Tabrı herkesi affedebilir çünkü o yaratır ve yok eder. Peki ya insanlar?
"bak Ahu sizi de alıp geri dönebilirim kimse bir şey yapamaz en başta o evlileğe izin vermemem gerekiyordu" ileri geri giderken o peşimize düşecek olanlar aklıma geldi sürekli hata yapmaktan çekinmiyordu en önemlisi Firuze bunlara şahit olmuştu "bak beni bulamayınca bir kaç saate kalmaz buraya gelicektir Firuzeyi güvenli bir yere götürmemiz gerekiyor" başını salladı ve düşünmeye başladı huzurlu şekilde odasında uyuyordu küçük kız
"nereye kaçarsak kaçalım o bizi bulucaktır ben onu resmi nikahlı karısıyım Yusuf ne yapabiliriz hem bu yani ben bilmiyorum kafam çok fazla karmaşık buraya çok fazla yabancı hissediyorum ve sanki karşımda tanıdığım o masum Ateş yok" sessiz ama hararetli bir konuşmamız vardı bana Firuze konusunda çok yardımcı oldu ve destek oldu ona minnettardım "ben avukatı arıyacağım sen o adamla boşanıcak mısın bak gerekirse tüm timi onların başına yıkarım Allah şahidim olsun ki yaparım" kapı aniden çok şiddetli şekilde çalması ile ses geçirmeyen çocuk odasına kaçıncı kez şükür ettim bilmiyorum Yusuf kapıyı açması ile Ateşin onun yakasına yapışması bir oldu
"karım nerde lan!" sesli bağırması mı yoksa kükremesi mı demeliyim bilmiyorum gürültüye koştum gözleri alevler içindeydi sanki "ya siz ne yapıyorsunuz Ateş bak yeter artık içerde çocuk uyuyor ve senin bu davranışların artık bir yere kadar" sesimi duyar duymaz Yusuf'u bırakıp itti fakat Yusuf da hiçbir şey olmadı sanırım senelerin birikimiydi "Ateş seni tek celse de içeri atarım beni buna teşvik ettirme" pek sesli olmasa da tehditvari konuşması onu doğruluyordu yapardı "kimsin lan sen it!" tekrar birbirlerine girmek üzereyken aralarına girdim "durun ikiniz de içeri de benim kızım uyurken size izin veremem Ateş yeter bu rezillik" yüzüme şaşkın şekilde baktı
evet o eski Ateş değildi bende aynı şekilde o Ahu değildim "buraya kadar benden buraya kadar bitti" son sözlerim ile sinirden titremeye başladım ve onları bırakıp mutfağa gittim hepsinden yoruldum nefret ettim ve sıkıldım belki de beni evlatlık aldılar ve yabancı olmamın sebebi bunlardı "sizden nefret ediyorum hepinizden nefret ediyorum sadece huzur istiyorum" ağlayarak elimdeki bardağı fırlattım ve yere histerik şekilde çöktüm sayıklamalarım devam ederken Yusuf yanıma çöktü, kendime zarar vermeyeyim diye ellerimi tuttu "Ahu bak lütfen kendine gel özür dilerim biliyorum Firuze için susacağım sizin için" o benimle konuşurken boş şekilde yere baktım Ateşin bizi sessizce izlediğini biliyordum
öfkesini de hissediyordum ama benden artık bu kadardı "ben..." kelimeler geldiği gibi gitmesin diye toparlandım "ben artık durmayacağım geldiğim gibi gideceğim Ateş evleneli çok olmadı ama artık bizden eser kalmadı" Yusuf konuşmanın ikimiz arasında geçeceğini bildiği için sakinleştiğimi anlayıp mutfaktan çıktı "izin veremem Ahu ben seni seviyorum" seviyorum mu ? cidden sahiden artık sadece sevgi yetiyor mu? "Ateş sadece sevmek yeterli değil belki de senin saçma sapan bir saplantın bak ağalar sorun çıkarmasın ve biz anlaşmalı boşanacağız daha sonra bende hiç gelmemiş gibi gideceğim zorluk çıkarma çünkü gideceğim buna da engel olamayacaksın" yanıma çöktüğünde o da benim gibi boş bakmaya başladı
"bak geçmişte olan hatalar veya yanlış anlamalar biz tekrar başlamadık mı neden gidiyorsun Ahu eğer o şerefsiz senin-" lafını yarıda kestim bana o kadar destek olan birine karşı bu şekilde konuşamazdı "Yusuf Asaf benim her daim destekçim oldu kızımın amcası onunla bu şekilde konuşamazsın onunla bir ilgisi yok Ateş sana karşı kalan son sevgi kırıntıları da artık yok oldu bu hastalıklı bir aşk ve artık son veriyorum" sinirle hazmedemeyip kalktı içeri gitmesini beklerken şaşırtıp gitti
"sen daha iyi misin?" Yusuf yanıma gelip oturdu ve ben ağlamaya başlayıp onun omuzuna yaslandım "geçti biticek herşey ben şimdi avukatı arıyorum ve buraya gelicek" hepsi yanlış anlayacaktı ama korkmuyor önemsemiyordum Yusuf sadece bana destek oluyordu "eve gitmeliyiz toplanmam gerek babamın evine gitmeliyiz" peçete ile yüzümü silip ona döndüm "sen Firuzeyi uyandır senin gibi çok uykucu bura da rahat etmiş olmalı uyanmadı bile sanırım birde duvarların da payı var" ona gülümsedim ve sarıldım koruyucu melek gibiydi
sessizce Firuzeyi uyandırıp eşyalarını topladım "neden toplandık anneciğim" onun saçlarını topuz yapıp şişme yeleğini giydirdim "evimize gidiyorum meleğim" uyku sersemi olduğu için ve mutsuzluğundan dolayı konuşmuyordu birlikte evi kilitleyip arabaya bindik ve babamın evine yola çıktık.
"kızım sen ne dersin" Bahar Firuzeyi alıp içeri götürdü ve bizde aile büyükleri ile konuşuyorduk "baba kararım kesin bu evliliğin güzel gitmeyeceği belliydi anlaşmalı şekilde ayrılıyoruz bunu seneler önce yapmamız gerekirdi kısmet bu güne olmuş ben bu rezilliği kaldıramam önce kuzeni şimdi de evin görevlisi" babam sözlerimi duyunca yumuşadı dedem sessizce babama saygı duyarak bizi dinliyordu kadınlar ise dışarıda oturuyorlardı "peki Yusuf oğlum biz daha önce tanışamadık ama sen dürüst mert birisin okumuş asker olmuşsun vatanı sana emanet edebilmişiz kızım da aynı şekilde sana emanettir"
iki tokalaştı Yusuf babamın ve dedemin elini öptü anlayış göstermeleri her zaman benim için çok güzeldi "bu gece bura da kalın yarın ağalar toplanır kararı söyleriz" annem dayanamayıp içeri ağlayarak girdiğinde kuma ve babannem de gelmişti "bu çırpı bacak ne der ağam" kuma olan üvey babanne sözleri zehirli gibiydi her zaman o kadını hiç sevemiyordum "karar verildi Hatun söz size düşmez" yerinde hasetlikten kuduran kadını arkamızda bırakarak salondan çıktık abimler eve yeni geliyordu
beni gördüklerinde birbirlerine baktılar "bizim prenses sen niye geldin Ateş de bura da mı?" bakışlarımı kaçırdım ve büyük abime sarıldım hepsi birden aralarına alıp bana sarıldılar "abi ben boşanıyorum" sessizlik hakimiyetine başladığında şaşırdılar Bartu abim saçlarımı öptü "ben her zaman senin arkadayım güzelim" hepsi beni desteklediğinde elleri cebinde Yusuf bizi izledi
abimler ona da selam verip avluda büyük balkona geçtiler büyük abimler orda otururken küçük iki abim ben Yusuf ve Bahar birlikte benim balkonuma gittik Firuze ona verilen küçük oda da uyumaya devam etti
"öyle işte boşanıyorum" abimler beni dinlediler ve yargılamadılar Bahar üzülmüş gibiydi "evet Yusuf kardeş senin hikayen ne" Serhat Mahsunun kafasına bir tane vurdu "koğuş ağası mısın lan sen" hepimiz onlara güldüğümüz de Yusuf anlatmaya başladı "İstanbul Askeri harekat da askerim 28 yaşına geldim sınırda görevler yaptım şimdi de sonumuz burası işte Ahu ve Firuze için burdayım pek de özel bişi yok" Serhat başını salladı "yani kız kardeşime bunca zaman sen göz kulak oldun" Yusuf yerden bakışlarını bana kaldırdı
"o daha çok kendine baktı abim öldüğünde yengem doğuma dayanamadı ve vasiyeti üzerine Firuzeyi ona verdiklerinde Ahu ile tanıştım bebek doğduğu an ona bağlandı o gün söz verdim Allah onları bana emanet etmiş olmalıydı bende onlara o günden bu yana destek oluyorum"