Hastane koridorları sessizdi. Sessizlik öyle yoğundu ki, Miray'ın kalbinin atışı bile yankılanıyordu içinde.
Efe'nin yanına son kez girip çıkalı saatler olmuştu. Şimdi elinde Mert’ten gelen küçük bir USB vardı. İçinde ne olduğunu bilmiyordu ama bir şey biliyordu: Bu dosya birinin hayatını değil, birçoklarının sırrını taşımaktaydı.
Telefonu titredi.
> “Seni izliyoruz. İkinizden biri daha konuşursa, üçüncünüz ölür.”
-Gizli Numara
Parmakları istemsizce buz gibi oldu. Gözlerini kısarak pencereden dışarı baktı. Otoparkta beyaz bir araba durmuş, camları karartılmıştı.
Miray yutkundu. Artık korkmak gibi bir lüksü yoktu.
---
📌 SAHNE: EFE’NİN HASTANE ODASI – GECE
Efe gözlerini araladığında odada sadece Miray vardı.
Soluğu hâlâ düzensizdi ama elleri Miray’ın ellerini bulduğunda sabitlendi.
— “Neler oluyor?” diye fısıldadı Efe.
Miray gözünü ayırmadan konuştu:
— “Bizi izliyorlar. USB elimde. Ama her saniye daha da tehlikeli hale geliyoruz.”
Efe gözlerini kapattı. Sessizce düşündü. Sonra gözünü Miray'a çevirdi.
— “Mert’e ulaşabilir misin?”
Miray başını salladı.
— “Deneyeceğim. Ama ya onu da susturmaya kalkarlarsa?”
Efe dudaklarını sıktı.
— “O zaman önce biz konuşacağız. Yüksek sesle. Herkesin duyacağı şekilde.”
Miray’ın gözleri irileşti.
— “Kendini ölüme atıyorsun.”
— “Hayır. Onları karanlıktan çıkarmaya zorluyorum.”
---
📌 SAHNE: MERT’İN ESKİ DAİRESİ – SABAH
Kapı açıldığında, içeride sadece dağınık eşyalar ve bir zarf vardı.
Miray zarfı açtı:
> “USB seni tehlikeye atar. Ama onu yok etmek de seni yok eder. Seçimini yap. —Mert”
Zarfın içinden eski bir polis kimliği çıktı. Üzerinde Mert’in babasının adı vardı. Arka yüzüne titrek bir kalemle yazılmıştı:
> “Konuşursam... beni sustururlar. Konuşmazsam... o çocuklar bir daha asla susmaz.”
Miray gözlerini kapadı. İçinde büyüyen sorumluluk artık kişisel değildi. Bu artık kendi savaşı değildi.
---
📌 SAHNE: CANLI YAYIN – TELEVİZYON KANALI LOBİSİ
Miray elinde USB ile stüdyoya yürüdü. Gözleri kararlı, adımları gergindi. Arka cebinde küçük bir bıçak vardı. Artık kimseye güvenmiyordu.
Efe telefondan izliyordu.
Kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
Sunucu dosyayı açtı, kulaklıkla bir şeyler dinledi. Gözleri irileşti.
— “Bu… Bu yayınlanamaz! Bunlar… üst düzey insanlar!”
Miray hiç istifini bozmadı.
— “Yayınlayacaksınız. Ya şimdi, ya ben sokakta canlı yayın yapacağım.”
Sunucu yutkundu. Kafasını yavaşça salladı.
Ve ilk kayıt ekrana düştü.
> “Kod adı: Zeytin... Tanık çocuklar karanlıkta saklandı. Dosyalar temizlendi. Tanıklar susturuldu. Ama biri… biri kurtuldu.”
Ekranda Miray’ın çocukluk fotoğrafı belirdi. Yanında ise Efe.
İkisi de kayıtlarda adı geçen “tanık çocuklar”dı.
---
📌 SAHNE: EFE’NİN ODASI – YAYIN ANINDA
Kapı birden açıldı. İki adam içeri girdi. Siyah giyimli, telsizli.
Efe kalkmaya çalıştı ama gücü yetmedi.
— “Efe Demir. Sen artık bir tehditsin.”
Silah doğrultuldu. Ama o sırada hemşire kılığında biri içeri girdi—Mert.
Tabancasını kaldırdı, boğuşma başladı. Kurşun duvara saplandı.
— “Yeter!” diye bağırdı Mert.
Adamlar kaçtı. Mert pencereye yöneldi, Efe'yi kolundan tuttu.
— “Geliyoruz dostum. Artık gölgelerde değiliz.”
---
📌 SAHNE: BİR TEPENİN ÜZERİ – GÜN DOĞARKEN
Miray, tepede ayakta duruyordu. Altında şehir, üstünde gün ışığı.
Yanında Efe, yaralı ama ayakta. Mert ise sessiz, ama özgür.
— “Yani şimdi... ne olacak?” diye sordu Miray.
Mert gözlerini güneşe çevirdi.
— “Artık susan biz olmayacağız. Bizi susturmaya çalışanlar konuşacak.”
Efe, Miray’a döndü.
— “Bunca yıldır içimde kalan cümleyi şimdi söyleyebilirim.”
Miray şaşkın baktı.
— “Ne?”
Efe derin bir nefes aldı.
— “Seni seviyorum. O bodrumdan beri… seni her şeyden önce tanıdım.”
Miray'ın gözlerinden yaşlar aktı.
— “Ve ben… seni hatırlamasam bile, kalbim unutmamış.”
Öpüştüler. Ama bu kez bu bir teselli değil, bir sözleşmeydi.
Geçmişi birlikte gömmek değil… geleceği birlikte kurmak için.
*******