Aklımı kemirip yok eden düşünceler adımlarımı ağırlaştırdığında yürümek hiç bu kadar zor olmamıştı. Bedenim yürüyüp gidiyordu ama ruhum o mutfakta uğradığı hakaret karşısında dimdik duruyordu. Yok boyunca o mutfaktan çıkamamıştım. Uzun bir süre daha yürüdükten sonra bir parkta durup oturdum. Neden böyle olmak zorundalardı. Erkeklerin hepsi aynıydı işte. Hiçbirinin film, dizi ve kitaplardaki gibi çıkmaması haksızlıktı. Gerçek dünyadaki erkeklerin içinde koca bir öküz ordusu var. Peki ben doğru olanı nasıl bulacaktım. Yani ne zaman beyaz atlı prensim beni bulacaktı. Offf tamam biraz fazla hayal dünyasında yaşıyor olabilirdim ama insan aklı bu hayal kurmaktan alıkoyamıyor kendisini. Ben de öyleydim, atıp tutardım ama içten içe doğru insan kavramına da inanmaya devam ederdim. Daha da kötüsü, umutla beklerdim. Bu konu şu an beni daha da yoracağından aklımı kurcalayan şeylere geçtim. Beyin fırtınası yapmakta her zaman fayda vardır. Beyin fırtınam sonucunda iki madde çıktı ortaya.
1- Paul aptalına gününü göstermek.
2-Gizemli Alex’in peşine düşüp tüm gizemi çözmek.
3-Müsait bir zamanda Türk bir lahmacuncu bulmak.
3 ne alakaydı henüz ben de bilmiyordum ama canım çekmişti işte. Programım fazlasıyla saçmaydı ama taktım mı takıyordum. Öyle ya da böyle gerekirse Arena’daki holigan kankalarımı salardım üstlerine. Paul aptalının kesinlikle hakettiği kesinlikle buydu. Ama Alex konusunda karar veremiyordum.
Mete her ne kadar Alex hakkında kötü konuşsa da Alex’in o kadar kötü olduğunu düşünmüyordum. Elimde somut bir belge yoktu ama his diyelim. Gözyaşlarımı sildim ve eve doğru yürüdüm. Paul bana neden böyle söylemişti? Alex nasıl biriydi de Paul böyle saçma sapan konuşuyordu?
“Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?”
Gibi bir sürü sorularla boğuşuyorum. Soruları bir kenara bırakarak evin kapısına geldim ve tam kapıyı çalacakken Alex kapıyı açtı. Hadi ama Alex tişörtün yok mu? Ağladığımı anlamasın diye önünden hızlı bir şekilde geçtim ama bir şey söylemiyor olmam bana bile garip geliyordu. Onun şüphelenmemesini bekleyemezdim. Tam merdivenlerden çıkarken kolumu tuttu ve beni hızlıca kendine çevirdi. "Ufaklık, ne oldu sana? Asla konuşmadan ya da laf sokmadan geçmezdin sen.”
Kolumu hızlıca çektim ve kaşlarımı çattım. "Yok bir şey.”
Tam dönecekken tekrardan kolumu tuttu. "Ağlıyor musun sen?” Yakalanmıştım.
Tekrar kolumu çektim ama bir faydası olmadı. Sıkı tutuyordu. “Alex bırak kolumu bir şey olmadı."
"Gözlerin kızarık, suratın asık… Olmuş işte. Mete mi bir şey yaptı." Bunu söylerken sinirli bir şekilde konuşmuştu ve öfkeli hali fazlasıyla korkutucuydu.
Ölümüne inkar etme politikasını izleyerek direndim. “Yok bir şey diyorum bırak kolumu.”
"Delirtme beni Peri, sen konuşmasan dahi gider yakasına yapışır ben öğrenirim."
Kolumu hışımla çektim ve doğal ortamımda konuşturduğum atarlı ergeni sergiledim. “Benim derdim bu, sana ne ya? rahat bırak beni!"
Sinirlenmemden hoşlanmış gibi sırıttı. "Annemler bir haftalığına yoklar ve seni bana bıraktılar bunun için soruyorum, yoksa umrumda değilsin"
Derin bir nefes aldım. Madem umrundayım anlatmakta fayda var. Söze girmeden önce sıkıntılı bir şekilde iç çekmiştim. “Mete değil Paul adındaki aptal arkadaşı canımı sıktı."
Gözleri sinirle bir ifadeyle parladı. "O piç seni Paul ile mi tanıştırdı?”
Cevap vermeden anlamaz bakışlar atıyordum. Neden bahsettiğini anlayamıyordum. Hızla yukarıya çıktı ve siyah bir tişört giyerek geri indi. Ne ara gidip geldiğini bile anlayamamıştım. "Benimle uğraşmak ne görecekler akıllarınca beni bu şekilde alt edecekler, aptallar!”
Önüne geçip durması göğsüne dokundum ve yüzüne baktım. Gözleri aşağı doğru inerken bir anlığına yüzüme baktı ve gözlerimizin birbirinde birleşmesi kalk ritmimi değiştirirken kesik bir nefes aldım. Hemen ardından beni geçip hızla çıkıp gitti. Zelda teyzem ve Robert da yoktu. Ne yapacağım hakkında bir fikrim de yoktu. Öküz Alex ile tek kalacaktım. Daha kötüsü yarın okul vardı. Daha da kötüsünü ister misiniz? Alex kavga etmeye gitmişti. Ayrıca benimle uğraşmak mı demişti? Benimle Alex’in ne alakası olabilirdi ki? Onunla uğraşmak için beni kullanmak ne alakaydı. Kafamdaki deli soruları hiçe sayarak derin bir nefes aldım ve hiç düşünmeden evden çıktım. Alex’i durdurmam gerekiyordu. Fazla uzaklaşmamamış olması işime gelmişti. Peşinden koştum ve arkasından seslendim. "Alex dur! Ne olur dur artık!”
Arkasını dönüp bana baktı. "Ne istiyorsun Peri?” Sinirli ses tonu yutkunmama neden olurken yalvaran bakışlar atıyordum.
"Alex lütfen gitme, boş şeyler için kavga etmeni istemiyorum."
Bunu ben mi söylemiştim. Bana alaycı bir bakış attıktan sonra güldü "Seni neden bu kadar ilgilendiriyor." O alaycı bakış yüzünden hiç silinmiyordu sanki.
Cümlemi daha düzenli kurdum. Konuşmadan önce yutkunmuştum "Benim yüzümden kavga etmeni istemiyorum.
Tek kaşı havaya kalkarken yüzümü süzdü. “Senin yüzünden olduğunu nerden çıkardın?”
Cevap veremedim. Tekrar gitmek için döndüğünde ise kolunu tuttum. Şimdi de rolleri değiştirmiştik.
Kolunu tutunca beni direkt olarak itti. Tekrardan peşinden gidecektim ama tam bir sakarı oynayarak kaldırıma takılıp yere kapaklandım. “Ah,” acıyla inlerken içimden kendime sövüyordum. Kolumu da dizimi de fena halde yaralamıştım.
Alex, hızlıca hemen döndü ve beni kaldırdı. Ayağımı yere basamıyordum. “Of çok acıyor!” diyerek küçük bir çığlık attığımda kendi dilinde küfürler mırıldanarak beni kaldırdı ve kucağına aldı. "Gerçekten başımın belasısın ufaklık, nasıl kurtulacağım ben senden?”
Dizimin acısıyla mızmızlandım ve ağlamaklı ses tonumla konuştum. “Ya ben burda ölüyorum senin dediğin şeye bak.” Şimdi hiç sırası değildi.
Söylenmeme belli belirsiz gülerken ciddi ses tonuyla cevap verdi. "Tamam ince sesinle bağırıp durma. Konuşmayınca daha az çekilir oluyorsun.”
Onunla daha fazla konuşmak istemedim ve başımı göğsüne yaslayıp sustum. Alex ben de susturucu etkisi yapıyordu. Ona kızıp yine onun göğsüne yaslanmakta fazlasıyla tuhaftı.
Eve geldiğimizde kapıyı açmak için kıpırdayınca yine bağırmaya başladım. "Ya Alex! Odun musun dikkat etsene, kolum acıyor."
"Bağırıp durma Peri, zaten seninle ilgilenmeye bayılmıyorum." Sanki ben ona bayılıyordum… Evet biraz bayılıyordum.
İçeriye girince beni yukarıya doğru çıkardı ve ben de daha fazla konuşmadım. Beyefendi sesimden rahatsız oluyormuş ya hani… Odamın önüne geldiğimizde ayağıyla kapıyı açtı ve beni yatağa yatırdı. Hafif doğrulup bacaklarımı uzatarak oturdum ve onu izledim. Yüzünün endişeli olması tuhaf bir kıpırtı oluşturuyordu midemde. Sanki bana değer veriyormuş gibi bakmamalıydı çünkü değer vermeğini görebiliyordum. Dizime baktıktan sonra dolaptan bir pijama çıkardı ve yatağa attı. Ben ise şaşkın gözlerle onu izledim.
"Pantolonunu çıkar dizine bakacağım.”
Bunu edikten sonra giyinmem için odadan çıktı. Arkasından öylece bakakaldım. “Doktor musunuz Alex Bey,” diye seslendim alayla. Diğer yandan hızlı bir şekilde pantolonu çıkarıp pijamayı giydim. Bunları yaparken ayağa bile kalkamamıştım. Çok acıyordu ve üstüne kanadığını fark etmişti. Yüzümü buruşturarak dizime baktım. Hayalet şahsın fevri davranışı başıma neler getirmişti.
Alex elinde ilk yardım çantasıyla geldiğinde istemsizce ona döndüm ve elindekine baktım. “Ya hayır o ilacı sürersen daha çok acır.”
Dediğimi dinlemeden yatağa oturdu. Dizime bakıp suratını buruşturduğunda ona umursamazca baktım. "Sen yapmak zorunda değisin Alex, ben hallederim."
"Çok konuşma ufaklık, yapamayacağını biliyorum.”
Ufaklık senin dedendir dememek için zor duruyordum. Ona kötü bakışlar atarken bakışlarımı umursamadan pamukla kanı temizledi. Bakışlarındaki ciddiyet ürkmeme neden oluyordu. Pamuğu ilaca batırıp yaraya sürünce çarşafı sıkıp bağırdım.
"Abartma ufaklık.”
Gözüm acıdan kaynaklı dönerken ona patladım. "Öyle haber vermeden sürülür mü? Biraz yavaş ol!”
"Sen hala bana bağırmaya devam mı ediyorsun ufaklık?”
"Ufaklık senin dedendir Alex!” Oh be sonunda söylemiştim.
Bunun üzerine gülerek hızlı bir hareketle yatağa çıktı. Bu çıkışımı kesinlikle beklemiyordu. "Bilin bakalım İstanbullu Peri’nin can alıcı noktaları nelermiş, gıdıklanması gibi.”
Ne dedin sen? Bu çocuk bunu nerden biliyordu. Üzerime eğildi ve beni gıdıklamaya başladı. Kahkahalarla gülüyor diğer yandan çırpınıyordum. Gülerken nefesi yüzümden esip geçiyordu. Bu derece yakın olmasını idrak etmek bir anda duraksamama neden olurken benimle eş zamanlı bir şekilde o da durdu ve bir anda ikimizde birbirimize bakarak öylece kaldık. Gıdıklarken kendini kaptırıp üzerime çıkmıştı ve bunun farkına varır varmaz bir anda kendine gelmiş gibi hızlıca üzerimden çekildi ve ayağa kalktı. Birkaç dakika boyunca beni gıdıklarken ne kadar eğlendiğimi düşündüm ve içimi tuhaf bir his kapladı.
Acaba gıdıklanmamı ve bildiğini düşündüğüm diğer her şeyi nasıl öğrenmişti. Aramızda geçen tuhaf çekimden sonra bir şey demeden odadan çıkmıştı. Bana yakın oluşuyla ürpermem anlamsızdı. Neden bu kadar etkileniyordum ki ondan? Gözlerine bakarken kalbim neden hızlanıyordu? Düşüncelere daldığım sırada telefonumun çalmasıyla sıçradım. Dicle arıyordu. Özlediğimden yüzümde büyük bir gülümseme yayıldı. Gülerek yanıtladım.
"Efendim Dicle, canım kankam!”
"Lan insan hiç mi arayıp sormaz, yurt dışına çok yazıyor diye bizde aramadık.” Gerçekten inanılmaz bir girişti.
İçimden Allah’ın fakiri diye mırıldanırken güldüm.
"Off Dicle bir bilsen nelerle uğraşıyorum."
Dicle’ye kolunu kaptıran gövdesini kurtaramazdı ve bir meraklandı mı her detayına kadar anlatmak zorunda olurdum.
"Her detayına kadar anlatıyorsun Peri! Hemen hemen!” Son söylediği düşüncelerimi teorik olarak kanıtlarken en baştan başlayacaktım.
Yurt dışına çok yazmasını umursamadan abartısız bir saatimi ona harcadım ve geldiğim günden beri olanları anlattım. Sessizce dinleyip arada küfür etti ve en son konuştu. “Peri, güzelim kendine gel bu piçlerin işi belli olmaz ama bak bu Alex’i gözüm tuttu benim. Sanki seni korumak istiyor gibi, asi tavırlı asosyal falan ama aslında böyle insanların içindeki iyi daha iyi değil midir?" Dicle mantıklı konuşmazdı ama konuştuğunda da mutlaka haklı çıkardı. Buna güvenerek içim biraz olsun ferahlamıştı ve anlatmak çok iyi gelmişti.
"Ah Dicle Ah! Niye kafamı karıştırıyorsun kanka.”
Bilmiş tavrından taviz vermeyerek devam etti. "Benden demesi bu çocuk sana karşı bir şeyler hissetmeye başlayacak aha da buraya yazıyorum. Ve bilirsin ki Dicle’nin kehanetleri her zaman çıkar. Şimdi değilse yarın… elbet çıkar.” Dicle ve kehanetleri meşhurdu.
İç sesim nereye yazıyorsun diye soğuk bir espri yapmak istese de canım fazlasıyla sıkılmıştı. Bir şey demeden bekleyince derin bir iç çekip devam etti. “Kapa lan kapa çok yazıyor.”
"Tamam bebek sonra yine görüşürüz, ayrıca w******p’tan arasana kızım manyak mısın?" dedim ve telefonu kapattım.
Canım sıkılıyordu ve odadan çıkmak istiyordum. Bir yanım Alex ile uğraşmak istiyordu. Ya da onu görmeyeli gözlerim onu arıyordu sanırım. Neydi bu? Özlem mi? Öyleyse kendime fazlasıyla kızabilirdim. Sessiz adımlarla aşağıya indim. Kanepede oturmuş, telefonla konuşuyordu.
"Bu gece ayarlayın onu gebertmemem için yalvaracak.” dedikten sonra telefonu kapatınca hızla yukarıya çıktım ve onu dinlediğimi belli etmedim. Konuşmaları ilgimi çekmişti ve merak ediyordum. İç sesimle iş birliği yapmaya karar verdim ve onu dinledim. Alex’i takip edecektim. Banyoya girip hızlı bir duş aldım ve dar bir kotla uzun kollu bol bir sweatshirt giydim. Aşağıya indiğimde Alex hala kanepede oturuyordu. Bir şey demeden yanına oturdum. Göz ucuyla bana baktıktan sonra önüne döndü.
"Nasıl oldun ufaklık?”
"İyiyim.”
Bir şey söylemeden telefona döndüğünde meraklı bir ifadeyle ona döndüm.
“Benim tikim olduğunu ve lakabımı nereden öğrendin?”
Alaycı bir bakış attı. “İstersem öğrenemeyeceğim şey yok.” Bir o kadar umursamazdı da…
Bilmiş bir ifade takınarak sırıttım. "İstedin mi?”
Afalladığı açık ve net belliydi.
"Bizimle birlikte yaşayacak olan bir insanı araştırmam gerekirdi değil mi?”
Ona doğru eğildim ve fısıldadım "Aslında ben katilim Alex.”
Ayağa kalktı.Takındığı umursamaz tavrına hastaydım. “Neyse ufaklık, benim işlerim var.”
Çaktırmamaya çalıştım. "Ben de şimdi uyuyacaktım."
"İyi" dedi ve gitmeden önce göz ucuyla bana baktı. “Unutmadan, güzel bacaklar"
“Beni süzmekten başka işin yok mu sapık!”
"İltifatın için sağ ol güzelim"
"Hadi ama Alex, hatırlatırım tipin değildim"
Güldü ve tekrardan bacaklarıma baktı "Sen karakter olarak tipim değilsin vücudun için bir şey demedim."
"Sen varya sen tam bir-"
Cümlem yarım kaldı. Çünkü çıkıp gitmişti ve yapacağım şey açık ve net belliydi. Peşinden gidecektim...
Alex evden çıktıktan sonra hemen ardından çıktım. O gaza basıp giderken bir taksiyi durdurdum ve almanca olarak düz gitmesini söyledim. Taksi bu şekilde Alex’in peşinden gidiyordu. Şimdi de dedektifçilik oynuyorduk. Bir süre geçtikten sonra Alex’in arabasını gözden kaybettim ve telefonumu çıkarıp Mete’yi aradım.
"Alo Mete, Alex nerede biliyor musun?"
"Ben de seni arayacaktım. Çabuk gel Paul ile kavga edecekler.”
"Acil adresi ver."
Adresi taksiciye söyledim ve yola odaklandım. Kalp atışlarım benden bağımsız bir hal almıştı.
20 dakika sonra sessiz ve bir o kadar harabe olan bir sokakta indim. İğrenç bir sokaktı ve duman içindeydi.
Köşede bir kaç çocuk ot içiyordu. Beni iğrenç bir şekilde süzdüklerinde midem bulanmıştı. Hızlıca yanlarından geçtim. Alex’i bulup bu lanet yerden kurtulmak istiyordum. Aralarından biri arkamdan gelip kolumu tuttu ve kendi dilinde gel güzelim benimle tarzında bir şeyler söyledi. İyi ki dövüş sporlarıyla ilgileniyorum. Bileğinden ters çevirip onu duvara fırlattım. Karşıdan bana doğru gelen Mete’yi görünce rahatlamıştım. Beni kolumdan tutup çekiştirdi. "Hadi Peri çoktan başladılar Max onu öldürecek"
Kolumu kurtardım ve atarlı bir ifadeyle konuştum. “Çekiştirmesene! Şu an o ergenleri ayırmak zorunda değilim.”
Konuşmadan hızlıca yürüdük ve sakinleşmeye çalıştım. Onu bulmak ve kavga etmesine engel olmak istiyordum. Neden Alex’i bu kadar önemsiyordum hiçbir fikrim yoktu sadece içimden geleni yapıyordum. Eski bir depoya girdiğimizde etrafı inceledim.
Tünel gibiydi ve pis kokuyordu. Merdivenlerden aşağıya indiğimizde büyük bir meydan ve ringle karşılaştım, izleyici yoktu. Ah evet kapattırmışlardı. Ve Alex yüzü kandan görünmeyen Paul’u üzerine çıkmış yumruk ve tekmelerini savuruyordu. Paul’un ağzından kan geliyor olması korkmama neden olurken hiç düşünmeden yanlarına gittim. "Alex!”
Kafasını kaldırdı ve yeşil gözlerini gözlerime dikti. “Senin burada ne işin var?”
Paul umutla bana bakıyordu, Alex ona bir tekme daha atınca kafasını tekrardan yere yatırdı. Ringe çıktım ve Alex’in önüne geçtim. “Alex dur öldüreceksin onu!”
"Gebersin!"
Onu engellemeye çalışarak kollarını tuttum. Sinirli bakışlarını üzerime dikmişti. "Çekil şuradan yoksa kötü olacak.”
Sabırda bir yere kadar…
"Benimle dövüşsene hadi!” diye bağırdım sinirle.
Afalladığı açık ve net belliydi. "Ne?”
"Benimle dövüş.”
Güldü ve ellerini saçlarından geçirdi. “Sen ve dövüş kavramı.”
Onu umursamayarak Paul’a döndüm. “İn ringden Paul.”
Şaşkınlıkla bana baktı ve Mete ile birlikte izleyici yerini aldı. Kazağımın altında askılı tişörtüm vardı, ona güvenerek kazağı çıkarıp kenara attım ve saçlarımı topladım.
Alex ise keyifli bir ifadeyle gülüyordu. “Ciddi değilsin değil mi"
Güzel bir kahkaha attım. “Ne o yoksa korktun mu Alex?”
"Bunu sen istedin ufaklık.”
Üzerime doğru bir hamle yapınca çevikçe yana çekildim. Eğlendiğini gösteren bir bakış attı ve dudakları kıvrıldı. "Seksi olduğu kadar da çevik, hımm etkileyici"
"Demek seni etkiledim, level atladım Alex, bunları senden duymak... İlginç" alaycı bir ifadeyle konuştum.
Ona doğru bir hamle yapınca beni belimden kavrayıp ringin iplerine yasladı. Dizimle ona tekme atarak gerilemesini sağladım. Ve bir tekme daha attım. Bana doğru gelince kolundan kavrayıp iplere doğru gönderdim. Tam tekme atacağım sırada ayak bileğimi tuttu ve beni yere attı. Sırtüstü düşünce üzerime çıktı ve kollarımı başımın üstünde birleştirdi. Yakınlığı dikkatimi dağıtırken nefesimi tutmuştum. “Çok ağırsın.”
Hadi ama söyleyebileceğim tek şey bu muydu?
Güldü. "Bu tür yeteneklerin olduğunu bilmiyordum ufaklık.”
Hala gülüyordum çünkü bakışları anlamsız bir ifadeyle parlıyordu. “Bilmediğin çok şey var odun herif.”
"Odun,” diye sordu.
"Evet odun beğenemedin mi"
Kendini bana daha çok bastırırken kelimelere baskı yaparak konuştu. “Beğenemedim ufaklık"
Acıyla inledim. “Kalk üzerimden delirtme beni"
"Delirmiş halini merak ediyorum doğrusu.”
Biz öylece durunca Paul’un alaycı sesi geldi. "Gidin ve kendinize bir oda bulun." Klişe Amerikan filmlerinden alıntı olan bu cümleyi birinden duyacağım aklımın ucundan bile geçmezdi.
Alex kafasını kaldırdı ve öfkeyle konuştu. "Sen hala konuşuyor musun lan bekle geliyorum.”
Paul kapıya doğru ilerledi. Korkmuş olduğu her halinden belliydi. Son kez dönüp bana baktı. "Çok şanslısın Alex, Peri arada bizde de kalabilir ona ne kadar misafirperver olduğumu gösteririm.”
Alex üzerimden kalktı ve Paul’a doğru dönüp küfür etti. Paul kendinden beklenecek korkak bir tavırla koşar adımlarla gitti. Mete de onun hemen arkasından çıktı.
Alex elini uzatıp beni ayağa kaldırdığında donmak üzereydim hemen kazağımı giydim. "Hadi gidelim ufaklık seninle evde görüşeceğiz."
Kaşlarımı çatarak ona döndüm. "Ne görüşmesi Alex hatırlatırım benim sayemde katil olmaktan kurtuldun."
Ciddi ifadesini bozmadı. “Sana beni takip et diyen olmadı bu bir daha tekrarlanmayacak.”
"Anlaşıldı komutanım,” diye dalga geçtim.
Bana ters bakışlar attıktan sonra önüne döndü. Deponun çıkışına doğru yürüdük. Alex önümdeydi ve hemen ardından onub takip ediyordum. Yumruğu yapıştırdığım çocuk koluma yapışınca afalladım.
"Alex!" diye bağırınca Alex endişeyle bana döndü. Ve çocuğa korkutucu bir bakış attı. Çocuk korkak adımlarla geri çekildi. Hemen geri çekilmesi şaşırmama neden olmuştu.
Alex beni kendine çekti ve kollarını belime sardı. Çekilmeye çalıştım. "O kollarını üzerimden çek" Resmen cırlamıştım ve yine tirübün holiganlarına bağlıyordum.
Belimi daha sıkı sardı."Aralarından birinin seni götürmesini istemiyorsan bırakmazsın beni ufaklık.”
Bu söylediğiyle korkuyla sindim. “Bu kadar güzel olma sen de bir daha.”
"Sen bana karışamazsın.” Atarlı kişiliğime engel olamıyordum.
"Bu atarlı tavırları sana göstereceğim ufaklık.”
Daha fazla konuşmadık. Arabaya binince başımı cama yasladım ve düşüncelerimin canını cehenneme göndererek gözlerimi kapattım. Fazlasıyla yorulmuştum.
Birinin kolumu dürtmesiyle gözlerimi açtım. Alex, ben uyanınca arabadan indi. Uykulu adımlarla onu takip ediyordum. Kapıyı açtığında içeriye girip kendimi kanepeye attım. Rahat vermeden kolumu dürttü. "Ya odanda yatsana kızım"
Uykulu bir şekilde merdivenlere yöneldim. Tehditkar bir tavırla kolumu tuttu. "Bu gece gördüklerinden kimsenin haberi olmayacak."
Kolumu çektim ve uykulu olduğumdan sakin bir tavırla karşılık verdim. "Bu kol tutma da adet haline geldi"
Güldü ve ilk cümlesine devam etti. “Aramızdaki bir sır olarak kalacak.”
"Tamam ama sorularıma cevap vereceksin.” Hemen kabul ediyor olmam beni bile şaşırtmıştı.
"Kabul ufaklık ama yarın konuşalım uykum var.”
Esneyerek başımı salladım. “Tamam benimde uykum v-"
Geriye doğru sendeledim. Uykulu olduğumdan yürüyemiyordum. Alex belime sarılarak düşmemi engelledi ve sonra tek kolunu belime sararak yürümeme yardım etti. “Düz yolda yürüyemiyorsun.”
"Uykuluyum,” diye cırladım.
"Cırlama kulağımda başımın belası,” Bana baş belası demesi hoşuma giderken uyumak istiyordum.
Odamın kapısını açtı ve geçmemi bekledi. “İyi geceler Alex.” Aslan kükremesi gibi esnemem kendimden soğumama neden olurken Alex’in nasıl soğumadığını merak ediyordum.
"İyi geceler ufaklık.”
Kapıyı kapattım ve o giderken uykumla baş başa kaldım.