Takip

997 Kelimeler
Ok Konsorsiyumu Genel Merkezi – Levent, İstanbul / 09:17 Levent’in iş kulelerinden biri. Dışarıdan bakınca sıradan bir finans merkezi gibi duruyordu ama içerde işler daha derindi. Cinayet Büro’dan Komiser Yardımcısı Hakan ve Polis Memuru Burak, binanın döner kapısından girerken güneş gözlerine vuruyordu. Üzerlerinde resmi görev kartları, suratlarında ciddi ifadeler vardı. Resepsiyon Görevlisi (başını kaldırarak): “Hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?” Hakan (kartını göstererek): “Cinayet Büro’dan geliyoruz. Ok Konsorsiyumu’na ait bir telefon hattı, yürüttüğümüz bir cinayet dosyasında geçti. Hukuk birimi ya da güvenlikten biriyle görüşmemiz gerekiyor.” Görevli hemen kulaklık mikrofonuna döndü, kısa bir konuşma yaptı ve başını onaylar şekilde salladı. “14. kata çıkın lütfen. Avukat Binnur Hanım sizi bekliyor.” Asansöre bindiklerinde Burak hafifçe konuştu: Burak: “Bu sabah İlkay’a gelen o görüntü hâlâ aklımda. O kadın gerçekten bu binadaysa?” Hakan: “Görürsek tanır mıyız diyorsun?” Burak: “Tanımayız. Tanımaya çalışmayız. Görevimize bakacağız.” ⸻ 14. Kat – Ok Konsorsiyumu Hukuk Departmanı / 09:31 Modern, şık bir ofis. Cam duvarlardan dışarısı net görülüyor. Masanın arkasında oturan Binnur Hanım, kırklı yaşlarında, takım elbiseli ve ciddi bakışlı biri. Yanında güvenlik sorumlusu ve finans danışmanı da var. Hakan (elindeki dosyayı uzatarak): “03 Nisan gecesi, saat 02:43. Balat’taki bir cinayet dosyasında, kurbanın telefonundan çıkan son aramalardan biri sizin kurumun ana hattına yapılmış. Bireysel bir kullanıcı yok görünüyor ama içerden biri aramış.” Binnur: “Telefon sistemimiz çok fazla iç hatta bağlı. O aramanın detayları elinizde var mı?” Burak: “Numarayı verdik. Görüşme sadece 28 saniye sürmüş. Muhtemelen bir konum paylaşımı yapılmış olabilir. IP ya da cihaz loglarını incelemek istiyoruz.” Görüşme kısa ama net ilerliyordu. Ok Konsorsiyumu yetkilileri iş birliğine açık gibiydi. Ama ofisteki düzen fazla yapaydı. Hakan göz ucuyla tavandaki kameraları süzüyordu. Güvenlik Sorumlusu: “Konum paylaşımı sistem dışından da yapılmış olabilir. Ama iç hatların kimler tarafından kullanıldığını arşivliyoruz. Bilgi işlem ekibimiz sizinle paylaşacak.” Görüşmenin sonunda Binnur gözlerini kaldırıp sordu: Binnur: “Dosyada başka ne var?” Hakan: “Cinayetin kişisel değil, örgütsel bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Şirketinizin bu yapıyla dolaylı da olsa ilgisi varsa, sizin için de risk oluşturabilir.” Binnur (hafifçe gülümseyerek): “Ok Konsorsiyumu kurumsal bir yapı. Yeraltı dünyası bizim işimiz değil. Ama eğer böyle bir ihtimal görüyorsanız, elimizden gelen desteği veririz.” ⸻ Görüşme Sonrası – Asansör / 10:15 Asansör kapısının önünde birkaç saniye beklediler. O sırada yan kapıdan çıkan bir kadına Burak gözünü dikti. Kadının uzun saçları topuz yapılmıştı, koyu renkli blazer giymişti, yanında da bir tablet vardı. Arkasına bile bakmadan yürüyüp gitti. Burak (fısıltıyla): “Görmedin mi?” Hakan: “Hayır. Kimdi o?” Burak (başını sallayarak): “Hiçbir fikrim yok. Belki de görmek istemedim.” Asansöre bindiler. Kapılar kapanırken Hakan cebinden telefonunu çıkarıp kısa bir mesaj attı: “Komiserim, görüştük. Cevaplar fazlasıyla temizdi. Belki de fazla temiz.” ⸻ Cinayet Büro – İstanbul Emniyeti / 11:26 İlkay, dev harita ve notlarla dolu panonun önünde kahvesini masaya koyarken dikkatle inceleme yapıyordu. Duvar, Ok Konsorsiyumu’yla ilgili belgeler ve eski dosya bağlantılarıyla kaplıydı. Burak: “Komiserim, şirketin sunucularından bazı loglara ulaştık. O gece saat 02:20 civarında binadan dışarıya konum paylaşımı yapılmış. VPN kullanılmış ama çıkış Balat’tan.” Hakan: “Ayrıca o bölgeden sinyal veren sahte bir hat da var. Gerçek adı olmayan bir kişi üzerinden. Ama cihaz fiziksel olarak İstanbul’da görünmüş.” Tam İlkay konuşacakken kapı sertçe açıldı. Emniyet Müdürü Nevzat Bey girdi. Gri paltosunu çıkarmadan doğrudan İlkay’a baktı. Nevzat: “Komiserim. O dosya hâlâ açık mı?” İlkay: “Evet müdürüm. Örgütsel bir bağlantı ihtimali yüksek. Derine inmeye çalışıyoruz.” Nevzat: “Geç kaldınız. Bu sabah biri teslim oldu. Suçunu itiraf etti. Gözaltına alındı.” Ekip birbirine baktı. Burak: “Kim bu adam?” Nevzat: “Adı Halil Demirkapı. Ufak tefek suçlardan sabıkalı. Cinayeti üstlendi. Kurbanla husumeti olduğunu söylüyor. Olay yerini de tarif etmiş. Savcılığa aktarılacak.” İlkay: “Kurbanın kimliği bile net değildi. Bu Halil’in hiçbir bağlantısı yoktu. Sahte kimlikli bir adamdan bahsediyoruz.” Nevzat: “Zanlı ortaya çıktı komiserim. Prosedür neyse tamamlayın. İki gün içinde dosya kapanmalı. Üst kademeden baskı var. Olay büyümesin.” İlkay (zoraki bir şekilde): “Emredersiniz müdürüm.” Nevzat gözlerini İlkay’dan ayırmadan birkaç saniye baktı, sonra çıkıp gitti. Kapı kapanınca İlkay derin bir nefes aldı. İlkay: “Bu işte bir bit yeniği var.” Burak: “O adam dosyadaki gizli detayları biliyor komiserim. Fotoğrafın arkasındaki mesajı bile. Halbuki bunu kimseye söylemedik.” Hakan: “Dosya ezberletilmiş olabilir. Dikkat dağıtmak için biri yönlendirmiş.” İlkay masadan kalktı. Ekibin karşısına geçti. Gözleri kararlıydı. İlkay: “Bu cinayet, çok daha büyük bir şeyin ortasında. Doğru kişiyi bulmak zorundayız. Ve doğru bilgiye ulaşmak.” Monitörlerden birini açtı. Güvenlik kamerası görüntüsü döndü: Uzun saçlı bir kadın, karanlık bir koridordan geçiyordu. İlkay’a tıpatıp benziyordu. İlkay: “Bu kadın… kod adı Sahra. Sicili yok. Devlet kayıtlarında izi bile yok. Ama Kara yapılanmasına sızmış biri. Ve o gece olay yerindeydi.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra İlkay ekibe döndü. İlkay: “Hakan, Burak. Bu görev artık sizde. Sahra’yı izleyin. Nerede yaşıyor, kimlerle görüşüyor, kimden talimat alıyor? Ve… Yaman Karadoğan’ı da yakın takibe alın. Bu işin arkasında o varsa, öğreneceğiz.” Burak: “Komiserim, bizim de izlenme ihtimalimiz yüksek.” İlkay: “Biliyorum. Ama bu oyunun içindeyiz artık. Geri adım yok.” Hakan: “Anlaşıldı komiserim.” İlkay bir kez daha panoya döndü. Kurbanın fotoğrafındaki bebekte takıldı gözleri. İçinde bir boşluk vardı. Sanki her adım, onu geçmişine biraz daha yaklaştırıyordu. Ve o kadının gözlerinde… kendi gölgesi duruyordu. ⸻ İstanbul / Gece – 20:48 Hakan ve Burak, Beşiktaş’ın ara sokaklarında, sivil araçla ilerliyorlardı. Takip ettikleri kadın, lacivert kapüşonlu montuyla, elinde siyah çantayla yürüyordu. Burak: “Yemin ederim tıpatıp komiser gibi yürüyor. İnsanın tüyleri diken diken oluyor.” Hakan: “Göz göze gelme. Mesafeyi koru. Sol çaprazda kal.” Kadın ara bir sokağa sapıp ilerledi. Sokak lambaları bozuktu. Arada bir etrafına bakıyor, dikkatli hareket ediyordu. Sanki takip edildiğini biliyordu. Hakan: “Gölgede kal. Bu kadın eğitimli. Ufak hatayı bile affetmez.” Kadın eski bir apartmanın önünde durdu. Çevreyi hızlıca kontrol etti, anahtarı çıkardı ve içeri girdi. Kapı arkasından otomatik olarak kilitlendi .
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE