartışmıştım ve eve girdiğimde bu tartışma devam edecekti. Bundan, Papanın kilisesini benimsediği derecede emindim. Eve yedek anahtarımla girdim ama Alex yoktu. Bir süre televizyon izledim ve o gelene kadar kafamı dağıtmaya çalıştım ama o da acımı kesmiyordu. Alex bana çocuk gibisin demişti ve bu ciddi anlamda canımı sıkmıştı. Üstüne Mete’den duyduklarımda eklenince kalbim acıdıkça acıyordu. Artık Alex’i düşünmek istemiyordum. Aptal, resmen beynimi işgal ediyordu ama benim buna izin vermemem gerekirdi -ki öyle yapacaktım.
Bu düşünceler zihnimi kemirip bitirirken telefonumun zil sesiyle sıçradım. Hiç olmazsa düşüncelerden kurtulmuştum. Arayan Arda’ydı. Bir süre şaşkınlıkla telefona baktıktan hemen cevapladım.
"Efendim Arda.”
"Selam Peri, naber?”
"İyidir Arda, sen naber? Bensiz nasıl gidiyor?” diye sorarken muzipçe sırıttım.
"Yokluğun çok belli, hepimizin gözü seni arıyor.”
Kıkırdadım. "Ben de sizi çok özledim"
Bir süre konuşmadık ve saniyelerin ardından konuşan Arda oldu. "Oradaki okul nasıl?”
"Yarın başlıyorum, sadece tarih matematik ve türkçe alacakmışım.”
“E süpermiş kızım biz burada nelerle uğraşıyoruz sen orada sadece üç ders al.”
Güldüm. "Şimdilik böyle maviş, eminim sonra yükleneceklerdir.” Maviş demek beni de şaşırtmıştı ama doğaçlama olmuştu.
"Bende mi katılsam şu değişim programına.”
Anlaşılan Arda’nın ilgisi uzaktan da devam ediyordu ama ben sebepsizce buraya geldiğimden beri onu aklıma bile getirmemiştim.
Telefonumdan bir ses gelince birinin beni aradığını anladım ve hızlıca konuştum. “Arda sonra konuşsak, bir işim var da…”
Anlayışlı bir yanıt verdiğinde hemen telefonu kapattım. Arayan numara kayıtlı değildi, birkaç saniye bekleyip cevapladım.
"Peri.”
"Kimsiniz?” diye sordum merakla. Ses yabancı gibiydi.
"Tanımadın mı, unutmazsın sanıyordum ben Paul.”
Şaşırmıştım. "Hayat böyle işte Paul, unutulmadığını düşünürsün ama kayıplara karışmışsındır, umrumda bile değilsindir.”
Hiç bozuntuya vermedi. “Beni hiç unutmayacağın zamanlarda olacak güzelim, Paul beni becer diye yalvardığını da göreceğim.”
Sinirle bağırdım. "Git ve kendini becer Paul! umrumda değilsin!"
"Her neyse Pericim, ne dersin Alex’i bu gece bağışlayayım mı yoksa öldürene kadar pataklamamı mı istersin?”
Alayla güldüm. "Dün gece öyle değildi ama"
"İzlemeye gelecek misin? Alex ‘i elimden kurtarabilirsin belki.” Söyledikleri koca bir saçmalık gibi görünüyordu.
"Alex ve senin canınız cehenneme ikinizde umrumda değilsiniz,” dedim ve telefonu kapattım. İki dakika sessiz sakin oturamamıştım ve sürekli bir olay çıkıyordu. Bu hareketliliği sevmemiştim. Hem Alex, için neden oraya gideyim ki zaten? gitsin sevgilisi kurtarsın onu. Düşünceleri kovarak odama çıktım ve bir duş alıp gecelik şort takımımı giydim ve yatağa girdim sonuçta yarın okulun ilk günü olacaktı. Alex’i düşünmemeye özen göstererek gözlerimi kapattım. Umursamayacaktım. Hiç olmazsa deneyecektim.
***
Yaklaşık gece on iki gibi üst üste çalan zillle uyandım. Korkak adımlarla aşağıya indim ve kapıyı açar açmaz yere yığılan Alex ile karşılaştım. İnanılmaz derecede bitkindi ve yüzü kan içindeydi. Gözlerim kocaman açılırken endişeyle konuştum. "Alex, ne oldu sana böyle?”
Cevap verecek durumda değildi. Zorlukla konuştu. "Paul piçi adam tutup üzerime saldı götü yemiyor karşıma çıkmaya.” Can çekişerek konuşuyordu.
Bir an kendimi suçlu hissettim. Paul beni uyarmıştı ve gereksiz triplerim yüzünden umursamazı oynamıştım. Oysaki tüm gece bunu düşünüp durmuştum.
Koluna girdim ve o da hiç çekinmeden tüm ağırlığını omuzlarıma verdi. Onu bin bir zorlukla odasına çıkardım. Odasına geçtiğimizde üzerindeki tişörtü çıkarıp kenara fırlattı ve yatağa uzandı. Ben de o sırada hiç düşünmeden banyoya girip ilk yardım çantasını aldım ve yatağının kenarına oturdum. Tüm bunları yaparken gözlerini benden ayırmaması tuhaf gelmişti. Ve bu sanki matematik yazılısında kopya çekerken en disiplinli hocaya yakalanmışsın izlenimi veriyordu. Benzetmem bile tuhaftı çünkü o bana öyle bakarken ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum.
Pamuğu dikkatlice yüzünde gezdirdim. "Ne var bu kadar kavga edecek?” diye söyleniyordum bir yandan da. Ama o, söylenmelerimi pek umursamadan dalgın bir şekilde yüzüme bakıyordu. Nereye baktığını anlamam birkaç saniyemi aldı. Bakışlarını dudaklarımdan ayırmıyordu.
"Konuşma Peri, konuşmayınca daha sevimlisin"
İlaçlı pamuğu suratına bastırdığımda acıyla inledi. "Şimdi de sevimli miyim Alex?”
"Ah evet yeterince.”
Konuşamıyordu ve ben de fazla zorlamadım. İşim bittiğinde ve kalkmaya yeltendiğimde "Teşekkür ederim Peri," diye mırıldandığını duydum.
"Vay canına odunumuzun böyle ince davranışlarıda varmış.” Evet, şaşkındım.
Bakışlarımı göğsündeki dövmesine çevirdim etkileyiciydi ve Alex’in kesinlikle tişört giymesi gerekiyordu. Aksi taktirde beni sapık sanabilir. Tam ayağa kalkacakken ne olduğunu anlayamadan kolumdan tuttu ve beni üzerine çekti. Anlık şokumla öylece kaldım. Alex’in üzerindeydim ve bu tek kelimeyle korkutucuydu. Ürkmeme neden olmuştu. Kalkmaya çalıştım ama kollarını belime sararak bunu engelledi.
"Alex ne yapıyorsun bırak beni.”
Esneyerek duymamazlıktan geldi ve gözlerini kapattı. Ben ise onun aksine rahat değildim. Rahat durmayıp tekrar kımıldayınca gözlerini açtı. "İsa aşkına Peri, bırakta uyuyayım artık.” Kafayı yemişti herhalde.
"Pardon asıl sen beni bırak ayrıca isa aşkına ne demek dinsiz misin oğlum sen?”
"Burada uyuyacaksın,” derken sesi bitkin olmasına rağmen kuralcıydı.
"Başka isteğin?”
"Gözlerini kapat ve uyu Peri Kızı.”
Peri Kızı demesi üzerine midemde bir sızı hissettim ve merakla gözlerimi açtım. “Peri kızı mı dedin sen?” Bir çocuk gibi sormuştum bu soruyu.
Gülmüştü, gülüşü güzeldi ve sabaha kadar izleyebilirdim. “Evet, Peri kızısın sen.”
Bu çocuk benim kalbimi durdurabilirdi. Ama bana böyle şeyler söyleyip etkilemekten vazgeçmeliydi. Çünkü ona düşmemek için kendimle savaşlar veriyordum.
"Alex, üzerinde nasıl uyumamı bekliyorsun?”
Ani bir hareketle beni yan tarafa yatırdı ve kollarını bana sarıp başını boynuma gömdü. "Şimdi uyu ufaklık,” dedi ve ışığı kumandayla kapattı. Diyecek sözüm kalmamıştı. Açıklama yapar gibi kafasını kaldırdığında ona döndüm. Bitkin ses tonuyla konuştu. "Kötü durumdayım Peri, beni anla ve lütfen yanımda uyu.”
Bir şey demeden öylece kaldım, bu doğru değildi ama mantıklı düşünemiyordum ve ben de onun kadar uykuluydum ayrıca Alex’in kokusu çok güzel ve etkileyiciydi. Başımı göğsüne yasladım ve gözlerim yavaşça kapatarak kendimi onun huzurlu kollarına bıraktım.