Ağlıyordu Colette ama buz gibi bir şeladen akan su damlaları gibi soğuktu gözyaşları tıpkı sevgilisinin taşlaşan bedeni gibiydi ona ithafen soğuk akıyordu, donuk, buz gibiydi tıpkı teni gibi. Chise anlamıyordu Colette’nin sözleri tıpkı bir hikaye gibiydi. Önce soğuklaştı gözyaşları ama sonradan kalbinin acısıyla alevlendi gözyaşları.
“Silvar! Silvarr!” haykırarak ağlarken nasıl teselli etmesi gerektiğini bilmiyordu Chise fark etmemişti ama yanaklarındaki ıslaklığı hissettiğinde kendisi de ağladığını o an fark etmişti. Neler oluyordu? Colettenin yüzü, gözleri kızarıncaya kadar ağlamasına sessiz kaldı Chise. Belki tecrübesizdi ama kalbi ilk kez günah bir sevgi ile tanışınca ağlayarak teselli etmişti kendini artık ağlamaları sessiz birer hıçkırağa dönüştüğünde yüzüne düşen saçları geriye doğru itti.
“Colette, bak düşündüğün gibi olmayabilir Sevgiline ulaşmayı denedin mi?”
Burnunun direği sızladı çünkü Colettenin yüz ifadesi çaresizliğie bürünmüş başını sallıyordu.
“Hayır. Bayan Neferin buraya gönderince direk buraya geldim fakat Chise daha farklı ne olabilir ki? Bay Eldron sence sevgilimin taşlaşan bedenini önemsiz bir konu için neden getirsin?”
“Hadi gidip öğrenelim Colette bence ortada daha bilmediğimiz bir şey için sonuca varmak doğru değil. Belki başkasına benzettin. İhtimaller fazlayken burada ağlama hadi gidelim.”
Kızaran gözlerle ayağa kalktı zorla Chise destek olarak koluna girdiğinde içinde uğursuz bir his peyda olmuştu. Evet önemsiz bir konu için Lindon akademisinin müdürü buraya kadar gelmezdi.
Bayan Neferinin odasından gelen seslere bakılırsa sadece Ravena çağrılmamıştı. Ne kadar girmek isteseler de Neferin kabul etmemişti. Chise, Coletteyi Wendy ve diğerlerinin yanına götürerek akşam derslerine kadar teselli edip sevgilisine ulaşmaya çalıştılar. Colette turuncu kedisini yanına çağırarak boynuna bir mesaj bağlayıp onu Silvara götürmesini istediğinde asıl olay orada kopmuştu.
Kediler, antik zamanlarda Tanrıların ölüler diyarında ruhlara bekçilik yapması için görevlendirdiği en yüce yaratıklardan biriydi, görevlerini yerine getirdikten sonra bazıları iblislerin çıraklığını yapmışlardı. Colettenin kedisi de onlardan biriydi. İblislerin çıraklığı ile büyütülürken atalarının ruh bekçiliğini miras alarak ölülerin ruhlarını görebilirdi. Olduğu yerde durmaya başladığında Colette durdu.
“Storm neden gitmiyorsun?”
Storm durdu ve etrafına baktı. Colettenin yüzünü patisini dokundurup geri çekildi. Kimse duymuyordu. Hiçbir Cadı kendi hayvanı dışında diğer hayvanları özel güçleri hariç duyamazdı. Storm üzgünce baktı.
“Gidemem. O zaten burada.”
Bir miyavlama duydu herkes fakat Colettenin dizlerinin bağı çözülmüştü. Yutkunamadı. Dudakları titredi. Burnu sızlıyordu ağlamamak için direnen göz yaşları Stormun baktığı yöne baktı. Yemek salonunun kapısına doğru bakıyordu. Kızlar dikkatle onları izlerken Colette.
“Ne demek bu Storm?”
Storm bir kez daha konuştu.
“Colette onun ruhu burada kendisi bu gece Ölüler kapısından geçecek. Fakat şu an sana gülümsüyor ve seni sevdiğini söylüyor. Onu göremediğini bilse de seni görebildiği için çok mutlu.” Diğerleri için birkaç miyavlama Colette için yıkım olmuştu. Yemek salonunu inleten bir haykırmayla ağlarken yere dizlerinin üzerine çökmüştü. Kapının eşiğine bakarak ağlarken içeriye Bayan Neferin, Bay Eldrond ve hem Fioren akademisi hem de Lindon büyücüler akademisinin profesörleri girmişti. Colettenin çığlığı Neferinin kalbine saplandı. Gördüklerinin ona nasıl acı verdiğini tahmin edebiliyordu. Yutkunamadı bile öğrencisinin acı içinde kıvranışlarını görmeye dayanamıyordu. Stormun bakışları ise gerçeği bildiğini gösteriyordu. Neferine doğru başını hafifçe salladı Storm. Etraflarında Silvarın ruhu eşliğinde durdu. Neferin, öğrencisi ile ilgilenecekti ama önce yapması gereken bir görevi vardı. bütün dikkatler zate profesörlerin de ciddi duruşu ile üzerlerine toplanmıştı. Herkes “Neler oluyor?” diye aralarında fısıldaşırken Neferin konuşmaya başladı.
“Sevgili cadılar akademisinin güzel öğrencileri, güzel öğrencilerim. Üzülerek bildirmek zorundayım ki dün gece Lindon büyücüler akademisinde bir büyücü arkadaşınız öldü.” Herkes fısıldaşmaya başlarken Colettin hıçkırıkları artmıştı. Neferinde ağlamak üzereydi.
“Colette’ i odama götürür müsünüz lütfen birazdan geleceğim.”
Profesör Finn Coletteyi salondan çıkarırken üzüntüsünden kendinden geçmek üzereydi. Neferin üzüntüsünden öğrencisine bakamadı. Silvara olan aşkını biliyordu genç ve yaralı bir kalbi iyileştirmek kolay olmayacaktı. Tekrar ilgiyi kendi üzerine topladığında herkes Coletti konuşmaya başlamıştı. Ağlamasının sebebini tahmin etmeye çalışıyorlardı. Üzüntülerinin sebeplerini dedikodu malzemesi yaptıkları için Chise sinirlendi. Colettenin ardından Storm hala olduğu yerde duruyordu. O çoktan Neferinin söyleyeceklerini tahmin edebiliyordu. Uğursuzluğu ve karanlığın tohumlarını hissetmiş fakat bulamamıştı. İşte şimdi ilk kurban ortaya çıkmıştı.
“Detaylarını araştırdıktan sonra sizlerle paylaşacağım faka şimdilik şunu bilmelisiniz ki uğursuz bir güç bizleri bizden önceki nesilleri tehdit ettiği gibi varlığımızı tehdit ediyor. Bu uğursuzluğun ilk kurbanı ikinci sınıf öğrencisi Silvar Vermillion oldu. Bunun önüne geçebilmek adına eskisinden daha dikkatli olmalıyız bu yüzden akademimiz bugünden itibaren tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi tekrar Lindon Büyücüler akademisi ile aynı çatı altında ders vermeye başlayacaktır.”
Uğultular sürerken Neferin elini kaldırdı. Chise şaşkınlıktan ne hissedeceğini bilemezdi. Göğüs kafesi tedirgin ve bir o kadar heyecanla inip kalkmaya başlamıştı.
“Bugünden itibaren akademinin sınırlarından izinsiz çıkış yasaklanmıştır. Bu sorunu kaynağından halledene kadar lütfen izin almadan akademinin sınırlarını terk etmeyin. Bugün dersleriniz iptal edildi çünkü Lindon akademisinin öğrencileri için eski yurtların bakımı ve tadilatı yapılacak. Hepinizin dikkatli olmasını istiyorum daha sonra daha detaylı bir açıklama yapacağım ve lütfen arkadaşınızın ölen sevgilisi için anlayışla yaklaşın. Colettenin yanında bu ani ölümün konuşulmasını istemiyorum ve rica ediyorum.”
“Şimdi Lindon akademisi ile birleşecek miyiz?” Dedi Freya aptal gibi gülümseyerek. Herkes tedirginken Eronu göreceği için mutluluktan uğursuz olayı bile unutmuştu. Chise kızdı.
“Colettenin sevgilisi öldü Freya lütfen buna biraz saygı gösterelim.”
Freya: “Özür dilerim ben gerçekten aptallık ettim.” Gerçekten mahcup bir şekilde saçları ile oynamaya başladı ama haksız değildi apansız bir ölüm vardı ortada ve sebebi tam olarak açıklanmamıştı. O gün Chise Coletteyi görmek istedi fakat bulamamıştı. Tüm gün yurtlarının yanında bulunan yıkılmış ve harabeden farksız yurtlar profesör ve özel Lindon büyücüleri tarafından onarılmıştı. O gece akademinin kapısından büyücüler girerken neredeyse tüm cadılar güllerin arasında onları bekliyorlardı. Kızlarda oradaydı ama Chise mahcuptu Coletteyi görmek istiyordu ama kalbi, kalbi Ace’i görmek için ayaklarını hareket ettirmesine izin vermiyordu. Sonunda gördü büyücü şapkası ve eşyalarının bulunduğu valizleri ile girmişlerdi yanında Darvell, Eron ve Gray vardı. gülmüyorlardı ciddi bir konu üzerinde konuştukları her hallerinden belliydi. O an Diane koşup korkuyla Ace’e sarıldı o an Chise akademi gecesindeki o anı tekrar yaşamıştı. Yutkunamadı bile bakmak istemedi bakışlarını tam yanında kendisine kilitlenen altın gözlere çevirdi. İşte Darvell oradaydı ve çapkın bir şekilde az önceki ciddiyetinden arınmış çapkın bir gülümseme ile kendisine bakıyordu. Bir an için güvendelerdi fakat zamanın bile unuttuğu lanet çoktan kendisine yeni bir kurban bulmuştu….