Kelimeler insanoğuna sunulan en büyük hazineydi benim nezdimde. Ruhum onun güzelliği karşısında ceset hükmüne geçerken, dilim yalnızca sözcüklerin gidişatına bırakıyordu kendini. Zira onun üzerine ölüm kokusu sinmişti. Her an gideceğini vurgulayanından... Ey ruhu gönlüme en çok yakışanım; sessiz çığlıklar kaldıysa gidişinden bana, söylesene zifiri suskunluğumda hangi türküyü tutturayım sana? Geçmiş kökleri vücudumda yer edinmiş gafil bir zaman dilimi, gelecek ise sırtını dönmüş, yüzünü bana dönmeyen vicdansız endişe tohumuydu. Kalp denen beynamaz organ kendi çarpıntısı içinde boğulmaya adayken, bedenimin serzenişi görülmeye değerdi. Birkaç basit kelimenin onun ağzından dökülmesi, ruhumu uçururken sarsıntılar bedenime çarpıyordu. O an aklımda zamanı belirsiz bir soru dolandı. Ben bu adamı

