YAKALANDIN

1056 Kelimeler
Duydukları ile korku içinde yutkundu çünkü Erias’ın sesi bir kuzgun değil bilge bir yıldız keşişi gibi çıkıyordu.... -Erias eğer bir yol biliyorsan anlat bana sende mi görüyorsun görüleri mi? -Hayır ben sadece senin kanındanım ve hislerini hissedebiliyorum fakat ben senden daha yaşlıyım Chise. Atalarım daha güneş bile doğmadığı zamanlarda bile bu dünyada varlardı. Bana gördüğün görüyü anlat eminim sana yardım edebilirim. Chise, Erias’a gördüğü her şeyi anlatmaya başlamıştı fakat korkuyordu, sürekli tedirgin bir şekilde etrafına bakıyordu. Birinin duymasından korkuyordu çünkü içgüdüsel olarak sürekli tetikte kalması gerektiğini hissediyordu. Gece yarısı olduğunu gösteren çan sesini duyduklarında bir an irkildi Chise. -Eskiden kalma bir anıyı hatırlıyorum Chise, kanından sana bağlı olsam da snaki senden önceki hayatımdan kalan bir anı gibi. -Nasıl yani? -Biz kuzgunlar tam dört hayat yaşarız Chise. Bunu mevsimlere de benzetebilirsin ben şu an üçüncüsünü yaşıyorum ve senin anlattıklarınla ilgili geçmiş hayatımdan bir anı silik bir rüzgar gibi zihnimde dolaşıyor. Eskiden çok eskiden Kuzgunlar tüm şifa büyülerinde güçlendirici olarak görev alırlardı özellikle benim gibi beyaz kuzgunların antik zamanlarda ölen kişinin ruhunu ölüler kapısından geçmeden geri bedene getirdiği söylenirdi bunu duyan insanlar sürekli avlayarak nesillerimizi giderek azalttılar ama bir yerde sanki benim kanımı bu lanetin kurbanlarından birini iyileştirmek için kullandıklarını hatırlıyorum ama çok önce. O kadar önceki sanki tozlanmış ve üzeri örümcek ağlarıyla kaplanmış gibi. Chise heyecanlandı. -Erias, peki Arena, akademinin arenasından gerçekten bir kapı var mı bununla ilgili geçmiş yaşantılarında bir anı hatırlıyor musun? -Hayır çünkü her doğduğumda farklı yerlerde idim. İlk olarak Elflerin diyarı Valinor da doğdum, ikinci hayatımı Adalar diyarında ve üçüncü hayatımı ise Lumindell de idim. Şimdiki hizmet ettiğim kişi sensin. -Nasıl bulacağım peki? -Eğer zorlanıyorsan birilerinden yardım alabilirsin. Bunu söyledikten sonra Erias tüylerini kabartıp havalanarak gecenin içerisinde kayboldu Chise ne yapacağını bilemiyordu. O gece tekrar yatakhaneye gittiğinde bütün bedeni ağırlaşmıştı. Tekrar gördüğü manzaraları görmeye cesareti yoktu bu yüzden uyumak istiyordu, Erias’ın nerede olduğunu bilmiyordu ama kendisini koruyabilirdi. Bütün gece uyumakta zorlanmıştı gördüğü görüdeki tüm görüler sürekli rüyalarına bir kabus gibi girmeye başlamıştı. Ertesi gün ise Lindon büyücüleri derste iken Freya neşe ile kahvaltı yapıyordu. Eron ile görüşmek için sabırsızlanırken Juvia da onun gibiydi bir tek Wendy önündeki kitabı karıştırıyordu Chise ise Colette’yi görmek istiyordu fakat en son yemek salonundan çıktığından beri ortada görünmemişti. -Sizce Colette nerede? Freya, ağzındaki lokmayı yutarak baktı. -Bu sabah eşyalarını toplayarak yurttan ayrılmış. Chise şok içerisinde baktı bir an idrak edemedi. -Nasıl?_ ne zaman? Neden? -Bayan Neferin sevgilisinin acı kaybından dolayı bir süre ailesinin yanında istirahat etmesini söylemiş ama duyduğuma göre onu görenler kendi kendine konuştuğunu söylüyorlar sanki delirmiş gibi. Freya söylerken bir parmağını başının yanında döndürmeye başladı. Chise gerçekten üzülmüştü ama Colette için belki de en iyisi buydu fakat keşke giderken haber verseydi. -Sevgilisinin taşlaşırken öldüğünü gördü sence normal değil mi? Wendy, kitabını kapatarak baktı Freya ya. Freya teslim olur gibi ellerini havaya kaldırarak baktı masum masum. -Haklısınız bilge Wendy bu genç ve masum cadıyı affedin. Kızlar hafifçe güldüğünde Freya ve Juvia neşe içinde masadan ayrılarak bir sonraki derse girmeden sevgililerini görmeye gitmişlerdi. Chise Wendy’E doğru eğildi ve kısık bir ses ile sordu. -Wendy sence akademinin arkasındaki arena da gizemli bir şeyler olabilir mi? Normal ve sıradan bir konu konuşuyormuş gibi sormuştu bir yandan da oynadığı tabağından yemekler yiyordu. Wendy gülümsedi, birileri kendisine soru sorduğunda gözleri parlıyor ve bilge bir görünüme bürünüyordu. -Eskiden ejderha binicileri gösteriler falan yaparmış çokta farklı bir şey yok aslında ama Bayan neferin yasaklı kütüphaneler girmemize izin verseydi belki o zaman bir şeyler bulabilirdik fakat belirli kişiler dışında kimsenin girilmesine izin verilmiyor. Chisenin o an aklına bir fikir geldi, eğer bu yasaklı kütüphanelere girebilirse belki o an bir şey bulabilirlerdi. -Anahtarı kimdedir acaba? Wendy seslice gülümsedi. -Chise sence o kadar önemli bilgilerin bulunduğu kütüphaneyi bir anahtarla mı savunurlar. -Peki neyle korunuyor? -Bayan Neferin yasaklı kütüphanenin anahtarını bay Eldrona özellikle yaptırdığı bir bariyer büyüsü ile koruyormuş. Anahtar ve savunma aynı şey. Sanki bizimle dalga geçmek için normal kütüphane ile yasaklı kütüphane arasına sadece demir parmaklıklar çekmişler, her yıl bu bariyeri aşmaya çalışan bir çok kişi yakalanıyormuş ce cezalandırılıyorlarmış. -hımm. -neden sordun? -Merak ettim, dediğin gibi normal kütüphane ile arasında sadece bir demir parmaklık olması garip geldi. -evet. Chise ayağa kalktı ve yine de kütüphaneye bakıp bir yolunu bulmak için oradan ayrıldı. Kütüphaneye indiğinde orada kimseyi görmüyordu boştu zaten normalde de çok dolu olmazdı büyük ve eski rafların arasında dolaşırken kaybolduğunu hissediyordu. Kütüphane uzadıkça uzuyordu ve hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu fakat daha ilk yarısına gelmeden yasaklı kütüphane başlıyordu ve araları bir demir parmaklıkla sınır olarak ayrılmıştı. Sessiz bir şekilde parmakları eski büyük kitaplara dokunurken bir ses duydu o an irkildiğinde rafların arasında bir pat sesi sessizce tam önündeki raftan gelen sesi görmek için kitapların arasına eğildiğinde kalbi yine yerinden fırlayacak gibi atmaya başlamıştı. Ace’in sırtını görüyordu onu tanımıştı ve sesini duymamasına rağmen onun olduğuna emindi kalbi hissediyordu. Bedeni ile hapsettiği kızın sevgilisi olduğuna emindi. Dinlenme vakitlerinde buraya gelmekle hata etmişti ama neden başka yerlere gitmemişlerdi ki sürekli bu görüntülere maruz kalmasından ötürü kendisini kötü hissediyordu bakmak istemiyordu tam o yerden geldiği gibi sessizce ayrılacağı sırada gördüğü ile şok içerisinde olduğu yere çakıldı. Ace, kendi ile rafın arasına sevgilisini değil Chise gibi birinci sınıf cadılardan birini hapsedip kızın saçları ile oynuyordu. Kızda bu durumdan memnundu Chise bu kızı biliyordu. Aradia idi bu çember açabiliyordu ve öbür dünyadaki ruhları bu çembere davet ederek onların enerjilerini hapsedip onları kullanabiliyordu. Ace, Aradia’nın saçlarından başlayıp boynuna, kollarına, göğüslerine resmen bedeninin her yerine rahatça dokunuyordu bu sırada Aradia da, Ace’in yapılı göğsüne şımarıkça sokuluyordu. Chise bu görüntü karşısında otomatik olarak midesi bulanmıştı gitmesi gerekiyordu, tüm bedeni titriyordu ama adım atmaya hali kalmamış gibi ağırlaşmıştı bedeni. Gördükleri onu yıkmıştı ama içinde beslediği o neşeli ve sevgilisine sadık olan Ace şu an gözlerinin önünde ölüyor gibiydi. -Sevgilin gelebilir bırak Ace. Ama Ace bırakmamıştı tam tersine Aradia’nın bir bacağını aralayarak kendi bacağını içeriye doğru itti ve o an sessiz kütüphanede kısık bir inleme sesi duyuldu. Ace yüzünü Aradia’nın boynuna doğru gömerken fısıldamış ama Chise aralarındaki bir raftan dolayı duymuştu. -Gelmez, seni özledim biliyorsun Diane beni senin kadar mutlu edemiyor yatakta. Chise dehşete kapılarak eli ile dudaklarını kapadı, neler görüyordu gözleri hakkı olmadan kalbi öyle bir kırılmıştı ki sadece kendi için değildi Diane gerçekten seviyor gibiyken nasıl bu kadar sadakatsiz ve saygısızca sözler söyleyebilirdi? Orada dururken bacakları karıncalandı Chise’nin ve birden kan dolaşımı hızlanarak arkasına bakmadan koşmaya başladı. Sürekli koşuyordu, Sürekli kaçıyordu ama bu son kaçışı olacaktı çünkü Ace ne kadar hızlı koşsa da görmüştü onu…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE