8. Bölüm

1278 Kelimeler
--- Ayağa kalkıp Hejar'a baktım. O ise hâlâ öfkeyle bana bakıyordu. "Ben… Ben özür dilerim, ben bilmiyordum." Hejar önce güldü, sonra sert bir şekilde kolumu tuttu. "Neydi amacın? Doğru söyle!" Başımı "hayır" anlamında salladım. "Bir amacım yoktu, gerçekten. Ben gönlünde birinin olduğunu bilmiyordum." "Bilseydin de kabul ederdin bu evliliği. Senin için böyle bir fırsatı kaçırmak aptallık olurdu, değil mi?" "Hayır! Niye anlamıyorsun? Ben çok mu isterdim böyle olsun?" diyerek kolumu sertçe çektim. "Neden böyle davranıyorsun? Neden inanmıyorsun? Biliyorum, ikimizi de yaktım. Ama ben sana en başından söyledim, senden hiçbir şey istemiyorum." "Sen bu işi yokuşa sürdün! Bu peçeyi açmamı istemeseydin böyle olmayacaktı!" "Zaten belli bir süre sonra çocuk isteyecekler. Olmadığını anladıklarında evlenirsin, biz de boşanırız. Yemin ederim, hiçbir şey istemem. O zaman kimse bir şey demez." Hejar bana uzun uzun baktı. "Hele bir kabul etme. “ Söz, altı ay sonra ikimiz de boşanacağız." "Ya altı ay sonra gitmek istemezsen?" "Söz, gideceğim. Ama sen de karşı çıkmayacaksın." "Altı ay sonra bu eve geldiğin gibi gideceksin, tek bir çöp bile almadan." Gülümsedim. "Tek bir çöp bile almadan gideceğim, Hejar Ağa." Hejar yatağa geçip uzandı. Ben de koltuğa geçip oturdum. Altı ay sonra bitecekti bu işkence. **** Çalan kapıyla gözlerimi açtım. Bu saatte kimdi? Hejar da uyandı. "Git bak, kim bu saatte?" Kalkıp kapıyı açtım. Hazan Hanım karşımda duruyordu. Ne olduğunu anlamaya çalıştım. Beni eliyle itip içeri bir adım attı. Yatakta uyuyan Hejar Ağa'ya, sonra da bana baktı. Yüzünde bir gülümseme vardı. "Oğlumun bir hizmetçiyi koynuna almayacağını biliyordum. Haydi, in aşağı! Ne sandın kendini? Hanımı mı sandın? Kalk, kahvaltıyı hazırla!" O giderken ben de inecektim, ama üstümde hâlâ gelinlik olduğunu fark ettim. Kıyafetim yoktu. Ne yapacaktım? Biraz düşündükten sonra odadan çıktım. Zeynep'in odasına gidip kapıyı çaldım. Zeynep kapıyı açınca şaşırdı. "Hevi, ne oldu?" "Bir şey olmadı, seni de rahatsız ettim. Bana üst verir misin?" "Tabii, gir içeri." Dolaptan siyah-beyaz çiçekli bir elbise uzattı. "Bunu al, giy." Elbiseyi alıp giydim. İlk defa peçem olmadan dolaşacaktım . "Çok yakıştı." "Bana olmuyordu, sen de çok güzel durdu, sen giy." "Çok sağ ol, ama kabul edemem. Yeni bu. Ben elbiselerimi alınca veririm." "Gerek yok, Hevi. Sana verdim, giy." "Sağ ol, Zeynep." diyerek odadan çıktık. Annemler artık burada çalışmayacaktı. Zeynep'ten duymuştum. Kadir Ağa, "Ayıptır." deyip annemlere başka bir iş bulmuş. Kahvaltıyı hazırladım. Hazan Hanım, "Tüm evi tek başına temizleyeceksin, kimse de karışmayacak." demişti. Kalktım, tüm konakı baştan aşağı temizledim. Sonra mutfağa geçip yemek hazırladım. İçeri Hazan Hanım girdi. "Hadi gel, bir işin var." "Ben her yeri temizledim ama—" Kolumu tutup, "Hadi gel!" diyerek beni çekiştirdi. Avluya bir sürü halı sermişti. "Bunların hepsi bitecek!" Bu imkânsızdı! Tek başıma nasıl yıkardım hepsini? Derin bir nefes aldım. *Dayan, Hevi, dayan.* diyerek kovadaki suyu halıya döktüm. Sonra sabunlu su döküp köpükledim. Artık ellerim acıyordu, hepsi çizilmişti halı yıkamaktan. Saat neredeyse ikindi vaktini geçiyordu. İçeri Kadir Ağa girdi ve Hazan Kadın diye bağırdı. "Hazan Hanım, ne oldu Kadir Bey?" "Bu ne hal? Bu kadar mı vicdansızsın? Ne etti sana bu kız?" "Ne yapmışım Kadir Ağa? İşi neyse onu yapar." "Aç olmamdan dolayı olsa gerek." Başım döndü. Kadir Ağa yanıma gelip, "Bırak kızım, geç odana dinlen." dedi. Yorgunluktan konuşacak halim kalmamıştı. Yerde son iki halı kalmıştı. Halıları bir kenara yığdım. Üstüm hep ıslanmıştı, değiştirecek elbisem de yoktu. Odaya geçip biraz uzandım. Kenarda duran battaniyeyi üstüme çektim. Sonra aç ve yorgun bedenim kendini uykuya bıraktı. **** Üstümden çekilen battaniyeyle irkildim ve hemen doğruldum. Karşımda öfkeyle duran Hejar Ağa, kolumdan sertçe tutup çekti. "Kalk! Sen kendini bu evin hanımı mı sandın?" "Ne diyorsun, anlamıyorum." dedim ama o kolumu öyle sert tutuyordu ki canım çok acıyordu. "Altı ay sonra defolup gideceksin, ona göre davran!" "Ben ne yaptım sana Hejar Ağa? Ne bu öfke, kin?" Beni itmesiyle duvara çarptım. Hejar Ağa karşımda duruyordu. Gözlerim onu bulanık görüyordu. Bana bir adım attı, saçımdan tuttu. Ama artık o acıyı bile hissetmiyordum. Bacaklarım hissizleşti, bedenim yere yığılacakken tuttu beni. "Yalandan mı bayılacaksın? Doğru, zaten en iyi bildiğin şey!" Sesi uğultulu geliyordu, net duyamıyordum onu. Başım daha çok döndü. Elimle destek almak istercesine omzuna bıraktım, itmek istedim ama başım Hejar'ın boyun girintisine düştü. Sonrası karanlık… --- --- Gözlerimi açtığımda Zeynep yanımdaydı. "Ne oldu bana?" diye sordum. "Ah canım, geldin mi kendine? Açlıktan bayılmışsın! Sen iki gündür hiçbir şey yemedin mi?" Başımı "hayır" anlamında salladım. Tepside duran çorbayı bana uzattı. "Hadi iç, kendine gel. Doktor 'Sen açlıktan bayılmışsın.' deyince Kadir Ağa tüm konağı birbirine kattı. Onu ilk defa böyle gördüm, Hevi." "Ayıp size! Koskoca Kadir Ağa'nın gelini açlıktan bayılmış!" diye kızıp sana bakmamı söyledi . Yataktan biraz doğrulup derin bir nefes aldım. "Zeynep, ben ne yaptım da kaderim bu kadar kara?" Zeynep gözlerime baktı, sadece: "Kime ne zararım oldu da bunları yaşarım?" "Senin kime ne zararın olacak, Hevi? Sesin bile çıkmazdı, kendi halindeydin." "O zaman niye bu kadar acı?" "Sabır, Hevi, sabır..." Zeynep'in bu sözleri aklıma Zilşan'ı getirmişti. Ne zordu onu! Şimdi daha iyi anlıyordum. "Çekmeyene sabret demek" ne de kolaydı! Şimdi çok iyi anlıyordum. Çorbadan birkaç kaşık aldıktan sonra daha fazla içmedim. Zeynep'e: "Annemlere gidip bana biraz üst-baş getirir misin?" dedim. Zeynep işi bitince gideceğini söyledi. Ben hâlâ otururken kapı sertçe açıldı. İçeri Hejar Ağa girdi, bana öfkeyle bakıyordu. Ses etmedim. Belki de hak etmiştim. Ben abimi kurtarmak isterken Hejar'ı yakmıştım. İkimiz de o geceyi sessizce atlatmıştık. **Bir hafta sonra...** Hazan Hanım'ın eziyetleri, eyşan’ın aşağılamaları, Hejar'ın öfkesi dinmek bilmiyordu. Kadir Ağa: "Babanlara gideceksin kızım! Bir haftan doldu, el öpmeye git. Hejar'la birlikte!" Hejar Kadir Ağa'ya dönüp: "Ben bir yere gitmiyorum, baba! Kim gidiyorsa gitsin!" "O nasıl söz, Hejar? El âlem ne der? Sen de gideceksin, duydun mu? Ağa sensin ama unutma, ben de senin babanım!" Hejar öfkeyle bana baktı. "Hadi, kalk!" diye bağırdı. İrkilerek masadan kalktım, yukarı çıkıp üstümü değiştirdim. Aşağı indim, kapıda duran arabaya yaklaştım. Arkaya binecekken, "Şoförün müyüm ben senin?" diyen Hejar'a baktım. Ön koltuğa geçip oturdum. Bana dönüp: "Nereye gideceğiz?" "Malum, iki ailen var bilemedim." "Serhat! Babamlar'a gideceğim dedim . Hızla arabayı sürdü. Babamların evinin önünde sert bir fren yapıp durdu. "İn aşağı!" Ben aşağı indim. "Seni yarın sabah alırım, kapıda ol!" diyerek hızla uzaklaştı. Kapıyı çaldım. Esma annem kapıyı açınca ağlayarak: "Hevî'm, gül gonca'm!" diyerek sarıldı. "Anam, çok özledim seni!" "Ben de yavrum, hadi geç içeri!" Birlikte içeri girdik. Babama, sonra Hazar'a sarıldım. Kokusunu içime çektim, çok özlemiştim. Hazar'la birlikte oturduk. Hazar saçlarımı öptü, kokladı. Ben de onu öptüm, doya doya. Esma annem, annemi de çağırmıştı. O da koşa koşa gelmişti. Birlikte vakit geçirdik. Annem artık gitmesi gerektiğini söyledi, bana sıkı sıkı sarılıp ağlayarak evden çıktı. Esma anneme yardım ettim, çay hazırladık. Mutfakta ona altı ay sonra boşanacağımı söyledim. Korktum, nasıl tepki vereceğini? Ama: "Eee, bu nasıl olacak?" dedi. "Hejar Ağa ile konuştuk, anne. O da kabul etti. Eğer siz de kabul ederseniz..." Annem lafımı yarıda böldü: "Sen ne dersin deli kız? Bu senin evin!" dediğinde ona sarıldım ve ağladım. "Seni çok seviyorum, anne!" Babam: "Hayırdır, beni sevmez misin gül gonca'm?" Gülerek ona dönüp sarıldım: "Sen benim dağımsın, kanadımsın, baba!" Babam saçlarımı öptü: "Hadi, kızımın ellerinden çay içmeyi özledim!" Birlikte salona geçtik, birlikte sohbet ettik. Hazar hiç yanımdan ayrılmıyordu. Uzunca konuştuk, eğlendik. Zindan gibi geçen bir haftadan sonra, şimdi zaman su gibi geçiyordu. Sabah burdan ayrılacaktım. Yatakları serdik, Hazar'la birlikte uyuduk. Ona sarıldım, sabaha kadar kokusunu içime çektim. Erkenden kahvaltı ettik. Dışarı çıkacakken annem elime kırmızı bir mendil uzattı: "Al kızım, lâzım olur, kulanırsın." "nasıl alırım? Zar zor kazandınız!" "Sizin için çalışırız gül gonca'm! Al, kimseye minnet etme! Asıl minnet edersen o bizi üzer!" Anneme sarıldım, sonra babama, en son Hazar'a sarıldım. Artık daha fazla dayanamadım, ağladım. Onlarla vedalaşıp kapıya çıktım. Hejar kapıda duruyordu. Arabaya bindik. Sonra konağın önünde durduk: "İn, hadi!" Arabadan indim, konağa geçtim. O ise gitti. Altı ay sonra gidecektim buradan. Ve zaman sanki geçmiyordu. Sabredecektim. Elbet zamanı geldiğinde özgür olacaktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE