9

1665 Kelimeler
9 Medusa’nın Sırrı İki sütundan oluşan kenarlarıyla, ormanın içindeki devasa kapının önünde sütunların üzerine doğru tırmanan bir çift yılan heykelinin ürkütücü silüeti, kuytu ormanın derinliklerinde sanki oraya özenle yerleştirilmiş gibiydi. Bu yapı, aslında bir yeraltı sistemine bağlanıyordu ve yerin altına doğru 7 kat şeklinde inşa edilmişti. Dr. Yuri Kolorov ve Boris en gizli bölme olan eksi 7. kattaki ofisinden yönetiyordu bu tesisi. Sütun başlarına dolanan yılan benzetmesi, yapının girişinden içeriye girildiğinde her yerde duvarlara işlenmiş olan mozaikler şeklinde, her yerde dikkat çekici bir şekilde göze çarpıyordu. Ana giriş salonunun hemen karşısında ise dev bir Medusa başı heykeli ürkütücü görünümüyle dikkat çekiyordu. Aslından, bilinmeyen gerçek bundan ötedeydi. Çünkü, bu tek parça mermer taş bloktan oluşan dev Medusa heykeli, dünyanın en eski ve en büyük Medusa heykelinin bir kopyasıydı. Medusa heykelinin yanında ise, diğer mitolojik varlıklar ve canavar heykelleri sıralanmıştı içeri doğru giden koridor boyunca. Medusa heykelinin etrafındaki sütunlara dolanan iki dev yılan figürü, aslında çok eski çağlardan beri tıbbın sembolü olarak biliniyordu ve ayrıca hastalıkların iyileşmesi ve yılan zehirinin iyileştirici gücünün bir sembolü olarak da. Fakat, burada kullanılan semboller iyilikten ve iyileşmeden çok kötülük ve hastalıkların yayılması için kullanılmaktaydı. Yeraltındaki kötülüğün yeryüzüne doğru yükseldiği bu ölümcül engereğin zehirli okları her yanı sarmıştı bu korkunç yeraltı binası içinde. Ana giriş katının altından zemine doğru inerken, ilk üç bodrum kat aynı zamanda dev bir hastane ve klinik katları olarak kullanılıyordu. Yeraltına doğru inen diğer eksi 4, 5 ve 6. katlar bu şeytani projenin esas hedefini gerçekleştirmek üzere dizayn edilmiş çok ileri düzeyde bir araştırma laboratuarı ve eksi 7. kat ise yönetim bölümü, yani Dr. Yuri ve Boris’in başında bulunduğu departmandı. Eksi 7. kat aynı zamanda, dünyanın içine doğru uzanan devasa bir gizli yeraltı tüneline doğru açılan bir kapıydı ve sadece Dr. Yuri ve Boris dışında hiçkimsenin bu bölgeye girmesine izin verilmiyordu. Fakat, bu katta dikkat çeken bir şeyler daha vardı. Avrupa’nın ortasında kurulmuş olan Cern yeraltı fizik laboratuarı benzeri devasa karmaşık yapılar vardı burada. Büyük elektrik jeneratörleri ve yeraltına doğru uzanan dev kablolar, sanki aşırı bir elektrik tüketimiyle devasa bir deney yapılıyormuş gibi bir hava veriyordu. Ne olduğu tam belli olmayan birçok karmaşık elektrik ve elektronik devreler, kontrol panelleri sanki burada dev bir elektrik santrali varmış gibi bir izlenim veriyordu. Peki ama niçin? Sadece 7 kattan oluşan bir klinik için aşırı büyük olan bu elektrik sistemi ne için kullanılıyordu? Bu çok gizli yeraltı ana giriş kapısının tünele bağlanan ucunun nereye gittiği ve ne amaçla kullanıldığı ise, tüm personel de dahil tüm dünyadan gizli tutulan önemli bir sırrı barındırıyordu aslında. İnsanlık tarihinin en büyük sırlarından birisiydi bu, hatta belki de ilk insan Adem’in Cennet’den kovulmasından beri: MEDUSA’NIN SIRRI Oradaydı, Şeytan ve Cehennem’e doğru giden tüm kötü güçlerin ana kaynağına giden yolun başlangıç noktası. * * * YILAN NEDEN TIBBIN SEMBOLÜ? Başlangıçtan Günümüze Yılan Kültü Tıpta yılan sembolünün hikayesi Ağaca tırmanan yılan, ilk kez Kutsal Kitap’da geçer ve Şeytan’ı temsil eder. M.Ö. 666 yılında tahta oturan Son Asur kralı Asurbanipal’in kütüphanesinde bulunan eski bir Sümer metninde, yılanla kartal arasında geçen şu efsane anlatılır: Kuş, komşusu yılana, “Gel” dedi, “Barış ve dostluk yemini edelim ve ona uymayanın üstüne güneş tanrısı Şamaş’ın laneti yağsın.” Güneş tanrısının huzurunda yemin ettiler ve yeminlerini lanetle mühürlediler: Sonra yavruları oldu. Yılanınki bir karaağaç gölgesinde, kuşunki bir dağ doruğunda doğdu. Ve kuş yabani bir boğa ya da eşek yakaladığında, yılan bundan yedi, kenara çekildi ve yavruları da yedi. Yılan yabani bir keçi ya da antilop yakaladığında, ulu kartal yedi, kenara çekildi ve yavruları da yedi. Ta ki bir gün, kartalın yavruları tüylenip de kötü düşünceler kuşun aklına gelinceye kadar. Ve efsane böylece devam eder. Yılan, hekimliğin yanı sıra hemşirelik, eczacılık, veteriner ve diş hekimliğinin mesleki sembolü olan bir yaratıktır. Bunun neden sembol olarak seçildiği yanıtı ise genellikle birkaç cümleyi geçmemektedir ve binlerce yıl geçmesine rağmen hala net değildir. Peki neden? Yılan, aslında Şeytan’ın sembolü olabilir miydi? Peki ama tıp bunu neden kullandı? Yılan görünüş itibarıyla pek sevimli olmayan, hatta “soğuk ve itici” olarak tanımlanan bir canlıdır. Gerçekte, yeryüzünde yılanlar kadar kendisine zıt anlamlar yüklenen bir başka yaratık bulmak olanaklı değildir. Bir yanda “Tanrı” kabul edilip kendisine tapınılırken, diğer tarafta “İnsanoğlu’nun Cennet’ten çıkarılmasının baş suçlusu”, “Şeytan” olarak değerlendirilmektedir. Yılan kelimesi, etimolojik olarak Çince’deki “lung” kelimesinden diğer dillere geçmiştir. Sanat tarihinde ve mitolojide bu yaratığı ifade etmek için, ayrıca “luu, ejder, ejderha, nek, mar, soğulcan, evran (evren), şahmaran, dragon, griffon, reptilian” gibi daha pek çok ad kullanılmaktadır. Gerek yılan, gerekse onun dev şekli olan ejder (ya da ejderha) sureti antik çağlara ait mitolojilerde çok yaygın bir semboldür. Bütün Eski Yakın Doğu’da olduğu gibi Eski Mısır’da da yılan, ilahi bir varlık sayılmaktadır. Antik Mısır’ın yılan suretindeki ilahesinin adı Lütufkar Uto ya da Wazit’dir. Buna mukabil ne tesadüftür ki, bütün Mısır’da şeytan olarak tanınan Apophis de yılan suretindedir. Eski Mısır sanatında görülen bir başka yılanlı tasvir ise, kuyruğunu ısırarak halka şeklini alan yılan motifidir. Kuyruğunu ısıran ya da yutan yılan yani “Ouroborus”. “Ouroborus: Sonun Başlangıcı”nı sembolize eder. Bu simgeye Roma’dan Hindistan’a, Mısır’dan Çin’e kadar geniş bir coğrafyada rastlanır ve genel olarak ebedi dönüşü, döngüsel zamanı ve yaşamı, bölünmezliği ve sonsuzluğu simgeler. Budhistler onu samsara döngüsüyle özdeşleştirmişlerdir. Eski Mısır’da Tıbbın İki Sembolü: Yılan ve Hekim İmhotep’tir. Tıp kelimesinin orjinal ismini aldığı Teb (Thebai) şehrinin totemi yine yılandır. Teb şehri ise, eski Mısır’ın en önemli sağlık merkezidir. Ayrıca Milattan üçbin yıl önce Mısır’da yaşamış İmhotep’in, tarihte bilinen ilk hekim olduğu iddia edilmektedir. Adı “Sulh ve sükûndan gelen” anlamında olan bu hekim, engin tıbbi bilgisinin yanı sıra mimari ve astrolojide de söz sahibi, yazarlık ve rahiplik yapan, çok yönlü bir alimdir. Sanat tarihiyle ilgili eserler, yılanın tıp sembolü olarak ilk defa kullanılmasının Sümerlerde görüldüğünü belirtmektedir. Sümer tanrılarından birinin adı “Yaşam Ağacının Hakimi” manasına gelen Ningişzida’dır. Bu tanrının sembolü olan ağaca sarılmış haldeki biri erkek biri dişi iki yılandır. Sopanın yaşam ağacını, yani yaşamı; yılanın ise gençliği temsil ettiği bu motif, binlerce yıl boyunca çeşitli ülkelerde yalnız sopa ya da sopa-yılan, ya da birbirine sarılmış iki yılan halinde koruyucu ve şifa verici bir sembol olarak resimlerde, kabartmalarda kullanılmış ve Asklepios kültünden bu yana da hekimliğin amblemi olmuştur. Asklepios, Tıbbın sembolü olan asaya sarılmış yılan ile bütünleşmiştir. Genelde kabul görmüş olan ilk tıp büyüğü Aesculapius’dur (M.Ö. 300) ve yılan sembolünü tıbbın sembolü haline getiren de odur. Homeros, Asklepios hakkında şu efsaneyi anlatır: Lapitler’in kralının kızı Koronis, Apollon’dan hamile kalır. Apollon’un kardeşi Artemis, bir ihaneti yüzünden Koronis’i okla vurarak öldürür. Apollon çocuğunu kurtarmak için kadının karnını yarar. Ölmek üzere olan çocuğu kurtarır ve at-adam kahin Khiron’a teslim eder. Kahin bu çocuğa Asklepios adını verir. Asklepios, tükenmez şifa çareleriyle meşhur Khiron’un yanında eğitim görür. Hocasından yalnızca cerrahlığı değil, hastalara ilaç yapmayı, şifalı otlardan dertlere deva bulmayı ve hatta ölüleri diriltmeyi öğrenir. Ölüleri diriltmesi üzerine Zeus’un gazabıyla yıldırım çarpmasıyla öldürülen Asklepios daha sonra yine Zeus tarafından Tıp Tanrısı olarak ilan edilir. Tıp amblemlerinde yer alan ve tarihi M.Ö. 3000’lere kadar uzanan yılan figürü de, Asklepios ve O’nun asası ile bütünleşmiştir. Ölümünden sonra Asklepios adına ikiyüzden fazla mabed (Asklepion) kurulur. Asklepion’ların açılışı için izin almaya gelen heyetlere, hekimlerle birlikte kutu içinde bir yılan gönderme adeti vardır. Asklepion’ların giriş kapısı üzerinde “Buraya ölümün girmesi yasaktır!” ibaresi yazılıdır. Günümüzdeki hastanelerin ilk prototipidir bu aynı zamanda. Hekimlerin imparatoru Galen’in, iyileşmeyeceği görüşüyle Asklepion’a kabul etmediği hasta intihar amacıyla, iki yılanın zehirlerini boşalttığı tastan içer. Ancak ölmeyip, iyileşmeye başlar. Galen iyileşen hastaya: “Yılan zehirinin aynı zamanda şifa verici olduğunu düşünüyor, fakat hastalarda denemeye cesaret edemiyordum. Benim bu düşüncemi haklı çıkardın. Bundan sonra Asklepion’un sembolü çifte yılan olacaktır” der ve bundan sonra da Tıbbın sembolü asaya tırmanan iki yılan olarak güncellenir. Asklepios’a göre, hekim yılan gibi dilsiz olmalı, kimsenin sırrını başkasına söylememeli, sabır ve sükunet içinde çalışmalıdır. Asa ile temsil edilmesi, tababet tahsilinin kısa sürede öğrenilmeyip, ihtiyarlayıp asaya dayanıncaya kadar hekimin öğrenmeye ve tecrübe kazanmaya gereksinim duyduğunu belirtmek içindir. Diğer taraftan asa, iyilik tanrılarının işaretidir; yılan ise, kötülük tanrılarının. Asaya sarılmış yılan ise, bu durumda iyilik ve kötülük ilahlarının bir araya gelmesi demektir. Bundan dolayı, yaşam ağacının bir modifikasyonu olan asa (ya da Asklepios’un sopası), Batı’da da kendisine sarılmış yılanla birlikte sağlık bilimlerini (hekimlik, dişhekimliği, eczacılık ve veterinerlik), yani tümünü birden ortak olarak temsil eder. Yine Aztekler, çıngıraklı yılana ve engerek yılanına özel bir önem verirlerdi. Hatta, çıngıraklı yılan tarafından ısırılan Aztekler, toplumda itibarlı bir mevkiye yükseltilirdi. Yılan tarafından ısırıldığı halde ölmeyen kimseleri, ilahlarla temasa geçmiş seçkin kimseler olarak kabul ederlerdi. Hem Maya, hem İnka ve hem de Aztek kültürünün efsanevi kahramanı olarak kabul edilen beyaz renkli ve iri burunlu “Quetzalcoatl”ın sembolü, tüylü yılandır. Tüylü yılan motifi birçok mefhumun yanı sıra bilgi, şiir ve şifanın sembolü olarak kullanılmıştır. Grek mitolojisinde ise Medusa, baktığı insanları taşa çeviren bir kadındır. Phorkos’un kızları olan üç Gorgon’dan biri olan Medusa’nın başı, saç yerine yılanlarla kaplıdır! Gorgonlar, saçları yılan olan dişi canavarlardır. Onları gören erkekler taşa dönüşür. Grek mitolojisinde bu Yılan, Şeytan ve Medusa arasında büyük bir bağlantı bulunur. Yine, Orta Asya’da Türk ve Çin toplumları arasında olumlu vasıflar taşıyan bir yaratık olarak kabul edilen yılan ya da ejderha motifi, daha sonra korkunç ve zararlı, bir hayvan hüviyetine bürünür. Ejderha ise, yılanın abartılı bir şekilde büyütülmüş, korkunçlaştırılmış ve stilize edilmiş, tamamen hayali ve efsanevi bir modelidir. Yer altında yaşayan ve ağzından ateşler saçan dev bir “Kara Yılan” olarak betimlenirdi. Bu kara yılan bazen belinden aşağısı yılan, üst kısmı insan olarak da tasvir edilir. Bu tasvir, özellikle Fars kültürünün etkisiyle “Şahmaran” tabiriyle özdeşleşmiştir. Şahmaran, yerin yedi kat altında yaşar ve her tür derde deva bulabilir. Yılan, bu nedenle tıbbın sembolüdür. Yine, pek çok dinde insanoğlunu kandırarak Cennet’ten kovulmasına neden olan varlık, aslında yılan kılığına girmiş bu yeraltındaki Şeytan’dır. Bazen boynuzlu olarak betimlenir, çift veya tek. Tek boynuzu olan betimlemesinde ki, “Unicorn” buradan gelir, çift boynuz nasıl evrensel düzeni (zıtların birliğini) simgeliyorsa; tek boynuz da düzensizliği, kaosu, eksikliği ve şeytani varlığı temsil eder. Karanlık dünyadaki varlıklar hep tek boynuzlu, tek kollu, tek bacaklı varlıklardır. (Veya tek sayılar; üç bacaklı at gibi…) Sümerlerde “Azag” adlı büyük bir yılan vardır ve eski Türk kültüründeki “Aza” adlı kötücül varlıklarla da bağlantılı görünmektedir. “Erbûkê”* ise, yine eski Türk halk inancında yarı insan yarı yılan olan bir varlıktır. Efsanelere konu olan bu varlıkların başında ise, “Yılan Ana” ve/veya “Yılanların Atası, Şahı” anlamında bir (Şahmaran) efsanesi bulunur. * Bu sözcük; Er “İnsan” ve Bûkê “Ejderha, Yılan veya Şeytan” sözcüklerinin bileşimidir.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE