Gecenin verdiği yorgunlukla uyuduğum huzurlu uykumdan hiç uyanmak istemiyordum fakat huzurlu evimde değil, Berlin’de olduğum için kulağıma dolan yüksek sesteki metal müzikle ayağa fırladım. Uyanmak değildi, adeta fırlamaktı.
Kıyamet alameti mübarek. Bu nasıl bir kulaktır. Uykulu bir şekilde söylene söylene onun odasına doğru yürüdüm. Odalarımızın birleşik olması bu konuda can sıkıcıydı işte… Koskoca evde onun. müzik sesiyle uyanıyordum. Paytak adımlarla mekanına ayak bastığımda kapıya vurdum. Ama duymuyordu. Alacaklı gibi vuruyor olmama rağmen duymuyordu. Aman! Kafaya göre takılmak varken kibarlık diye öküzün kapısına vurmakta niye? Odaya daldığımda müzik daha da şiddetleniyordu.
"Alex!” diye bağırdım öfkeyle.
İlk defa odasına giriyordum. Odası siyah ve beyaz renkle döşenmişti ve büyük bir plazma vardı. Hadi ama haksızlık nerde bu devlet nerde bu adalet? Benim odamda bunlardan yok. Alex yatağa yayılmış tabletiyle uğraşıyordu.
“Alex,” diye cırladım tekrar.
Kafasını kaldırdı ve yeşilleri beni buldu. Dudağı yukarı doğru kıvrılınca o lanet giresice muhteşem gamzeleri ortaya çıktı. Etkileniyor olmam korkmama neden oluyordu.
"Ne var ufaklık beni mi özledin?”
Utanmaza bak hele bir de konuşuyor.
"Huzuru özledim huzuru,” diye bağırdım. Kumandayı alıp müziği kapattı.
"Sadede gel ufaklık, uzatma.”
"Beni sabahın köründe uyandırdın cezasını çekeceksin seni lanetliyorum Alexo!”
Ayağa kalkıp sırıttı, gülüşü umursamazdı. “Lanetleme işini hayal gücüne bağlıyorum. Peki Alexo nedir?"
Haylazca sırıttım. "Bilmiyorum mitolojik filmlerde uzun isimler olur, uydurdum."
"Açıklaması olduğuna sevindim ufaklık.”
"Bana ufaklık demeyeceksin Alex.” Sesim hırlar gibi çıkmıştı.
Dudakkarını büzdü. “Aaa ufaklık pençelerini gösterdi."
"Bu pençe değil canım asıl pençelerimi gösterdiğim zaman yanımda duramazsın." Kendimden emin tavrım şaşırmasına neden olmuştu.
Kollarını kavuşturdu. "Vay canına çok korktum."
Sıkılarak sadede geldim. "Bu arada Alex, cezanı merak ediyorsan beni erken uyandırdığın için kahvaltıyı sen hazırlayacaksın"
"Kendine güveni tam.” Sadece bunu dediğinde ne dediğini anlamamıştım.
Güzel bir kahkaha attım. “Nedir bu? deney mi? sürekli inceleniyormuş gibi hissediyorum"
Alaycı bir bakış attı. "Deneyleri genelde başka canlılar için yaparlar.”
İstifimi bozmadan konuştum. "Kaç Alex kaç! Senin için geliyorlar"
Surat astı. “Peri dişlerini gösteriyor."
"Sen daha bir şey görmedin Alex.”
Alaycı tavrını bozmadı. "Sen de daha bir şey görmedin ufaklık.”
Kapıya yönelerek konuştum. “Ahh evet daha yeni başlıyoruz değil mi?”
Başlıyorduk.
Odama yöneldiğimde pijamalarımı çıkarıp siyah bir tayt ve salaş koyu gri bir tişört giydim. Zelda Teyzem ve Robert’ın ne zaman geleceklerini merak ediyordum. Ama bir yanım onlar yokken daha rahattı. Belki de Alex’i daha iyi tanıma fırsatı elde etmiş olacaktım. Merdivenlere yöneldiğim sırada telefonum çaldı. Kayıtlı bir numara değildi. Düşünmeden yanıt verdim.
"Efendim."
"Selam Peri, ben Ash.”
Mete’nin arkadaşı olan Ash’di.
"Selam Ash, bir şey mi oldu?" Beni aramasına çok şaşkındım.
Alex mutfaktaydı ve ben Ash der demez bakışları beni buldu. Onu umursamadım. Ash bugün benimle buluşmak istiyordu.
"Ah tabi canım.”
"Tamam o zaman Peri, ben seni alırım."
Telefonu kapattığımda bende mutfağa gittim. Alex’in bakışları hala üzerimdeydi. “Nereye gidiyorsun?”
"Ash ile birlikte dışarıya çıkacağım."
"Hımm,” dedi ve ocaktaki krepi çevirdikten sonra yüzüme bakmadan devam etti. "Ash iyi biri ama Mete ve Paul’dan uzak dur Peri."
Alaycı bir ifadeyle sırıttım. “Bunları sana soracak değilim."
"Ben uyardım üzülen sen olursun."
O an umursamaz davramsam dasöylediklerini aklıma not ediyordum.
Ağzıma salatalık tıktım. “Ayrıca Alex, unutma sorularımı cevaplayacaksın. Uykuluydum ama unutmam.”
"Tamam ufaklık bazı sorularına cevap vereceğim ama sen geç kalma Ash gelir birazdan git hazırlan.
Daha yeni giyinmiştim. "Hazırım zaten,” diyerek isyan ettiğimde yüzüme bakıyordu.
Alayla sırıttı. "Cidden giyinmeyi bilmiyorsun çocuk gibisin.”
Sinirlerimi bozuyor olması somurtmama neden oldu. “Unuttun mu Max ben ufaklığım ayrıca şort giydiğimde gözünü bacaklarımdan alamıyordun."
"İtiraf etmeliyim ki bacakların güzel ama seksi değilsin dediğim gibi, ufaklıksın işte."
Öylece kaldım açık konuşması canımı sıkmıştı. "Bu seni ilgilendirmiyor ukala çocuk vücudum hakkındaki yorumlarını duymak istemiyorum. Bu çok gereksiz tıpkı senin gibi,” dedikten hemen sonra gözlerimin dolmasına izin vermeden montumu aldım ve dışarıya çıktım. Alex ciddi anlamda canımı sıkıyordu. Ama bende ona pabuç bırakacak göz yok. Ash beyaz bir arabayla önümde durunca arabaya atladım. Boynuma sarılıp yanaklarımı öptü. Fazlasıyla cana yakın davranıyordu ve gerçekten hoş kızdı.
"Sen üzgün gibisin Peri, ne oldu?" dedi biner binmez.
"Yok bir şey, sadece biraz başım ağrıyor.” diyerek geçiştirdim ama pek inandırıcı değil gibiydi.
"Kahve içmeye gidelim neler olmuş bana anlatmadın Paul ile Alex dövüşmüşler.”
"Gereksiz konular Ash.” diyerek geçiştirdim. Konuşmak istemiyordum.
Gülümsedi. "İki yakışıklı erkek senin için kavga ediyor ve sen takmıyorsun vay canına çok havalı"
Gülümsedim, hatta sonra dayanamayıp kahkaha attım. Ash'i çok sevmiştim. Ama tek sorun onunlayken yarı İngilizce, yarı almanca konuşmaktı. Gayet iyi toparlasam da türkçe konuşmaya alışkındım.
Ash iyi bir kızdı, bana karşı hep sevecendi. Çok geçmeden kahvecinin önünde durduk. Büyük terastaki sandelyeye oturdum. Ash kahvelerimizi alıp geldi ve karşıma oturdu. "Eee anlat bakalım.”
Ona Paul’um bana davranışlarını, Alex’i ve Mete’nin anlattıklarını anlattım.
Mete, anlatma kimseye demişti ama kimin umrunda, bir şeylerin açığa çıkması gerekiyordu. Anlattıklarım karşısında derin bir nefes aldı. "İlk olarak Alex o derece kötü bir çocuk değil, Mete’nin abartması normal değil. Paul’a gelince Alex ile araları aşırı bozuk. Mete ile Alex o kadar kötü değiller yakın oldukları için aralarında kötü bir kavga olmadı. Ben gerisini anlatmayayım burdan çıkışta Mete’ye gidelim ve olayları dinle.”
Gülümsemeye çalıştım. "Paul ile aile bağınız var mı?"
"Hayır yok ama Paul’un babası, Alex’in babası ve Mete’nin babasıyla tanışıklar. İş hayatında bir aradalar.”
"Her iki taraf içinde bu zor olmalı,” diye fikrimi söyledim. Ortak oldukları halde iyi anlaşamıyorlardı.
Gülümsedi. “Aslında Alex ve Paul bu konuda başarılılar ailelerine hiçbir şey belli etmiyorlar.”
"Çok fazla entrika var boleyn sayayına döndü iyice.” Kafam karmakarışıktı.
Ash içtenlikle bir kahkaha attı. "Hadi gidelim Mete sana olayları doğru anlatsın ve kafanda soru işareti kalmasın. Sonuçta burada yaşıyorsun."
Mete bizi karşılayarak güler yüzle kapıyı açtı. Bana içtenlikle sarıldı. “Peri, özledim seni manyak kız.”
İçeri girdikten sonra derin düşüncelerimi bölen Ash bana döndü.
"Ben bugün yola çıkacağım. Gidip eşyalarımı toparlamam gerekiyor. Birazdan dönerim,” dedi ve gitti.. Kaldık mı Mete’yle baş başa öyle ya da böyle bana artık doğruları anlatacaktı.
Bir süre susarak kanepeye oturdum. Mete de hemen ardından yanıma oturdu. "Özür dilerim Peri.”
"Neden Alex’i çok kötü biri olarak gösterdin Mete,” derken kaşlarım çatılmıştı
Gözlerime baktı, ilk defa bu kadar ciddiydi. "Bak Peri, o çokta iyi biri sayılmaz"
Derin bir nefes aldım. "Anlat artık"
"Peri ben olayları biraz abarttım kabul ediyorum, Alex o kadar acımasız ve pislik biri değil.
"Ne o zaman Mete.”
"Ben… Onu…”
Güldüm. "Onu sevdiğini söyle de düşüp bayılayım.”
"Of Peri, saçmalama sanırım ben onu kıskandığım için hep böyleyiz.
"İşte bunu beklemiyordum.”
Devam etti. "O benim sevdiğim kızla çıkıyor.”