saatler günleri günler ayları aylar yılları kovalar tıpkı çocukken zamanı merak ettiğimiz gibi veya aptalca hatalarımızı unutmak istememiz gibi...
Aynada yüzüme çarptığım su kendime gelmem için az da olsa yardımcı oldu yatağın haline bakıp utandım bu ben olamam havlunun açık bıraktığı bedenimde küçük morluklar vardı uykumu almıştım öğlen olmak üzereydi Ateş daha uyuyordu gece oluşan serüven yüzünden koca yatak kırıldı.
aslında koca bir serüven ve olması gereken şey buydu kocama bakıp hızlıca banyoya girdim yorgunluk bedenimi almış götürüyordu tüm herşeyi temizledikten sonra odaya geri geldim toparlamak gerekiyordu burayı kimse görmeden yakmak daha makul olabilirdi çünkü çok yorgundum
"bebeğim üzerini giyinmen iyi olur birazdan hizmetliler gelip toparlayacaklar" hizmetli ? bu saatte mı bu tam rezillik üstelik herkes aşireti tanırken mı? "Ateş tüm Mardin'e rezil mi ediceksin bizi ben toparlarım" kaşlarını çattı ve beni omuzlarımdan tutup giyinme dolaplarına götürdü dağınık kısa saçları ona çok yakışıyordu dudaklarıma öpücük bırakıp gitti üzerime kısa bir şort birde kocaman tişörtlerinden aldım
o duşta oyalanırken ikimize de güzel bir kahvaltı hazırladım son olarak meyve suyu da koyup masaya servis hazırladım çok fazla kirli çıkarmak istemediğim için ikimize bir tane koca tabak yaptım "oooo benim güzel karım döktürmüş" uzatarak yaptığı konuşma hoşuma gitmişti yanağımı öpüp sofraya oturdu "en sevdiklerinden" göz kırpıp yerime oturdum pankek en sevdiklerimizdi
onunla bir çok ortak noktamız vardı onu seviyordum ama içimde bitmek bilmeyen huzursuzluk ve acı vardı buradan gittikçe uzaklaştım alışır mıyım bilmiyorum ama rahmetli arkadaşımı da çok özlemiştim "bu gün ne yapmak istersin" sorusu düşüncelerimi kenara attı ona baktım bilmiyordum bir fikrim de yoktu omuz silktim uzun zamandır kendim uyuyarak veya kızımla vakit geçirmiyordum burayı istemiyorum sanki
"Ateş ben bilmiyorum burası sanki evim gibi değil artık çok yabancı hissediyorum buraya karşı" sessizkeşti içinden geçen şeyi merak ediyordum ama öfkesi de hissediliyordu "Ahu burası evimiz Mardin bizim evimiz senin de memleketin olur mu öyle şey" bir doğulu erkeğin geri kafalı olması bu şekildeydi özellikle de aşiret içindeyseniz
"Ateş ben kendimi burda kötü hissediyorum sanki buraya ait değil mişim gibi" beni görmezden gelmesi bardağı taşıran son damlaydı sinirle masadan kalkıp kitaplarla dolu olduğunu fark ettiğim odaya girdim gömme raflarla doluydu arkamdan kapıyı kilitleyip yere oturdum sessiz hıçkırıklarım beni serbest bırakmadığı için ağlamam dinmedi "Ahu bak özür dilerim incittiğim için ama bizim kaderimiz de bu" bir kaç kez daha kapıya vurduktan sonra umudu kesip uzaklaştı
herşeyin benden alınmış olması canımı yakıyordu özgürlük yoktu altın kafeste size cenneti bahşettiğini sanan bir grup insan vardı etrafınızda ağlamam daha da şiddetlenirken sanırım bilincim artık benden uzaklaşıyordu.
Gözlerimi açtığımda hava karanlıktı ışığa uzanıp üşüyen bedenime baktım hava soğumuştu yavaşça odadan çıkıp ortak banyoya gittim yüzümü yıkadım ses yoktu etrafta şişen yüzüm soğuk suyun etkisiyle normale dönerken bir bardak su içtim boğazım sanki ağlamaktan kupkuru olmuş bir çöl gibiydi bardağı da yerine bırakıp etrafta ses çıkarmadan gezdim heryer karanlık olduğu için bütün ışıkları yakarak gidiyordum en son yatak odasına geldiğimde Ateş burada da yoktu sanırım gitmişti haber vermeden mı telefonumu arayıp bulamadığımda içime bir panik düştü onun aldığını sanmıyorum ama bir yerde düşürmüş olmalıyım
etrafta dolaşmayı bırakıp oturma odasına gittim televizyonu açtım tolk Sow vardı kadın komik şekilde tiyatro düzenlemiş ve en sonunda yorum yapıyor konukları ile sohbet ediyordu en sevdiklerimden bir tanesi kapı yavaşça açıldığında elinde poşetler ile Ateş geldi saat 10 olmuştu ve hiç uykum kalmamıştı konuşmak dahi istemiyordum peşinden Firuze geldi beni görünce hemen üzerime koştu mor elbisesi ona çok güzel olmuştu "anneciğim seni çok özledim" ona sarılıp o mis kokusunu içime çektim onu çok seviyordum beni hayatta tutan tek o vardı
"bende seni özledim prensesim" ceketini çıkarmasına yardım edip ona çizgi film açtım ve birlikte koltuğa uzanıp izlemeye başladık "anne biliyor musun amcam beni kebap yemeye götürdü" kebap yemeyi seven Küçük prenses kulağa cidden komik geliyordu ama o bayılırdı "peki künefe de yediniz mi?" biraz düşündü ve kafa salladı sessizlik onu neşelendirirdi ve çizgi filme odaklanmaya başladığı an gürültü olsun istemezdi
Ateş ortadan kaybolduğunda onu ve başka şeyleri düşünmek istemedim sadece Firuze vardı benim prensesim, meleğim.
"Ateş sence bana sarı yakışıyor mu?" gözlerini kırparak konuşması onu komik gösteriyordu kahvaltıda böyle yapması garip olsa da Ateşi sevmesi güzeldi "evet güzelim yakışıyor" ikisi sohbet ederken üzerimi değiştirmeye gittim yardımcı olarak gelen Jale masayı toplamak üzereydi üzerime siyah kumaş pantolon ve beyaz sade bir body giyindim saçlarımı da sıkı bir at kuyruğu yapıp hafif bir makyaj yaptım sürdüğüm ruj dudaklarımı ön plana çıkarıyordu
son olarak da beyaz spor ayakkabılarımı giyinip bir palto aldım üzerime aşağı indiğimde Firuze yüzü düşmüş şekilde koltukta oturmuş ayaklarını sallıyordu "meleğim bir şey mi oldu?" bana koşup sıkıca sarıldı hızla Ateş'e döndüm onu da üzmüş olamaz değil mi o kadar da uzun boylu değil hayır buna izin vermem "Ateş ne oldu" bana küçük elleri ile vurup aşağı çekiştirdi Firuze ona doğru eğildim kulağıma sessizce konuşmaya başladı "beni de hastaneye götürür müsün"
yüzünü avuçlarımın içine aldım "sorun ne miniğim" cevap vermeden kucağıma çıktı onu alıp evden çıktım açık olan arabanın arka koltuğuna oturdum Ateş de hiçbir şey söylemiyordu "biriniz artık bana cevap verebilir mi?" Firuze korkmasın diye sesimi sakin ve düşük tutmaya çalıştım "o kadın Ateş'e senin gibi davrandı" gözlerimi aniden kocaman açıldı Firuze korkarak yanlış bir şey yapmış gibi boynuma daha çok sokuldu Ateş ile aynada göz göze geldik "bak ona karşılık vermedim bu beklemediğim bir şeydi" aniden arabayı durdup bunları açıklamaya çalıştığında hızlıca kızımı da alıp yolun kenarına indim hızlı adımlar ile yürümeye başladım o da peşimden geliyordu kucağımda olan bebek yüzünden bana yetişmesi kolaydı ama hayır izin vermezdim
"Ahu beni dinle lütfen" Firuzenin önünde tartışmak istemediğim için olmayan telefonuma da lanetler ettim çantam çok şükür yanımdaydı hızlıca kenarda duran taksi durağına kostüm ve arabaya bindim "lütfen hemen sürün ve acele edin" adam Ateş yetişemeden hızlıca arabayı çalıştırdı onu çok ileride durdurup ücretini ödedim hastaneye daha vardı ama bir telefon bulup Yusuf ile konuşmam gerekiyordu
"bak güzelim bazen yetişkinler anlaşamayabilir sorunlar olabilir ama bir daha böyle şeyler görmene izin vermeyeceğim seni çok seviyorum ve herşeyden koruyacağım" Firuze titreyerek ağlamaya başladığında panik atak geçirmesin diye camı açtım onu öpüp dikkatini dağıttım başka bir taksiye binip Yusuf'un adresini verdim "şimdilik annenin iş yerini boş verelim ve Amcaya gidelim olur mu?" hızlıca beni öptü "Yusuf amcam bizi korur değil mi anne" küçücük çocuğun bunları düşünmesi beni üzüyordu bir emanete böyle bakmak bana doğru gelmese de elimden de gelen bir şey yoktu