Tekrar kendine geldiğinde odasında idi. Nefes nefese kalmıştı, korkmuştu, ürkmüştü ve en önemlisi tedirgindi. Gördüklerini idrak etmesi biraz zaman alıyordu bir korku komedisinin içindeymiş gibi hissediyordu. Güvenli denilen bu dört duvar bile artık ona güvenli gelmiyordu. Silvarda bu dört duvar arasında kendini en güvende hissettiği o anda mı yakalanmıştı ölüme?
Görülerinde gördüğü o yerdeki taşlaşan bedenlerin yüzündeki o çaresiz ifadeyi hatırladıkça kanı donuyordu. Artık duramıyordu. Bir ay önceki gibi değildi şu an gerçekten bir tehlikenin içerisinde idiler. Kimseye bir şey demeden yavaşça yatağından kalktı. Kuzgunu Erias kendisine bakıyordu kan kırmızısı gözleri ile. Daha hiç konuşmamıştı kendisi ile ama güçleri geliştikçe Erias ile aralarındaki bağı güçlendirip onun sesini duyacaktı buna olan inancı tamdı.
Yurdun koridorlarında dolaşırken hala ayakta duran ve Lindon akademisinin yurtlarındaki öğrenciler ile sohbet eden bir sürü öğrenci vardı. Resmen daha düne kadar bu saatlerde sessiz bir anı yaşayan akademi şu an capcanlı ve gençlerin aşkları, sohbetleri ile capcanlı idi.
Yavaş yavaş yurttan çıkarak Akademinin arkasındaki arenaya doğru ilerlemeye başladı. Erias da kendisini sessiz bir şekilde takip ediyordu. Gecenin lacivertini beyaz tüyleri ile yırtıyordu. Arenaya geldiğinde durdu. Genç çiftler el ele sarmaş dolaş bir şekilde arenanın karanlık köşelerinde dolanıyordu.
‘Bu kadar insan varken nasıl araştırma yapacağım ki’ dedi kendi kendine. Erias tam omzumun üzerine zarif bir şekilde konduğunda hafifliği karşısında şok olmuştu Chise. İlk kez kendisine bu kadar yakın davranıyordu. Her zaman kendisini uzaktan izleyen bu yaratık bu gece sanki hislerimi anlıyormuş gibi sürekli yanında duruyordu.
Her şey çok normalmiş gibi, yürüyüşe çıkmış gibi arenanın duvarlarının bulunduğu köşeden yürümeye başladı. Önünde öpüşen çiftleri görse de kızarmış bir şekilde gözlerini çeviriyordu arenanın tam ortasındaki duvara doğru vardığında ise karşısına yerdeki minderde kucağına çektiği sevgilisi ile öpüşen Ace ve Diane yı görmesi ile dondu Chise.
Konuşamadı, zira karşısında çift kendisini görmüyordu zaten. Ace belini sardığı Diane’yı öperken ikisi de gözlerini kapatmıştı. Kalbi acıdı o an ne yapacağını bilemedi ve hızla arkasını dönüp koştu Chise. Ne için gelmişti ne ile karşılaşmıştı. Başı dönüyordu, midesi bulanıyordu gördüğü manzara göğsüne büyük bir ağırlık gibi çökmüştü. Akademinin ön bahçesine doğru koşup soluklanmak için durduğunda nefesleri genzini yakıyordu. Birkaç soluktan sonra sakinleşirken bedeni kasıldı. Olamazdı kendine gelmesi gerekiyordu ama bunalmıştı, gördükleri dehşet içerisinde bırakmıştı. Gözleri irileşmişken bir ses duydu.
“Her engelde böyle kaçacak mısın?”
Tok bir sesti, nereden geldiğini görmek için tam yanına baktığında Erias tüylerini asilce savurup kendisine bakıyordu. Duymuştu, konuşmuştu.
“Erias”
Beyaz kuzgun, bir kez daha ses çıkarırken Chise dışında kimse anlayamadı Erias’ı.
“Eğer bu kadar toy olmasaydın beni daha erken duyabilirdin.”
“Erias, neden bahsediyorsun?”
“Eğer aradığını bulmak için uğraşırken her gördüğünde kaçarsan Lanet seni çok kolay ele geçirir.”
Duydukları ile korku içinde yutkundu çünkü Erias’ın sesi bir kuzgun değil bilge bir yıldız keşişi gibi çıkıyordu....