Bölüm/9 Geceye Dair

1639 Kelimeler
Sıkıntı anında geceyi seçip,dışarı çıkardı bu beden. Bulduğu ilk çimen yığınına uzanırdı. Sakin kalmaya çalışıp, dağıtmaya çalışırdı sıkıntı yumağını. Hiçbir şüpheye düşmeden izlerdi gökyüzünü.. Rüzgarın soğuk esintisinin tene yaptığı etkiyle bir bir dağılırdı sıkıntılar, üzüntüler ve korkular... Şehrin korkutucu ışıkları arasında tek tük görünen yıldızlarla iyi bir gelecek hayali kurardı, bu zihin... Şimdi ortada bir sıkıntı yoktu. Aksine ruhu bedende zora sokan bir heyecan vardı... Mutlulukla karışık bu heyecan arasında sıkışıp kalan ruh, şimdi özgürlüğü tatmak istiyor... Ne yapmalı şimdi? Nasıl davranmalı ki çıkmak için kapıları zorlayan bu ruh, refaha ersin? Ekim ile kitabevinde konuştuklarımızdan sonra, Mustafa beni eve bırakmıştı. Onu içeri davet edip etmemek arasında kalan ben, dayanamayıp içeri davet etmiştim. Fakat o, bunun pek uygun olmayacağını söyleyip beni kibarca reddetmişti. Normal de birisi bana böyle bir şey söylese kızar ve kırılırdım. Fakat Mustafa'nın söyleyiş tarzı tam tersine gururumu okşamıştı...Ekim'e çok benziyordu. Ben eve girdikten sonra banyo yapmayı düşünürken, kapı çaldı. Acaba Mustafa olabilir mi diye düşündüm ama onun olmayacağını çok iyi bildiğimden, kapıyı açmadan önce mercekten baktım. Mercekte gördüğüm kişiyle yüzümde bir tebessüm belirdi ki anlatamam. Hemen kapıyı açtım, karşımda gördüğüm Tuba'nın kucağına attım kendimi. O da bana sıkı sıkı sarıldıktan sonra beraber içeri geçtik. Tuba benim alt kat komşum olan Aysel Abla'nın kızıydı. Bu sene Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandıktan sonra fakülteye yakın bir yurda geçmişti. Geçen seneden beri mükemmel bir arkadaşlığımız olmuştu. Fakülteye geçtiğinden beri iki haftada bir görebiliyordum. Beraber salona geçtikten sonra yanına oturup konuşmaya başladım. "Tuba deli gibi özlemişim seni..." Benim ellerimi tutarak konuştu o da. "Bende seni çok özledim. Ee nasılsın, okul falan nasıl?" "İyi her şey... Beni boşver çömez olan sensin, söyle bakalım sende durumlar nasıl?" Erkan'ın bana söylediği sözle ona takılmam çok hoşuma gitmişti. Çakma bir kızgınlıkla konuştu bu defa. "Hey sensin o... Ayrıca benden bir yaş büyük olman pekte önemli değil." Sol elimi koyduğum dizinin üzerinde, o da aynı hızla kavradı elimi.. "Tamam kızma hemen. Ne zaman geldin sen?" "Bugün öğleden sonra geldim. Annemle hasret giderdikten sonra sana geldim ama evde yoktun. Ben de geri anacığımın yuvasına döndüm." Son söylediğine ikimizde karşılıklı gülmüştük. Tuba hiç değişmemişti ve hep böyle kalacağından da adım kadar emindim. "Ee bir acı kahve içeriz artık karşılıklı değil mi?" "Sen yaparsın da ben "Hayır" der miyim hiç?" Yüzüne takındığı tuhaf ifade o kadar hoşuma gitmişti ki gülemeden edemedim. "Hadi mutfağa geçelim o zaman." Beraber mutfağa geçip kahveleri yaptıktan sonra tekrar salona geçtik. Tuba' yı gerçekten özlemiştim. Sohbet baya koyu devam ederken aklımda ki soruyu ona sordum. "Ee Tubikom var mı hayatında birileri?" Bir anda öyle bir neşelendi ki anlatamam..."Aslında ne var, ne de yok..." dedi yalandan bir somurtma ile. "Nasıl yani. Tuba açık konuş biraz lütfen! Çatlatma adamı ya." Yerinde biraz kıpırdandı. Gözleri parıldayarak konuşmaya başladı. "Benimle aynı bölümde biri var. Bana teklif etti, bir gün önce... Sanırım bende kabul ettim." "Çok mutlu oldum canım senin adına... Ee bir adı yok mu bu 'birisinin'(!)?" Kocaman bir gülüş ile konuştu. "Osman..." "İnşallah çok mutlu olursunuz." "Amin... Sen bana söyleyeceğine bence biraz kendinle ilgilen. Benim başım bağlı artık, Sedef desen zaten o dünden razı gitmeye. Yemin ederim bu gidişle evde kalacaksın. Ne oldu, bir aralar senle ilgilenen bir çocuk vardı." Tuba bizim fakültede ki Fatih'ten bahsediyordu. Geçen sene ilk kampüs günlerinde arkadaş olmuştuk. Fakat o, sonradan bu arkadaşlığı daha ileri götürmek istemişti. Ben kabul etmeyince iyice üstelemeye başlamıştı. Bir kaç haftadır derslerimiz aynı zamanlara denk gelmediği için göremiyordum. Bu durumdan hiçte rahatsız değildim. Umarım mezun olana kadar bir daha göremem... "Kaç kez söyledim sana ve Sedef'e? O çocuk bana göre değil diye... Rica ediyorum, bir daha bu konuyu bir daha açmayalım. Gerçekten hoşlanmıyorum." dedim somurtarak. "Tamam ya bir şey demedim kızma. Bir daha bahsetmem. Başka kimsede mi yok?" O böyle deyince hiç aklımdan çıkmayan Ekim, yine aklımın baş köşesine oturdu. Yine o güzel tebessümüyle belirdi zihnimde... O an sonsuza kadar onu düşünmek geldi içimden... Fakat Tuba'nın sesiyle sıyrıldım Ekim'den. "Oho kızım daldın hülyalara. Kesin var biri... Kim? Yakışıklı mı? Boyu kaç? Karizmatik mi yoksa sempatik mi? Ay ben çok heyecan yaptım Sare. Yavaş yavaş anlat tamam mı?" Tiz çıkan sesi kulaklarımı acıtırken, biraz daha hızlı konuşursa sabaha kadar susturamayacağımı bildiğim için araya girdim. "Tubacım sakin ol ya. Yavaş anlat diyorsun, elli tane soru sordun. Hangi birine yetişeyim ya ben? Dur ben Sedef'i arayayım, senin geldiğini bilmiyor. Gelsin öyle konuşalım." Kafasını kaldırıp, tuhaf mimikler yapmaya başladı. "Yalancı utandım demiyor da... Tamam Sedef'i ara gelsin. Ayrıca o gelince daha da zevkli olur." Az da olsa zaman kazanmıştım. Tuba'dan onay aldıktan sonra Sedef'i aradım. Tuba'nın geldiğini duyunca hemen geleceğini söyledi. Sedef'in gelmesini beklerken, Tuba beni iyice sıkıştırıyordu sorduğu sorularla. Ben Tuba'yı oyalarken Sedef gelmişti bile...Tuba ile hasret giderdikten sonra, Tuba konuyu Sedef'e de anlatmaya başladı. "Sedef ya Sare'nin bir sevgilisi var ve kim olduğunu söylemiyor." Sedef şaşkınlıktan ağzı bir karış açıkken tiz bir çığlık attı hemen. "Sare gerçekten mi? Kızım benim neden haberim yok? Kimle berabersin? Hangi ara oldu bu?" "Sedef, bir yavaş sorun şu sorularınızı, yetişemiyorum." Sedef derin bir nefes alıp anlatmamı beklediğini gösteren bir pozisyona büründü. "Tamam söz sakin olacağım. Ama galiba ben kim olduğunu tahmin edebiliyorum." Tam ben konuşacakken Tuba bağıra bağıra konuşmaya girdi. "Vay arkadaş bir ben mi bilmiyorum bu çocuğu? Anlatın yoksa gerçekten kötü olur." Elimi Tuba'nın dizlerine koyup, yaptığı garip nidaları bölmeye çalıştım. "Tamam anlatıyorum Tubikom sakin ol. Bir şey kaçırmadın çünkü her şey bugün oldu zaten." Bakışlarımı Sedef'e doğrultup, konuştum. "Ve evet Sedef, senin tahmin ettiğin kişi." Bakışlarımı ellerime çevirip konuşmaya utana sıkıla devam ettim. "Tuba, Sedef'in bahsettiği kişi Ekim... Ekim bir kitapçı. Kocaman bir kitabevi var. Biz onunla orada tanıştık. Sadece bir ay kadar önce tanıştık ve bugün benin için değeri anlatılamaz bir konuşma yaptık. O benim hayatımın, bende onun hayatının bir parçası olmayı kabul ettim. İnanın bugün ömrümün en güzel günüydü. Her şeyiyle..." Konuşmayı bitirene kadar gözlerimi ellerimden almamıştım. Ben konuşmamı bitirince Tuba konuşmaya başladı. Fakat benim adıma mutlu olduğunu o kadar çok belli ediyordu ki gözleriyle, bir ara o konuşmaya başlamadan gidip sarılasım gelmişti. "Vay be bizim Sare aşık olmuş inanamıyorum. Sedef sen bu çocuğu nereden tanıyorsun?" Sedef bütün olanları tek tek anlattı. Konuşmasını bitirmeden önce gözlerini bana dikip beni mutluluktan uçuran o sözleri de söylemeyi de ihmal etmemişti. " Sare ile geçenlerde onun kitabevine gitmiştim. Tuba, Ekim sana anlatamayacağım kadar farklı biri. Ben onun İslamla ilgilendiğini duyunca hiç inanasım gelmemişti. Tabi bunda fiziksel özelliklerinin de etkisi var. Ancak bir görsen tavırlarını ve duruşunu hayran olmamak elde değil. Bunları fark edebilmem için onu bir kez görmem yeterli oldu..." Sonra Sedef bana bakıp konuşmaya devam etti. "Sare, Ekim seninle sevgili olmayı nasıl teklif etti anlamıyorum. Tasavvufla uğraşan birinin sevgiliyle ne işi olur ki? Sonuçta dini bir şey değil mi bu?" Yerimde biraz kıpırdandım. "Biz onunla sevgili değiliz. Bana "sana dokunmadan seni sevemez miyim?" dedi." El ele yürümezsek olmaz mı?" dedi. "Birbirimizi beklediğimiz cami çıkışlarımız olsun" dedi. Biz onunla sevgili değiliz. Sadece birbirimizi sevdiğimizi biliyoruz bu kadar... Ve inanın kızlar, benim için bundan daha kıymetlisi olamaz." Bunları söylerken, sanki Ekim'in silueti belirip odanın bir köşesine sinmişti. O siluet beni dinliyor, kafasıyla onaylıyor ve güzel gülüşüyle tastikliyor gibiydi. Varlığı o kadar belirgindi ki, olmayan Ekim gölgesine sıkı sıkı sarılasım gelmişti. "Sare, sen baya baya tutulmuşsun kızım. Gazan mübarek olsun..." dedi Tuba kıkırdayarak. O böyle söyleyince bir kez daha karşılıklı kahkaha attık. Beni anlayan arkadaşlarımdı onlar. Sorgulamayı kısa tutarlardı. Ben kimsenin yanında rahat olamayan Sare, bir tek onların yanında rahat olabiliyordum. Bir de hayatıma giren bol tebessümlü adamım vardı. Ekim... Yanında kırk diken üzerindeymişim gibi dururken, ruhumu gül bahçesi rahatlığına kavuşturan adam vardı... "Kızlar benimde size mükemmel bir haberim var. Benim cephemde inanamayacağınız şeyler oluyor. Bilin bakalım dün ne oldu?" Sedef'in sesiyle kafamı ona çevirmiştim. Tuba sırıtarak hemen araya girdi... "Sonunda annenden izin aldın ve artık Erkan ile ayrı eve çıkacaksınız..." Sedef tuhaf bir mimik yapıp, "Hayır canım. Ama yaklaştın sayılır. Dün gece Erkan bana evlenme teklif etti." dedi kocaman bir kahkaha atarak. Böyle demesiyle üçümüz yüksek frekansta çığlık atıp, binayı ayağa kaldırdık. Sonra yüksel promil mutlu olan bizleri sakinleştirmek için araya girmek bana kalmıştı. "Kızlar sakin olalım. Birazdan alt kattan Aysel Abla kapıya dayanacak. Sedef sende olanları detaylıca anlat bakalım." "Şimdi Sare biz senle Ekim'in kitabevine gittiğimizde Erkan aramıştı hatırlıyor musun?" Kafamı salladım sadece. "Aramasından sonra beraber Gölbaşı'na gittik. Bana "Cuma günü plan yapma gece yemeğe çıkalım" dedi. Bir hafta sonra senle buluştuk Sare, sen bir hafta ortalıklarda görünmemiştin. O telaşla sana fırça atmaktan aklıma gelmedi söylemek. İşte dün buluştuk. Kocaman mekanı kapatmış, yemek yedikten sonra elinde o ufak kutuyla "Benimle evlenir misin" dedi? Bende "evet" dedim." "Sende dünden razısın gitmeye var ya." Tuba'nın son söylemiyle gülerken, birde bunu Sedef'e çaktırmamak için ayrı bir gayret sarf ediyordum. "Ne yapayım kızım aşığım. Darısı sizin başınıza koçlar." Gırgır şamata derken bizim kızlar kalkmayı akıl edebilmişlerdi. Onlar gittikten sonra banyoya girebilmiştim. Banyodan sonra yorgunluktan direkt kendimi yatağa bıraktım. Saat 23.38... Kapanmak üzere olan gözlerimle uykunun tatlı kollarına kendimi bırakıyordum ki, telefonuma gelen bir mesaj sesiyle irkildim. Mesaj tanımadığım bir numaradandı. =>Karanlık bir yol da aydınlık olmadan yönünü bulamazsın. Aydınlığı tatmadan içinde bulunduğun ortamın, karanlık olduğunu anlayamazsın. Fizikte bir kural vardır; bir ortamda iki farklı cisim bir arada bulunamaz. Buna göre de olumsuzlukların kapladığı bir beyinde olumlu düşünce yer almaz... Zihnini tefekkürle öyle bir meşgul et ki, hayrın da şerrin de "O'ndan" olduğunu unutmayacak bir yapın olsun. Karamsar düşünceleri öyle bir at ki aklından, aşk sana en ham haliyle gelsin... İyi geceler. Ekim. Milyarlarca sözün bir bir kuytu köşelere kaçtığı bir andayım şimdi... Bana öğretilmedi ki şairane yazmalar, kafiyeli kelimeler... İlk defa güzel bir adama, güzel bir söz söyleyememek yaktı canımı Ekim... Seninle bir güne son vermek, yeniden var olmak gibi. Sanırım Mustafa beni bırakırken aldığı numaramı Ekim'e vermişti. Onun numarasını Gerçeğim diye kaydettikten sonra kendimi rahat bir uykuya teslim ettim. Sonra o mesajın bir daha gelmeyeceğini zaman öğretmişti bana... O mesaj bir daha gelmeyecek, o seni Hak yolu olmadıkça bir daha rahatsız etmeyecek. Sevmelerini sevdiği adam. SELAM VE DUA İLE... Yıldıza Basmayı unutmayın.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE