6. Bölüm

3160 Kelimeler
--- Elimdeki kesik izine baktım, yara iyileşmişti ama tıpkı kalbimdeki gibi avucumda da yaranın izi kalmıştı. *"Hevim, hazır mısın?"* *"Hazırım baba,"* dedim. Bugün çarşıya beraber gidecektik. Aceleyle evden çıktık. Servis kalkacaktı zaten, tek bir servis vardı, onu da kaçırmak olmazdı. Babamın işleri vardı, bana *"Sen de gel, kendine ayakkabı al, gül gibi gez,"* demişti. Birlikte aceleyle servise yetiştik, bindik. Babam, Ali abiye cebinden çıkardığı beş TL yol ücretini uzattı ve araba hareket etti. Yarım saat sonra çarşıda indik. Babamla biraz gezdik. Babam işlerini halledince, ben de Aziz'in yanına gitmek istedim. Hayat, bazılarına gerçekten acımasız davranıyordu. Aziz daha küçüktü ama onun da hayat mücadelesi erken başlamıştı. Babaları onları terk edince, ailesine tek başına bakmak zorunda kalmıştı. Daha on üç yaşındaydı, çarşıda sebze satardı. Tam yanına varacaktım ki, uzaktan toplanan kalabalığa baktım ve *"Pis hırsız!"* diyen bir ses işittim. Bu ses buralardan tanıdık geliyordu ama çıkaramadım. Biraz yaklaşıp ne olduğuna bakacaktım. Aziz'in kolunu tutan Penahilerin ağası, Arhat Ağa'yı gördüm. Aziz'i tartaklıyor, *"Söyle nerde cüzdanım?"* diye bağırıyordu. Aziz korkuyla, *"Valla ağam, ben almadım!"* diyordu. Kalabalığı geçip öne doğru yürüdüm. Arhat Ağa elini kaldırıp tokat atacakken bileğini havada tuttum. *"Yavaş ol ağa, karşındaki bir çocuk!"* Bize merakla bakanları umursamadan Arhat Ağa'ya baktım. Arhat Ağa şaşkınlık içinde: *"Sen de kimsin kadın?"* *"Benim kim olduğumun bir önemi yok, ama bir ağaya yakışmayacak şeyler yapıyorsun."* *"Sen de mi öğreneceksin ne yapacağımı?"* *"Bu çocuk ne yaptı da vurmaya kalkıyorsun?"* *"Hırsızlık yaptı!"* *"Aziz asla yapmaz! Anlamadan dinlemeden ne suçluyorsun?"* *"En son buradaydı, yanıma bu çocuk geldi, sonra cüzdanım kayboldu!"* *"Aziz'in aldığını nereden biliyorsun? Belki başkası çaldı,"* diyerek tuttuğum elini bıraktım. *"Anlamadan dinlemeden suçluyorsun, değil mi?"* Arhat Ağa üzerime yürüdü: *"Yoksa sen de mi ortaklık yaptın?"* Tam o sırada *"Hooop, ağır olun Arhat Ağa!"* diyen Kadir Ağa'nın sesini duydum. *"Bir ağaya yakışır mı bu hareketler?"* *"Sen karışma Kadir Ağa, bunlar hırsızlık yaptı!"* Kadir Ağa'ya dönerek, *"Yok öyle bir şey ağam, Arhat Ağa dinlemeden Aziz'i suçladı,"* dedim. Aziz ağlayarak, *"Hevi Abla, ben çalmadım!"* *"Biliyorum ablacım,"* dedim. Tam bu esnada genç bir adam nefes nefese koşarak Arhat Ağa'nın yanında durdu: *"Ağam, cüzdanını dükkânda unutmuşsun!"* Diyerek elindeki deri siyah cüzdanı Arhat Ağa'ya uzattı. İnsanlardan çıkan seslerle Arhat Ağa yaptığı hatadan ötürü kıpkırmızı oldu. Bakışları önce cüzdana, sonra ağlayan Aziz'e kaydı. Başını eğdi. Kadir Ağa, *"Ayıptır Arhat Ağa, yaptığın iş midir? Bu çocuğu suçlamak? Daha çok gençsin bir şey demiyorum cüzdanın da bulundu,"* diyerek olayı tatlıya bağlamaya çalıştı. Ama benim buna hiç niyetim yoktu. Arhat Ağa önce bana, sonra ağlayan Aziz'e baktı. Ben Sert bir dille: *"Ağa olmuşsun ama insanları dinlemeden yargılamayı öğrenememişsin!"* Sonra etrafındaki kalabalığa dönüp: *"Yazık! Hadi Arhat Ağa, Aziz'i tanımaz ,peki ya siz? Aziz sizin elinizde büyüdü, sizinle aynı sofraya oturdu. Hanginiz’e yanlış yaptı? Ayıp! Susarsınızda Bugün ona, ama unutmayın’ki yarında size haksızlık yapıldığında yinemi susarsınız!"* Dediğimde herkes başını önüne eğdi. Elimi Aziz'in sırtına koydum, "Hadi gidelim Aziz," dedim. Arhat Ağa arkamızdan seslendi: *"Kusura bakma delikanlı, affet!"* Aziz dönerek: *"Sorun değil ağam, ben size kırılmadım. Beni bilip de savunmayanlara kırıldım,"* dedi ve tekrar önüne baktı. Biz oradan uzaklaşırken kalabalık dağıldı. Kadir Ağa arkamızdan, *"Hevi!"* diye seslendi. Arkamı döndüğümde yanımıza doğru yürüdü. *"Aferin sana kızım! Hep böyle ol, hakkı savun. Babanın kızı olduğun belli zaten,"* diyerek yanımızdan geçip gitti. Aziz'le biraz sohbet ettikten sonra yanından ayrılıp babamın yanına gittim. Sonra eve geri döndük. Babam tarlaya gitti, ben de hazırlanıp konağa gittim. Konağa girercekken duyduğum seslere kulak kesildim. Kapıyı araladım ve avluda Hazan Hanım'a bağıran Hejar Ağa'yı gördüm: *"Nerede ana kızın? Nerede? Bir bulayım da görsün o gününü!"* Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ama bir şey anlamıyordum. Hazan Hanım: *"Bulun ne gerekiyorsa yapın oğul!"* Miran Ağa sert bir sesle bağırdı: *"Cemşit, arabayı hazır et!"* Kadir Ağa endişeyle: *"Sakin ol oğul! Kardeşin etmiş bir hata, sen etme,"* diyerek Hejar Ağa'yı sakinleştirmeye çalıştı ama hiç etki etmiyordu. Sessizce annemin yanına gittim: *"Anne, ne oluyor?"* Annem: *"Dicle Hanım kaçmış. Sabaha doğru biriyle kaçmış, kim olduğu belli değil."* Şaşırdım, çünkü Dicle bunu yapacak biri değildi. *"Allah yardım etsin, bulsalar çok kötü olur,"* dedim. Hazan Hanım çok sert ve törelere bağlı bir kadındı. Kızının arkasında durmazdı. İçimden *"Allah'ım, sen ona yardım et. Umarım bulamazlar,"* diye geçirdim. Miran Ağa: *"Abi, bulmuşlar. Hadi çıkalım!"* dediğinde nedense içime bir korku düştü. Kadir Ağa: *"Oğul, bir hata yapmayın! Kimse duymamış, sessizce kardeşini eve getirin,"* diye uyardı. Tam o anda İçeri Payizlilerin ağası Merdo Ağa girdi: *"Selamünaleyküm Kadir Ağa. Duydum ki Dicle kızın kaçmış."* Ne çabuk duymuşlardı! Şimdi iş daha da kötüydü. Ne olacaktı acaba? Miran Ağa ve Hejar Ağa hızla konağı terk ettiler. Annem yanıma gelerek: *"Ah yazık! Kim bilir ne hüküm verecekler?"* *"Allah yardım etsin,"* dedim. Annem: *"Allah vere de bulamasınlar,"* diyerek mutfağa gitti. Biz de ne olacağını bekliyorduk. Aradan bir iki saat geçmişti ki, birden avluda duyduğumuz seslerle dışarı çıktık. Avluda gördüklerimle bir adım geri attım. *"Hayır!"* dedim sesizce yüreğimde bir acı derin bir acı hissettim. Annem *"Oğlum!"* diyerek yere düştü. Dizlerinin üstüne çökmüş, ağzı yüzü kanlar içindeki Ferman abim hemen yanı başında yere serilmiş, ağlayan Dicle'yi kucaklamıştı. Hejar Ağa: *"Lan soysuz! Sen yemek yediğin kaba nasıl ihanet edersin? Acıdık da seni çalıştırdık!"* *"Lan kız kardeşimi nasıl kaçırırsın? Neyine güvendin?"* Ferman abim başını kaldırıp: *"Sevdik Hejar Ağa..."* Hejar Ağa abime bir yumruk attı. Yeterince yara almış yüzüne yeni bir yara daha eklendi. Dicle daha gür bir sesle ağladı: *"Abi etme! Biz ettik, sen etme!"* diyerek Hejar Ağa'nın ayağına kapandı. Gözyaşlarımın aktığını yeni fark ettim. Ferman abim: *"Yakarma Dicle. Biz bunun olacağını bile bile çıktık bu yola. Biz bir şey etmedik, sadece sevdik. Ne yapacaksan yap!"* Hejar Ağa belindeki silahı çıkarıp abime doğrulttu. Annem olduğu yerde çığlık attı: *"Yapma ağam, kıyma oğluma!"* diyerek saçlarını çekiştirdi. Babam ve diğerleri ise olanları izliyordu. *"Son duanı et!"* dediğinde, annem yere yığıldı. Annem çok acı çekmişti. Bir daha evlat acısı çekmeye yüreği dayanmazdı. Buna izin veremezdim. *"Dur Hejar Ağa!"* diyerek bağırdım ve hızla Ferman abimin önüne atılıp *"Yapma!"* dedim. Herkesin şaşkın bakışları bendeydi. *"Sana ne oluyor?"* Bakışlarım yerde kendine gelen anneme takıldı, sonra Hazan Hanım ve Kadir Ağa'ya, en son babama baktım. Merak içinde bana bakıyordu. *"O benim abim! Beni öldür ama ona dokunma!"* Hejar Ağa ve diğerleri şok içinde bana bakarken, Ferman abimin *"Havin..."* diyen şaşkın sesini işittim. Kenarda duran annem *"Yapma kızım!"* dedi ama artık geçti. Babam ileri doğru bir adım attı ve *"Havin !"* diyerek sanki zafer kazanmışçasına gülümsedi. Ona anlamaz bir şekilde baktım, sonra *"Lan burada ne dönüyor?"* diyen Hejar Ağa'ya döndüm: *"Yapma, bırak! Ne yapmışlar? Sevmekten başka? Sevmek suç da değil, ayıp da değil! Sen Dicle Hanım'ın abisisin, buraların ağasısın. Kardeşine nasıl kıyacaksın?"* Hazan Hanım: *"Hejar oğul, ne gerekiyorsa onu yap!"* Tam bu esnada Merdo Ağa ve aşiretin diğer büyük ağaları içeri girdi. *"Dur Hejar Ağa! Hele önce biz de bir konuşalım,"* dedi. Babam sanki bu anı bekliyormuşçasına Merdo Ağa'ya doğru bir adım attı, başındaki şapkayı çıkarıp eline aldı: *"Sizin buralarda töre neyi gerektirir? Bu iki genç sevmiş, ne olacak?"* *"Senin oğlun çalıştığı evin kızını kaçırmıştır, bedeli ölümdür!"* Ellerim titredi. *Hayır, başka bir yolu elbet vardı!* Hejar Ağa kardeşine kıyamazdı değilmi ?. Babam : berdel olacak diyerek merdo ağaya baktı. Merdo Ağa şaşkın bir şekilde babama baktı: *"Senin kızın yoktur, ne berdeli?"* *"Var ağam! Var! Şu yüzü peçeli kızdır. Töreye göre kızım Havin berdel olarak verilecek."* Merdo Ağa şaşkınlıkla bana baktı. Ben sadece babama bakıyordum. Kulaklarımda son sözleri çınlıyordu: *"Havin berdel olarak verilecek."* *Hayır, bu olamazdı!* Yıllar Önce beni kumar borcu için satmaya çalışan adam, şimdi de hiç düşünmeden beni berdel olarak veriyirdu . Başımı *"hayır"* anlamında salladım. Tam bu esnada Hazan Hanım'ın sert sesini duydum: *"Hejar, ne gerekiyorsa onu yap! Merdo ağaya dönüp ben oğluma yüzü yanık bir kız almam! Kim bunlar? Nasıl bir oyun dönüyor burada?"* Babam: *"O benim kızım Hazan Hanım! Törede eğer genç kız varsa berdel olur hükmü vardır. Öyle değil mi Merdo Ağa?"* Merdo Ağa önce bana, sonra Kadir Ağa'ya baktı: *"Kız kardeş varsa bedel olur. Kan dökülmesin. Madem sevmişler, iki aile içinde berdel en iyisidir."* Hazan Hanım yine sert bir sesle: *"Bu olmaz Merdo Ağa!"* *"Sen karışma Hazan kadın ! Kan mı dökülsün? Berdel olacak. Lakin Hejar Ağa tekrar evlenecek."* Babama döndü: *"Senin kızının yüzü yanıktır. Hejar Ağa'nın tekrar evlenme hakkı olacak."* Babamın umurunda bile değildi. Yüzündeki gülümseme iğrençti. Acı içinde olanları izliyordum. Annem Merdo Ağa'nın ayağına kapanıp: *"Etme ağam, kızıma kıyma!"* Merdo Ağa: *"Oğlun ölecek o vakit!"* Annem daha çok ağladı. *"Anne, kalk yerden!"* dedim. Hejar Ağa'nın sert bakışları üzerimdeydi. Gözlerimi gözlerinden çekmedim. Hejar Ağa elindeki silahı bana doğrulttu: *"Sakın kabul etme!"* dedi. Dolu gözlerle ona baktım, sustum. Merdo Ağa: *"Karar verildi!"* dediğinde gözlerimden akan yaşları silmek için uğraşmadım. Çünkü babam beni kurban etmişti. Artık geri dönüş yoktu. Eğer bu evliliği kabul etmesem, abimin ölümüne izin verecektim . Babamın derdi abim değildi onun asıl amacını biliyordum: Koskoca Penahilerin dünürü olacaktı. Bu fırsatı asla kaçırmazdı. Merdo Ağa: *"Bir hafta sonra düğün olacak. Her şeyi ben karşılayacağım. Hayırlı olsun!"* diyerek konağı terk etti. Diğer ağalar da ardından çıktı. Hazan Hanım bana doğru gelip yüzüme sert bir tokat attı: *"Senin gibi yüzü yanık bir kızı koskoca ağa oğluma alır mıyım?"* diyerek yanımdan geçti. Yerde duran Dicle'ye tükürdü: *"Sana verdiğim süt haram olsun! Kendine bunu mu layık gördün?"* Herkes bir kenara dağıldı. Ben omuzlarıma binen yükle Hejar Ağa'nın gözlerine baktım. Bana bir adım attı: *"Buna pişman olacaksın peçeli! Pişman olacaksın!"* diyerek sert bir şekilde konağı terk etti. Abime doğru eğildim. Artık ona sarılmam için bir engel yoktu. Kocaman sarıldım: *"Abim..."* dedim. *"Canın çok yanıyor mu?"* Abim ağlayarak: *"Havin’im, benim güzel kardeşim... Sen yaşıyorsun, afet. Ben böyle olacağını bilmiyordum. Afet Havin..."* *"Sen iyi ol abim. Buna izin vermezdin,"* diyerek Dicle'nin elini tuttum: *"Hadi kalk! Ağlama, olan oldu."* Ama ben ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Babam yanıma gelip kolumu tuttu: *"Seni hayırsız! Bak kaçarsın, öyle mi? Allah'ın işi! Kendi ayaklarına düştün cehenneme!"* diyerek elini havaya kaldırdı, vuracakken Serhat abim: *"Sakin ol Cemil! Sakin ol! --- Annem *"Oğlum!"* diyerek yere düştü. Dizlerinin üstüne çökmüş, ağzı yüzü kanlar içindeki Ferman abim hemen yanı başında yere serilmiş, ağlayan Dicle'yi kucaklamıştı. Hejar Ağa: *"Lan soysuz! Sen yemek yediğin kaba nasıl ihanet edersin? Açlıktan çatlasaydın da seni çalıştırdık!"* *"Lan kız kardeşimi nasıl kaçırırsın? Neyine gücenirdin?"* Ferman abim başını kaldırıp: *"Sevdik Hejar Ağa..."* Hejar Ağa abime bir yumruk attı. Yeterince yara almış yüzüne yeni bir yara daha eklendi. Dicle daha gür bir sesle ağladı: *"Abi etme! Biz ettik, sen etme!"* diyerek Hejar Ağa'nın ayağına kapandı. Gözyaşlarımın aktığını yeni fark ettim. Ferman abim: *"Yakarma Dicle. Biz bunun olacağını bile bile çıktık bu yola. Biz bir şey etmedik, sadece sevdik. Ne yapacaksan yap!"* Hejar Ağa belindeki sıkkıyı çıkarıp abime doğrulttu. Annem olduğu yerde çığlık attı: *"Yapma ağam, kıyma oğluma!"* diyerek saçlarını çekiştirdi. Babam ve diğerleri ise olanları izliyordu. *"Son duanı et!"* dediğinde, annem yere yığıldı. Annem çok acı çekmişti. Bir daha evlat acısı çekmeye yüreği dayanmazdı. Buna izin veremezdim. *"Dur Hejar Ağa!"* diyerek bağırdım ve hızla Ferman abimin önüne atılıp *"Yapma!"* dedim. Herkesin şaşkın bakışları bendeydi. *"Sana ne oluyor?"* Bakışlarım yerde kendine gelen anneme takıldı, sonra Hazan Hanım ve Kadir Ağa'ya, en son babama baktım. Merak içinde bana bakıyordu. *"O benim abim! Beni öldür ama ona dokunma!"* Hejar Ağa ve diğerleri şok içinde bana bakarken, Ferman abimin *"Hevin..."* diyen sesini işittim. Kenarda duran annem *"Yapma kızım!"* dedi ama artık geçti. Babam ileri doğru bir adım attı ve *"Hevin!"* diyerek sanki zafer kazanmışçasına gülümsedi. Ona anlamaz bir şekilde baktım, sonra *"Lan burada ne dönüyor?"* diyen Hejar Ağa'ya döndüm: *"Yapma, bırak! Ne yapmışlar? Sevmekten başka? Sevmek suç da değil, ayıp da değil! Sen Dicle Hanım'ın abisisin, burakların ağasısın. Kardeşine nasıl kıyacaksın?"* Hazan Hanım: *"Hejar oğul, ne gerekiyorsa onu yap!"* Tam bu esnada Merdo Ağa ve aşiretin diğer büyük ağaları içeri girdi. *"Durun Hejar Ağa! Hele önce biz de bir konuşalım,"* dedi. Babam sanki bu anı bekliyormuşçasına Merdo Ağa'ya doğru bir adım attı, başındaki şapkayı çıkarıp eline aldı: *"Sizin buraklarda töre neyi gerektirir? Bu iki genç sevmiş, ne olacak?"* *"Senin oğlun çalıştığı evin kızını kaçırmıştır, bedeli ölümdür!"* Ellerim titredi. *Hayır, başka bir yolu elbet vardı!* Hejar Ağa kardeşine kıyamadı. Merdo Ağa şaşkın bir şekilde babama baktı: *"Senin kızın yoktur, ne berdeli?"* *"Var ağam! Var! Şu yüzü peçeli kızdır. Töreye göre kızım Hevin berdel olarak verilecek."* Merdo Ağa şaşkınlıkla bana baktı. Ben sadece babama bakıyordum. Kulaklarımda son sözleri çınlıyordu: *"Hevin berdel olarak verilecek."* *Hayır, bu olamazdı!* Önce beni kumar borcu için satmaya çalışan adam, şimdi de hiç düşünmeden beni berdel ediyordu. Başımı *"hayır"* anlamında salladım. Tam bu esnada Hazan Hanım'ın sert sesini duydum: *"Hejar, ne gerekiyorsa onu yap! Ama ağaya dönüp ben oğluma yüzü yanık bir kız almam! Kim bunlar? Nasıl bir oyun dönüyor burada?"* Babam: *"O benim kızım Hazan Hanım! Törede eğer genç kız varsa berdel olur hükmü vardır. Öyle değil mi Merdo Ağa?"* Merdo Ağa önce bana, sonra Kadir Ağa'ya baktı: *"Kız kardeş varsa bedel olur. Kan dökülmesin. Madem sevmişler, iki aile içinde berdel en iyisidir."* Hazan Hanım yine sert bir sesle: *"Bu olmaz Merdo Ağa!"* *"Sen karışma Hazan! Kan mı dökülsün? Berdel olacak. Lakin Hejar Ağa tekrar evlenecek."* Babama döndü: *"Senin kızının yüzü yanıktır. Hejar Ağa'nın tekrar evlenme hakkı olacak."* Babamın umurunda bile değildi. Yüzündeki gülümseme iğrençti. Acı içinde olanları izliyordum. Annem Merdo Ağa'nın ayağına kapanıp: *"Etme ağam, kızıma kıyma!"* Merdo Ağa: *"Oğlun ölecek o vakit!"* Annem daha çok ağladı. *"Anne, kalk yerden!"* dedim. Hejar Ağa'nın sert bakışları üzerimdeydi. Gözlerimi gözlerinden çekmedim. Hejar Ağa elindeki sıkkıyı bana doğrulttu: *"Sakın kabul etme!"* dedi. Dolu gözlerle ona baktım, sustum. Merdo Ağa: *"Karar verildi!"* dediğinde gözlerimden akan yaşları silmek için uğraşmadım. Çünkü babam beni kurban etmişti. Artık geri dönüş yoktu. Eğer bu evliliği kabul etmesem, abimin ölümüne izin vermeyecekti. Onun asıl amacını biliyordum: Koskoca Penahilerin damadı olacaktı. Bu fırsatı asla kaçırmazdı. Merdo Ağa: *"Bir hafta sonra düğün olacak. Her şeyi ben karşılayacağım. Hayırlı olsun!"* diyerek konağı terk etti. Diğer ağalar da ardından çıktı. Hazan Hanım bana doğru gelip yüzüme sert bir tokat attı: *"Senin gibi yüzü yanık bir kızı koskoca ağa oğluma alır mıyım?"* diyerek yanımdan geçti. Yerde duran Dicle'ye tükürdü: *"Sana verdiğim süt haram olsun! Kendine bunu mu layık gördün?"* Herkes bir kenara dağıldı. Ben omuzlarıma binen yükle Hejar Ağa'nın gözlerine baktım. Bana bir adım attı: *"Buna pişman olacaksın peçeli! Pişman olacaksın!"* diyerek sert bir şekilde konağı terk etti. Abime doğru eğildim. Artık ona sarılmam için bir engel yoktu. Kocaman sarıldım: *"Abim..."* dedim. *"Canın çok yanıyor mu?"* Abim ağlayarak: *"Hevin'im, benim güzel kardeşim... Sen yaşıyorsun, afet. Ben böyle olacağını bilmiyordum. Afet Hevin..."* *"Sen iyi ol abim. Buna izin vermezdin,"* diyerek Dicle'nin elini tuttum: *"Hadi kalk! Ağlama, olan oldu."* Ama ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Babam yanıma gelip kolumu tuttu: *"Seni hayırsız! Bak kaçarsın, öyle mi? Allah'ın işi! Kendi ayaklarına düştün cehenneme!"* diyerek elini havaya kaldırdı, vuracakken Şerhat babam: *"Sakın olaki bunu yapayım deme Cemil! Sakın ! Böyle bir şey yapma!"* Babam elini indirdi: *"Ben sana dost dedim, sen meğerse hainmişsin! Kız mı sen kaçırdın, öyle mi? Ama olsun, sonunda bir işe yaradı!"* diyerek gülerek avludan çıkıp gitti. Esme annem gelip bana sarıldı: *"Neden yaptın gül goncam güzel kızım? Neden kıydın kendine?"* Ağlayarak anneme sarıldım: *"Yapamazdım anne... Abimin ölmesine izin veremezdim."* Esme annem o kadar çok ağladı ki kendimden nefret ettim. *"Ağlama anam, afet beni... Ben sana, Serhat babama hep acı verdim. Afet..."* Zarife annem ağlayarak elimi öptü: *"Afet beni kızım... Seni koruyamadım. Afet..."* diyerek Ferman abime baktı: *"Sen ne ettin oğul? Sen ne ettin?"* *"Ben bilmiyordum ana, ben bilmiyordum..."* dedi ferman abim . Ama artık her şey için çok geçti. Ve ben daha önce kaderden kaçarken, kader benim için daha büyük acılar hazırlamıştı. Herkes sessizce bir köşeye çekildi. Biz de eve döndük. Odama gidince sonunda serbestçe ağladım. --- **Bir hafta sonra...** Zilşan'ın titreyen parmakları, yüzümde yıllardır taşıdığım peçenin iplerini çözdü. Pencereden giren Serin rüzgar , çıplak yüzümü okşadığında gözlerim refleksle kapandı. "Bak," dedi Zilşan, sesi bir dua kadar yumuşak, "güneşin altında eriyen kardan daha beyazsın." Aynaya baktığımda gördüğüm yabancı beni ürpertti. O ela gözler - annemin "bal rengi" diye övdüğü- şimdi korkudan genişlemiş, çevresini saran ince çizgilerle hüzünlü bir güzelliğe bürünmüştü. Dudaklarım, yıllarca peçenin altında fısıldadığım duaların iziyle hafifçe aralıktı. "Güzel miyim gerçekten?" diye sordum, sesim aynanın yüzeyinde buğulanan nefesim kadar titrek. "Yoksa güzellik, alıştığımız acıların şekil değiştirmesi mi?" Zilşan'ın gözleri doldu: "Yaraların yıldızlara dönüşmüş Hevin. Şimdi bütün gökyüzü senin yüzünde." Avuçlarımda hissettiğim göz yaşı , kaderimin bu yeni sayfasını mürekkepsiz yazıyordu. Serçe'nin günler önce söylediği sözler kulaklarımda çınlarken, odaya giren göneş ışığı gözlerimi yakıyordu. Belki de gerçek cehennem, güzelliğin verdiği bu korkuydu - görünür olmanın, artık peçesiz kalmanın dehşeti. Peçe yere düştüğünde, yeni hayatımın ilk adımını attığımı hissettim. Aynadaki yüz, hem kurban hem cellat, hem kaçak hem avcıydı. Ve ben, bu ikilemin tam ortasında, kendi gölgemle dans ediyordum.hejar ağanın iki gün önce söylediklerini tekrar hatırladım. İki gün önce...** Evin bahçesinde otururken kapı kırılacak gibi açıldı. İrkilerek ayağa kalktım. Karşımda Hejar Ağa duruyordu. Bana öyle öfkeyle baktı ki bir an öldürecek sandım. Bana doğru gelerek: *"Sakın kabul etme bu evliliği!"* dedi. Mecburum abim için . Ama o: *"Bu senin için büyük bir fırsat değil mi? Yüzü yanık bir kız, ağa karısı olacak! Hem de koskoca Hejar Ağa!"* *"Tabii ki evet diyeceksin! Ama sen cehenneme ilk adımı attın. Ve ben de bu cehennemde yanman için her şeyi yapacağım!"* *"sinirle Ben yıllar sonra bulduğum abimin hayatı için kabul ettim. Hiçbir şeyde gözüm yok Hejar Ağa!"* Hejar Ağa kolumdan öyle sert tuttu ki... *"O arkasına saklandığın peçen var ya? İşte artık o olmayacak! o korkunç yüzünü herkes her gün görecek!"* Korku içinde ona baktım: *"Hayır!"* dedim ağlamaklı bir sesle. *"Bunu isteme! Bu peçe o kadar ben olmuş ki... Yapamam bunu! Ben senden hiçbir şey istemiyorum. Hanım ağa da olmak istemiyorum. Yemin ederim! Yine evde çalışan olurum, senden hiçbir hak talep etmem. İstersen evlen, karşı gelmem. Zaten buna hakkın yok Hevi Hanım! Ya bu peçeyi çıkarıp öyle konaktan içeri girersin ya da abini ölmüş bil! Cehennemine hoş geldin!" diyerek beni öyle sert bir şekilde itti ki. Arkasını dönüp, "Vazgeçmek için vaktin var. Senin yerinde olsam o korkunç yüzümü kimseye göstermezdim," diyerek bahçeden çıkıp gitti. Duyduğum sözlerle yere düştüm, acı içinde sadece ağladım. **Şimdiki zaman...** Üzerimdeki beyaz dantel gelinliğe baktım. Aynadaki yansımama baktım. Hejar Ağa'nın bana iki gün önce sunduğu şartı yerine getirecektim. Ama o kadar çok korkuyordum ki... Zilsan yüzüme düşen yaşı sildi: *"Ağlama benim kardeşim, ağlama. Bzimde kaderimizde böyle yazılmış. Bize acıdan başka bir şey düşmemiş."* *"Sen çok güzelsin hem! Bak, onlar da senin yüzünün yanmadığını öğrendiklerinde seni kabul ederler. Hadi ağlama!"* *"Ben nasıl yapacağım Zilsan? İnsanlar yıllarca bana iğrenerek, acıyan gözlerle baktı. Şimdi ise yalancı gözüyle bakacaklar. Bu peçe o kadar ben olmuş ki... Nasıl çıkaracağım?"* Bak Hevim, bak ay kadar güzelsin! Yüzün yanık değil. Öyle bir güzellik var ki sende, bir bakan yine bakar. Ama sen neden korkarsın?" Aynadaki yüzüme baktım. Uzun sarı dalgalı saçlarıma baktım önce, sonra ela gözlerime... Sadece ağlamaktan kızarmış bir çift ela göz. "Ben güzel bir yüz görmüyorum Zilşan. O kadar alıştım ki yanık yüz denmelerine... Ben aynada güzel bir kadın görmüyorum. Korkuyorum," diyerek ağladım. "Sen çok güzelsin! Artık bu peçeden kurtulacaksın," dediğinde acı bir tebessüm oldu yüzümde. "Bu peçeden kurtulacaksın ayyüzlü, ama seni çok büyük acılar bekliyor." Bu sözler tekrar tekrar kulaklarımda çınlıyordu . Şimdi anlıyordum. Serçe bu günleri görmüştü. Derin bir nefes aldım. Zilşan, kırmızı duvağı yüzüme örttü. Artık cehenneme ilk adımı atma zamanı gelmişti... ---
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE