Odaya girip yatakta oturan adamı gördüm. Şehvetli bakışlarla ona yöneldim. O da gözlerini bana dikmişti. Bacakları açık davetkar bir şekilde yatağın ucunda oturuyordu. Sadece iç çamaşırı vardı üstünde. Kaslı gövdesini ve kollarını görebiliyordum. Dudağımı ısırdım. İç geçirdim ve kucağına bakıp kendimi bırakıverdim. Yüzümün yandığını hissedebiliyordum. Üzerimde saten beyaz bir gecelik vardı. Arkamdan yavaşça sıyırdı ve popomu açığa çıkardı. Ellerimi yüzüme kapadım. Yanaklarımın sıcaklığı avuçlarımı yaktı. Kalbim deli gibi atıyordu. Elini popomda hissetmeyi beklerken sırtımda bir ürperti hissettim. Parmak uçlarıyla yavaşça yürüyordu. Kastığım bacaklarım kendini zemine bıraktı. Tüm vücudumun rahatladığını hissettim. Havadan gelen ani bir sesle elini kaldırdığını anladım. "İşte oluyor. Sonunda..."
Adımın tekrarlandığını duyuyordum. Rüyam silikleşmeye başlamıştı. Bir ışık hüzmesi belirdi ve gözlerimi açtım. Ses gürleşmişti. Kafamı kaldırıp gözlerimi ovdum. Nerede olduğumu bir an kavrayamadım. Sınıftaydım. "Ece!" Aniden tahtaya döndüm ve bana kızgın gözlerle bakan matematik hocamı gördüm. Sınfıta uyuyakalmıştım ve nadiren gördüğüm rüyalardan birini görüyordum. Taa ki bu adam beni uyandırana dek. İlk defa bu kadar yaklaşmıştım. İçimden "Kahretsin." dedim.
"Burası yatakhaneye mi benziyor? Burası sınıf. Burada uyuyamazsınız. Özellikle de benim sınıfımda. Anlaşıldı mı?" Sesi derin ve kalındı. Cevabımı bekler bir hali vardı. Kafamı salladım. Gözlerinin içine bakıyordum. Korkunçtu. "Cevap istiyorum." dedi. Sesi içimde yankılandı. "Özür dilerim hocam. Anladım. Bir daha olmaz." dedim. Ardımdan teneffüs zili çaldı ve bir oh çektim. Bora hocanın eşyalarını toplayıp gidişini izledim. Aslında çekici bir adamdı. Yaşına rağmen genç bir yüzü ve vücudu vardı ki 32 yaşındaydı. Yaşlı sayılmazdı. Güzel ters üçgen bir vücudu, fazla geniş sayılmayan bir gövdesi ancak kaslı olduğu belli olan kolları vardı. Giydiği gömleklerden anlaşılabiliyordu. Sınıftaki birçok kızı onun ne kadar çekici olduğunu konuşurken duymuştum. Bora hocanın da popüleritesinin farkında olduğuna emindim.
Aklıma gelen rüyamla tekrar ona olan sinirimi hatırladım. Genelde sınıfta uyumazdım. Ama bütün gece internette dolandığım ve mastürbasyon yaptığım için sabah olduğunu fark etmemiştim. Benim çocukluğumdan beri kimseye bahsedemediğim bir fetişim vardı. Rüyamdan da anlayacağınız üzere "spanking". Adamın kucağına yatışımı hissedince kafamı eğdim. Utanç ve şehvet arası bir şey hissediyordum. Kafamı eğdiğimde eteğime baktım ve kilodumda hissettiğim ıslaklıkla tuvalete koştum.
Islanmıştım. Lanet olsun, rüyam o kadar gerçekçiydi ki. Dediğim gibi spanking fetişim vardı. Ancak bu yaşıma kadar hiç kimse beni spanklememişti. Ne ailem bir ceza olarak -beni dövmezlerdi bile- ne her hangi cinsel bir olay için... Ama gün geçtikçe, büyüdükçe, buna olan isteğim daha da arttı. Kendimi tatmin etmekten başka çarem yoktu. Ailem evde olmadığında odamdaki tarağı kendime vurmak için kullanıyordum. Mükemmel bir araç değildi ya da ben kendime yaptığım için böyle geliyordu - bir erkeğin güçlü kollarıyla sertçe onu kullandığını düşünüyorum da ahh- ama yine de kendimi tatmin etmeme yetiyordu. Popomda bıraktığı hissi seviyordum. Ama çok kısa süreli oluyordu. Dahasını istediğimi biliyordum. Merak ediyordum. Acıyı seven biri değildim. Sadece bunun hakkında çok fazla video izlemiştim. Gerçekçi olmadıklarını bilsem de merak ediyordum işte. Fazlasını deneyimlemek istiyordum. Özellikle de bir başkasıyla... Bunun şu an için bir olanağı yok gibiydi ama. Annemlerden böyle bir şeyi isteyemezdim. Düşünmesi bile utanç verici. Aradığım şey bir ceza değildi. Daha çok beni tatmin etmesini istiyordum. İnternetteki kişilere de güvenemezdim. Tanımadığım insanlarla yapmak kulağa yeterince korkunç geliyordu zaten. Gerçekten güvendiğim birini bulana kadar elime muhtaçtım yani.
Bir iç geçirip kiloduma bulaşan ıslaklığı peçeteyle sildim. Üstümü toparlamak için ayağa kalkmıştım ki ne kadar istekli olduğumu fark ettim. Elimi atıp atmamak arasında kaldım. Eğer başlarsam dersi kaçırırdım. Muhtemelen zilin çalmasına 2-3 dk vardı. Yapabilirdim ama bu istekliliğimi bu kadar kısa sürede harcamak istemiyordum. Akşam eve gittiğimde yapmaya karar verdim. Gün içinde libidomu arttıracak bir şeyler bulacaktım. Ahh bunu düşünmemek çok zordu.
Sıradaki ders gene matematikti. Boş bir yüzle duvarı izliyordum. Neden matematik olmak zorundaydı ki? Hele de Bora hoca bana kızgınken. Sinirinin çabuk geçen bir hoca olmadığını herkes bilirdi. Tüm ders bana takmasaydı bari. Eline sıkıştırdığı iki kitapla içeri girdi. Geçen ders üzerinde olan ceketini çıkarmış gömleğiyle duruyordu. Kravatını da boynuna kadar çekmişti. Her zaman çok bakımlıydı. Hep güzel kokardı, ütüsüz bir kıyafetini hatırlamıyorum. Masadaki tahta kalemine uzanırken kafasını kaldırdı ve göz göze geldik. Korkup gözlerimi kaçırdım. Yapmamalıydım. Böyle davrananlara daha çok ilişirdi. Neden yapmıştım ki sanki? Sakince önüme döndüm. Bana bakmıyordu. Oh! Tahtaya bir soru yazmakla meşgul gibi görünüyordu. Etrafta ilgimi çekecek bir şeyler aramak için göz gezdirmeyi düşündüğüm anda ismimi söyledi. Bana tuhaf bir sırıtışla bakıyordu. "Tahtaya gel ve bu soruyu çöz." dedi. Soru çözecek halde değildim. Ahh, adrenalinin beni heyecanlandırdığını hissettim. Ayağa kalktığımda bacaklarım titriyordu. İstekli oluşumdan olduğunu biliyordum. Bora hocadan bu kadar korkuyor olamazdım. Beni dövecek değildi ya. Ama kızdığında gerçekten korkunç birine dönüşebiliyordu ve matematik benim en iyi dersim değildi. Yine de kalktım ve tahtadaki soruya baktım. Kafam bulanıyordu. Sorunun kolay mı zor olduğundan bile emin değildim. Sabahki rüyam beliriyordu gözlerimin önünde. Odaklanmaya çalışıyordum. Soluma baktığımda bana bakan hocamı gördüm. "Hadi, çabuk bitir de yerine geç. Akşama kadar bekleyemeyiz." der gibi bakıyordu. Önüme döndüm odaklanmaya çalışıyordum ama başka bir şeyi isterken ve beynim de buna çalışırken çok zordu. Tuvalete gittiğimde eteğime sıkıştırdığım telefonumu çıkarmadığımı fark ettim ve büyük bir gürültüyle yerinde daha fazla duramayıp yere düştü. Ani şaşırmamla beraber yere eğilecekken Bora hocayla kafalarımız tokuştu. Onun da elindeki telefonu düştü. Yüzüne bakmadan hemen yerdeki telefonumu aldım ve yerime geçtim. Soruyu çoktan yapmıştım ama o soruyla ilgileniyor gibi durmuyordu. Yere düşen telefonuna bakıyordu. Kafam telefonunu kıracak kadar sert değil, korkma. Benim de telefonum düştü. Ne var yani? Ah, doğru. Ben de telefonumu kontrol ettim. Bir yerine bir şey oldu mu diye. Ekranını kontrol etmek istediğimde ekranın açık olduğunu fark ettim. Elimi ekrana değdirdiğim an tüm sınıfta bir kadının inlemeleri yankılandı.