---
O gün belki de ilk defa güne bu kadar huzurla uyanmıştım. Genç bir kızın hayatı kurtulmuştu. Koltuktan kalkıp giyindim, sonra aşağı indim. Ceylan ve annesi, akşam tüm ısrarlarımıza rağmen gitmişlerdi.
Bugün Zilşan'ı görmeye gidecektim. Kadir Ağa'dan izin istedim. İzin verince hemen yukarı çıkıp annemin bana verdiği paradan biraz alarak aşağı indim. Küçük bir pazar yeriydi, ama Zilşan için alacaklarım vardı.
Konaktan çıkıp sessizce yürüdüm. Köşeden birden Serçe belirdi. Ona gülümsedim. Yanıma gelerek elini yanağıma dokundurdu ve bana gülümsedi:
*"Dayan, ay yüzlü, dayan. Sen sessiz olanların sesi olacaksın. Kanayan yaralar en sonunda kabuk bağlayacak, ama sabret, olur mu?"*
Ona gülümsedim. Yanağımdaki elini tutup avucumda hafifçe sıktım:
*"Dediğin her şey oldu, Serçe. Sen nasılsın?"*
*"Nasıl olayım, ay yüzlü? Son nefesimi vereceğim günü beklerim. Günah olmayacağını bilseydim, bu acıya daha fazla dayanamaz, kıyardım canıma. Lakin Allah kaderimde böyle yazmış."*
*"Sen çok güçlüsün, Serçe,"* diyerek avucumdaki elini bıraktım. Omuzuma bıraktığım mavi-beyaz çiçekli eşarbı çıkarıp ona uzattım:
*"Senin olsun, Serçe."*
Serçe gülümseyerek aldı:
*"Bu çok güzel, ay yüzlü."*
*"Sende daha güzel duracak. Hadi, görüşürüz. Kendine iyi bak."*
*"Dikkat et, ay yüzlü. Seni yine zor günler bekliyor. Ama unutma, sonunda mutluluk seni bulacak. Sabret,"* diyerek uzaklaştı.
Pazara gelmiştim nihayet. Birkaç hediyelik eşya aldıktan sonra Zilşan’ların evine doğru yürüdüm. Ahşap kapıyı birkaç kere çaldıktan sonra kapı gıcırdayarak açıldı.
*"Hevi kardeşim!"*
*"Zilşan, nasılsın?"*
*"İyiyim, Hevi. Sen nasılsın? Geç içeri."*
İçeri adım attıktan sonra elimdekileri Zilşan’a uzattım:
*"Pek bir şey değil, lakin kusuruma bakma."*
*"Ne kusuru, Hevi? Hadi gel, bir çay içelim."*
Ona gülümseyip içeri girdim:
*"Annenler yok mu?"*
*"Yok, onlar Ezel'in düğün alışverişi için çarşıya çıktılar. Önce onun düğünü, düğün akşamı da benim kınam olacak."*
Elini tuttum:
*"Sakın ola kendine zarar verme, Zilşan!"*
*"Yok Hevi, istesem de yapamıyorum. Bu gün adar aradı gel kaçalım dedi .
Sen ne dedin zilşan ?
Gel, oturalım,"* dedi ağlayarak.
*"yapamam, Hevi. Yapamam! Korkuyorum. Biliyorum, bir ömür pişman olacağım. Ama kaçarsam daha kötü olacak diye düşünüyorum."* Sustum ve beni bekleyen cehenneme ilk adımı atacağım günü bekliyorum sadece.
*"Bu töre bizi yaktı , Hevi. Seni, beni, Ezrayı, daha nicelerini yakacak!"*
Zilşan ile birbimize sıkı sıkı sarıldık. Uzunca dertleştik. Devran'ı anlattım. Devran'ı anlatırken yüzümdeki gülümsemeyi Zilşan fark etti. Sonra Hejar'ın yaptıklarını, o korkunç geceyi, her şeyi anlattım. Göz yaşları içinde. Zilşan da benimle birlikte ağladı. zaman çok çabuk geçmişti Artık gitme vakti gelmişti.
*"Zilşan , düğününe gelemeyebilirim belki, ama kalbim seninle. Ezra'ya da selam söylersin. Ben kalkayım, geç olmasın. Diyerek ayağa klaktım.
Zilşan’la vedalaşıp yola koyuldum. Uzun zamandır tepeye çıkmamıştım. Uzunca yürüdükten sonra tepeye vardım ağacın altına geçip oturdum .Başımdan geçen her şey gözlerimin önünden geçti. Ne zor günlerdi... Ama biliyordum, bir gün kurtulacaktım bu esaretten. Yavaşça ayağa kalktım ve tepeden aşağı indim.
Konağa çok az bir mesafe kalmıştı ki Devran karşıma çıktı:
*"Hevi!"*
yerimde durdum:
*"Efendim, Devran Ağa?"*
Gülümseyerek bana baktı:
*"Sana bir haberim var."*
Ona merakla baktım.
*"Ceylan senin sayende okuyacak. Bugün kayıt işlemlerini tamamladık. Babası durumu olmadığı için almıştı okuldan, ama bugün yeniden başlayacak. Hevi, bu senin sayende!"*
*"Buna çok sevindim, Devran Ağa. Çok sağol, bu haberi verdiğin için. Ben artık gideyim,"* dediğimde Devran elimi tuttu.
Korkuyla geri çektim:
*"Ne edersin, Devran? Ya biri görse, ne der?"*
*"Kimse umrumda değil, Hevi. Biliyorum, yaptığım yanlış. Ama Hejar'ın yaptığı da doğru değil. Sana ettiği işkenceler gönlüme dert oluyor. Gözlerine çöken bu hüzün yüreğimi yakıyor. “
Gözleri kestirdimğim saçlarıma kaydı gözlerindeki o hüznü hissettim .sonra tekrar gözlerime değdi bakışları .
Gel, hadi, seni götüreyim buradan. Nereye gitmek istersen git, yeni bir hayat kur kendine!"*
Devran'a baktım:
*"Gitmek isteseydim giderdim, Devran. Sağol beni düşündüğün için. Bu çabanı görüyorum, ama beni gitmem dicle’nin abimin hayatını riske atar. Daha çok kan dökülür. Bekleyeceğim. Ve elbet bir gün bitecek bu ızdırap. Kendine iyi bak, Devran. Gitmen lazım."*
Devran'ı ardımda bırakarak hızla yürüdüm ve konaktan içeri attım kendimi. Elim kalbime gitti:
*"Ne oluyor sana, Hevi? Bu yaptığın yanlış! Kendine gel!"Diyerek kapıdan çekilip avluya doğru yürüdüm .konağa öfkeyle giren Hejar'ı gördüm. Bana doğru gelip kolumu tutarak :
*"Ne işin vardı Devran'la?"*
*"Ne diyorsun sen?"*
*"Ne konuştunuz sokak ortasında Devran'la?"*
*"Bu seni ilgilendirmez, Hejar. Uzak dur, çek o pis elini üzerimden!"*
*"Sen kimsin de bana hesap soruyorsun? Uzak dur! Yemin ederim, bir daha dokunursan o zaman karşında başka bir Hevi bulursun!"* dediğimde, Hejar güldü:
*"Ya, ne yapacaksın, Hevi?
Sen nasıl bir insansın diyerek uzaklaştım.
Arkamdan duyduğum sesle daha da hızlandım. “Kapıyı kilitle bu akşam odamda uyuyacağım. “ odaya girip Sinirle kapıyı sertçe çarptım ve birkaç parça elbise alıp aşağıdaki boş odaya geçtim. Geçsin uyusun odasında elimdekileri odaya bırakıp mutfağa geçtim.
Meryem :
*"Hevi, Kadir Ağa seni çağırıyor!"*
*"Hayırdır, Meryem?"*
*"Bilmiyorum. 'Gelince söyle, yanıma gelsin,' dedi."*
*"Tamam,"* diyerek mutfaktan çıktım. Kadir Ağa'nın odasının önünde durup kapıyı çaldım. İçeriden gelen tok ve kalın sesle içeri girdim.
*"Beni çağırmışsın, Ağam."*
*"Gel otur, kızım. Sana diyeceklerim var."*
Karşısındaki koltuğa oturdum. Kadir Ağa bana bakıp:
*"Hevi, eğer sen de istersen babanları ve dicleyi eve çağırmak isterim. Bu küslük bitsin, sen de aileni görmüş olursun."*
Kadir Ağa'ya bakıp:
*"Bana niye sorarsın, Ağam? Senin evladın tabii çağıracaksın!"*
*"Olsun, kızım. Sen olmasaydın belki evladım bugün yaşamayacaktı. Senin de hayatın mahvoldu. Görmez miyim sanıyorsun? Ama elden bir şey gelmiyor."*
Kadir Ağa'ya gülümsedim:
*"O zaman ben hazırlıklara başlayayım, Ağam. İznin olursa."*
Kadir Ağa başını onaylar gibi salladı. Sonra:
*"Hevi!"*
*"Buyur, Ağam?"*
*"Hele yanıma gel."*
İki adım atıp Kadir Ağa'nın karşısında durdum. Önündeki ahşap çekmeceden bir kutu çıkardı. Kutuyu açtığında içinde gümüş işlemeli, zümrüt taşlı bir yüzük vardı.
*"Bu rahmetli annemden kaldı. Ama bunu ne eşime ne de kızlarıma vermeye kıyamadım. Bugün asıl hak edene vermek istiyorum. Biliyorum ki sen bu yüzüğü çok güzel taşıyacaksın. Sende annemi gördüm. O da senin gibi cesur, merhametli ve adaletten yana bir kadındı. Ceylan için yaptıkların beni çok mutlu etti."*
Başımı hayır anlamında salladım:
*"Kabul edemem .Ben bu yüzüğü hak etmiyorum. Ve üzgünüm, ama bir gün mutlaka gideceğim bu konaktan. Ama bilin ki bendeki yeriniz çok ayrı. Bir gün buradan gidersem de sizin kalbimdeki yeriniz hep ayrı olacak."*
Kadir Ağa ısrar etti:
*"Hadi, uzat elini. Bu yüzüğe en iyi senin bakacağını biliyorum. Ben bunu sana bu evin gelini diye vermiyorum, Hevi. Seni kızım gibi severim. Ve sen bu yüzüğü takacaksın parmağına. Beni kırma."*
Ona dolu gözlerle baktım. Utanarak elimi uzattım. Kadir Ağa yüzüğü parmağıma taktı ve gülümseyerek:
*"Tam da oldu!"*
Geri çekilip teşekkür ettim:
*"Umarım ona çok iyi bakarım. Çok değerli olacak benim için. Ben çıkayım,"* diyerek müsaade istedim ve odadan çıktım.
---
Akşam yemeği için kadınlar ayrı, erkekler ayrı sofraya oturmuştuk. Annemler gelmişti. Dicle mahcup bir şekilde önce Kadir Ağa'nın elini öpmüş, sonra Hazan Hanım'ın elini öpmüştü. Kadir Ağa Dicle'ye içten sarılmıştı ama Hazan Hanım katı davranmıştı.
*Bir anne nasıl olur da evladına böyle sert davranırdı?* Hazan Hanım çok sertti. Töreye, adetlere göre giden bir kadındı ve ona göre Dicle çok büyük hata yapmıştı.
Annem, "Nene olursun Hazan Hanım?" diyerek gülümsedi.
Hazan Hanım hiçbir şey demedi, yemeğini yemeye devam ederken Arjin ve Eysan Dicle'yi tebrik etti. Onlar da özlemişti küçük kardeşlerini ama Hazan Hanım'dan dolayı pek belli etmiyorlardı.
Hazan hanimin bakışları parmağımda ki yüzüğe değince yüzündeki öfke kendini çok net beli ettiriyordu. Ama beni şaşırtan şey hiç bir şey denemesi olmuştu.
Yemek faslı bittikten sonra çay içtik. Anneme sıkı sıkı sarıldım, kokusunu içime çektim. Hazan Hanım sürekli laf sokup duruyordu ama annem hiçbir şey demiyordu. Bunu Dicle için yaptığını fark ettim. Annem, Dicle'ye çok değer veriyordu.
Annem gülerek, "Görsen Hevim, neler neler ördüm yavruma! Henüz erken, cinsiyeti belli değil ama dayanamadım, hepsinden ikişer ikişer yapıyorum," dedi.
Dicle bana doğru geldi: "Biraz konuşalım mı?" diye sordu.
Onu onaylayıp ayağa kalktık ve avluya doğru yürüdük. Dicle elimi tuttu:
"Affet beni Hevi. Ben eğer seni bilseydim,asla yapmazdım. Seni bu ateşe atmazdım. Ama bilmiyordum..."
Elini sıktım:
"Biliyorum Dicle, ben seni tanırım. Merak etme, sen mutlu ol, karnındaki bebeğe iyi bak."
"Sen iyi değilsin Hevi, görüyorum. Affet beni."
"Affedecek bir şey yok. Sen iyi ol, ben de iyi olacağım."
Dicle'nin karnına elimi yerleştirdim:
"Her şey bir yana, bu masum can bir yana. Hadi oturalım," diyerek Dicle'yle geri dönüp oturduk.
Hazan Hanım'a rağmen gece güzel geçmişti. Annemler konaktan ayrılırken, yıllardır hasret kaldığım kardeşlerime, anneme korkmadan sarıldım, doya doya kokladım.
Onlar gittikten sonra biz de salona geçip oturduk. Havalar artık esiyordu, sonbahar yüzünü gösteriyordu yavaştan.
Kadir Ağa:
"Bir hafta sonra Şervan'ın düğünü var. Bu gün belli oldu, Ahmet Ağa söyledi. Sonra Eysan'ın düğünü olacak. Misafirler gelince söylemeye fırsat olmadı. Siz de başlayın hazırlıklara, her şey eksiksiz olsun," diyerek ayağa kalktı ve salondan çıktı.
Ben de kalkıp aşağıdaki odaya geçtim ve kapıyı kilitledim. Hejar burada olduğumu bile bilmeyecekti ama korkuyordum. Yine bir şey yapar diye bir hafta sonrasını düşündüm. Nedense Çimen beni korkutuyordu. O kız rahat durmayacaktı. Ama neden yapıyordu bunu? Birkaç kez Hejar'ın yanında, beni ona kötü davranıyor muşum gibi gösteriyordu. Ama kendisi Hejar'ı sevmediğini söylemişti zaten. Neden böyle davrandığını anlayamamıştım.
Kafamdaki derin düşüncelerle kendimi karanlığa bıraktım...
---
**Bir hafta sonra...**
Karşımda beyaz gelinlik içinde duran Çimen'e baktım. Yüzünde güller açıyordu. Bu gün Zilşan’ın da düğünü vardı, yanında olmadığım için yüreğimde bir burukluk vardı ama elimden bir şey gelmiyordu.
Halaylar çoktan başlamıştı. Ortada gençler yoğun bir tempoyla halay çekerken, çoğu davetli oturmuş sohbet ediyordu. Çok kalabalık bir düğündü. Çimen ve Şervan kol kola halaya girip oynadılar. Onlara uzaktan öfkeyle bakan Hejar'ı gördüm. Sonra bakışlarımı geri çektim. Önceden olsa ona üzülürdüm ama şimdi sadece nefret vardı ona karşı içimde.
Genç bir kız gelip elimi tuttu:
"Hadi yenge, sen de gel halaya!"
Daha önce görmüştüm. Eysan'ın küçük görümcesiydi. "Ben?" dedim ama benden bir yaş küçük kız beni çekiştirerek halaya soktu.
İnsanların üzerimdeki bakışları beni rahatsız ediyordu. Belki de kısa olan saçlarıma bakıyorlardı, belki de üstümdeki elbiseye... Bilemiyordum.
Biraz oynadıktan sonra halaydan çıktım ve yerime geçip oturdum. Birden Hejar tam karşıma oturup:
"Hepsi senin yüzünden," diyerek bana baktı.
Ona aldırış etmeden önüme döndüm.
"Eğer sen olmasaydın, bu gün Çimen Şervan'la evlenmeyecekti. “
*"Bundan emin misin Hejar Ağa? Eğer seni gerçekten biraz sevseydi, en yakın arkadaşınla evlenmezdi,"* diyerek ona baktım.
Bu sözler Hejar'ı daha da öfkelendirdi. Etraftaki insanlara aldırış etmeden çenemi sıktı.
Ama birden Devran, Hejar'ın çenemdeki elini sert bir şekilde tutup itti.