TANITIM 🪻
> “Beni büyümeden verdiler…
Ama içimde bir kadın değil, bir yarım kalmışlık büyüdü.”
Ege’nin dağlarına yaslanmış, lavanta kokulu bir köy: Lavantaova
Ve o köyde, sessizliğiyle büyüyen bir kız çocuğu: Zerda
Annesi, Zerda daha bebekken ölmüştü.
Güzelliğiyle, bilgeliğiyle anılan kadının ardından, köyde yıllar boyu ismi unutulmadı.
Ama onun tıpatıp aynısı olan kızı, kendi evinde unutulmuştu.
Babası gölgede kaldı, üvey annesi gölge yaptı…
Zerda ne zaman konuşmaya kalksa, sessizliğe mahkûm edildi.
Derken bir gece…
Hiç kimsenin duymadığı bir iftira fısıldandı.
Zerda'nın kaderi o gece yazıldı.
Ve sabahında, adı başka bir soyadına eklendi.
Nikâh kıyıldı.
Henüz çocuktu.
Ama artık bir adamın karısıydı.
Yiğit...
Köyün en güçlü, en suskun, en yakışıklı adamı.
Sözüne herkesin kulak kesildiği, bakışlarıyla bile korku salan biri.
Zerda'yı ilk görüşünde durdu.
Çünkü karşısında bir kadın değil, bir çocuk vardı.
Ama olan olmuştu.
Söz verilmişti.
Kaçmak onun tarzı değildi. Kalmak, beklemek, görmek zorundaydı.
Zerda’nın yüreği lavanta kokuyordu.
Toprağı tanıyordu, rüzgârı dinliyordu.
Anneannesinden kalan bilgilerle, otlardan ilaçlar yapıyordu.
Ve zamanla...
Suskunluğu anlam kazanmaya, sessizliği yankı bulmaya başladı.
Ama bu hikâyede her şey göründüğü kadar basit değildi.
Üvey annesinin geçmişte sakladığı bir sır vardı.
Yiğit’in babaannesinin bildiği bir gerçek.
Zerda’nın sustukça büyüttüğü duygular...
Ve kimsenin dillendirmediği, ama herkesin sezdiği bir aşk.
> “Bazı kızlar büyümeden evlendirilir…
Ama bazıları büyüdükçe, sessizliğin içinden çiçek açar.”
Şimdi Lavantaova’da herkesin kulağı bir fısıltıda.
Kimi, bu sessiz kızın ne zaman konuşacağını bekliyor…
Kimi, bu evliliğin ne zaman biteceğini…
Kimi de o kırık baharın ne zaman yeniden yeşereceğini.
---
💜
Aşk bazen bir bakışta başlar,
ama en derin olanı sessizlikte büyür.
---
- Alin Mira