5.bölüm

1579 Kelimeler
**Gözlerimi açtım.** Duvardaki eski saate baktım. Saat sabahın beşiydi. Yanımdaki Zilşan'a baktım, uyurken bile ağlıyordu. Yastığına düşen yaşlar yastığı ıslatmıştı. Yataktan kalktım, Zilşan'ın yanına oturdum. Eğilip saçlarına bir öpücük bıraktım. Kalkıp yatağımı sessizce topladım ve odadan çıktım. Güneş yeni yeni doğuyordu. Hep gittiğim tepeye gittim, orada oturdum. Yaşananlar gözlerimin önünden geçiyordu. Artık gitmem gerekiyordu ama nasıl gideceğimi bilemiyordum. Konağ’a doğru yol aldım. Yolda bir ses duydum, bu Serçe'nin sesiydi. Sesin geldiği tarafa baktım. Çocuklar onu köşeye sıkıştırıp hem dalga geçiyor hem de kötü davranıyordu. "Deli deli! Deli serçe!" Hızla çocukların yanına varıp onlara kızdım. Çocuklar benimle de dalga geçti ama umursamadım. Onları Serçe'den uzaklaştırdım, yere düşen Serçe'yi kaldırdım. "Hadi kalk, sen onlara aldırma. Onlar çocuk, ne yaptıklarının farkında değiller." Serçe'ye dönüp, "İyi misin?" diye sordum. Bana baktı ve gülümsedi. "İyiyim Ay yüzlü." Ona baktım, peçemi kaldırıp gülümsedim. O da yüzümün yanık olmadığını biliyordu ama kimseye söylemiyordu. İnsanlar ona "deli" diyordu ama asıl onlar deliydi. Serçe çok akıllıydı, sadece büyük, çok büyük acıları vardı. Bir yangında eşini ve dört çocuğunu kaybettikten sonra tek başına kalmış ve aklını yitirmişti. Onu kendime çok yakın buluyordum. Biz, insanlardan uzak, kendi halimizde acılarımızla yaşamayı öğrenmiştik ama insanların kötü sözlerine alışamamıştık. Serçe birden elimi tuttu ve avucumu parmaklarıyla okşadı. "Seni çok büyük acılar bekliyor, Ay Yüzlü." Bana hep "Ay Yüzlü" derdi. Şaşkınlıkla ona baktım ve devam etti: "Seni çok büyük acılar bekliyor. Bu peçeden kurtulacaksın ama bu, kötü günlerin başladığını gösterecek. Kimseye güvenme, Ay Yüzlü. Sen güçlüsün, sakın yere düşme. Düşersen kalkamazsın." İçimi bir korku kapladı. İnsanlar ona "deli" diyordu ama o bir deli değildi. Belki başkası olsa güler geçerdi ama ben Serçe'ye inanıyordum ve bu korkmama neden oldu. Birden elini elimden çekti. "Sabret, Ay Yüzlü," diyerek arkasını dönüp gitti. Ben ise ardından bakakaldım. Biraz olduğum yerde durdum. "Bu peçeden kurtulacaksın ama bu kötü günlerin başlangıcı olacak" demişti. Bu nasıl olacaktı? Derin bir nefes alıp yola devam ettim. Konak'tan içeri girdim, mutfağa geçtim. Annem ve Esme Anne kahvaltıyı hazırlıyordu. "Günaydın." İkisi de aynı anda bana baktı. İkisine de sarıldım. "Sizi çok seviyorum." Esme Anne, "Hayırdır deli kızı?" "Öyle içimden geldi." Annem, "Kusura bakma kızım, bizim yüzümüzden eve de gelemedin. Ama bu gün başka bir yere geçeceğiz. Bak, konakta hep beraber olacağız." Gülümsedim. "İnşallah anne, inşallah," diyerek onlara yardım ettim. Ev halkı uyanıp kahvaltı yaparken ben de yukarıya odaları toplamak için çıktım. Önce Hazan Hanım ve Kadir Ağa'nın odasını topladım. Sonra Hejar Ağa'nın odasına geçtim. Her gün sırayla odaları temizlerdim. Hejar Ağa yatağını hep toplardı, titiz biriydi. Odadaki kirli kıyafetleri aldım, odayı süpürdüm ve odadan çıktım. Sonra Miran Bey'in odasını, ardından kızların odalarını toplayıp merdivenlerden aşağı indim. Elim boynuma gittiğinde kolyemin olmadığını fark ettim. Serhat Babam'ın bana aldığı ilk hediyeydi. Panikle yukarı çıktım. Acaba odalarda mı düşürdüm diye ilk Hazan Hanım'ın odasına baktım ama yoktu. Bir yandan da korkuyordum, gelip görürse kızardı. Aceleyle Hejar Ağa'nın odasına girdim, etrafa bakındım ama gözükmüyordu. Eğilip yatağın altına baktım. "Sen ne yapıyorsun orada?" Tam o anda duyduğum sesle irkildim. Başımı kaldırdığımda yatağın yanındaki çekmeceye çarptım. Acı içinde inledim. "Ne yapıyorsun?" dedi tekrar. Hejar Ağa ne zaman odaya gelmişti? "Sana diyorum, ne yapıyorsun yerde?" Ayağa kalktım. "Şey Ağam, kolyem düşmüş buradadır diye baktım ama yok." Bana yaklaşıp gözlerimin içine baktı. "Alnın kanıyor, peçen sıyrılmış." Bir an gözlerim karardı ama sonra düzeldi. Elimle alnıma dokunduğunda kan olduğunu hissettim. Kanı görünce gözlerim tekrar karardı, düşecekken Hejar Ağa bileğimden tuttu. Gözlerimiz birbirine kenetlendi. Eliyle alnıma dokunmak istedi ama ben geri çekildim. "Bırak, ben aşağı inip bakarım." "Bırakmayacağım. Seni korkuttuğum için çarptın başını." "Gerek yok, ben aşağı inip bakarım," diyerek elimi çektim ve odadan çıktım. Gözlerim tekrar karardı, duvardan destek alarak aşağı indim. Aşağıdaki banyoya gidip peçemi açtım. Alnım kanıyordu, sert çarpmıştım. Dolaptan peçete çıkarıp temizledim, sonra peçemi tekrar taktım ve banyodan çıktım. Annemlerin yanına gittim. Annemle hasret gidermeye sonunda fırsat bulmuştum. Ona doya doya sarıldım. Başına gelenleri anlatırken bana üzülmekten korkup sustuğunu söyledi. Elimden gelse hiç bırakmazdım onu ama etraftakiler bir şey anlamasın diye uzak duruyordum. Canım sıkıldı, kolyemi de bulamamıştım. Acaba nerede düşmüştü? --- **1 Ay Sonra** Hazan Hanım bizi çağırdı. Hepimiz avluda duruyorduk. "Bana bakın, akşam Eyşa'nın kayınpederleri gelecek. Yanlarında misafirleri de gelecek. Her şey eksiksiz olsun. En ufak şeyde kovarım hepinizi!" "Hadi işinize! Hevi, sen de kalk, tüm camları sil. Misafir odasını temizle, burada kalabilirler. Hejar'ın çalışma odasını da temizle. İşin bitince hadi, çabuk ol!" İçimi bir korku kapladı. Şervan Ağa gelecek miydi? "Allah'ım, ne olur gelmesin," diye içimden geçirdim. **Meryem **, "Daha iki gün önce temizledik konağı ,Neresi kirli?" diye söylendi. "Boş ver, hadi biz başlayalım. Sonra azar yemeyelim," diyerek yukarı çıktım. Önce misafir odasını temizledim. Sırf Hazan Hanım bir şey demesin diye kahvaltı bile etmedim ve akşama kadar durmadan çalışacaktım. Misafir odası bitmişti. Tek tek tüm odaların camlarını temizledim. Akşam vakti olmuştu, artık mecalim kalmamıştı. Birazdan misafirler gelecekti. Açlıktan başım dönüyordu ama ben duramazdım, çünkü... Hejar Ağa birazdan eve gelecekti. O gelmeden odasını temizlemek için temizlik malzemelerini aldım ve hızla odaya gidip camları sildim. Sonra odayı toplayıp süpürge atacakken odanın kapısı açıldı. Hejar Ağa içeri girdi. Yine kızacaktı - odasını böyle görmekten nefret ederdi. Kaşlarını çatıp bana baktı. "Şey, bitti zaten. Çıkıyorum şimdi," dedim. Ama konuşmadı bile. Yanından geçip masaya birkaç kağıt bıraktı. Tam odadan çıkacakken gözlerim karardı. Gözlerimi kapattım, elimi duvara dayadım - destek almak için. Hejar Ağa'nın sesini duydum: "Bunları babama götür ver." Zangır zangır ona döndüm. Elinde birkaç kağıt vardı. Bir adım attım, kağıtları almak için ama başım çok dönüyordu. İkinci adımı da attım. Tam karşısında durup kağıtları alacaktım ki gözlerim karardı ve birden bedenimde bir hafiflik hissettim. Hejar Ağa'ya doğru düştüm. Başım göğsüne çarptı. Düşecekken eli belimi tuttu. Başımı kaldırıp gözlerine baktım. Ayağa kalkmaya çalıştım ama ayaklarım sanki Hissezlesmisti ne odu diye sordu Hejar Aga, bir şey yok ağam, başım döndü.** Belimde olan elini yeni fark ettim. Yanaklarımın kızardığını hissettim, hemen geri çekildim. Derin bir nefes alıp elindeki kâğıtları aldım ve odadan çıktım. Aşağı inip Kadir Ağa'ya elimdeki kâğıtları verdim ve Hazan Hanım'a, "İzniniz olursa eve gitmek istiyorum," dedim. Ama o sert bir sesle, "Zaten bir iş ettiğin yok! Misafirler birazdan buraya gelecek, kim çalışacak?" diye çıkıştı. Başımı "Olur" anlamında salladım. Kadir Ağa, "Bırak gitsin, diğerleri var zaten. Sabahtan beri çalışıyor hevi," dedi. Hazan Hanım, Kadir Ağa'ya bakarak, "Böyle yaparsak hiçbiri çalışmaz," dedi. "Sorun değil, ağam ," diyerek odadan çıktım. Mutfağa geçtim. Esme Anne yanıma gelerek, "Hevim, gel! Sabahtan beri bir şey yemedin. anan kurban olsun sana," dedi. Ona sarıldım. "Seni çok seviyorum, Esme Anne." Annemler gitmişti. Onu görmemenin üzüntüsü vardı ama en azından ara sıra görüyordum. Araya girenn bizi birbirimizden koparmıştı ama o sevgi hâlâ yaşıyordu. "Misafirler geldi," diyen anneme baktım ve kapıya çıktık. Korktuğum olmuştu, Şervan Ağa da gelmişti. Onlarla birlikte orta yaşlı bir kadın, genç bir kız ve genç bir adam da girdi içeri. Onlar avludaki sofraya geçerken, biz de son eksikleri tamamladık. Su sürahisini tam ortaya bırakacaktım ki Şervan Ağa masadaki kaşığı yere düşürdü ve sert bir sesle, "Ne bakıyorsun? Al onu yerden, yenisini getir!" dedi. Panikle yere eğilip kaşığı alacaktım ki Şervan Ağa ayağıyla elime bastı ve ezdi. Gözlerimi acıyla yumdum .Hejar Ağa'nın "Şervan!" diyen sert sesini duydum. Şervan Ağa gülümseyerek ayağını geri çekti. Kızaran elimi yerden çektim ve hızla mutfağa gittim. Yeni bir kaşık alıp masaya bıraktım ve mutfağa geri döndüm. Onlar yemek yerken, biz de mutfaktaki işleri bitirip çayı hazırladık. Onlar sofradan kalkarken, biz sofrayı topladık, çay götürdük. Kadınlar ayrı bir yerdeydi, erkekler ayrı bir yerde. Kadir Ağa ve Eysan Hanım'ın kayınpederi dışarı çıkmıştı. Annem kadınlara çay götürürken, ben de erkeklere götürdüm. Elimdeki çay tepsisini alıp onların yanına gittim. Hejar Ağa'nın ve adı Devran olan adamın önüne çay bıraktım. Son bardağı Şervan Ağa'nın önüne bırakacakken, ayağını ayağımın önüne uzatınca yere düştüm. Acı içinde inledim. Düştüğümde bardak elimde kırılmıştı. Bana bağırarak, "Körnüsün sen?" dediğinde Devran Ağa, "Şervan !" diyerek yanıma eğildi. Hızla kanayan elimi tuttu. "İyi misin?" Acı içinde, "İyiyim," dedim ama acıdan elim titriyordu. Avucuma dolan kan yere damlıyordu. "Hareket etme, cam parçasını çıkaracağım," dediğinde korktum. Gözlerimi yumdum. Devran Ağa o kadar yavaş bir şekilde cam parçasını çıkardı ki... Ve yavaşça avcuma üfledi gözlerimi açtım. Gözlerim Şervan Ağa'ya takıldı. Büyük bir öfkeyle bana bakıyordu. Gözlerimi hemen kaçırdım ve bakışlarım kanayan avucuma kaydı. Devran Ağa cebinden çıkardığı mendili elime sardı. "Çok kesilmiş, çok acıyor mu?" Başımı "Hayır" anlamında salladım. Sert bir şekilde ayağa kalkan Hejar Ağa'yı görünce korktum ve elimi çektim. "Ya beni yanlış anlarsa?" diye düşündüm. "Teşekkür ederim, ağam ," diyerek geri çekildim ve yerdeki cam parçalarını toplamaya çalıştım. Ama Devran Ağa kızdı: "Bırak elin yaralı, başkası yapsın!" O esnada Hejar Ağa bağırarak, "Meryem ,gel l buraya!" dedi. Bana dönüp, "Sen de git eve. Bugün bu kadar yeter." "Ama Hazan Hanım—" "Sana git dedim!" Hemen yerden kalktım ve aşağı indim. Annem kesik elimi görünce panikle, "Ne oldu?" dedi. "Bir şey yok anne, biraz elim kesildi." "Bu biraz mı hevim? Çok kanıyor!" "Anne, ben eve gideceğim." "Tamam, git. Ben de işim bitince gelirim." Anneme sarıldım ve konaktan çıkıp eve gittim. Babam evde değildi. Hala tarladaydı büyük ihtimalle Hazarda Mehmet'lere gitmişti. Odaya geçip onların yatağını serdim. Annem zaten yorgun geliyordu, bir de yatakla uğraşmasın diye. Sonra kendi yatağıma geçip battaniyemi üstüme çektim. Gözyaşlarım sanki bu anı bekliyormuş gibi aktı. Ama gözyaşlarım elmin acısından değil, kalbimin acısından akıyordu. **Ne yaptım Allah'ım? Ne istiyorlar benden? Neden bu insanlar bu kadar kötü?** İçimden bir his, *"Seni öz babası sevmedi, bir başkası neden sevip saygı göstersin?"* diyordu. Ama hemen pişman oldum. Serhat Babam, Esme Annem, Hazar, Zilşana ve anneme Haksızlık olrdu ve beni canı pahasına kurtaran anneme de haksızlık olurdu. Battaniyeyi başıma çektim ve gözyaşlarıma engel olamadım. Günün yorgunluğuyla gözlerimi kapattım. ---
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE